Sayfa 1/3 123 SonSon
21 sonuçtan 1 ile 10 arası

Konu: 1989-2015= 26 Yıl Sonra Neredeyiz ? 1. blm

  1. #1
    Reİs cumhur gezen - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Yaş
    53
    Mesajlar
    2.690
    Tecrübe Puanı
    0

    Standart 1989-2015= 26 Yıl Sonra Neredeyiz ? 1. blm

    Geçmişi bilmeyen geleceğini göremez !! deyimi bu konu için söylenmiş bir sözdür, Yazı uzun olsada okuyup bütünü hakkında bilginiz olursa yorumlamanız daha kolay olacaktır, önemli gördüğüm paragrafları ayrı renkle vurgulamaya çalıştım; 26 yıl sonra olmayan Balıkçılığımız için Rastgele.


    İSTANBUL TİCARET ODASI - TÜRKİYE SU ÜRÜNLERİ KÜÇÜK KURULTAYI 20/22-Eylül-1989

    Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  rsm2.jpg
Görüntüleme: 10
Büyüklüğü:  71.7 KB (Kilobyte)
ID:	15120


    Denizlerimizdeki Üretim
    KEMAL YARAR


    1.tebliği
    DENizLERiMizDEKi ÜRETiM
    Kemal YARAR
    Türkiye çapında toplandığımız bu, "SU ÜRÜNLERi KÜÇÜK KURULTAYr'na katılarak hangi yônüyle olursa olsun katkıda bulunan tüm Kuruluş ve değerli şahıslara en içten şükranlarımı arz ederim.80 yılı aşan bir geçmişte, ailece bu sektöre hizmet vererek ve de menfaatlenerek çalışan benim için bu topluluğun değeri, ölçülere sığmayacaı, kadar büyük ve anlamlıdır.Bu mutluluk içinde saygılarımı sunarak mevzuuma giriyorum.
    Aslında, denizlerimizdeki üretim hakkında, bu kurultayla alakalı tüm şahıslar bumevzuu çok iyi bilmektedir. Bendeniz, tebliğimin ağırlığını "ÜRETiM SORUNLARI"na ayırdım. Hedefim bunların kurultayda tartışılmasının teminidir.
    Anadoluya yerleşen tüm Kavimler, başta Akdeniz olmak üzere Yurdumuzu çevreleyen denizlerden daima yararlanmışlardır. Osmanlı devri balıkçılığı, Roma balıkçlllğının kopyasıdır. Romalılar, o günün teknolojisine göre statik avcılık sistemi ile üretim yaparlardı. En kolay ve ekonomik olanı, seçerek çalışmışlardır.
    Cumhuriyetimiz, Türk balıkçılığrnı, bu sistem içinde buldu ve 66 yılda, çok cepheli, uzun ve çileli çalışmalarla, bugünkü iftihar edilecek seviyeye getirdi. Bildiğiniz gibi, Türk Deniz Balıkçılığı bugün kıyı balıkçılığı yapmaktadır ve modern balıkçılığın gereksimi tüm teknik cihazlarla, ekipler donanmış durumdadır.


    Tebliğimin akışı içinde, bazı cephelerdeki mücadelemize değineceğim. Bunun neticesi sorunlarımız çok daha iyi anlaşılacaktır. Üç tarafı denizlerle çevrili yurdumuzda balık avcrlığımız, denizlerimizin karakteri açısından değişiklik gösterir. Örneğin; Karadeniz Marmara birleşimi sularımızda, plajik yani göç balıkçılığını esas almıştır, DERMASAL yani dip balıkçılığı 2. derecede kal mıştır.
    Ege Denizi, göç ve dip balıkçılığı açısından birbirine yakın olmasına rağmen daha çok dip balığı avcılığına önem vermiştir.
    Akdeniz tam manasıyla dip balıkçılığına yöneliktir. Yalnız şunu hemen belirteyim ki, hangidenlzlerimizde olursa olsun, Türk balıkçısı münhasıran yalnız göç veya dip balıklarını avlar demiyorum. Mevsime göre, birçok bahkçımız. her iki balıkçılığı ve hatta değişik usullerle av yapmaktadır.


    1923 yılında Boğaz ve Marmara'da 25 - 30 dalyanla üretimi sürdüren istanbul ve civarı balıkçıları, daha ileri balıkçı milletler çalışmalarını duyarak, okuyarak, Bizansın statik avcılığını terk etme yollarını aradı ve dinamik balıkçılığa yönelerek, her sene av, alet ve usullerinde yenilikler yaparak üretimi arttırdılar. Hatırlanmasında yarar olduğu için senelere göre üretim rakamları vereceğim. Burada mühim sorunumuz
    var. 1923 yılında resmı rakam olarak, istanbuı Balıkhanesi istatistiklerini, eski Balıkhane taşınırken, gördüm. 9.000 Ton civarı idi. Keza 1952 yılına kadar, yalnız istanbul Balıkhanesinden bilgi almak mümkün olmuştur. Diğer balıkhaneler ki, pekçok vilayetimizde bile yoktu, dolayısıyla hiç bir bilgi alamadık.
    Fakat 1923 yılı dahil 1915'den itibaren Osmanlı borçlarının ödenmesi için DUVUNU UMUMiYENiN kontroluna giren balık üretimimize ait rakamsal bilgileri arşivlerde bulmak benim için mümkün olmadı. Dolayısıyla 1923 yılının 9.000 ton olarak ifade ettiğim rakam sahih olmamasına rağmen şimdi ifade ettiğim gibi doğru kabul ediyoruz.
    Rakamlardaki eksikliklere bir-iki örnek verebiliriz. 1928-1935 yıllarında hamsi üretiminin büyük bir kısmı tarlalara dökülmüş, keza denize dökülen palamut, torik, uskumru ve çiroz istatistiklere girmeyen mühim miktardır. Bundan dolayı, vereceğim rakkamlann tam ve hakiki değerler olmadığını peşinen arz etmek isterim.


    iLK SORUNUMUZ BUDUR.
    Yani üretimimizin hakiki rakamını bilmiyoruz.Oradan,buradan topladığımız bilgilerle bir noktaya geliyoruz ve bunu ister istemez kabul ediyoruz. Üzerinde ciddiyetle durulması gereken bir sorun. DPT'nin 1985 yılında neşrettiği rakamların bir kısmını sunmak istiyorum.
    (Bu rakamlar sadece denizlerimizdeki üretimdir. iç sulara ait bilgiler diğer'tebliğde
    görülecektir.)
    Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  rsm1.jpg
Görüntüleme: 8
Büyüklüğü:  75.8 KB (Kilobyte)
ID:	15119


    Bir kere daha ifade edeyim ki; Bu rakkam ve oranlar 8300 km kıyı şeridindeki, denizlerimize ait rakamlardır. Türkiye genelindeki üretimimizi ele almak için 180.000km uzunluğundaki nehirlerimizi, 1000 adetten çok fazla göl, gölet ve çiftliklerin üretimini hesaba katmak lazımdır.
    Balık yetiştirme ve balık stoklarını muhafaza açısında~ coğrafi durumumuz denizlerimizdeki suhunet ve tuzluluk farklılıkları nedeniyle dünyada ender şansa sahip bir ülkeyiz.


    Bu hakikati üretim açısından yanlış değerlendiren pek çok kimse, -balıkçılıkla alakalı veya değil- üretimimizin azlığını Türk balıkçısının iptidai çalışmasına bağlamaktadır.
    Tartışılması gereken bizce çok mühim bir iddiadır.


    Burada yatan Sorun; 3 tarafı denizle çevrili ülkemizde, üretim bu kadar az ise, balıkçılığı bilmiyoruz demektir. Yanlış olan bu görüşü şöyle açıklayabiliriz.
    1) Türk balıkçısı, kıyı balıkçılığı yapmakta ve bu çerçeve içinde, tüm gelişmiş balıkçı milletlerin, avlama sistem ve usullerini tatbik etmekte ve de en modern cihazlarla donanmış bulunmaktadır.
    2) Kalkınmada, sanayileşme modeli, eksik tatbik edilmiş, fabrikaların zararlı atıkları nötralize edilmeden, deniz ve iç sularımıza atılmış veya dökülmüştür. Bu da balık yaşamını etkilemiş, bir kısım türler denizlerimizden başka sulara göç etmiştir.
    Bu 'noktadan itibaren sorunlar daha da çoğalacak ve mevzua başka, başka cephelerden bakmak gerekecektir.
    Bakınız, 1960'dan beri ilerleyen sanayi çalışmalarımızdan çok sonra, 22.3.1971 de neşredilen 1380 sayılı kanuna rağmen, alakalı bakanlıklar ve teşkilatı, kanun maddelerini takipte çok zorluk çekti.
    '
    Hepimizin iftihar ettiği bugünkü sanayi potansiyelimiz uğruna, hepimize tüm deniz ve iç sulanmızda, nerede ise ürünlerin yok olmasına seyirci kaldık.
    Bir örnek; Seneleree Türk Sularında avladığımız USKUMRU artık yok. Büyük çapta ihraç ettiğimiz USKUMRUYU, şimdi ithal ediyoruz. Çok üzücü netice.
    Kısacası, bir taraftan sanayi atıkları, diğer taraftan, kendini bilmez balıkçıların tahribi ile, bu güzel vatanımızın suları çoraklaşmağa itildi. Bunun günahını kim üslenecek?
    Her halde yalnız Tarım Bakanlığı değiL. Biz Balıkçıların bu davada çok büyük günahı olduğunu inkar edemeyiz.


    NE YAPACAGIZ?
    Aynı umursamaz sistem devam ederse, bizden sonraki kuşakların, her halde, hayır duasını alacak değiliz, ..


    SORUN ORTADA; Sulanmız hergün biraz daha kirleniyor ve denizlerimiz gözler önünde ölüme terk edilmektedir. 1380 sayılı kanun bu hali önleyecek güçtedir. Fakat kontrol kadrosunun eksikliği ve menfaat ihtirası, felaketimizi, hızlandırmaktadır.


    Çare olarak teklifimiz şudur:
    ilk elde, başta balıkçılar olmak üzere bilinçli personel yetiştirip, tüm sularımıza sahip çıkacak orduyu kurmak lazımdır. Başka hal çaresi aramak faidesiz ve zaman kaybına sebep olacaktır. Türkiye'nin kıyı şeridi uzunluğu, nehirler, göl ve göletlerle balık .çiftliklerinin kontrolü açısından 1600-2000 personele ihtiyaç vardır. Tabii, bunlara verilecek araç ve gereçlerini de düşünürsek ciddi bir parasal durumla karşı karşıyayız.
    Hayli oldukça zor bir sorun.
    Ama, eninde sonunda bu ordu kurulacaktır. Yapılmaması halinde menfaat denen o korkunç canavar hakimiyetini sürdürecek ve tüm sularımızda hayatı yok edecektir.
    Bir ata sözümüz vardır:
    "AKAN SU KİR TUTMAZ" denirdi, şimdi artık akan su kir tutuyor. İşte bu ata sözünü yerine getirirsek, temel sorunumuzu halletmiş oluruz. Her hükümet, milletinin daha müreffeh yaşamasını temin etmek için çalışır ve bunun için programlar yapar.
    Refahın bir tarafı da dengeli beslenmedir. Neden Türk Ulusu da hakkı olan proteini ucuz ve kolayca temin edemesin?
    Tekrar ediyorum, 1380 sayılı kanun ilk tedbirleri alacak güçtedir. Diğer taraftan, 5 yıllık kalkınma plânlan kanun haline geldikten sonra, geçmiş hükümetler dahil, bunları takip edememişlerdi. Daha sonra, fırsat bulursam, değineceğim bir hususu burada hemen zikretmek istiyorum. Balıkçılığımızın sorunları, evvelâ beslenme açısından tüketiciyi, iş mevzuu açısından çalışma hayatımızı, ihracaat açısından ekonomimizle sıkı sıkıya bağlıdır. Bu derece çok yönlü bir sektörün, 5-6 Bakanlığa muhatap olması, sorunların çözümünü
    adeta imkânsız hale sokmuştur ve sokacaktır.
    Temel sorunun hallini biz bu nedenle süratle Hükümet Kademesinde bir "SU ÜRÜNLERİ BAKANLİĞİ" kurulmasını teklif ediyoruz. Ederim demiyorum, çünkü bu haklı isteği tüm balıkçılarımız istiyor.
    Bu bakanlık Türkiye'nin şartları açısından er geç kurulacaktır. Tecrübelerime istinaden bunu iddia ediyorum.


    Çünkü aklın yolu birdir. Ne mutlu o günleri görecek balıkçılara.


    Balık üretimimizi dünya balık üretimi ile karşılaştırırsak, şüphesiz pembe bir tablo göremeyiz. Senelik 9 - 10 milyon tonluk üretimle Japonya, arkasından Sovyetler, Amerika, Çin, Peru ve Kanada gibi milletler hep milyon tonları aşmışlardır. Bizim üretemimiz,bildiğiniz gibi, 500 - 600 bin ton civarıdır. Ve sıralamada senelere göre (25 -30) ncı sıralarda yer almaktayız.
    Avrupa'daki yerimize gelince,
    Danimarka'nın 1.800.000 ton
    İspanya'nın 1.200.000 "
    Norveç'in 1.200.000 "
    İsveç ve İngiltere'nin 800.000 "
    Fransa'nın 700.000 " tonluk üretiminin arkasından 7 veya 8 nci sırayı almaktayız. Önceden de arzettiğim gibi, bu rakamlar ortalama rakamlar olup hersene değişmekte ve dolayisile milletlerin sırasına da tesir etmektedir. Yalnız şu varki, uzun zamandan beri Danimarka Avrupa'da başı çekmektedir. Mühim olan, bu üretimi, İspanya'nın 1700, Fransa'nın 12500, İtalya'nın 13000 adet küçüklü, büyüklü teknelerine karşı Danimarka 7.000 adet.tekne ile gerçekleştirmesidir.
    Danimarka'da, tetkike değer bir balıkçılık yapıldığı anlaşılıyor. Türkiye, üretimini nasıl yükseltebilir.


    . . Kurultayın bir hedefi de budur.


