7 sonuçtan 1 ile 7 arası

Konu: 1989-2015= 26 Yıl Sonra Neredeyiz ? 2. blm

  1. #1
    Reİs cumhur gezen - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Yaş
    53
    Mesajlar
    2.690
    Tecrübe Puanı
    0

    Standart 1989-2015= 26 Yıl Sonra Neredeyiz ? 2. blm

    1989-2015= 26 Yıl Sonra Neredeyiz ? 2. blm

    Geçmişi bilmeyen geleceğini göremez !! deyimi bu konu için söylenmiş bir sözdür, Yazı uzun olsada okuyup bütünü hakkında bilginiz olursa yorumlamanız daha kolay olacaktır, önemli gördüğüm paragrafları ayrı renkle vurgulamaya çalıştım; 26 yıl sonra olmayan Balıkçılığımız için Rastgele.


    İSTANBUL TİCARET ODASI - TÜRKİYE SU ÜRÜNLERİ KÜÇÜK KURULTAYI 20/22-Eylül-1989


    YASAKLAR
    Raşit Güzey


    Sayın Başkan, değerli üniversite hocalanm, kıymetli bakanlık mensuplan, kıymetli
    misafirler ve değeri balıkçı kardeşlerim. Aktaracağım sorun ilmi değil. 150 senelik balıkçılık grafiğini burada bakanlık mensuplannın kendi görüşleri, üniversitenin kendi görüşleriyle birleştirip, belirli bir konuya çözüm getirme bakımındandır.
    Benim aktaracağım konulann % 90'ı, pratikte balıkçılığımızda uyguladığımız konuların aksak yönleri, iyi yönleri. O bakımdan, bu konulan aktanrken, bilhassa mensup olduğum Batı Karadeniz Kooperatifler Birliği ve Cemiyet olduğu için, daha çok belki bu konulan aktarırken kendi bölgemizin sorunlannı da vurgulayacağım. Tabi benim aktardığım konulann diğer bölgelere de paralelliği var.
    Biz kıyı balıkçılığında bir bitiş noktasına geldik, geriye sayıyoruz.
    Konu budur.
    Ve buna bulunacak çaredir.
    Bunun birinci nedeni kirliliktir, sayın hocalarımız bunu anlattı. Burada bizim söyleyeceğimiz
    bir söz yok. En önemli konumuzdur. Balığa vurulan en büyük darbedir. Bunun istatistikleri de önümüzde.
    İkincisi sayın başkanımın geçen oturumda ifade ettiği bir konu var.
    Fazla avlanma, stokları fazla kullanma, bilgisiz kullanma ve bunlan korurken yasaklara uymama konularıdır. Bu konularda müşterek çözümü herhalde sonuncu gün bir değerlendirmesini yapacağız, ondan sonra da herhalde bakanlık mensuplannın bize gereken kolaylığı bu konuda sağlayacaklarına inanıyoruz.
    Balıkçı kardeşlerimden özür dilerim.
    Çünkü benim yasaklar konum, ekseriya benim balıkçı kardeşlerime dokunacak. Mecburen dokunacak. O konuda, beni sabırla dinlesinler.
