Sayfa 2/2 İlkİlk 12
14 sonuçtan 11 ile 14 arası

Konu: Balıkçıyı balıkçıdan başka kimse kurtaramaz

  1. #11
    % 10O Lazoğli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Yaş
    51
    Mesajlar
    1.274
    Tecrübe Puanı
    0

    Standart

    Mevzuat yanlızca Denizdemi kökten öyle yaşamıyormuyuz

    Küçük bir zümrenin çıkarları doğrultusudaki mevzuat,

    daha niceleri vaaar ama burası orası değil yazamıyor bazen insan

    Mevzuat gereği


    34 D 1316

    BAKIRKÖY/İSTANBUL


    KİM NE YAPARSA KENDİNE YAPAR

  2. #12
    ___BALIKCI FORUM___ aFaLa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2008
    Yaş
    54
    Mesajlar
    12.719
    Tecrübe Puanı
    2392

    Standart

    konu günceldır arkadaşlar





    Yasa dışı avcılık, Deniz kirliliği ve İllegal deniz avcılığı ülkemizin önde gelen meseleleridir.

  3. #13
    Reİs Burhan Reis - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Yaş
    58
    Mesajlar
    5.673
    Tecrübe Puanı
    930

    Standart

    KONU GÜNCELDİR


    BALIKÇIYI BALIKÇIDAN BAŞKA KİMSE KURTARAMAZ


    Hattı zatında, yazı içindeki alt paragraflarda konu “Asiye nasıl kurtulur” için de açıklandı.
    Bununla beraber, burada konuyu derinliğine biraz daha açmak gerekirse, “BALIKÇIYI BALIKÇIDAN BAŞKA KİMSE KURTARAMAZ”. Neden derseniz? Son sözcüğü derinliğine irdelemek gerekirse, aşağıda verildiği şekilde açıklayabilirim.
    Türkiye balıkçılığını 1972 yılından beri sağlıklı yönettiğini ve balıkçıyı mutlu ettiğini sanan yönetimler. Bunun böyle olmadığını balıkçının vaveylalarından (çığlıklarından) anladılar. Lakin iş işten geçti. Ekonomik önemi olan çoğu balık stokları çöktü. Ekmeğini balıkçılıktan elde eden çilekeş balıkçı, kabzımal, balıkla ilgili gıda sanayi ve balık lokanta işletmecileri televizyon programlarında ve yazılı basında ülke balıkçılığı ve balıkçılığın geleceği konusunda fikir üretir sorunlara çare üretir konuma geldiler.
    Siz balıkçılar olarak, balıkçılık sektöründen sorumlu kurumun balıkçılığımızın geleceği hakkında, bu gün içinde bulunduğu darboğazdan çıkış için, plan, program ve projelerinin olduğu ve balıkçılığın geleceği ve sürdürülebilirliği için kısa ve orta vadede sorunlara çözüm olacak mevcut plan ve projelerinden bahsedildiğini duydunuz mu?
    Eğer cevabınız “evet” ise işler yolunda demek. Fakat cevap “hayır” ise, siz balıkçılardan balık bekleyen yoğun bir tüketici kesimi var. Tüketiciye olan sorumluluğunuz için, kullandığınız balıkçılık kaynaklarında sizin tarafınızdan yapılan üretim(balıkçılık) hatalarının bilimsel yönden araştırılmasını ve araştırma için alt yapı olanaklarının sağlanmasını örgütlü bir yapı içinde tek elde toplamanız gerekir. Her ne kadar yasa da, su, deniz akarsu ve doğal göller hazineye ait deniyorsa da, bu kaynaklar içinde gıda açısından stratejik önemi olan sucul canlı kaynakları üreten siz lisanslı balıkçılarsınız. Biliyorsunuz yasa derki “cürüm işleyen cezasını çeker” Tabi yasa koyucu bu uygulamayı sucul canlı kaynakların yönetiminden sorumlu kuruma da sorması gerekir. Fakat şimdilik bunu bir kalem geçiniz. Nedenine gelince, gelişmiş demokratik ülkelerde gıda açısından stratejik önemi ve projesi sonsuz olan ürünler, politikadan arınmış özerk yapılanma içinde kurumsallaşır.