    Coğrafi durumumuz itibarile Avrupalı balıkçılann üretimini yakalamak, bence ilk hedefimiz olmalıdır.
    Burada ilk önerimiz, bilgimizi genişliğine ve derinliğine en kısa zamanda kuvvetlendirmek ve bunları derhal balıkçılık sektörüne aktarmaktır. İnancıma göre, Denizlerimizin sahibi olan Tarım Bakanlığı üretime etkinliği olan bazı hususlarla, gereği kadar îlgilenememektedir.
    Şunu ifade etmek istiyorum. Karadeniz, Marmara, Ege ve Akdenizin etütleri ne dereceye gelmiştir. Yani bu denizlerdeki, canlıların oluşturduğu topluluğun, yani balık potansiyelinin sınıflandırılması, çevre ile ilişkileri, Fizyolojileri, yaşama süreleri, avlanma devreleri ve yerleri ve yetiştirilmeleri.Tarım Bakanlığımızca istenen seviyede henüz tetkik ettiklerine inanmıyorum. Yanılmış olmayı çok isterim.
    Bugün bu bilgiler tam olsa idi, 1380 sayılı kanunda trol yasaklarının 3 mil sınırını, her halde başka bir ölçüye göre verilirdi. Karadeniz'in 1700 km. yi bulan şerit içinde % 20'slni bile bulmayan bir mıntıkada av yapılacak sığlık vardır. Bu yerler ve çalışma zamanları kati tespit edilmeli idi. Karadeniz'de trol avcılığının
    çok ciddi kontrolü ancak bu sayede mümkün olurdu. Gidip görünki, Karadenizin her sahil şehrinde mutlaka trol takımına rastlarsınız.


    O halde bunlar avcılığı 3 milin içinde yapmaktadır.


    Eğer, bunların çalışması mahzurlu değil ise 1380 sayılı kanuna göre yasaklanmış bu halin kanundan çıkarılması lazımdır. Olmazki, hem yasak olacak ve hemde vatandaş suçlu çalışacak ve teşkilat suspus oturacak olmaz böyle şey ne olursa olsun denizlerimizi katli olarak tanımamız gerekir.Bu bilgi sorunu uzun vadeli olsada mutlaka yerine getirilmelidir.
    Bu arada, Karadeniz'deki bir başka hadiseyi huzurunuza getirmek istiyorum.Karadeniz Terkos Karaburun, Kömür işletmelerinin çıkardığı cürufu deniz kenarına yığması işi kükürtlü bu yığının bulanıklığı, akıntı ve rüzgarların yardımıyla boğaz ve hatta Marmaraya taşınıyor. Üretime, ters yönde etki yapan bu durumu çok iyi etüt etmek gerekmektedir. Her hâlde, işletme sahiplerile, yasak olan bu hâlin derhâl görüşülmesi lazımdır. Aksi halde, çok mahdut olan av müddeti içinde, zaten fırtınalarla uğraşan balıkçı, birde plajik balıkları, bu şartlar altında görmeden Marmara ve Çanakkale'den çıkışlarını hayıfla ve esefle seyreder ve edecektir. Bildiğiniz gibi, Karadeniz'de balık avcılığı Türkiyenin % 80 üretimini temin eder ve bu oran aynı zamanda muhacir balıkları kapsar. Eğer balıkçı, muhaceret sırasında, balığı baştan itibaren avlayamazsa, iflâsa mahkum olur. Sırası geldiği için, üretimle alakalı çok mühim bir sorunu dile getireceğim. Eksik, yanlış veya geç alınmış ekonomik kararlar diğer sektörlerde olduğu gibi, bizim balıkçılığımıza da menfi tesir etmektedir.
    Beslenmede, balığın değer ve ehemmiyeti hepimizce bilinmektedir. Ve yine biliyoruz ki balık ucuz olduğu nisbette, geniş halk topluluğuna sunmak imıkanı doğar ve protein açısından, kısmi de olsa protein eksikliğini telafi ederiz. Fiyatın ucuzlaması bol üretimle olur. Bu da fiyatı ucuzlatır.

    Bizim sloganımız "Bol üretim, ucuz gıdadır.


    Azda olsa, bu sektördeki üretimin artırılması hayat pahalılığını yani enflasyonu da düşürme istikametinde faideli olacaktır. üretimin çoğaltılmasında, bizim sektörde akaryakıt başta gelmektedir. Önce söylediğimiz gibi, Türkiyenin balık üretiminin % 80 ni muhacir- Plajik balıklardan temin edilmektedir.
    Denizlerimizdeki muhaceret (İlkbahar - Yaz) ve (Sonbahar - Kış) olmak üzere iki yönlüdür. Bugünkü tatbikatta, birinci devreye avlanma yasağı konulduğu için, biz şimdilik kış avcılığından bahsedelim. Karadeniz'den boğazlara - oradan Marmara'ya ve nihayet Ege'ye göç eden balıklann avlanması coğrafi şartlara bağlı olduğu hepimizin malumudur. Şartlar elverdiği müddetde, balığı bu göç yolunda takip etmek suretile üretimin tamamen içinde bulunmak mümkündür. Bu sayede bol avlanma şansımızda bir hayli büyük olur.
    Balığı takip, tabiat şartları açısından ne kadar zor ve güç ise, ekonomik bakımdan daha zorlayıcıdır. Devamlı artan akaryakıt fiatları muvacehesinde, avcılık çalışmalannda balığı göremez veya bulamaz isek, tüm emekler boşa gidecek ve tonlarca mazot faidesiz yanmış, yani harcanmış olacaktır.
    Eğer üretici gereği kadar mali güçte değil ise, mecburen balığı takip edemiyecek ve bulunduğu yerde yeni bir sürünün gelmesini bekleyecektir.
    Bu hâl maalesef olmakta ve istenen üretim umumiyetle yapılamamaktadır. Balıkçının belini büken en büyük olay az üretmektir. Bu hadise de dikkate alınacak nokta sadece akaryakıt fiatının ele alınmasıdır. Zira balığın yaşama şartlanna hakim olamadığımıza göre, balığı takip ve avcılığın devamlılığı için elde mutlaka gereği kadar
    mazot bulunması şarttır.
    Eğer bu yoksa, üretim de yoktur. Yani, üretimin çoğaltılması ortadan kalkıyor, başka bir değimle hedefimizden uzaklaşmaya mahkum oluyoruz.
    Bu sorunun çözümü, diğer dünya balıkçısı milletlerin bu sahada neler yaptığını, göz önüne almak suretile, mümkündür. Örneğin, Fransa balıkçısına, normal akaryakıt fiatının % 25 civarında, Yunanistan % 30, Japonya % 50 civarında indirim yapmaktadır. Bu rakamlar İstanbul balıkçılar derneğinin 20 senedenberi yaptığı araştırmalarla dış memleketlerdeki ticaret ateşeliklerinden alınmıştır. Bugün indirim oranlan değişmiş
    ise, eminimki, üretici yararına yapılmıştır. Dernek olarak, bu mevzuda yaptığımız her müracaatla, hükümetler, karşımıza daima diğer sektör üreticilerini çıkarmıştır. Savunulan gerekçe, üreticiler arasında adaletsizlik yaratmamaktır.
    Bilindiği gibi, balıkçılık, avcılıktır. Gidersiniz, çalışırsınız, ama, birçok defa hiç bir av yapamazsınız, neticede pek büyük olan masraflar heba olmuştur. Kısacası, deniz balıkçısı tıpkı zürra gibi tabiat şartlarına ve zararlarına maruzdur. Ve fakat fazla olarak, balıkçının üreticiliği tamamen şansa bağlıdır.
    Adaletsizlik yaratmamak görüşü. Deniz avcılığı ile toprak işlemesi arasındaki farkı bilememezlikten gelmek demektir. Asıl adaletsizlik buradadır. Fazla olarak, her hükümet zürranın ürünlerini, sübvanse ederek (asgari fiat)'la satın almaktadır. Ama, balıkçının üretimi tamamen arz ve talebe bırakılmıştır.


    Bol üretimde, maliyetin çok altında satılan balığa devlet tarafından hiç bir yardım yapılmamaktadır.


    Öyle ümit ederimki, üretimdeki çok mühim olan bu sorunun çözümü, diğer balıkçı milletlerinki gibi halledilir. Aksi hâlde bugünkü kıyı balıkçılığımızdan daha fazla üretim beklemek hem hayal ve hem de haksızlık olur.
    Aslında bizim hedefimiz, en azından nüfus artışımıza paralel olarak üretimimizi devamlı olarak artırmaktır. Temennimiz odur ki, bu küçük Kurultay çalışmalan, asıl hedef şartımızın tahakkuku için, geri dönülmez adım olsun. Üretimin bağlı olduğu mühim bir sorun da deniz dibi statüsüdür.
    Bu mesele 1380 sayılı kanunda ele alınmış ve yasaklar faslına konmuştur. Acizane tecrübi bilgilerine, göre, işin vehemeti gösterilerek, kararlar alınmalı idi kontrol da buna göre çok ciddi olurdu.


    Deniz dibi, bünyesinde taşıdığı, yahut sakladığı balık gıdası olarak bildiğimiz plankton ve diğer ekonomik ve besin değeri büyük balık için yem olan diğer su ürünleri depoları bozulmadıkça, üretimimiz mutlaka artacaktır.


    Bilinçsiz inşaata girmek nasıl tehlikeli ve yasak ise deniz dibi statüsünü bozmak tahrip etmek ondan daha tehlikeli ve yasaktır.
    1936'lardan itibaren muhacir balıkçılığımızda görülen (Marmara Denizi'nde) yatma hadisesi, işte bu dip statüsünün dokunulmazlığı sayesinde olmuştur.
    O devirde Karadeniz'den - Akdeniz'e doğru hicret eden plajik balıklar, coğrafi veya başka bir nedenle Marmara Denizi'ne geç gelmekte ve buradan başka denizlere göç etmeğe lüzum görmeden, beslenmesini dipteki gıda deposundan, yani mevcut potansiyelden temin ederek Marmarada kalma imkanını buldular sonraları bu adeta alışkanlık oldu, senelerce bu duruma şahit olduk.


    2'nci Cihan Harbinde, yalnız İstanbul'dan, her gün vagonlar ve diğer nakil vasıtalarıyla, Almanya, İtalya ve diğer memleketlere işte bu plajik balıklardan tonlarca ihracat yapıldı. Üzülerek ifade edeyimki, bu üretimin mühim kısmı zaman zaman denize döküldü.
    Kullandığımız av aletlerinde, bugünkülerin yanında çok iptidai idi. İşte Tann'nın bize bahşettiği bu nimeti önce dip statüsünü bozmak ve sonra da deniz kirliliğine kıymet vermeyerek, teptik. Düşünün Marmara bir yuva ve Türk balıkçısına mevsiminde devamlı av veriyor, ama biz bunu tahrip ediyoruz.


    Tabii tahrip edenlerin başında balıkçılanmız gelmektedir. Bunu sırasile kum çıkaranlar denizi çöp tenekesi sanıp çer çöp, cüruf ve toprağı Marmara'ya dökenler takip etti.
    Kolayca ifade ettiğimiz bu hadiseler, Türk neslinin beslenmesi ve ekonomik olarak ihracatı ile sıkı, sıkıya bağlıdır.
    Özetlersek, üretimi artırmak için eğitim, deniz kirliğinden kurtulma, nakliye, barınak limanlar, ihracat, soğuk zincir ve balıkhaneler gibi önde gelen mevzulara büyük değer vermek zorundayız.


    Buna teşvikleri eklemek şarttır. Biz, bütün mevzulardan daha mühimi olarak kültür balıkçılığını görmekteyiz ve iddia ediyoruz ki Türk balıkçılığı kültür balıkçılığı ile ancak üst seviyelere çıkabilir.


    Kısaca, Türk baiıkçılığında istikbal kültür balıkçılığındadır.


    Herbiri, ayrı birer tebliğ mevzu olan bu meselelere kurultay boyunca değinileceğinden bendeniz temas etmiyeceğim sözlerimi bitirirken derneğimizin 2 çalışmasına değinmeden geçemiyeceğim 1 - Liman ve kıyı kaptanlığı, 2 - Telsiz kursları dernek bütçesi çok zayıf, seneye yardım bekliyoruz.
    Aynlan zamanı aşmadığıma eminim, beni sabırla dinlemiş olmanızdan ötürü hepinize teşekkürlerimi arz eder saygı ve sevgilerimi sunanm efendim.




    BAŞKAN: Sayın Yarar konuşmanızdan dolayı size çok teşekkür ediyorum.Evet efendim buyurun sorulara.


    SORU - DOÇ. MUSTAFA KARABATAK: Sayın Yarar kardeşleri ki, biri allah rahmet eylesin aramızdan ayrılmış, uzun yıllardan beri tanırım ve geniş bilgive tecrübeye sahip olan kişilerden hayatta kalan tanrıdan uzun ömürler diüyorum. Hemen hemen sonlardan, birkaç kişiden biridir. O nedenle bu kurultayda, bundan önceki sempozyumlarda da yararlandığım gibi, kendi görüşlerinden ve fikirlerinden çok yararlandım. Öğretimin TanmBakanlığı yetkililerinin ve Devlet Planlama Teşkilatının yıllardan beri verdiği yüksek rakamlar seviyesinde olmadığı görüşüne tamamen katıldığımı belirtmek isterim. Bunun yanında bir sorum şu olacaktır. Yaklaşımı doğrudur, fakat her suyun, her gölün, her denizin bir biyolojik kapasitesi vardır. Onun sonunu zorlayamayız. İstediğimiz kadar zorlayalım, verimli bir üretim elde edemeyiz. Sayın Yarar'ın yaklaşımı yani şu yönden göç zamanı hamsi, istavrit, palamut, uskumru gibi balıklann göç ettiği devrede, ne yapıp, edip,-bütün imkânlanmızı seferber edelim, o balığı yakalayalım görüşüne katılıyorum. Ama bütün buna rağmen, biyolojik kapasite stoklann yapısı bilinmeden de üretimi artıramayacağız görüşündeyim, acaba ben yanlış mı anladım. Bir sorum, son yıllarda hamsi balığında benim denizlerle olan çalışmam çok sınırlıdır. Genellikle Türkiye gölleri üzerinde çalışmam vardır. Ama stok çalışması gölde de aynı sistemdedir, denizde de aynı sistemdedir. Son yıllarda hamsi balıklannın boylarında küçülme var, acaba bu küçülme gırgır ağlannın veyahutta ağ gözlerinin küçüklüğüyle mi ilgilidir, başka bir neden mi vardır, öğrenmek için soruyorum.
    Teşekkür ederim.