    Belki şimdi birtakım tedbirleri uygulayacağız, ama gelecekte onlann faydasını biz kendimiz göreceğiz, bunun tartışmalatını da cemiyet toplantılarında yapıyoruz.
    Yasak kavramı öyle bir kavram ki, yasağa uymama insanın doğasında oluyor bazen, çıkarı konusunda
    insanoğlunun kendi menfaati konusundan dolayı bilinçsiz harcamada maalesef ön planda geliyor. Mecburen buna bir sınır çekmek zorundayız. Bu sınırı da devlet çekecek, kanunlar çekecek, yani insanın ihtirasını belli bir noktada da sınırlamalıyız. Bu balıkçılıkta ön planda gelen bir konu.
    Şimdi önümde 88 senesi, tanm bakanlığının bir istatistiği var. Burada biz ana konularda 4 balık üzerinde duruyoruz.
    Birinci balığımız hamsi, literatürü belli balık.
    İkinci balığımız istavrit,
    üçüncü balığımız herhalde kolyos geliyor ve lüfer, palamut.
    Şimdi bu balıklarda 982 ila 86 senesinde istatistik yönünden üretim araçları % 14, 15, seneye göre 18 artış. Motorlar büyümüş, kapasite büyümüş. 89'da hamsinin yediği darbeyi de biliyorsunuz. Nereye düşeceğini.
    Bu balıklar bitti. Belirli, türde, göçmen balıkların bir iki türü hemen hemen silindi.
    Diğer türleri de sıfır noktalarına geliyor.
    Bunun misalini hemen vereyim. 20 gün oldu, yasaklar kalkalı. Cumartesi günü Silivrideydim, 27 çift kayık vardı, Trabzon kayıkları bile ordaydı. Daha 8 kasa balık tutmayan arkadaşım vardı. Bugüne kadar 50 milyon adam, denize çıkma maliyeti, eğer bu 2-3 ay daha devam ederse balıkçının uğrayacağı zarar gırgır başına 100-150 milyonu bulursa. Bunları kim koruyacak o zaman.
    Bunlara kim kredi verecek? Sayın bakanlık mensuplarından ricam şu: balıkçılığın da bir mücbir sebebi var. Söyleyeceğimiz iki üç tane pratik bilgimiz var.
    Bakın deşarj konusu, sayın Dalan bunu buraya dökerken biz yazılar yazdık. Sayın başkan da bilir. Karşı çıktık. Ve pratiğimiz, hemen size söyleyeyim pratikte uygulamasını, lüfer balığı, torik balığı nesli ne hikmetse, gelir kız kulesi ile Haydarpaşa açığında yanan İndependanta gemisi arasında senelerce yatar. Ve bu aylar, yani Ağustos, Eylül, Ekim aylarında binlerce balıkçı hepiniz görürsünüz, Galatasaray Adası'nm önünden oraya doğru dizilir, hep ekmek parasına uzun oltayla tutarlardı. Kollektörü döktü, biz isyan ettik dökerken, iki sebeple isyan ettik, bir, dedik ki, bir tanesi bu boğaz bir çanak değil. % 25 arıtmayla buradan geçerken Karadeniz'e bazı engebelere de çarpar, dibine çökecek. Bu yasakları bozacak dedik, birincisi bunu vurguladık. Öncelikle.