    Dünyada Balıkçılık ve Kaynak Yönetimleriyle ilgili iki yöntem vardır. Kömür ve Petrol gibi madensel kaynakların aksine sucul canlı kaynaklar yenilenebilen doğal kaynaklardır. Eğer doğal canlı kaynakların korunması ile ilgili yeterli önlemler alınabilirse, bu kaynakları sürdürülebilirliği optimum düzeyde gerçekleşir ve bu kaynakların projeleri sonsuzdur. Bunu yapabilmek için balıkçılık eylemimizi düzenlemek, kaynağın işletilmesini azamide tutmak için, kaynağı çevreleyen eko sistemi muhafaza ve iyi idare etmek zorunluluğu vardır. Balıkçılık kaynaklarının yönetiminden kasıt, balıkçılığın optimum düzeyde işletilmesidir.
    Kaynak yönetimi kaynak ölçüm ve değerlendirilmesine dayandırılarak yürütülür. Diğer bir ifade ile, canlı sucul kaynağın veya balıkçılık kaynağının sağlıklı bir aşamada olup olmadığı, birkaç yöntemle kaynağın verimlilik boyutları incelemeye tabi tutulur. Araştırma ve inceleme sonucu canlı sucul kaynağın sorunları saptanırsa, kaynağın sürdürülebilirliği, kaynağın yapılanması için gerekli girişimler ortaya konur. Daha özel bir anlatımla, kaynağın kullanım şeklinde, bir suiistimal veya dejenerasyon varsa örneğin, küçük balıkların korunması, balıkçılık gücünün dondurulması, bazı avcılık yöntemlerinin düzenlenmesi, gibi yaptırımlar gündeme gelir. Tabi bu gibi uygulamalara başvurulurken canlı sucul kaynakların biyolojik bilgileri ile sucul ortamın limnoloji ve oşinografi bulguları hesaba katılır.
    Bu gün dünyada irdelenen iki balıkçılık yönetim tipi vardır. Bunlardan biri, “Serbest Girişli ve Yukardan Yönetimli” ve/yada Hükümet kontrollü politika altında yürütülen balıkçılık yönetimi. Bu yönetim şekli Avrupa ve ABD görülmektedir. Bu yönetimde temel anlayış, kaynağın sürdürülebilir ve korumak amacıyla yönetilmesi ve isteyen herkesin balıkçılıkla iştigal edebilmesidir. Çünkü sucul canlı kaynaklar insanların ortak malıdır. Sistem içinde kota uygulanması da vardır ve bu her yıl saptanır. Çünkü bazı türler, balık kaynaklarının yönetimini gerektirir. Biyolojik açıdan avlanmaya kota sistemi getirilmesi mantıklıdır. Fakat uygulamada teknik olarak zordur. Örneğin memeliler (Balina yunus – ayı balıkları) ve kemikli balıklardan (Orkinos, Herring, Salmon v.b. türler) Bu yaptırımlar çok miktarda insan gücü ve parayı gerektirir. Yine örnek olarak ABD tarafından Bering Denizi Alautdin adaları demersal balıkçılık kaynakları için yönetim girişimi ve kontroller gösterilebilir.(Discowary TV deki yengeç avcılığı gibi)
    Diğer bir yönetim şekli, balıkçılığa “Sınırlı Giriş ve Tabandan Tavana Yönetim” Bu yönetim şekli uzak doğu ve Japonya’da başarılı olarak uygulanmaktadır. Bu balıkçılık yönetiminde birçok sahil balıkçılığı ve finanse edilmiş büyük ölçekli balıkçılık (Trol- Gırgır-Parakete) ve balıkçılık kaynaklarından ibaret olup, balıkçılık ruhsatı olan, sadece bölgesel balıkçı kooperatif üyeleri, birlikleri ve balıkçılardır. Dolayısıyla Japon balıkçılığı sınırlı giriş ve tabandan tavana doğru olan yönetim şekliyle idare edilir. Bu sistemde balıkçılık yatakları yapılan ruhsat müracaatlarına göre kullanılır.
    Sistemin özelliği, balıkçıların gönüllü olarak balıkçı tekne sayısını, büyüklüğünü, araç – gereçlerini ve av mevsimlerini kendilerinin kontrol ederek canlı sucul kaynaklarını korumalarıdır. Görüldüğü gibi hükümetin canlı sucul kaynak yönetimi için, ayrıca bütçeye yüksek miktarda fon ayırmasına gerek yoktur.
    Balıkçılık kaynakları yönetim stratejileri ise, mevcut balıkçılık verilerinin (üretim, balıkçılık gücü istatistikleri ve balık biyolojisi ile ilgili bilgiler) doğru olarak anlaşılması, balıkçılık ve kaynakların yönetiminde temel unsurdur.