    SORU - AZMİ MUTLU: Yalıköy Balıkçılık Kooperatifinden, Fatsa. Muhterem arkadaşlarım, başkan ve bilim adamları. Sayın Kemal Yarar, Türkiye balıkçılığını çok güzel bir genel çerçeve olarak tanımladılar. Burada geniş biraz genişçe bir tarafını istatistik! bilgiye teksif ettiler. İstatistiki bilgi, aşağı yukarı doğrudur. Şöyleki, biz 1969 yılına kadar balıkçı olarak doğru istatistiki bilgi vermedik. Çünkü biliyorsunuz, her toplantıda da arz ettiğim gibi balıkçı camiası ilkokul mesafesinde bir eğitim seviyesindedir. Devlet bir yerde yatırım yapacaksa, onun o bölgedeki potansiyelini arar. Mesela Karadeniz kıyılarında 4,5 milyon insan yaşıyor. Siz diyorsunuz ki ben 500 ton tuttum. Öbürü 500 ton tuttu. 30 takım var. Ve burada 6 bin ton civarında bir üretim var.
    Peki, 6 bin ton civarında, kişi başına balık tüketimi 3 kilo olsa bunu tüketir. O zaman da ne balık unu fabrikasına ihtiyaç var, ne de bunun değerlendirmesine İhtiyaç var. Ve böyle seneler geçti. Sonra biz bunun bilincine vardık. Dikkat edilirse, 1969'dan sonraki rakamlar tamamen değişik bir durum göstermiştir. Biz balıkçılar olarak, herkesin kaç kilo balık tuttuğunu biliyoruz. Bilmesek zaten onu takip etmezsek, avcılığımızı
    yapamayız. Bizde tabi daha fazla üretim yapma, tutma hırsımız olduğundan, bunları takip ettik. İkinci konu, Danimarka'nın diğer devletlerden çok balık avlaması hususunu vurguladılar. Bu konu iyi bir organizasyon ve devlet teşviki, yeni teknoloji sayesinde açık denizde olan bir hadise. Biz Türkiye balıkçısı olarak, kıyı balıkçılığımız doyum noktasına gelmiştir. Bundan evvelki toplantılarda da söylediğim gibi, biz artık açık deniz balıkçılığına müsaitiz. Bundan evvel şöyle söylemiştim. Biz açık deniz balıkçılığına müsait değiliz. Çünkü, kaptan derecesinde yeteriik belgemiz yoktur. Uluslararası seyri sefer kaidelerini bilmiyoruz. Telsiz kullanacak operatörlerimiz yoktur. Ve bazı eksikliklerimiz vardı. Bunlan biz bu toplantılarda dile getirmek suretiyle
    sağolsun, devletimizi temsil edenler, bize bu imkânlan sağladılar. Kaptan yeterlik belgesine de malik olduk, telsiz kullanma ruhsatına malik olduk. Telsizler verildi. Gemilerimizi büyüttük. Şimdi ancak onların yaptığı sistemi uygulamak suretiyle biz ancak açık deniz balıkçılığına geçebiliriz. Kemal beyin de bahsettiği gibi, 100 milyon lira alan bir balıkçıya % 30 hibe veriyor. 20 sene vade tanıyor. % 3 yirmi sene % 3 eşit taksitlerle ödeme imkânı tanıyor. % 30 hatta % 100 ucuz petrol kullanımına müsaade ediyor. Bu şekilde özendirici bir hal eğer bize verilirse, biz bu üretimi bu kıyı üretiminden açık deniz balıkçılığına hemen geçebiliriz. Çünkü müsaitiz. Akdeniz balıkçılığını kısaca söyleyeyim. Akdeniz'de bu zamana kadar avcılık yapılmıyordu. Fakat tabii balıkçılığı kim yapar, en fakir adam yapar. Fakir adam Karadeniz bölgesi fakir olduğu için Karadeniz'de avlanmıştır. Şimdi biz yavaş yavaş Akdenize de kayıyoruz. Bundan sonrası istatistiklere bakacaksınız, oralarda da artık % 20'- lere % 30'lara Türkiye üretiminin % 50'ye varan bölümünü oradan temin etmeğe gayret edeceğiz. Ve Akdeniz'de balık var. Giden arkadaşlanmızla bu hususta görüştük ve biz hazırlanıyoruz.
    Biz kuruluşumuzdan şu ana kadar devletin nezdinde ziraatçi statüsünde icrai sanat ediyoruz. Devlet bizi ziraatçi olarak kabul etmiş. Oysa ziraatla çok ayrı bir konumumuz var. Bir ziraatçinin faaliyetini düşünelim, bahçesine gidecek bir çiftçi eğer o gün hava yağmurlu ise, fırtınalıysa, tarlasına gitmeyebilir. Ve o gün bu çiftçinin hiçbir kaybı yoktur. Hiç de-mazot yakmaz. Fakat bir balıkçı 8 kuvvetinde fırtınayla dahi balığı aramak, çalışmak mecburiyetindedir. Çünkü 30 kişi, 35 kişi adamı doyurmak,bakımını üstlenmek mecburiyetindedir. Devletten kredi almıştır. Bu bakımdan balıkbulması garantisi de yoktur. 3-5 gün böyle devam ettikten sonra depoda mazotu bitecektir.
    Hayatını zar zor devam ettiren balıkçı tekrar mazot alabilmesi zor. Akaryakıt fiyatlannın yükselmesinden en çok etkilenen balıkçıdır. Balıkçıdan başka bütün işkollarında yakıt zam gördüğünde herkes, üretimine zam yapabiliyor. Fakat balıkçılıkta balığa zam yapmak balıkçının elinde değildir. Arz ve talebe bağlıdır. Balık bolsa, fiyat ucuz, balık azsa fiyat yüksek olur. Balıkçılıkla uğraşan dünya ülkelerinin çoğunda balıkçıya mazot ucuz verilmekte demin arz etmiştim.
    Bir de usulsüz avlanma dediler Kemal bey, usulsüz avlanma bunun kontrolü ancak Türkiye'de etkili bir balıkçılık müessesiyle mümkündür. Kemal bey bunu bakanlık olarak söylediler. Ancak ben başka türlü düşünüyorum. Balıkçının bir oda gibi, aidatlanyla desteklediği bir müesseseye ihtiyaç var Türkiye'de. Bu konfederasyon olabilir. Birlik olarak, bir balıkçılar birliği, yalnız Trabzon'daki balıkçılık birliği, Marmara'daki balıkçılık birliği, Ege'de, Akdeniz'de ve Göller bölgesinde oluşacak kooperatifler birliğinin üst seviyesinde olmak suretiyle bu devletten daha etkili bir denetim yapabilir. Çünkü, bir üreticisinin kârı diğer üreticisinin zararına olduğunu görmek suretiyle onu orda avlattırmaz. Bu mümkündür.


    SORU - İLHAM ARTÜZ: Biyolog. Sayın Kemal Yarar'la aşağı yukan 40 senelik bir zamandan beri su ürünleri konusunda çalışmaları beraber yürütüyoruz. Benim tam bu sene 40. senem bu konuda. Onun için birşeyler öğrenmeye başladım bu arada. Söylemek istediğim şeylerden birisi, istatistikler acaba Türkiyedeki üretimi az mı gösteriyor, çok mu gösteriyor. Bunun için elimizde bir kriter yok. Yani bilemiyoruz. Çok mudur, az mıdır diye. Fakat burada bir şeye nazarı dikkati celbetmek istiyorum.
    Eğer daha evvel su ürünleri ile ilgili istatistik bültenlere baktığınızda çok değişik rakamlar
    görmüş olacaksınız.
    Bir tanesi, Türkiyede hemen hemen hiç bir üniversite yok ki, bu su ürünleri konusunda araştırma yapmasın, öğretim üyeleri bulunmasın ve Türkiye'de hakikaten dünya çapında mesela Fethi Akçıray gibi, dünya balıkçılığında isim yapmış bir kimsenin kitaplan varken, bu istatistiklerin altında Türkçe ismi, İngilizce
    ismi bilinemiyor, hangi balık olduğu bilinemiyor diye her sayfada bir tane asterisk düşmüş, böyle bir şey olamaz. Bütün Türkiye sulannda bulunan balıklann hepsi 270 tane, bunu artık ikinci sınıfa geçmiş olan bir öğrenci dahi öğrenmesi lazım. Yine beni şüpheye düşüren şeylerden bir tanesi, mesela, bazı bültenlerde Karadenizde kaplumbağa. Sonra hiç olmayan yerlerde sazan balığının avlanması. Demek ki doğrudan doğruya olsa olsa metodu ki, Türkiyede en çok geçerli olan istatistik metodlanndan biridir bu. Olsa olsa, metoduyla hazırlanmış olan bir bültenden ileri gitmiyor.


    İkincisi, göçler hakkında sayın Kemal Yarar çok haklı söylediler. Karadeniz'den hepimizin bildiği gibi, yazlık, kışlık göçler var. Fakat bu göçleri engelleyen faktörleri eğer biz yaratıyorsak, bu göçler tamamen ortadan kalkacaktır. İşte uskumru, uskumru tamamen ortadan kalktı. Ve şimdi yurt dışından uskumru ithal etmek durumuna kadar geldik. Bunlann en başında Sayın Kemal Yarar'ın çok isabetle işaret ettikleri gibi, Haliç suyunun Marmara'ya doğru aktarılması. Artık Karadeniz'den kış sezonunda veya yaz sezonunda, yahutta Akdeniz'den Karadeniz'e olan göçlerin büyük bir bölümü tamamen bir perdeyle engellenmiştir. Bu perde de bulanıklık perdesidir. Kemal Yarar balıkları "biz görerek avlıyoruz" dedi. Artık bu kalktı. Balıkçılık görerek değil, ekosanderlerle görerek avlıyor ama, görüş çok önemli bir nokta, balık görerek avlıyor.
    İki tip balık var, bir tanesi filtre eden yani hamsi gibi su içerisindeki planktonu filtre ederek beslenenler, bir de palamut, torik vs. görerek avlanan balıklar ki bunlar en önemli balıklanmız arasına giriyorlar. Bunların bütün imkânlan kalktı. Yüzlerce literatürde kaynak gösterebilirim. Mesela orkinoslar, bulanık olan yerlerde oraya girmeden çok uzaklardan dolaşarak başka yerlere gitmektedirler. Bu çok önemli bir faktör. Bu uygulama
    mutlaka durdurulmalıdır. Yalnız balıkçılık açısından değil, insan sağlığı açısından da. Diğer bir şey de sayın Kemal Yarar hatırlarlar, 1964 yılında açık deniz balıkçılığına çıkılması için bir sempozyum düzenledim. Ve orada yalvardım, gidelim diye ve hatta bizim için dedim en son fırsat, çünkü o sıralarda denizler parselleniyordu ve ondan sonra hakikaten parsellendi. Fakat yine de ümidimi yitirmiş değilim. Ama iyi
    bir dışişleri teşkilatı kurulmadıktan sonra bizim böyle bir şeyi yapmamıza imkân yok.




    SORU - MEHMET ÖKSÜZ: Samsun Balıkçılar İstihsal Ve Satış Kooperatifi başkanıyım.
    Bizim konumuz biraz daha değişik bölge bakımından. Başta sorumu soruyorum. Sayın Kemal Yarar acaba biliyorlar mı gün geçtikçe diğer balıklardan nasibini alamayan, yahutta parasal yönden masraflarını karşılamayan, en ekonomik araç olan trol balıkçılığına balıkçımızın büyük ölçüde yöneldiğini bugün 1988-1989 av döneminde aşağı yukan 20'ye yakın trol meslektaşımız aramıza katıldı. Samsun'un büyük bir sorunu vardır. Karadeniz'in büyük kısmı trola kapanmıştır. Sovyetler Kalkan balığı için yasak koymuştur. Araştırmalar yıllardır devam ediyor. Bir sonuç alamadık. Özellikle bu soruyu Tarım Bakanlığı yetkililerine sormak istedim ama, soru muhatabımız Kemal YARAR olduğu için acaba bu araştırmalar neticesinden haberi var mıdır? Bu sahaların trola açilması için bize bir ışık tutacaklar mı? Ki, amaç istihsal diyoruz.
    Dip balıklarını istihsal edecek troldan başka, Türkiye'de ve dünyada bir istihsal aracı var mıdır? Bunu da bilmek istiyoruz. Çünkü Avrupa devletlerini de gezdiklerini ve bilgî sahibi olduklarını, ben de acizane olarak 1984 de dünya balıkçılık meslek fuarına katılmak-üzere bu kürsüden sizlere iletmiştim. İtalya'ya kadar da bütün avcılık sisteminin trolda ağırlık olduğunu gördüm. Özellikle şimdi ısrarla söylüyorumı ki, biz Karadeniz
    trol balıkçısı olarak Ege'de Yunanistan'a karşı 16 balıkçı gemimizle bayrağımızı dalgalandırdık. Ve ihracata büyük katkıda bulunduk. Balıkhanede gördüğüm kadarıyla bugün tespit ettiğim kadar, % 80 balıkçılığın, trol balıklan satılıyordu. Demek ki bu istihsalde söz sahibi olduğumuzu gösterir. Bununla da iftihar ediyoruz. Fakat bu trol küçümsenmesin, Türkiye'de buna yön tayin edilsin. 1380 sayılı kanunu hepimiz biliyoruz, bütün balıkçı biliyor. Fakat usulüne uygun avlandığı takdîrde.trolun ulusal ekonomiye büyük yararları olduğu bilinmektedir. Karadenizin 4 te 3'ü trolâ kapalıdır. Bunu belki ilgililer bilir. Fakat biz yıllardır çaba sarfetmemize rağmen sözümüz geçerli olmadı. Sayın Kemal Beyle, ilgililerin bu kurultayın da büyük katkısı olur da işte bu üst düzeyde Türkiye balıkçılığını temsil eden bakanlık artık tahmin etmiyorum da, inşallah genel müdürlük kurulur.