    İkincisi, senede bir lodos eser, kanal suyunu keser, sıfır olur yukarıdaki su. Ve o zaman bizim balıkçılanmız gelir, köprüaltına kadar ağ sererler. Elli kulaca, atmış kulaca, dünyanın balığını alırlar. O yatakta, o zaman da bu, deşarj yukarı çıkarken, kıyılara sarkar, ve Marmaraya doğru akar dedik. Bunu daha tedbirli yapalım dedik.

    Ve uygulamasında şu çıktı. İşte Eylül ayı başladı. Bir tane oltacı gösterin-bana, bir tane lüfer tutan. Ne oldu? Lüfer balığı hiç dibine inmeden, transit gidecek. 10-15 gün sonra görün. İşte bu, balıkçılığın pratiğinde o deşarjın yaptığı en büyük kötülüktür.
    Bunun ilmi araştırmasını yine sayın hocalarımıza bırakıyoruz.
    İkincisi, kirlenme konusunda başımızdaki büyük dertleri hemen vurguluyorum. Kömür ocakları, siz hiç boğazın suyunu bu renk gördünüz mü? Nereden geliyor bu su? Ve sayın hocam ifade etti. Ufak balık yiyen balıklar, diğer balıkları bu su içerisinde nasıl görecek?
    Polyotif balıklar, polyotif seyrini takip ederken, orkinos balığı 50 kilo olur. Çanakkale'den girer, Tekirdağ açığında karidesini yer. 25 gün. Kınalıada eteğine gelir, oradan Şile'nin burnuna gider ve döner.
    Bulun bana bir tane orkinos balığı, geçen sene balıkhaneye kaç tane geldi.
    Bitti.
    Bu kurultayın koyacağı teşhis burada.
    Biz balıkçıların ne yapması gerekir?
    Bakanlıkların ne yapması lazım?
    Üniversitenin ne yapması lazım.
    O sorun burada çözülüyor. Biz ne yapıyoruz?
    Balık yakalamak konusunda getirilecek sınırlamalan biraz sonra anlatacağım. Bu kirlenme konusunda bir konu daha var, hemen onu da belirteyim adaların yanında kaşık adası diyoruz. Bir ada var. O adada bir hafriyat yaptılar. Voli yerlerine binlerce ton taşı döktüler. Onu bırakın, Haliç'ten çamuru çıkardılar. Sarayburnu'na döktüler.
    Bunu dökenler, herhalde bu memleketimizin yetkili insanları, onu bıpakın, 1380 sayılı su ürünleri kanunumuz, balık yolları ve balık üreme yerlerinde atılacak, kum, çakıl taşları konusunda maddesi, vardır. Amir ceza. İl encümeni bir kararla kumculara Riva'dan, Şile arasında bizim en güzel balık göç yerlerimizde bir yetki veriyor, kum çekiyorlar.
    1,5 sene. Kumu tabi çekiyor denizden. Onu doğa dolduruyor gene, o taşlar yukarı çıkıyor. Ve biz çırpındık, kıyametler koptu.
    En nihayet bu sene kaldırdık, uzun bir çalışma neticesinde.
    Ama tahmin ediyorum bu karar alınırken, encümenin, bakanlığa danıştığına inanmıyorum. Ve yerel yönetim kendi kendine almıştır, özel idare bu kararı.
    Ve balıkçılığımızın o bölgesinde en büyük darbeyi vurmuştur.
    Ve kömür ocakları da maalesef gene göçmen balıklarımızda, palamutta ve lüferde en büyük darbeyi, Kilyos, ve oradan Midye arası, İğneada arası, oraya kadar bilmiyorum sarkıyor mu, o araya vurdu. Bizim balıkçılanmız ne yapacak? Nasıl takip edecekler bu seyri de nasıl orada yakalayacaklar balıkları o sığ sularda. Sorun budur, kirlenme açısından söyleyeceklerim bunlar.
    Gelelim bizim önemli konumuza. Bizim fazla avlanma nedeniyle, ve kaynakları fazla tüketmemiz nedeniyle
    yaptığımız zarar.


    Türkiye, stoklerı belli. Bu stokların tespiti, birinci derecede önemli.
    Ve bu stoklar tespit edildikten sonra bunların yumurtlama sahalarının tespiti ve bunlann verimlilik dönemine geldiği zaman bizim sınırlı ne kadar avlayacağımızın kanunen tespiti, en önemli konu.


    Ondan sonra bu tespit içinde bu kaynakları biz ileriye dönük, ve balıkçılığın da geleceğini ve halkımızın da geleceğini koruyacak şekilde bizim menfaatimize kullanmak, sorun budur Türkiye'de, ama bunu biz bugüne kadar yapmadık. Neden?


    Çünkü biz tanmcı bir ülkeyiz, denize geç geçtik. Ve mevzuatımız bunu gösteriyor. Açın çıkardığımız kanunların tarih seyrini görün. Bizim denize geç geçmemiz, gayet basit. Osmanlı İmparatorluğu'nun son yıllarında dış borçlann ödenmesi konusunda Düyunu Umumiye bizim balık gelirlerimize el koydu. Malumunuz, el koyunca, ilk defa Düyunu Umumiye mensupları, zaptiye nizamnamesi de balıkçılık konusunda bir çalışma yaptılar ve bir nizamname çıkardılar. 1380 sayılı kanun çıkana kadar o kullanılıyor. Ve maalesef o zaman Balıkhane müdürü olan Artaki bey, Karakin efendi, ilk defa Türkiye'de bir balıkçılık kitabı çıkardı. Ve onda balıklann tutulma şekilleri, boyları, cinsleri de mevcut. Biz ne yapmışız? 940 senesinde Birleşmiş Milletler'de FAO kurulunca ve FAO denizlere el atınca, bu konuda çalışmalar yapılınca, biz uyanmışız. Akdeniz konseyi kurulurken, kurucu üye olmuşuz. Aynı dönemde 971 senesinde, kanunu hazırlamışız, Et Ve Balık Kurumu'da o çerçeve içinde kurulmuş.