    Bunun için her balıkçılık yatağı veya kaynağının balıkçılık istatistikleri ile ilgili olan veriler (balıkçı tekne sayısı, tekne özellikleri, av araç-gereç adet ve özellikleri, senede çalışılan gün sayısı v.b.) sahada yapılan çalışmalarda konunun uzmanı olan kişiler tarafından toplanmalıdır. Ayrıca av sahalarından balığın karaya çıkarıldığı alanlarda balıkların boy –ağırlık – yaş ve seks gibi biyolojik ölçüm verileri yine konunun ehil kişileri tarafından ölçülmelidir.
    Bu nedenle, balıkçılık kaynaklarının yönetim stratejilerinde bu konularda ehil personeli içeren bir organizasyona gereksinim vardır.
    Canlı sucul kaynaklar yenilenebilen kaynaklar olduğu için, yıl içinde çeşitli faktör ve değişenlere bağlı olarak farklılık gösteren sucul kaynak içi dinamiklerin (fiziksel, kimyasal ve biyolojik parametreler) program dâhilinde sürekli izlenmesi gerekir. Bu da balıkçılık yönetiminin kendi araştırma olanakları ve üniversitelerin balıkçılık araştırma birimleriyle yardımlaşarak oluşturulan bir sistem içinde sağlanabilir.
    Nitekim bizde, ulusal balıkçılığın kalkındırılması amacı doğrultusunda, K/871 sayılı kanunla Ekonomi ve Ticaret Bakanlığı bünyesinde 28.08.1952 tarihinde “Et ve Balık Kurumu” kurulmuştur. Bu kurum kurulduğu tarihten itibaren balıkçılık araştırma konusunda İ.Ü. Fen Fakültesi Hidrobiyoloji Araştırma Enstitüsünü finanse etmiştir.
    1972 yılında ulusal balıkçılığın yönetimi, Tarım Orman ve Köyişleri Bakanlığı bünyesinde kurulan Su Ürünleri genel Müdürlüğüne verilmiştir. 1984 yılında Tarım Bakanlığı içinde yapılan düzenlemelerde Genel Müdürlük teşkilatı Daire Başkanlığına indirilmiştir. Daha sonraki yıllarda yapılan düzenlemeler ve uygulamalar sonucu balıkçılık yönetimi bir hayli sıkıntı yaratan çok başlı bir yönetim şekline girmiştir.
    Balıkçılık yönetiminin en önemli çalışma konularından biri, kaynaklardan sürdürülebilir optimum düzeyde avcılık yapmaktır.
    Buda, araştırmalar sonucu balıkçılık sahalarından elde edilen, aylık mevsimlik av ve ortam parametre veri değerlendirmeleri ışığında, gelecek sezon için balıkçılık düzenlemesinin yapılmasıyla sağlanabilir.
    Bu düzenlemeler, avın yasaklandığı zaman, av alanları, kullanılan av araçları, balıkçılık türüne sınırlamalar, avlanan balık türü için boy veya yaş sınırlaması, ağ göz açıklığı sınırları kalitatif yada balıkçılık gücünün (balıkçı tekne adedi, av araç gereç sayısı) sınırlamaları veya kota getirilerek avlanan balığın sınırlanması gibi kantitatif olabilir. Tüm bu verilerin elde edilmesi ve sonuçlanması şüphesiz balıkçılık araştırmaları için, gerekli olan ehil personel ve teknik alt yapı ile mümkündür.
    Balıkçılık yönetiminin üretim açısından sağlıklı karar verebilmesi, balıkçılık kaynak sörveyleri ve sörveylerin devamlılığı ile mümkündür. Bu sörvey sonuçları şüphesiz canlı sucul kaynakların akıllı kullanımını sağladığı gibi, değerlendirilmeyen canlı kaynaklarında boyutları saptanarak ekonomiye kazandırılması sağlanabilir.
    “BALIKÇIYI BALIKÇIDAN BAŞKASI KURTARAMAZ” derken, kullandığınız kaynağın inisiyatifini (sorumluluğunu) kendi bünyenize alın demek istedim. Hani derler ya “ kendi göbeğini kendin kes”
    Yukarda balıkçılık kaynaklarının yönetim stratejilerinin nasıl olması konusunu özetledim. Bu içerikteki çalışma ve araştırmaların Türkiye balıkçılığından sorumlu kurum tarafından bu güne değin gerçekleşmediği malumunuz. Burada “balıkçı kendi göbeğini nasıl keser” sorusunun yanıtı, yukarda özetlenen balıkçılık yönetim stratejilerini balıkçının örgütlü yapısı içinde kendinin başarmasıdır.