    BAŞKAN: Teşekkür ederiz. Buyurun. İsminizi rica edelim.


    SORU - SÜLEYMAN ER: Gemliğin Fıstıklı köyünden balıkçı kooperatifi başkanı
    Sayın başkan, sayın misafirler, sayın balıkçı arkadaşlar, Türkiye sularında troî avlanmak, serbest mi değil mi, evvela bütün sularda, eğer bu eskiden beri yasak ise, yasak uygulanacaksa, kanunlann işlemesi lazım. Bizim Marmara'da. Gemlik Körfezi'nde bugün 500'den fazla trol çalışmaktadır. Bu kanun niye çalışmıyor; Niye tatbik edilmiyor.
    Eskiden boğazda, Karadeniz'de, 3 mil açıkta trol çalışıyordu. Bunu duyuyorduk, ama boğazdan içeri girerken trol mühürleniyordu. Bugün kanun tatbik edilmiyor.
    Bu eğer böyle gidecekse, yasakları kaldırmak lazım. Bu kanunlar çalışacaksa, çalışsın, çalışmayacaksa, o zaman kaldırmıak lazım. Yani devlete düşen iş kanunlan uygulamak. Ben Gemlik seminerinde kooperatifler toplantısında kontrol şube başkanına dedim ki, Yunanistan'daki gibi tatbik edilmedikten sonra biz bunun önüne geçemeyiz.
    Nasıl yapacağız dedi?
    = İki tanesinin tayfasını alacağız, imha edeceğiz. =
    Milli servet dedi.
    = Deniz milli servet değil mi dedim.=


    İki tanesini imha edersin, 102 tanesi kurtulur.
    Bu şekilde ve bu kanunların işlemesini istiyorum. Benim sorum bundan ibaret.




    SORU : NECDET ALTINBAŞ: Anadolukavak Kooperatif başkanıyım. Kemal beyeiki tane soru soracağım. Tebliğinin başında kredilerden bahsetti. Ve biz de hep beraber Ziraat Bankasını alkışladık. Güzel bir olay yardımcı oluyor. Ve ben kendisinden şunu istiyorum. Soru bir, yüzde lO'lardan başlayan zirai krediler, bugün % 43'e-çıkmıştır. Sebepleri nedir? Teşvik himaye kanunları çiğnenmiş midir? Bize yardımcı mıdır, faydalı mıdır, değil midir? İkinci de sayın bakanım çok güzel ışık tuttular. Öyle ümit ediyorum ki kendileri benden de genç, biz artık ihtiyarladık, yarım asırlık olduk. Çok güzel bir konuya değindiler.
    Yabancı şirketlerin Türk balıkçılığına katkısı için. üretimin çoğalması için icabında bir yığın şirketlerle ortaklık olasılığı, ben Kemal beye gene bir üretim açısından soruyorum. Eğer o yabancı şirketler gelip üretime katılırsa, bizim üretime faydalı mı olur? Faydasız mı olur onu cevaplandırılmasını istiyorum.
    Çünkü, biz bunun örneklerini 53, 57 lerde çektik. Etem bey zamanında uskumru balığına lambalar geldi, Çanakkaleden dışarı, üretim durdu.


    BAŞKAN: Buyrun efendim, siz istediniz. Sonra size vereceğim, buyrun.


    SORU = SUAT PINAR: Yeşiller Partisi'ndenim, ama sorum kendi adımadır.
    Birinci sorum, Karadeniz'de % 80 balık üretimi olduğu, Ege'de % 5, Akdeniz'de % 3 olduğunu başkanımız ifade etti. Bu bir istatistiki araştırmanın sonucudur herhalde. Benim öğrenmek istediğim Ege'de balık mı yoktur. Akdeniz'de balık mı yoktur. Balık var mıdır? Bu konuda bir araştırma yapılmış mı? Eğer bu konuda araştırma yapılmamışsa, yapılmasını yetkililerden rica edeceğim. AmA kimden isterlerse kendileri, devletten
    mi ister, kendileri mi yapar,
    ikinci sorum. Marmara kirlendi, Karadenizde balıkları nasıl yakalayalım. Yok balık akımı oluyor. Hepsini yakalayalım. Yakalayalım da biliyorsunuz bu üretim bir gün gelir biter. Yerine yenilerinin çıkması lazım. Marmara'da eskiden palamut yakalıyorlardı. Şimdi bir tane yok. İki gün evvel ben gazetede okudum, Halic'i temizliyor, Marmara'ya atıyor fakat 28,. 30, 40 tane dere var. O dereler tekrar kirletiyor diye. Bu Marmara kirleniyor. Akabinde Karadeniz'e gidiyor bu sular. Karadeniz'de kirleniyor. Bu konuda sizin derneğinizin bir çalışmaları var mı? Karadeniz de kirleniyordur Benim düşüncem şu ki, bu daha çok yakalamaktan ziyade tabi daha çok yakalayalım fakat daha çoğalsın önemli olan. Yakalamak için daha çoğalacak ki, yakalayalım daha çoğunu.
    Karadeniz'de de bir fabrikalar vardır. Bu fabrikaların atık suyunun arıtılıp, denizlere veya göllere atılması icabeder. Eğer biz bunu yapmazsak, yann bir gün Karadeniz'de de balığı bulamayacağız gibi geliyor bana.
    2. soru; Bunun üzerine yerel yönetimler sıkıştırılacak mı, sıkıştırılacaksa bakanlık vasıtasıyla değil de, bizim balıkçılar derneği vasıtasıyla olmasını düşünüyorum, sizin düşüncelerinizi öğrenmek istiyorum.
    3. sorum, biz devletten ucuza mazot alalım diyorsunuz, öteki sektörlerin ihtiyacı yok. Bakın bütün sektörlerin ucuz mazota ihtiyacı var. Bugün karşımızda ihracatçı var, ihracatta nakliye pahalıya mal oluyor. Maliyet
    yükseliyor, ihracat düşüyor diyor. Sebze, meyve üretiminde üretici tarlada suluyor, sebzesini mazot pahalı, gübresi pahalı, o da devletten istiyor. Biz devamlı devletten istiyecek miyiz?




    SORU - ZAFER MURAT DEMİRTAŞ: Birlik Basın Yayın Danışmanıyım. Balıkçının üretimi artırabilmesi için birtakım şeyler sunuluyor. Bunlardan birisi, balıkçı üretimi artırabilmesi için eğitimsiz olan balıkçının eğitilmesi gerekiyor. Bir kere balıkçımız gerçekten eğitimsiz. % 40'mm yaş ortalaması, 50-60 m üzerinde. Genç balıkçı, çocuğumuz denize çıkıp balıkçı olmasın diye, çocuğunu balıkçı yapmıyor. Burada bir gerçek var. Balıkçının eğitimi de örgütlenmeden geçer.
    Şimdi Kemal beye sorum bu.
    Kemal bey 40 yılı aşkın bir süredir Türk balıkçılığına hizmet eden kişi, niçin bu güne kadar örgütlenmede rol almamış? Türkiye 40 yıldır niçin federasyon konfederasyon olamamış? Bunu sormak istiyorum.




    CEVAPLAR = KEMÂL YARAR: Çok teşekkür ederim efendim öncelikle 8 arkadaşımız söz aldi. Soru veya katkı şekliyle hakikaten çok istifadeli konuşmalar yaptılar. Bu bakımdan hepinize bu 8 arkadaşa da ayn ayrı teşekkür ederim. Sayın hocam, Mustafa Karabatak'ın bazı mevzularda bana uymuş olmasından büyük bir haz duydum, güç aldım.
    Sorusu olarak hamsilerin neden küçüldüğünü, ağ gözlerine mi bağlarsınız diye sordunuz? Bildiğiniz gibi hocam hamsilerin, yaş ortalaması 3-4 yıldır. Ve ilk larvadan sonraki halleri çok küçük bir halde görülür, bu geçen seneki tesadüfen avladığımız balıklar bu genç nesil. Bundan evvelki nesil ne oldu? Öldü mü? Kaçtı mı? Zaten efendim bunda hiç şüphesiz, ağ gözlerinin küçültülmeslnin rolü var.
    Yalnız oranı nedir? Onu kati olarak tetkik etmedikçe söylemek çok zor. Ama bu ihtiras var ya, daha çok tutayım. Biz ne yaparsak yapalım, bu sular muayyen miktarda canlı yetiştirebilir. O topluluğa hayat verebilir. Ama biz bunun hepsini almaya kalkarsak, bu sefer yanlış bir avcılıkla işte İlham beyin de söylediği gibi uskumru gibi hamsiyi de sonuna getiririz.
    Bir de iddia ediliyor, ben o iddianın doğruluğunu TÜBİTAK'tan öğrenmedikçe iştirak edemiyorum. O da balıkçımızın ifade ettiği tabiri kullanıyorum. Taramalı radar, yani büyük voltajlı aletlerin muayyen yerlerde birçok balıklan oradan kaçırdığını ifade ediyorlar. Yahutta bazılan bayıltıyor, öldürüyor. Bunlar TÜBİTAK'tan gelmedikçe ben henüz buna iştirak edemiyorum. Bunun da bir katkısı olabileceğini- kısaca arz etmek isterim.


    Azmi Mutlu arkadaşıma teşekkür ederim. Sual yok ama o kadar güzel mevzulara temas edip, benim eksikliklerimi kapattılar ki, mesela balıkçılanmızın mutlak surette bilinçli hale getirilmesi lazım. Kendi sahalannda tabii.
    Yoksa, onlara tarihi veyahutta fiziği öğretme meselesi değil ama kendi sahalannda bir bilinçli hale getirilmesi lazım. Biz çok küçük imkânlarımızla, biz derken bizim İstanbul Balıkçılar Derneği'nI söylüyorum. Balıkçılar Derneği, son iki seneden beri, hatta 3 seneden beri, bütün balıkçılanmıza yeni yetişen balıkçılanmıza, kıyı kaptanlığı, liman kaptanlığı, vs. gibi, mevzularda bilinçlenmesi için kurslar kuruyoruz. Tabii, ulaştırma
    bakanı burada olsaydı, ona da şahsen teşekkür edecektim. Onlar bize büyük imkânlarla yardımda bulunuyorlar. Bizler de bocaları temin ediyoruz ve bu suretle hem kaptanlık mevzulannda, aynca bir de telsiz kurslan yapıyoruz ve keza bunlar da balıkçılanmızın eksik taraflarını kapatıyor. Bu bizim derneğimizin çok küçük, naçizane işleri. Ümit ediyorum ki, gerek aidiyeti cihetiyle Ulaştırma Bakanlığı gerek Deniz Ticaret Odası bu mevzulara, hatta çok sevdiğimiz için belki bizi de kırmaz, sayın başkanımızın
    sayesinde belki de mesleki kurslar içerisinde bir de böyle telsiz veyahutta kaptanlık gibi bazı kurslan da koymak suretiyle odamız da yardımda bulunur. O zaman daha geniş bir kitleye hitap etmiş oluruz.


    Yalnız balıkçılarımız değil, kontrol mekanizmasındakiler de bazıları bilinçsiz Mesela bir misal size arzedeyim. Biliyorsunuz bu sene ilk defa yasaklarda bizi fevkalade mütehassıs eden bir madde koydular. Tür
    yasağı, palamut ve toriği Nisandan itibarenryasak koydular. Bu fevkalade mükemmel isabetli bir yasaktı. Fakat Balıkesir civarında, Ayvalık civannda bir balıkçımız, torik tutmuş, sahile geliyor, orada orman muhafaza memuru geliyor. Diyor ki, yasak beyim diyor.


    Sizi zabıt tutacağım diyor, bak torik tuttunuz. Aman kardeşim ne toriğidiyor. Bu lüferin büyüğü diyor, kofana bu kofana. Nasıl torik dersin diyor. Kofana mıdiyor. Evet. Kofana diyor. E o zaman mesele yok diyor.


    Şimdi böyle hadiselere tabiçok büyük kontrol kitlesinin de bilinçli olması lazım. Bu en basit balık tanıma esprisi. Ve ben .tebliğimde balıkçılık bakanlığı niçin kurulsun dememin bir maddesi de oydu.
    Çok büyük hüsnüniyetle çalışılıyor. Hakikaten devletin o kademesi büyük bir hüsnüniyetle var gücüyle çalışıyor ama, kadro kifayetsiz. Düşünün 8300 kilometre şerit. Bilmem kaç tane göl. Nehir, şu bu. Bunu kontrol edecek beş müessese olur mu, beş tane genel müdürlüğe bağlı, bölge müdürlüğü vs. Olmaz. En aşağı 1500-2000 personellazım. Bu 2000 personele, araç, gereç lazım. Bu büyük bir parasal sorun. Bunu yerine getirebilmek için mutlaka tek bir bakanlık lazım ki, uğraşabilsin, büyük bir bütçeyle bu işleri görsün. Yoksa ne yaparsak yapalım, bugünkü imkânlarla devlete eğer bizler yardımcı olmazsak, bu kontrol siteminden her zaman şikayet edeceğiz, nitekim Süleyman Er beyin söylediği, hadise, yine sadece kontroldaki kifayetsiz personelden doğdu. Yani o kadromuz yok. O kadro bir teşkilatla kurulur, bu da büyük bir iş. 1380 sayılı kanunda teşkilat kurma mevzuu yok mu? Var. Var ama, onu yapmak için de, bütçe, bütçeyi hazırlamak. Fakat bakanlık da nihayet bunu eğer kabul eder ve bütün bürokratlar da inanırlarsa, hakikaten bir balıkçılık bakanlığının, yani su ürünleri bakanlığının kurulmasında çok yarar vardır.
    O zaman büyük çapta işlerimiz hallolacak yani, ana mevzumuz halledilmiş olacak.