    Fakat balıkçılık faaliyetini maalesef iki kez denemesine rağmen gerçekleştirememiş, ve ona son vermiş. Mevzuat açısından da, ondan diğer açılardan da biraz geç kaldık. Çıkan 1380 sayılı su ürünleri kanunu, mükemmel bir kanun olduğunu burada ifade etmek isterim. Kanun mükemmeldir, çok ufak tefek bir iki aksaklıkları vardır ama, lafz, ve içerik açısından 1380 sayılı kanun dört dörtlük bir kanundur. Fakat
    uygulaması, ve bu kanuna bağlı çıkan, yönetmelik ve sirkülerlerde ufak tefek metin hataları var, onların birkaçını burada vurgulayacağım. Onlar da mükemmeldir. Fakat bunlann tatbikatı, ve bizim balıkçılanmız konusunda uygulaması, bugüne kadar istenilen seviyeye gelmemiştir. Bunda kabahat bizim balıkçıların olduğu kadar, herhalde tahmin ediyorum, yetkililerin ekonomik ihtiyaçları çok oldu, denetim mekanizması konusunda adam eğitilememesi ve kontrola fazla gemi, personel verilememesi gibi konular maalesef bugün bizim sonumuzu hazırlamıştır.
    Şimdi bizim balık konumuzun, azalmasındaki önemli tedbirleri ben beş madde üzerinde sıraladım.

    Bunların bir tanesi, denizlerimizin aşırı kirlenmesi, bu tartışmasız.
    ikinci önemli sebep.Bilinçsiz ve aşırı balık avlanma.
    Üçüncü , Balık yumurta sahalarının zamanının, kapasitesinin iyi tespit edilmemesi, üretim seviyesinin buna göre belirlenememesi. O da yapılıyor şimdi,yine önemli dördüncü sorunumuz, bu konudaki eğitim eksikliğimiz, çok önemli ve bunun üzerinde duracağız.
    Bir de takip ve kontrol mekanizmasının kifayetsizliği, önemli konularımızdan biri.


    Bilinçsiz ve aşırı avlanma, üretim ve araçlarına getirilecek sınırlama.
    Bizle alakalı balıkçılarımızla alakalı, kapasite ve üretim seviyesinin ölçüldükten sonra belirli bölgelerde teknelerin sınırlandırılması bile gündeme gelebilir. Yani eğer bizim balıkçılığımızın geleceği buna bağlı ise, eğer kapasite tespit edildikten sonra biz motorlarımızı fazla, büyütmeyelim. Bu tedbirler alınabilir.


    Ölçümlemeden sonra, bu birinci derecede. Ağların boy, derinlik ve göz açıklılıklarının bir statüye bağlanması,
    şimdi tüzükleri İnceledim, sirkülerini 82 den 87 ye kadar, trolda var, göz açıklığı, göz boyu. Ama maalesef gırgırda yok. Ve bizim ülkemizde de en çok balık tutan araçlar, gırgırlar.

    Ve biz kendimiz, cemiyet olarak buna bir, otokontrol getirdik. En basiti geçen aldığımız harika bir karar var.

    İstavritte, 983 sirkülerinde istavrit balığı 10 santim. 83 te 11 santim. 86 da 13 santim. % 5 orada, burada % 10 fireyle. Boyu istavritin.
    Şimdi balıkçılık az olunca, eskiden göze batmıyordu. Çünkü bu mevsim, bütün kayıklanmız gidip, lüferle, palamut tutuyordu, şimdi bu olmayınca ne yapsın, balıkçımız, mecburen şuradan 100 kasa istavrit alayım da karnımı doyurayım diyor. Ne yapacak?
    Çevirdiği zaman, buciliğin altındaki ağlar 15 milim, 10 santim istavriti de maalesef alıyor. Alınca, bakanlık mensuplan geliyor, zaptı tutuyor. Ağır bir maddeleri var. Ve bir kargaşa çıkıyor. Hemen bir toplantı yaptık. Bir otomasyon, söylüyorum, dedik ki, aynı gün, bulciliğin altına, bir boy, 18'e, 18 göz, 18'e 18 göz demek şu. Balık bulciliğe sıkıştırılmadan evvel, o ağda bir taransa, 100 kasa alacağına, 50 kasa alabilir. Ama alacağı balık ekonomik olur. Ne olur ekonomik olursa, hem tayfa az zahmet çeker. Hem balıkhanede fazla para eder. Hem o diğer istavritlerimizin büyümesine müsaade ederiz dedik, ama şu var.