    Biliyorsunuz onlarca yıldır, hükümetler Milli Eğitimimizde başarılı olamadılar. Hem İlköğretim hemde Yüksek ve Üniversite öğretiminde. Fakat toplum eğitimsiz kalmadı. Eğitimi, sosyal dayanışma sorumluluğu içinde oluşturdukları Vakıf Üniversitelerinde mütevelli heyet yöntemi ile, tercih edilir ve kabul görür bir düzeye getirerek yönetmekte ve başarabilmekteler.
    Allah, hepimize en kıymetli hazinemiz olan aklı vermiş. Tabi, balıkçıyı unutmamış ona da aklı vermiş. Eğer aklını mesleğinde (balık avcılığında) yanlış ve bencil kullanırsan, yani, avladığın balığa, en az bir kere yumurta dökerek neslini devam ettirme fırsatı vermezsen seni balıkçı olarak sürüm sürüm süründürürüm demiş. Bunun için, mesleğiniz olan balıkçılığın inceliklerini öğrenin, siz balıkçıların geçimini sağlayan ekonomik öneme haiz balık türlerinin yaşam döngülerini iyi öğrenin. Bu konularda bilgisi olan bilim insanlarından hizmet içi eğitim alınız. Bireysellikten ayrılın, meslektaşlarınızla (gırgır, trol, küçük balıkçı, kültür balıkçısı, kabzımal, dalyan balıkçısı v.b) asgari müştereklerde anlaşarak güçlü bir örgüt yapısı içinde, birlik olun.( Balıkçılık kooperatifi, Türkiye balıkçılık kooperatifleri birliği gibi, veya Türkiye Balıkçılık Vakfı gibi yapıda kurumsallaşınız) Bu kurumsal yapı içinde, balıkçılık konusunda teorik ve uygulamalı bilgi birikimi olan akademisyen, uzman ehil kimseleri görevlendiriniz.
    Yukarda özetlenen iyi niyetli düşüncelerin hayata geçebilmesi için, farklı balıkçılık türlerinin (gırgır, trol, küçük balıkçı, dalyan hatta kültür balıkçıları) Türkiye balıkçılık kaynaklarının sürdürülebilirliği için, asgari müştereklerde birleşmesi ve fikir birliği içinde olmaları gerekir. Çünkü bu farklı avcılık türleri, farklı av araçlarıyla, farklı bölge ve derinliklerde avladıkları balıkları birbirlerinden farklı av güçlerinde (miktarlarda) avlıyorlar. Bir hedef balık türünün azalması, tüm balıkçıları ve pazarlamada aracı olan kabzımalı ilgilendiriyor. Bu da, balıkçılık sektörünün bir zincirin baklaları gibi, birbirlerine göbekten bağlı olduğunun önemli bir kanıtıdır.
    Buradan, sürdürülebilir balıkçılık için, hazırlanacak veya geliştirilecek balıkçılık projesinin finans kaynakları veya finansmanı, geçimini balıkçılıktan ve balıkçılık sektörü halkalarından temin eden bireylerin ve kurumların kazançlarının binde 5 lik (%05) kısmını örgütlü yapıya (Balıkçılık Kooperatifi veya Balıkçılık Vakfı kurumuna) hibe veya zekât olarak yasal bir yapılanma içinde vermekle sağlanabilir.
    Diğer bir ifade ile balıklar balıkçıya şu mesajı vermektedir. “Ey balıkçılar, her sene beni ne miktarlarda avlayacağınızı (tüketeceğinizi) ölçebilmek için, beni avlayarak kazandığınız paranın %05 ni her sene kuracağınız balıkçılık araştırma fonuna zekâtınız olarak vermeniz, benim neslimin hayatta kalabilmesi ve siz balıkçılarında neslinin devam edebilmesi için zorunludur”.
    Buradan balıkçı örgütleri örgüt yapısı içinde, balıkçılık araştırma fonu oluşturarak, Balıkçılık Araştırma Vakfı veya Enstitüsü kurabilir. Bu araştırma vakfı veya enstitüsü orta ve uzun vadede üreteceği balıkçılık araştırma ve geliştirme projeleri ışığında, bölgesinin veya Türkiye denizleri balıkçılığının yol haritasını belirler.
    Yukarıda balıkçılığımızın sağlıklı şekillenmesi ve yol haritasının hazırlanması için, yazıya döktüğüm gerçekler ve önerilerin tartışılması, eleştirilmesi, sağlıklı ve uygulanabilir alternatiflerin oluşması dileğimdir. Şüphesiz bunlar mümkündür.
    Son söz “ölçülmeyen kaynaklar değerlendirilemez, dolayısıyla sağlıklı yönetilemez”
    Balıkçı dostlara rastgele der, kucak dolusu sevgi ve selamlar,