    Sayın Azmi bey teşviklere deyindiniz.
    Bir tanesini de ben sizlere söyleyeyim. Mesela Fransızların ilk yaptıklan, balıkçısına yaptıklan gemi için yarı bedelini hibe ederler. Bir gemi 200 milyona maloluyorsa, misal olarak söyleyeyim. 100 milyonunu hiçbir bedel almadan kendisine öder ve ondan sonra geri kalanı % 3 gibi % 1 gibi faizle, geri kalanı uzun faizle verir. Teşvikler böyle. Tabi bu teşvikleri numune almak bugün de maatteessüf çok işleri olmasına rağmen Tarım bakanlığına düşüyor. Yani dünya balıkçı devletlerinin teşviklerini mutlaka bakmışlardır zannediyorum, ama Türkiye'nin şartları buna elverir mi? Elvermez mi? Tabi bu kadar da bilgim yok. Bunlar hep bütçe meselesiyle alakalı. Türkiye'nin her türlü işiyle alakalı mevzular.
    Akdeniz'de balıkçılık, eğer daha fazla çalışılırsa, %20'ye çıkar. Buna derhal hayır demek mümkün değil ama, şu kadannı söyleyeyim ki, bugün biraz evvel sayın Doç. Dr. Mustafa beyefendinin de söylediği gibi, bazı sulann
    taşıdığı yahut yaşattığı popülasyon bir yere kadar, bugün Akdeniz etrafındaki 17-20 denizci ve balıkçı milletlerin çalışmasıyla iki milyon tonu zor geçiyor. Akdeniz aslında balıkçı tabiriyle çöl bir denizdir. Orada çok büyük bir üretim olmaz. Ama bizimkine, % 20 katabilir mi? Mutlaka eğer büyük bir bilinçli çalışma yaparsak, o noktaya gideriz diye ben de ümit ediyorum. Ve hedefimiz de bu olmalıdır.
    Mazot konusuna artık dokunmayacağım. Çünkü mazot hususunda haksızlık katiyen yoktur. Çünkü zürrani yapmış olduğu bol üretimi, herhangi bir şekilde heba olmasın diye devlet, ki bunu takdirle karşılıyoruz. Bir asgari fiyat koymuştur. Sübvanse etmek için müstahsili. Ama bakın, ki, balıkçıda böyle bir sübvansiyon yok. Yani balıkçı bir kazara bol hamsi tutsa, ne yapıyor? Kullanılmayacak vaziyet hasıl olduğu zaman tarlaya gönderiyor.
    Bunu devlet tıpkı zürra gibi, sübvanse etse, asgari bir fiyata alsa, işte o zaman hiçbir yükümüz kalmaz. Adaletsizlik burada.


    Balıkçılıkta, konfederasyon meselesi, yahut bir odanın teşekkülü vs. Devlet, hükümetolarak, bir bakanlık olarak bitaraflık çok mühim mevzudur. Devlet her tarafakarşı mesul olduğu için, bitaraflık olur. Biz konfederasyonun karşısında değiliz.Ama konfederasyonlar kurulsun, birçok teşkilatlar kurulsun fakat yine de tek bakanlık olsun.


    Sayın Akyüz kardeşime, istatistikler çok mu yazıyor, az mı? Zaman geliyor hiç yazmıyor, zaman geliyor çok yazıyor. Yani ortada bir hata var. Onu ifade etmek istedim. Bazen bir seneler denize döktüklerimizi kaale almamış olduğumuz seneler, yahut gübre olarak attığımız seneler az geçmiştir rakamlar, bazıları da mükerrerlikten dolayı yani olsa olsa sisteminden dolayı da çok olabiliyor. Göçler mevzuundaki hani
    görerek balıkçılık meselesindeki bütün ekosanderlere rağmen, yine de balıkçımız bunu tam manasıyla görerek bu göç balıklannın bu sıralardaki durumunu öyle yapmaktadırlar. Tabii, bir çok balık konuklanmız da bu bulanıklıktan hiçbir şey yemedikleri için, tabi göçlerini de doğru dürüst yapamamaktadırlar.


    Açık deniz balıkçılığında çok beraber çalıştık, çok emeğimiz geçli, çok aynı havanda su dövdük, geç kalıyoruz,
    bu tren kaçtı mı sonra pişman oluruz gibi ispatı benim radyodaki teyplerde hala durur.
    Ama bunu yine de kaçırmış olmamıza rağmen, yine bazı usullerle, bahsettiğim sistemlerle, kiralamak, bazı anlaşmalar yapmak suretiyle mutlaka yerine getiririz. İşte araya şimdi, dışişleri girecek, ticaret bakanlığı girecek, eğer tek bir bakanlığımız olsaydı bunları mutlaka yapma selahiyeti tabi kanunen kendisine verilecekti ve bunları rahatça yürütebilecekti. Size de çok teşekkür ederim sayın hocam.


    Mehmet Öksüz kardeşim beni bazı yerlerde hiç olmazsa eksiğimi tamamladı, trol balıkçılığının meselesinde. Trol aslında dünyadaki avcılık araçları içerisinde en mütekamil araçlardan birisidir. Bugün dünya üretiminin % 60'mm bu trolculukla yapılan avcılıkla temin edilmektedir. Bu kadar mükemmeldir, amma, bildiğiniz gibi bu 1700 kilometre Karadeniz şeridinin ancak % 20'si sığdır. Öbürleri üç milden sonra çalışan arkadaşlar hepsi bilir, sizler de duymuşsunuzdur. Derin çukurluklarla karşılaşırsınız, onulangoz, longoz vs. tabirler diye ifade ederler. Oralarda artık trol çalışmaya imkan yok. Karadenize çıktığınız zaman, hemen hemen her limanda bir trol gemisi görürsünüz. Vatandaşımızı zorla haksız yere kanunsuz iş yapan insan yerine sokuyoruz. Mutlaka 3 milin içinde yapıyor bunu, başka çaresi yok. Coğrafya, hadise bunu getiriyor. Ve eğer böyle bir teşkilatımız olsa, her bir tarafı kontrol edibilecek bir kadromuz olsa,hiçbir vatandaşımız bu şekilde kötü vaziyete düşmez, veyahutta o kontrol müessesesinde çalışan kimseler Türkiye'nin şartları itibariyle şu mıntıkalarda 3 mil yanlıştır, bunu 2 mile, 1,5 mile indirelim derler ve doğru yola getiririz. Mutlaka böyle lazımdır. Hadise budur. Biz balığın yaşamını değiştiremedikçe ve dip coğrafyasını değiştiremedikçe, bu yola gelmek tabii bir hadise, değiştiremezsiniz, yani aklın yolu bir.


    Sovyetler için sorduğunuz suale gelince bu bütün balıkçılanmızı da ilgilendiriyor. Bugün yalnız trolculuk olarak değil, büyük komşumuz Sovyetler Türkiye ile Karadeniz'de en azından Karadeniz'de müşterek avcılık yapmak istiyorlar. Bu avcılığın şekli gayet basit, her iki memleketin kendi bayrakları olmasına rağmen, ister Türk karasularında, ister Sovyet karasulannda rahat rahat üretim yapabilecekler ve kabul ederlerse her iki
    hükümet, tutulan bu ürünü, ister Türkiye, ister Sovyetler'de satabilecekler. Bu teklifle geldiler, bu teklifle derneğimiz ve Deniz Ticaret Odası uğraşı halindeyiz. Tabii biz ticari olan kısmına katılınz dedik, fakat avlanma meselesinde bizim bu denizlerin sahibi Tanm Bakanlığıdır, işi Tarım Bakanlığına bildirdik, ve teferruatıyla arz ettik. Tabi bunun derhal cevap verilmesi çok zor bir mesele. Sovyetler "Biz size bir kolaylık olsun diye bilginizi daha iyi rahat, tesis edebilmeniz için geçen seneki kalkan avcılığında
    kendi sularımızdan iki bin tona kadar, kalkan avını serbest bıraktık. Biz size bu kolaylığı da gösterdik" dediler. Nitekim biz yasaklarda kalkan için muayyen bir gün yasak olmasına rağmen, açık denizlerde, yani Türk karasulanndan gelmeyen denizlerdeki kalkanları bakanlığın da kabul ettiği şekilde Sovyet kalkanlannı satmış olduk. Şimdi Sovyetlerle hiçbir şey yapmıyoruz değil. Yapıyoruz, ama Karadeniz için söylıjyorum, yapıyoruz ama tabi bunlann çok detayı var. Ama bugün için Sovyetler bize bu yakınlığı göstermişler ve de kalkancılanmız orada çalışabilmektedirler.


    Evet sayın Süleymaner, biraz evvel arzettim, bu iş, mutlaka kadro işi. Kontrol için sizin 500 adet
    yasak hizmet, iş gören vasıtaları her gün, yakalayıp, getirip götürmek zannettiğiniz gibi kolay değil. Birçokları yakalandı ve bunlar, savcılığa verildi, mahkeme gördü. Üniversiteye tuttuğu balıklar gönderildi. Bu Marmara balığı mıdır, Akdeniz balığı mıdır? Bilmem Karadeniz balığı mıdır diye, upuzun zaman alan, tetkikatlar yapıldı, ve sonunda çoğu da beraat etti. Hiçbir gün, ben göremem belki, ama bir gün görecekki, bu balıkçılardan bir kısmı tek bakanlık olduğu zaman bu kadro kurulacak ve hiç kimse, hiç kimse sizin söylediğiniz gibi, kolayca trol yapmasına imkân olmayacak.
    En basiti, Zürihte bir göl vardır. O gölde balık tutma, oltayla yalnız oltayla ve beş adetten fazla, mevsimine göre 10 adete kadar çıkıyor, tutmasına müsaade vardır. O göl bizim Marmaranın 3'te biri kadar bile değil. Her kilometre başına sanki kilometre taşı gibi, kontrollar var. Öyle kontrol yapılıyor. Yani sahip olmak lazım, denizlerimize, göllerimize nehirlerimize, nasıl olur bu? Nasıl Türk ordusu, bütün cepheyi dolaşıyor.
    Biz de kontrol ordusu kuracağız. Bu 1500-2000 den aşağı kimseyle olmaz. 20 kilometrede bir hiç olmazsa bir kontrol bulunması lazım. Bu yapılıyor, yapılmaktadır, ama bugünkü kadronun o da imkansızlığı dolayısıyla helikopteri yok. Bir tek motoruvar. Hangi tarafa yetişsin, bir ihbar ediyoruz, diyoruz ki Tekirdağ'da böyle bir hadisevar. Çıtçıtlar toplanıyor, hadi motor oraya gidiyor. Arkadan, Gemlik'ten bir haber geliyor, daha orada iş bitmeden, o tarafa gidilecek. Bu bir parasal mevzudur, bir kadro mevzuudur. Ama bakın, balıkçı demek, sabırlı adam demektir. Evvela, Süleyman reis, rahmetli babam, Türk balıkçılığına bir kanun lazımdır diye, o 1380 sayılı kanunun çalışması için çaba verdi. Arkasından ağabeyim uğraştı, maalesef göremediler, yalnız ağabeyim son zamanlarda gördü, yani ölümünden bir sene evvel 1380 sayılı kanun yürürlüğe girdi.


    = 30 senede kanunu çıkartabildik. =


    Bunu yaşadık, biz balıkçı olarak,sabırlı olmazsak, katiyen olmaz.


    Marmara öldü, bunu bugün başımızdaki yani denizlerimizin sahibi olan kademenin hepsi başta bakan olmak üzere bütün bürokrat arkadaşlarımız mutlaka artık iyi biliyorlar. Ama yapabilmesi için gerekli gayretleri göstermesi için de herşeyin bütçesiyle, kadrosuyla, şusuyla, busuyla kanunla şey yapması lazım.




    Necdet Altınbaş kardeşime teşekkür ederim. Kredilerin yüzde 10'dan % 40'a çıkışını herhalde biliyorsunuz. Ziraat Bankası kendi kendine yapmadı. .Bunlar devletin para kredi politikalannın içine giren ve faizlere de yansıyan hadiselerdir. Paranın maliyeti çoğaldıkça. Tarım Bakanlığı da buna iştirak ederek, devletin verdiği
    emre göre, % 10'u, % 24'e, 32'ye, 38'e ve 42'ye kadar çıkardı. Ama bu balıkçılığı bilmemek demektir, dernek istiyorsan, ben de sana katılırım.
    Necdet Reis, çok doğrudur. Aslında bunu Fransa gibi yarısını vereceksin, yarısını % 3'le yapacaksın. Yabancı
    diyor ki, ben şu mıntıkada balık çiftliği yapacağım, işte şu kadar da sermaye getiriyorum. Ortaklık hissem de şunu istiyorum. Eğer biz hesap kitap bilmiyorsak, bu sermayeyle bizim katacağımız sermayeyle bir işletmenin çalışacağını hesap edemiyorsak, ve onun istediği hisseyi yine hesaben bizim aleyhimize görüyorsak, gayet tabii
    ki cehalet mutlaka bir vergi öder, buna cehalet vergisi derler. Her millet ödemiştir. Bizim ödemememiz için mutlaka aklımızı, bilgimizi, bilmiyorsak başkalanndan öğrenerek yapalım.


    Balıkçılığımızdaki bu İstanbul'daki tek kuruluş yani osmanlı zamanından itibaren, Türkiye'de ilk denizciliğe ait dernek İstanbul Balıkçılar Cemiyeti, Dersaadet Balıkçılar Cemiyeti idi. O sonra yavaş yavaş İstanbul Balıkçılar Derneği haline geldi. Ve bu kadar eski maziye sahip olan balıkçılar derneğimizin bütçesi çok küçük
    bir rakam, 40-50 milyonla ancak senemizi geçiştirebiliyoruz. Bunlann içinde eğitime ancak arz ettiğim gibi, o da ulaştırma bakanlığının yardımlarıyla kaptanlık kurslan açıyoruz, bazı tesis kursları açıyoruz, son zamanlarda da bazı makine getiren firmaların, mümessillerin temini ile makine üzerinde bazı kurslar, vs. açabiliyoruz
    . Efendim çok teşekkür ederim, sayın başkanım.


    Başkan: Ben de çok teşekkür ediyorum. Efendim. Yalnız bu arada sayın bakanlığın
    bir açıklaması *olacak.


    HAŞİM ÖĞÜT: Tanm Orman ye Köyişleri Bakanlığı Proje ve Uygulama Genel Müdürü. Biz Tanm Orman ve Köyişleri Bakanlığı olarak, üç merkez genel, müdürlüğü bünyesinde bu sektörü geliştirecek faaliyetler yürütmekteyiz.


    Burada biz bakanlığımızdan su ürünleri alanında görev alan kuruluşlar olarak hazır vaziyette bulunuyoruz.
    Bunlan ismen zikredebilirsek, şunlardır:
    Birincisi Proje ve Uygulama Genel Müdürlüğü, üretimden sorumlu bir birimdir.
    Bir diğer genel müdürlük, Koruma ve KontrolGenel müdürlüğü'dür. Koruna ve Kontrol Genel Müdürlüğü de isminden de belli olduğu gibi yasaklar konusu, bunlann kontrolü konusu, su kirliliğinin önlenmesi konusu
    gibi, kalite kontrolü konusu gibi konularda su ürünleri sektörüne ve diğer sektörlerde
    olduğu gibi bu sektöre de hizmet vermektedir.
    Bir üçüncü genel müdürlüğümüz yine burada temsil edilmektedir.
    Teşkilatlanma ve Destekleme Genel Müdürlüğü'dür.
    Bu genel müdürlüğümüz de diğer sektörlerde olduğu gibi. su ürünleri sektöründe de kooperatiflere, gerekli desteği sağlayan, bunlann kurulmasını yönlendiren bir seri çalışmalar içerisinde bulunmaktadır. Buna ilaveten, bakanlığımızın 3 su ürünleri araştırma enstitüsünün müdürleri burada hazır bulunmaktadır. Tabi ilaveten şunun
    da altını çizerek söylemem lazım. Sayın Bakanımız, göreve başladığı günden beri su ürünleri sektörünün ülkemiz için, Türkiye'de yaşayan vatandaşlanmız için ve bu ülkeye ihracat gelirleri sağlamak bakımından önemli bir sektör olduğunu, bize söylemiş ve bu sektörde daha öncekine kıyasla büyük programlar yürütmemizin öneminibize vurgulamış ve bir talimat olarak bildirmiştir.
    Biz bu toplantıya bir kurultay olarak "büyük önem arz ettik. Bu toplantıya su ürünleriyle ilgili bakanlığımızdaki yöneticiler, üst yöneticiler, araştırmacılar, katılmış durumdadır. Sizlere bu kurultay sırasında elbette, değerli fikirlerinize büyük bir dikkatle önem verip, not alacağız ve bunlan Ankara'ya
    döndüğümüzde sayın bakan'ımızın da bilgisi dahilinde değerlendirip uygulamaya başlayacağız. Bu sektörde yapılacak faaliyetleri tesbit etmek için de sizleri dinlemeyi,sizlerin sorunlannı öğrenmeyi çok önemli bir görev olarak görüyoruz. Bu toplantıya katılmamızın amacı da budur. Lütfen sizlerden ricamız, bize bu toplantı sırasında bakanlık olarak, neler yapılmalıdır, neler yapmalıyız, hangi yönlerde eksikliklerimiz var, gibi konularda bize yönlendirici bilgiler verin, sorunlannızı bize aktarın ve bu toplantı sizin esasen şu anda bulunmayan bir su ürünleri bakanlığı yerinde görev yapan, Tarım Orman Köyişleri Bakanlığı'na bu sektörü biraz daha ileriye götürmek bakımından yeni ufuklar açsın. Ben sadece bu konuşmayı, bu amaçla yapmak istemiştim,
    bir açıklama mahiyetindedir.
    ".. Aptallığın en büyük kaniti aynı şeyi defalarca yapıp" farklı" bir sonuç almayı ummaktır.."

    Albert Einstein




  2. #2
    Reİs cumhur gezen - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Yaş
    53
    Mesajlar
    2.690
    Tecrübe Puanı
    0

    Standart

    1928-1935 yıllarında hamsi üretiminin büyük bir kısmı tarlalara dökülmüş, keza denize dökülen palamut, torik, uskumru ve çiroz istatistiklere girmeyen mühim miktardır. Yani üretimimizin hakiki rakamını bilmiyoruz.Oradan,buradan topladığımız bilgilerle bir noktaya geliyoruz ve bunu ister istemez kabul ediyoruz.
    Başkanın konuşmasının ilk etapta bunu söylemesi konunun önemini çok net anlatıyor, pekala 2015 yılında neyi biliyoruz!! ''HİÇ '' - geçen limanna su ürünlerinden memur geldi başkana evrak bıraktı, kocaman bir liste Mart ayında yakalanan balıkları yazın !!! :))) devlet veri topluyor iş yapıyor.

    Bu hakikati üretim açısından yanlış değerlendiren pek çok kimse, -balıkçılıkla alakalı veya değil- üretimimizin azlığını Türk balıkçısının iptidai çalışmasına bağlamaktadır.
    2015 yılında Balıkçılık Üretim arttırma hususunun zirvesine çıkmıştır.
    Hepimizin iftihar ettiği bugünkü sanayi potansiyelimiz uğruna, hepimize tüm deniz ve iç sulanmızda, nerede ise ürünlerin yok olmasına seyirci kaldık.
    Seyretmeye devam ediyoruz 2015te.

    Kısacası, bir taraftan sanayi atıkları, diğer taraftan, kendini bilmez balıkçıların tahribi ile, bu güzel vatanımızın suları çoraklaşmağa itildi. Bunun günahını kim üslenecek?
    Her halde yalnız Tarım Bakanlığı değiL. Biz Balıkçıların bu davada çok büyük günahı olduğunu inkar edemeyiz.
    NE YAPACAGIZ?
    Aynı umursamaz sistem devam ederse, bizden sonraki kuşakların, her halde, hayır duasını alacak değiliz, ..
    Şimdi sormak lazım Balıkçı ben gühkarım diyormu !!? - balıkçının hayır duasına ihtiyacı varmı !!?

    SORUN ORTADA; Sulanmız hergün biraz daha kirleniyor ve denizlerimiz gözler önünde ölüme terk edilmektedir. 1380 sayılı kanun bu hali önleyecek güçtedir. Fakat kontrol kadrosunun eksikliği ve menfaat ihtirası, felaketimizi, hızlandırmaktadır.
    Menfaaatler çıkarlar var olan 1380i bile çalıştırmadı 26 yıl sonra aynı hızla felakete gitmekteyiz !!!

    ilk elde, başta balıkçılar olmak üzere bilinçli personel yetiştirip, tüm sularımıza sahip çıkacak orduyu kurmak lazımdır. Başka hal çaresi aramak faidesiz ve zaman kaybına sebep olacaktır. Ama, eninde sonunda bu ordu kurulacaktır. Yapılmaması halinde menfaat denen o korkunç canavar hakimiyetini sürdürecek ve tüm sularımızda hayatı yok edecektir.
    Başkanım hepimiz müthiş bilinçlendik şaşarsın sularımıza sahip çıkıyor balığın kuyruğunu görsek güverteye yatırıyoruz. Ordu kurmak için ilk önce generale vede kurmaylarına ihtiyaç var, eh onlarında son örneğini Çanakkalede yitirdik orda yatıyorlar ruhları şad olsun.

    Temel sorunun hallini biz bu nedenle süratle Hükümet Kademesinde bir "SU ÜRÜNLERİ BAKANLİĞİ" kurulmasını teklif ediyoruz. Ederim demiyorum, çünkü bu haklı isteği tüm balıkçılarımız istiyor.
    Bu bakanlık Türkiye'nin şartları açısından er geç kurulacaktır. Tecrübelerime istinaden bunu iddia ediyorum.
    Çünkü aklın yolu birdir. Ne mutlu o günleri görecek balıkçılara.
    çünkü bu haklı isteği tüm balıkçılarımız istiyor. = SYH/BYZ TV gibiyiz ses var görüntü yok, herkes halinden memnun ortam değişmesin diyerek hep beraber çalışılıyor.
    Ne mutlu o günleri görecek balıkçılara.= 26 yıl sonra halen bekliyorsak 50 yaşındaki bendenizin ömrü buna yetmez derim, beklemeye devam.

    Türkiye, üretimini nasıl yükseltebilir.
    Başkan öyle bir yükselttik ki şaşarsın, bıraksalar 5 yılda akdenizi bile kuruturuz evelallah.

    Karadeniz, Marmara, Ege ve Akdenizin etütleri ne dereceye gelmiştir. Yani bu denizlerdeki, canlıların oluşturduğu topluluğun, yani balık potansiyelinin sınıflandırılması, çevre ile ilişkileri, Fizyolojileri, yaşama süreleri, avlanma devreleri ve yerleri ve yetiştirilmeleri.Tarım Bakanlığımızca istenen seviyede henüz tetkik ettiklerine inanmıyorum. Yanılmış olmayı çok isterim.
    Başkanım bizde inanmıyoruz, tetkik raporunu halen bekliyoruz.
    Gidip görünki, Karadenizin her sahil şehrinde mutlaka trol takımına rastlarsınız.
    O halde bunlar avcılığı 3 milin içinde yapmaktadır.
    Eğer, bunların çalışması mahzurlu değil ise 1380 sayılı kanuna göre yasaklanmış bu halin kanundan çıkarılması lazımdır. Olmazki, hem yasak olacak ve hemde vatandaş suçlu çalışacak ve teşkilat suspus oturacak olmaz böyle şey ne olursa olsun denizlerimizi katli olarak tanımamız gerekir.
    Günümüzde trolün olmadığı yer yok o eksiğimizi 26 yıl sonra tamamladık. 3 milin içinde yapmaktadır. = 3 MİLİMETREYE kadar yapılmaktadır - 1380 sayılı kanuna göre yasaklanmış bu halin kanundan çıkarılması lazımdır. = Bizlerde bunu söylüyoruz kaldırın bu yasakları adı var kendi yok nasılsa - teşkilat suspus oturacak olmaz böyle şey = :)))) halen konuşturamadık teşkilatı :))) --denizlerimizi katli olarak tanımamız gerekir.= bu konuda emin adımlarla ilerlemekteyiz, hiç endişeniz olmasın.

    Eğer balıkçı, muhaceret sırasında, balığı baştan itibaren avlayamazsa, iflâsa mahkum olur.
    Başkanım bu verdiğiniz AVLAYIN EMRİ müthiş uygulanmakta, İFLAS !!? olan 1 yerine gelen 2 yola devam.,

    Bizim sloganımız "Bol üretim, ucuz gıdadır.
    Bu görüşünüzü balıkçı çokta güzel yapmaktadır, fakat anlamadığımız Balıkmı ucuzladı - BALIKÇImı ucuzladı !!!

    Şartlar elverdiği müddetde, balığı bu göç yolunda takip etmek suretile üretimin tamamen içinde bulunmak mümkündür.
    Bu işi layıkıyla yapmaktayız, şimdilik abhazyaya kadar ulaştık azcık daha zorlasak nereye gideriz bilmem.

    Bilindiği gibi, balıkçılık, avcılıktır. Gidersiniz, çalışırsınız, ama, birçok defa hiç bir av yapamazsınız, neticede pek büyük olan masraflar heba olmuştur. Kısacası, deniz balıkçısı tıpkı zürra gibi tabiat şartlarına ve zararlarına maruzdur. Ve fakat fazla olarak, balıkçının üreticiliği tamamen şansa bağlıdır.
    Adaletsizlik yaratmamak görüşü. Deniz avcılığı ile toprak işlemesi arasındaki farkı bilememezlikten gelmek demektir. Asıl adaletsizlik buradadır. Fazla olarak, her hükümet zürranın ürünlerini, sübvanse ederek (asgari fiat)'la satın almaktadır. Ama, balıkçının üretimi tamamen arz ve talebe bırakılmıştır.

    Bol üretimde, maliyetin çok altında satılan balığa devlet tarafından hiç bir yardım yapılmamaktadır
    Deniz avcılığı ile toprak işlemesi arasındaki farkı bilememezlikten gelmek demektir.= FARKI öğrendiler buna şüphe yok, işlerine gelmiyor.
    Bol üretimde DEVLET neden alsın balığı!!! ET & BALIK kurumu kapatıldı NE için !!? KABZIMAL + UN/YEM fab ucuza balığı alıyor devlet neden bütçeden yetim hakkını balıkçıya versin ki. UN/YEM fab balığı ucuza alıyor Yem yapıyor sonra !! Çifliklerindeki balıklarını besliyor satıyor, birde bu durum için devletten destekleme alınıyor. Devletin işi yok balıkçı fazla avladı para verecek hadi canım sizde :))))


    Üretimin bağlı olduğu mühim bir sorun da deniz dibi statüsüdür.
    Bu mesele 1380 sayılı kanunda ele alınmış ve yasaklar faslına konmuştur. Acizane tecrübi bilgilerine, göre, işin vehemeti gösterilerek, kararlar alınmalı idi kontrol da buna göre çok ciddi olurdu.
    Deniz dibi, bünyesinde taşıdığı, yahut sakladığı balık gıdası olarak bildiğimiz plankton ve diğer ekonomik ve besin değeri büyük balık için yem olan diğer su ürünleri depoları bozulmadıkça, üretimimiz mutlaka artacaktır.

    Bilinçsiz inşaata girmek nasıl tehlikeli ve yasak ise deniz dibi statüsünü bozmak tahrip etmek ondan daha tehlikeli ve yasaktır.
    1936'lardan itibaren muhacir balıkçılığımızda görülen (Marmara Denizi'nde) yatma hadisesi, işte bu dip statüsünün dokunulmazlığı sayesinde olmuştur.
    O devirde Karadeniz'den - Akdeniz'e doğru hicret eden plajik balıklar, coğrafi veya başka bir nedenle Marmara Denizi'ne geç gelmekte ve buradan başka denizlere göç etmeğe lüzum görmeden, beslenmesini dipteki gıda deposundan, yani mevcut potansiyelden temin ederek Marmarada kalma imkanını buldular sonraları bu adeta alışkanlık oldu, senelerce bu duruma şahit olduk.
    Başkanım bu görüşünüzü desteklemek için çok güzel uygulamalarımız var : KÜRTAJCI ALGANA - BULDOZER MANYAT tüm denizlerimizde yasaklandı MARMARADA SERBEST üstüne birde ŞEBEKE TROL yaptık balığın alışkanlığına devam edip yatsın diye YATAK DÖŞŞEK herşeyi yapıyoruz.

    Özetlersek, üretimi artırmak için eğitim, deniz kirliğinden kurtulma, nakliye, barınak limanlar, ihracat, soğuk zincir ve balıkhaneler gibi önde gelen mevzulara büyük değer vermek zorundayız.