    Ö.Faruk KARA
    ><((((º>`·.¸¸.·´`·.¸¸.-> BALIKÇI FORUM <-.¸¸.·`´·.¸¸.·`<º))))><

  4. #14
    Balıkçı
    Üyelik tarihi
    Aug 2012
    Mesajlar
    252
    Tecrübe Puanı
    97

    Standart

    bizim cami hocası da zekat istiyordu...vergi ayrı, zekat ayrı değil mi karıştırıyorum bazen! birini benden her sene alıyorlar ama hangisini bilmem! fakülteler yada eğitim kurumları bağlı oldukları rektörlükten ayrılan fondan, balık gibi tek gdo suz, tükenebilir besin kaynağını canlandırma adına nasıl para alamazlar. nasıl tübitak gibi kurumlar yapılan projelere destek vermez.! çiftlikçi bile alıyor. hemde diploma işletmeli, sadece imzasını tanıdığın, hiç görmediğin su ürünleri müh alarak.!!..bunda ben hata ararım. hiç gereği olmayan projelere trilyonlar akarken, nasıl olur da bir balıkçılık üzerine, milyonları etkileyen bir sorun üzerine projelere fon ayrılmaz. bunda ben hata ararım. ya proje yapılmıyor ya da yapılan projeler affedersiniz "bi cacık olmaz" nitelikte. orta su trolü attık deyip kalkan tutup geri geliyorsunuz derim. 2010 da yazılmış bu yazı hala tık yok! 24 mt ve çinekop boyu derseniz, yapmayın el insaf da derim.! ille fon oluşturun yapalım derseniz, bi projeyi koyun yazılı olarak önümüze, biz gerekirse fonu da ayarlarız sizi de denetleriz.!saygılar..

Sayfa 2/2 İlkİlk 12

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. Balıkçı ve Ruhu
    By Levent in forum Balıkçı Kahvesi
    Cevap: 3
    Son Mesaj: 25.06.10, 02:11

Bookmarks

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
BALIKCI FORUM