    Buna teşvikleri eklemek şarttır. Biz, bütün mevzulardan daha mühimi olarak kültür balıkçılığını görmekteyiz ve iddia ediyoruz ki Türk balıkçılığı kültür balıkçılığı ile ancak üst seviyelere çıkabilir.

    Kısaca, Türk baiıkçılığında istikbal kültür balıkçılığındadır.
    Kısaca, Türk baiıkçılığında istikbal kültür balıkçılığındadır.

    Evet başkanım 26 yılda tüm siyasi iktidar bu oluşum için hertürlü desteklemeyi yapmıştır bu öngörünüz için teşekkürler, KÜLTÜR/ÇİFLİK balıkçılığının temellerini sizler atmışsınız sizden sonrakiler inşaatı bitirmiş bu meyanda KIYIBALIKÇISINI da bitirmişler bu üstün başarılarından dolayı herkesi kutluyorum.


    SORU / CEVAP devem ederiz.
    ".. Aptallığın en büyük kaniti aynı şeyi defalarca yapıp" farklı" bir sonuç almayı ummaktır.."

    Albert Einstein




  3. #3
    Vıp üye İhtiyar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2009
    Mesajlar
    4.641
    Tecrübe Puanı
    957

    Standart

    Bunları yazıp çizmek ve okumakla kendimizi yoruyoruz.

    Görevi, stokları korumak olan idare bunları okumuyor mu, bizim mi okuyup gözlerine sokmamız lazım, sokuyoruz da ne oluyor, üzerlerine ölü toprağı serpilmiş gibi hiç ses seda çıkmıyor, hiçbir hareket yok, daha önce de sormuştum ya Allah korusun, öldüler mi ne?

    Bana tek çare kalmış gibi geliyor, onlarca yıl hep aynı terane, aynı minval üzere gidiliyorsa, yapılacak tek şey, görevini yapmayanların canını acıtmaya çalışmak, iğneyi batırınca belki uyanırlar.

    Özetle, idare hakkında suç duyurunda bulunmanın yollarını arayalım, yok mudur hiç hukuktan anlayan veya bir hukukçu tanıdığı olan?

    Bakanlığı, İdareyi mahkemeye verelim, belgelerini de koyalım, herkes yaptığının karşılığını görsün, belki bir kımıldama olur,yoksa 30 sene daha aynı şeyleri yazmaya devam ederiz, tabii o yazılarımızda biraz değişiklik olur, bir vakitler istavrit diye bir balık vardı, denizlerimizde çok boldu, hiç tükenmez sanırdık ama okyanusta avlanma kapasitesi olan teknelere boğaziçi koylarında avlanma izni verilince, üstüne hiçbir denetim de yapılmayınca ne yazık ki bitti, şimdi gelin, birlik olalım da hiç değilse şu çurçurları koruyalım, ekonomik değeri olmasa da hala denzilerimizde canlı mahluk var diyebilmelk için tarzında yazılar yazarız, tabii ben o zamana kadar sağ kalırsam.
    Herkes, ne yaparsa kendisine yapar.

    M.Mahir Ersin
    İstanbul 1945

  4. #4
    Moderators MURAT GÜNAY - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2010
    Yaş
    50
    Mesajlar
    1.006
    Tecrübe Puanı
    259

    Standart

    mahir abi selamlar,
    görevleri olan devlet memurları genelde işlerini layıkıyla yapsalar hiç bir kurum ve kuruluşta işler aksamaz bu tamamen eğitimden ve ahlaktan geçiyor önce aile eğitimi sonra okul eğitimi hala daha halkımızın bir çoğu devlet memuru oluyumda ne olursa olsun düşüncesinde aysonu gelsin maaşımı alayım zihniyeti olduğu sürece değil bizler torunlarımız bile bu düzenin değişip düzeldiğini göremez yirmialtı yıl önce rahmetli kemal yarar bunları söylemiş ama arkasından o bayrağı idaalleri için alıp taşıyacak ne bir reis nede bir kabzımal çıkmıştır bu camiadan çıkanlarda her zaman olduğu gibi kendi çıkarları için kanun çıkartmışlardır eskiden ARALI ayı geldimi GELECEK SEZON EYLÜL 1 zamanına kadar sürede TORİK tutmak yasaktı bu görevi üstlenen gırgır reisleri kendi çıkarları için TORİK balığının tutulma zamanını RYLÜL 1 -NİSAN 15 arlığında serbest bırakmışlardır. Saygılarımla,
    MURAT GÜNAY
    RUMELİ KAVAĞI-SARIYER
    21/01/1969


  5. #5
    Moderators MURAT GÜNAY - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2010
    Yaş
    50
    Mesajlar
    1.006
    Tecrübe Puanı
    259

    Standart

    bir vakitler istavrit diye bir balık vardı, denizlerimizde çok boldu, hiç tükenmez sanırdık ama okyanusta avlanma kapasitesi olan teknelere boğaziçi koylarında avlanma izni verilince, üstüne hiçbir denetim de yapılmayınca ne yazık ki bitti, şimdi gelin, birlik olalım da hiç değilse şu çurçurları koruyalım, ekonomik değeri olmasa da hala denzilerimizde canlı mahluk var diyebilmelk için tarzında yazılar yazarız, tabii ben o zamana kadar sağ kalırsam.

    Geçen yıllarda bundan 2-3 yıl önce karadenizde hamsi zamanında kıraça bile sayılmayacak ince istavriti yem fabrikasına satmak pahasına kırmışlardır şimdi hangi istavriti arıyorlar mahir abi bunu bizzat balığı tutan reisin kendi ağzından dinledim. "kıraçaya ağ sardım 50 ton balık ambara vurduk limana yanaşmadan kooparatif başkanını aradım su ürünleri kontrol memurları burada dedi bende ona onları 1-2 saatliğine yemeğe götür o arada balığı yem fabrikasından gelen kamyonlara yüklerim dedim ve 1 saat içinde işimizi bitirdik" bu ifade bizzat gırgır reisinin ağzından söylenmiştir şimdi kimi kime neyi kimden koruyacaksın ne iş yapıyorsan yap önce iş ahlakı olacak insanda artık benim hiçbir umudum kalmamıştır onun için bende misine ağ kullanmaya karar verdim.
    MURAT GÜNAY
    RUMELİ KAVAĞI-SARIYER
    21/01/1969


  6. #6
    Vıp üye İhtiyar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2009
    Mesajlar
    4.641
    Tecrübe Puanı
    957

    Standart

    Bir laf vardır Murat, Kork Allah'Tan korkmayandan derler.

    Allah korkusu olmayanlar, her haltı yerler ve kendilerine mubah sayarlar.

    Allah şerlerinden korusun.
    Herkes, ne yaparsa kendisine yapar.

    M.Mahir Ersin
    İstanbul 1945

  7. #7
    Balıkçı
    Üyelik tarihi
    Feb 2014
    Mesajlar
    165
    Tecrübe Puanı
    68

    Standart

    ve bunu ekmek parası kazanıyoruz ucuz balık yediriyoruz diyip herkesin hakkına gasp ederek sürdürürler 26 seneden beri dengesiz gırgır ve trol avcılıgı denizlerimizi bitirmiştir tabiki bilerek ve desteklenerek devlette bunu bilir ama eli kolu her zaman baglıdır gene başasardık söz gelir dayanır gırgıra trola bende nerden seçtik bu balıkçılıgı diyorum ama kadere iman edip ya sabır allahım diyor hayatımıza şükür ediyorum bunada çok şükür belki aklı selim birileri çıkar yanlışlıkları görüp halletme yolunu seçerler aklın yolu birdir allah da birdir pozitif olmakta lazım şu yalan dünya da

  8. #8
    Reİs cumhur gezen - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Yaş
    53
    Mesajlar
    2.690
    Tecrübe Puanı
    0

    Standart

    SORU /CEVAP


    SORU - DOÇ. MUSTAFA KARABATAK:
    Yaklaşımı doğrudur, fakat her suyun, her gölün, her denizin bir biyolojik kapasitesi vardır. Onun sonunu zorlayamayız. İstediğimiz kadar zorlayalım, verimli bir üretim elde edemeyiz. Sayın Yarar'ın yaklaşımı yani şu yönden göç zamanı hamsi, istavrit, palamut, uskumru gibi balıklann göç ettiği devrede, ne yapıp, edip,-bütün imkânlanmızı seferber edelim, o balığı yakalayalım görüşüne katılıyorum. Ama bütün buna rağmen, biyolojik kapasite stoklann yapısı bilinmeden de üretimi artıramayacağız görüşündeyim, acaba ben yanlış mı anladım.
    Hocam sen gayet doğru anladın zaten Reisin ifadeside tam bu anlamdadır lakin sonraki 26 yılda Balığın dibine kibrit suyunu sıktık.

    AZMİ MUTLU:
    Bir de usulsüz avlanma dediler Kemal bey, usulsüz avlanma bunun kontrolü ancak Türkiye'de etkili bir balıkçılık müessesiyle mümkündür. Kemal bey bunu bakanlık olarak söylediler. Ancak ben başka türlü düşünüyorum. Balıkçının bir oda gibi, aidatlanyla desteklediği bir müesseseye ihtiyaç var Türkiye'de. Bu konfederasyon olabilir. Birlik olarak, bir balıkçılar birliği, yalnız Trabzon'daki balıkçılık birliği, Marmara'daki balıkçılık birliği, Ege'de, Akdeniz'de ve Göller bölgesinde oluşacak kooperatifler birliğinin üst seviyesinde olmak suretiyle bu devletten daha etkili bir denetim yapabilir. Çünkü, bir üreticisinin kârı diğer üreticisinin zararına olduğunu görmek suretiyle onu orda avlattırmaz. Bu mümkündür.
    Reisim bu öngürünü Balıkçılar hayata geçirdiler, ilk etapta SÜRKOOP, yetmedi DEM-BİR kuruldu; üstün bir denetlemeyle 2015 (zirve) YILI USULSÜZ AVLANMA yılını ilan ettik.

    İLHAM ARTÜZ:
    Benim tam bu sene 40. senem bu konuda.Söylemek istediğim şeylerden birisi, istatistikler acaba Türkiyedeki üretimi az mı gösteriyor, çok mu gösteriyor. Bunun için elimizde bir kriter yok. Yani bilemiyoruz. Çok mudur, az mıdır diye.
    Hocam nur içinde yat, 40 +26 = 66 yıldır BU SORUNUN CEVABI YOK !!!

    İLHAM ARTÜZ:1964 yılında açık deniz balıkçılığına çıkılması için bir sempozyum düzenledim. Ve orada yalvardım, gidelim diye ve hatta bizim için dedim en son fırsat, çünkü o sıralarda denizler parselleniyordu ve ondan sonra hakikaten parsellendi. Fakat yine de ümidimi yitirmiş değilim. Ama iyi
    bir dışişleri teşkilatı kurulmadıktan sonra bizim böyle bir şeyi yapmamıza imkân yok.
    Hocam Dışişlerinde SIFIR SORUN konusu halledilmediğinden malesef halen beklemekteyiz,Ve orada yalvardım, gidelim diye bu nedenlede devasa teknelerimiz YALVARIYORLAR KALALIM diye, gayet rahat avlanmaktadırlar.

    SÜLEYMAN ER: Gemliğin Fıstıklı köyünden balıkçı kooperatifi başkanı
    Sayın başkan, sayın misafirler, sayın balıkçı arkadaşlar, Türkiye sularında troî avlanmak, serbest mi değil mi, evvela bütün sularda, eğer bu eskiden beri yasak ise, yasak uygulanacaksa, kanunlann işlemesi lazım. Bizim Marmara'da. Gemlik Körfezi'nde bugün 500'den fazla trol çalışmaktadır. Bu kanun niye çalışmıyor; Niye tatbik edilmiyor.
    Eskiden boğazda, Karadeniz'de, 3 mil açıkta trol çalışıyordu. Bunu duyuyorduk, ama boğazdan içeri girerken trol mühürleniyordu. Bugün kanun tatbik edilmiyor.
    Bu eğer böyle gidecekse, yasakları kaldırmak lazım. Bu kanunlar çalışacaksa, çalışsın, çalışmayacaksa, o zaman kaldırmıak lazım. Yani devlete düşen iş kanunlan uygulamak. Ben Gemlik seminerinde kooperatifler toplantısında kontrol şube başkanına dedim ki, Yunanistan'daki gibi tatbik edilmedikten sonra biz bunun önüne geçemeyiz.
    Nasıl yapacağız dedi?
    = İki tanesinin tayfasını alacağız, imha edeceğiz. =
    Milli servet dedi.
    = Deniz milli servet değil mi dedim.=


    İki tanesini imha edersin, 102 tanesi kurtulur.
    Bu şekilde ve bu kanunların işlemesini istiyorum.
    Süleyman Reis karşında saygıyla eğiliyorum.= Deniz milli servet değil mi dedim.=
    26 yıl sonra ; Bu sorunun cevabını bilen varmı !!!?


    NECDET ALTINBAŞ
    Yabancı şirketlerin Türk balıkçılığına katkısı için. üretimin çoğalması için icabında bir yığın şirketlerle ortaklık olasılığı, ben Kemal beye gene bir üretim açısından soruyorum. Eğer o yabancı şirketler gelip üretime katılırsa, bizim üretime faydalı mı olur? Faydasız mı olur onu cevaplandırılmasını istiyorum.
    Çünkü, biz bunun örneklerini 53, 57 lerde çektik. Etem bey zamanında uskumru balığına lambalar geldi, Çanakkaleden dışarı, üretim durdu.
    Reis 26 yıl sonrasında ne gelmesi, yunan kıtasahasını uzattı türk balıkçısı girmesin diye, ukrayna resmen bombalayıp batırdı, komşularımız tanrıya dua ediyorlar TÜRK BALIKÇISI KARA SAHASINDAN ÇIKMASIN DİYE.


    SUAT PINAR
    Marmara kirlendi, Karadenizde balıkları nasıl yakalayalım. Yok balık akımı oluyor. Hepsini yakalayalım. Yakalayalım da biliyorsunuz bu üretim bir gün gelir biter. Yerine yenilerinin çıkması lazım. Marmara'da eskiden palamut yakalıyorlardı. Şimdi bir tane yok. İki gün evvel ben gazetede okudum, Halic'i temizliyor, Marmara'ya atıyor fakat 28,. 30, 40 tane dere var. O dereler tekrar kirletiyor diye. Bu Marmara kirleniyor. Akabinde Karadeniz'e gidiyor bu sular. Karadeniz'de kirleniyor. Bu konuda sizin derneğinizin bir çalışmaları var mı? Karadeniz de kirleniyordur Benim düşüncem şu ki, bu daha çok yakalamaktan ziyade tabi daha çok yakalayalım fakat daha çoğalsın önemli olan. Yakalamak için daha çoğalacak ki, yakalayalım daha çoğunu.
    Suat bey balıkçımız bu sözlerinizi önemli görmüş ve uygulamıştır, 6/7kg yemi yakalayıp 1kg balık üreterek BALIKÇILIĞA üretim katkısı sağlamıştır. Hep beraber çoğalıp / çoğaltıyoruz.

    ZAFER MURAT DEMİRTAŞ
    Bunlardan birisi, balıkçı üretimi artırabilmesi için eğitimsiz olan balıkçının eğitilmesi gerekiyor. Bir kere balıkçımız gerçekten eğitimsiz. % 40'mm yaş ortalaması, 50-60 m üzerinde. Genç balıkçı, çocuğumuz denize çıkıp balıkçı olmasın diye, çocuğunu balıkçı yapmıyor.
    2012 ANTALYA BALIKÇILIK ÇALIŞTAYIındada bu rakamlar söyleniyor, yahu 26 yılda hiç yaşlanmadık mı ? yada veriler kopyala yapıştırla bu günlere kadar geldimi !!?


    CEVAPLAR = KEMÂL YARAR
    :

    Bundan evvelki nesil ne oldu? Öldü mü? Kaçtı mı? Zaten efendim bunda hiç şüphesiz, ağ gözlerinin küçültülmeslnin rolü var.
    Yalnız oranı nedir? Onu kati olarak tetkik etmedikçe söylemek çok zor. Ama bu ihtiras var ya, daha çok tutayım. Biz ne yaparsak yapalım, bu sular muayyen miktarda canlı yetiştirebilir. O topluluğa hayat verebilir. Ama biz bunun hepsini almaya kalkarsak, bu sefer yanlış bir avcılıkla işte İlham beyin de söylediği gibi uskumru gibi hamsiyi de sonuna getiririz.
    Reisim YANLIŞ AVCILIK tam hızıyla devam etmektedir, DUR diyecek varmı !? HİÇ ZANNETMİYORUM.

    Bir de iddia ediliyor, ben o iddianın doğruluğunu TÜBİTAK'tan öğrenmedikçe iştirak edemiyorum. O da balıkçımızın ifade ettiği tabiri kullanıyorum. Taramalı radar, yani büyük voltajlı aletlerin muayyen yerlerde birçok balıklan oradan kaçırdığını ifade ediyorlar. Yahutta bazılan bayıltıyor, öldürüyor. Bunlar TÜBİTAK'tan gelmedikçe ben henüz buna iştirak edemiyorum. Bunun da bir katkısı olabileceğini- kısaca arz etmek isterim.
    TÜBİTAK'tan bu sorunun cevabı geldimi !! Varsa da hatırlamıyorum, bilen arkadaşımız yazarsa memnun olurum.


    Azmi Mutlu arkadaşıma teşekkür ederim. Sual yok ama o kadar güzel mevzulara temas edip, benim eksikliklerimi kapattılar ki, mesela balıkçılanmızın mutlak surette bilinçli hale getirilmesi lazım. Kendi sahalannda tabii.
    Yoksa, onlara tarihi veyahutta fiziği öğretme meselesi değil ama kendi sahalannda bir bilinçli hale getirilmesi lazım.
    Reisim Kurulan birlikler sayesinde = KENDİ SAHAMIZDA EĞİTİLDİK !!! Hatta eğitimleri, yurtdışında ders vermeye bile başladık.

    Yalnız balıkçılarımız değil, kontrol mekanizmasındakiler de bazıları bilinçsiz Mesela bir misal size arzedeyim. Biliyorsunuz bu sene ilk defa yasaklarda bizi fevkalade mütehassıs eden bir madde koydular. Tür
    yasağı, palamut ve toriği Nisandan itibarenryasak koydular. Bu fevkalade mükemmel isabetli bir yasaktı. Fakat Balıkesir civarında, Ayvalık civannda bir balıkçımız, torik tutmuş, sahile geliyor, orada orman muhafaza memuru geliyor. Diyor ki, yasak beyim diyor.
    Sizi zabıt tutacağım diyor, bak torik tuttunuz. Aman kardeşim ne toriğidiyor. Bu lüferin büyüğü diyor, kofana bu kofana. Nasıl torik dersin diyor. Kofana mıdiyor. Evet. Kofana diyor. E o zaman mesele yok diyor.
    Reisim 26 yılda bu konuda çok yol kat ettik; ÇİNEKOP 2 TÜR yaptık Bilim İnsanları bile Balıkçımıza Şapka Çıkarttı. Hatta Balıkhanede desteklemek için DÖKME LÜFER SATIŞI yapmaya başladı.

    Çok büyük hüsnüniyetle çalışılıyor. Hakikaten devletin o kademesi büyük bir hüsnüniyetle var gücüyle çalışıyor ama, kadro kifayetsiz. Düşünün 8300 kilometre şerit. Bilmem kaç tane göl. Nehir, şu bu. Bunu kontrol edecek beş müessese olur mu, beş tane genel müdürlüğe bağlı, bölge müdürlüğü vs. Olmaz. En aşağı 1500-2000 personellazım. Bu 2000 personele, araç, gereç lazım. Bu büyük bir parasal sorun. Bunu yerine getirebilmek için mutlaka tek bir bakanlık lazım ki, uğraşabilsin, büyük bir bütçeyle bu işleri görsün. Yoksa ne yaparsak yapalım, bugünkü imkânlarla devlete eğer bizler yardımcı olmazsak, bu kontrol siteminden her zaman şikayet edeceğiz, nitekim Süleyman Er beyin söylediği, hadise, yine sadece kontroldaki kifayetsiz personelden doğdu. Yani o kadromuz yok. O kadro bir teşkilatla kurulur, bu da büyük bir iş. 1380 sayılı kanunda teşkilat kurma mevzuu yok mu? Var. Var ama, onu yapmak için de, bütçe, bütçeyi hazırlamak. Fakat bakanlık da nihayet bunu eğer kabul eder ve bütün bürokratlar da inanırlarsa, hakikaten bir balıkçılık bakanlığının, yani su ürünleri bakanlığının kurulmasında çok yarar vardır.
    O zaman büyük çapta işlerimiz hallolacak yani, ana mevzumuz halledilmiş olacak.
    Reisim= beş tane genel müdürlüğe bağlı, bölge müdürlüğü vs. Olmaz. = Bakanlık ta olmayacağını gördü tüm teşkilatlarda su ürünleri birimi kurdu hatta VETERİNER MEMUR bile görevlendirdi, dağda bayırda börtü böcek kovalıyorlar, baktılar olmuyor; Genel müdürlük kuruldu eh biraz biraz birşeyler yapılmaya çalışılıyor en azından 43şb Müdürlüğü kuruldu Md atamaların Çoğu VETERİNER oldu/olsun ; Bakan 2000 memur alıyorum müjde dedi, iç işleri böyle talep yok dedi, eh bizde bekliyoruz. Ne zamana kadar EH BİR 26 YILDAHA BEKLERİZ HERHALDE.

    Çünkü zürrani yapmış olduğu bol üretimi, herhangi bir şekilde heba olmasın diye devlet, ki bunu takdirle karşılıyoruz. Bir asgari fiyat koymuştur. Sübvanse etmek için müstahsili. Ama bakın, ki, balıkçıda böyle bir sübvansiyon yok. Yani balıkçı bir kazara bol hamsi tutsa, ne yapıyor? Kullanılmayacak vaziyet hasıl olduğu zaman tarlaya gönderiyor.
    Bunu devlet tıpkı zürra gibi, sübvanse etse, asgari bir fiyata alsa, işte o zaman hiçbir yükümüz kalmaz. Adaletsizlik burada.
    Reisim SÜBVANSE işini devletimiz balıkçılıkta uygulamayı hepten kapattı, özel sektör varken neden yapsın ki, Yani balıkçı bir kazara bol hamsi tutsa= Artık bilerek yakala hamsiyi FABRİKA hazır 300 / 400 krş/kg ver kurtul nasılsa boy ve tonajda işlenmiyor kota yok herkes rahat hele DEVLET/BAKANLIK en rahatı.

    Evet sayın Süleymaner, biraz evvel arzettim, bu iş, mutlaka kadro işi. Kontrol için sizin 500 adet
    yasak hizmet, iş gören vasıtaları her gün, yakalayıp, getirip götürmek zannettiğiniz gibi kolay değil. Birçokları yakalandı ve bunlar, savcılığa verildi, mahkeme gördü. Üniversiteye tuttuğu balıklar gönderildi. Bu Marmara balığı mıdır, Akdeniz balığı mıdır? Bilmem Karadeniz balığı mıdır diye, upuzun zaman alan, tetkikatlar yapıldı, ve sonunda çoğu da beraat etti. Hiçbir gün, ben göremem belki, ama bir gün görecekki, bu balıkçılardan bir kısmı tek bakanlık olduğu zaman bu kadro kurulacak ve hiç kimse, hiç kimse sizin söylediğiniz gibi, kolayca trol yapmasına imkân olmayacak.
    Reisim nur içinde yat, evet sen göremedin hatta 26 yıl sonra bizde göremedik, Trollermi maşallahları var aynı hızla devam ediyorlar.

    Ama bakın, balıkçı demek, sabırlı adam demektir. Evvela, Süleyman reis, rahmetli babam, Türk balıkçılığına bir kanun lazımdır diye, o 1380 sayılı kanunun çalışması için çaba verdi. Arkasından ağabeyim uğraştı, maalesef göremediler, yalnız ağabeyim son zamanlarda gördü, yani ölümünden bir sene evvel 1380 sayılı kanun yürürlüğe girdi.

    = 30 senede kanunu çıkartabildik. =

    Bunu yaşadık, biz balıkçı olarak,sabırlı olmazsak, katiyen olmaz.
    Reisim ailenizi şükranla anıyoruz, 30 yıl mücadelede 1380 yapılmış; takribi 23 yıl sonra yasa yetersiz diyerek YENİ 1380 YAPTIK 2 yıl oldu = demekki 28 yıl daha sabırla bekleyeceğiz !!! 50 yaşındayım bende görmem demekki.

    Marmara öldü, bunu bugün başımızdaki yani denizlerimizin sahibi olan kademenin hepsi başta bakan olmak üzere bütün bürokrat arkadaşlarımız mutlaka artık iyi biliyorlar. Ama yapabilmesi için gerekli gayretleri göstermesi için de herşeyin bütçesiyle, kadrosuyla, şusuyla, busuyla kanunla şey yapması lazım.
    ŞEY YAPMAYA HALEN DEVAM - REİSİM.
    ".. Aptallığın en büyük kaniti aynı şeyi defalarca yapıp" farklı" bir sonuç almayı ummaktır.."

    Albert Einstein




  9. #9
    Reİs
    Üyelik tarihi
    Feb 2012
    Mesajlar
    403
    Tecrübe Puanı
    0

    Standart

    alıntı ŞEY YAPMAYA HALEN DEVAM - REİSİM.

    bu şey ne menem ŞEY ki kanserden beter..sarmış her yeri ilacı bilindiği halde hastanın ölmesine göz yumuluyor..



    Nurettin METİN

    İSTANBUL



  10. #10
    Balıkçı
    Üyelik tarihi
    Feb 2014
    Mesajlar
    165
    Tecrübe Puanı
    68

    Standart

    seni seviyorum abi vallahi maşallah helal olsun sen gerçekten adamın kıralısın cumhur gezen ne güzel özetlemişsin allah razı olsun senden sağol teşekürler ellerin dert görmesin allah gönlüne göre versin maşallah çocuklugumdan beri ufak balıkçılık yapıyorum yaş elli 11 yaşından beri denizden geçim saglıyorum 17 ay askerligi çıkart hep denizdeyim ve balıktayım kaya balıgıda tuttum ekmek parası yaptık bende en azından gözlemlerde bulunabilirim gırgır trol balıkçılıgımızı bitirmiştir ve acil önlem alınmazsa gırgıra trol avcılıgı denizlerde balık neslini bitirecek bakın istavrit yok neden yok istavrit kıraça denizin sıgortası atmıştır devasa yatırım yanlızca gırgır trol avcılıgına yapılmıştır bizim tek geçim kaynagımız olan denizlere hiç yatırım yapılmamıştır gırgır istedi gibi ag göz açıklıgıyla balıkçılık yapabiliyor ken misina agına yasak geliyorsa bende bu ülkenin balıkçısı olarak soruyorum nerde bilim nerde ilim nerde adalet nerde devlet nerde bsgm nerde koop nerde sürkoop teşekkürler iyiki böyle bir site kurmuşunuz allah razı olsun sizlerden emeyi geçenlerden akıl en degerli hazinemizdir teşekkürler

Sayfa 1/3 123 SonSon

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. 15 yıl sonra türkiye
    By TUNCAY ŞEKER in forum Güncel Deniz Haberleri
    Cevap: 0
    Son Mesaj: 26.05.14, 09:49
  2. Tsunaniden 6 ay sonra.
    By dökülük in forum Forum genel konuları ile alaklı olmayan konular
    Cevap: 2
    Son Mesaj: 16.11.11, 00:11
  3. TRT 1 10'Dan Sonra
    By aFaLa in forum Güncel Deniz Haberleri
    Cevap: 4
    Son Mesaj: 17.03.11, 02:28
  4. 332 yıl sonra açıldı
    By LüFerCi in forum Güncel Deniz Haberleri
    Cevap: 4
    Son Mesaj: 25.02.11, 20:49
  5. 25 yıl sonra
    By LüFerCi in forum Güncel Deniz Haberleri
    Cevap: 0
    Son Mesaj: 02.05.09, 10:36

Bookmarks

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
BALIKCI FORUM