    Şimdi 13 santim, tartışmasını tabii burada açmakta zor. 13 santim istavrit boyu, Marmara için, Marmara denizi için tam boy mu, değil mi? Büyük tartışma çıktı şu anda balıkçılar arasında 13 santim herhalde Ruslann Karadeniz'de koyduğu boy orantısı olarak geçti sirkülere. Şimdi 13 santim istavrit.
    Marmarada ne kadar zaman içinde büyür, ve ne kadar avlanabilir. O da gene ilmi bir konu o konuya da bir şey diyemiyoruz. Ama ne kadar avlanabilir. 17 milim piyasada az, 18 var. 18 koyunca fazla süzülüyor balık. O bakımdan kontrol elemanlanmızın lütfen, balıkçı kardeşlerimize biraz fazla bu konuda tolerans, şu bir aylık dönem içinde tanısınlar. Bazen 12 santim, 11,5 santim, 12 santim, 12,5 veya 13 santim gibi ihtilaflar çıkıyor, onları da en kısa zamanda gidereceğimize bu aldığımız tedbirle inanıyorum.


    Bu yasaklar konusunda şöyle bir uygulamamız var. Balıkhaneye istavrit fevkalade çok geliyor. Uyguladığımız tedbir şu: Hemen dernek toplanıyor, bir karar alıyor, diyor ki: Balıkçılar en fazla 150 kasa tutar. Bunun dışında tutamaz. Gemlik filansa, onlara 50 kasa yol payı veriyoruz. Ve balıkçılarımız inanıyor musunuz, yüzde99'u buna dört beş senedir harfiyen uymuştur.
    Bir iki istisna hariç, hepsi uymuştur. Ve o kadar balık gelmiştir balıkhaneye, ve bundan kıvanç duyuyoruz. Ve tabi bizim bir müeyyidemiz yok. Ama en fazla müeyyidemiz şuydu. Eğer balıkçı arkadaşlarımız bizim meslek kararlanmıza uymazsa, onları dernekten atıyoruz. Balıkçı kardeşlerimizin bir iki istisna, binlercesi içinde bugüne kadar bu kontrola fevkalade uymuşlardır.


    Gene en büyük sorunumuz sınırlandırma, üretim.
    Taramalı radarlarla orkinos balığının üzerinden geçtiğiniz zaman balık periyodik yer değiştiriyor. O zaman TÜBİTAK'a yazı yazdık cemiyet olarak daha cevabı gelmedi, üniversiteye yazı yazdık, bu alet nedir, balık üzerinde ne etkisi vardır. Çünkü ekogrup geliyor, herhalde bir şeyler yapıyor. Bu çalışmalar böyle devam ederken, hamsi olayı patladı. Bu radar, küçük çap balıklar üzerinde, bilhassa pullu balıklar üzerinde, kısırlaştırma, asgari ölçüde öldürme seviyesine getirecek derecede etkilidir dendi. Tesadüf bir baktık, bu radarı uygulamaya başladığımız zaman hamsi hemen akabinde ertesi sene yiyeceği şifayı yedi. Ve orkinos da yedi. Şimdi bu nedir?


    Hiçbir İskandinav üllkesinde, üç kere gittik balıkçılık konusunda, hiçbir gemide ben bu radarı görmedim. Japonya'dan gelen yazıda bu radar kullanılmaz dedi.
    Fakat bizde bu rapor varmış, sayın bakanlıktaki arkadaşlanm bilir. Bu zararsız. Tesadüf bu sene sayın Kemal Yarar'la beraber bir toplantı yaptık.Kuzey Saha Komutanlığında, bir generalin bize söylediği söz, ne yapıyorsunuz, biz bunu uzun yönünde çalıştırıyoruz gece gündüz, gemilerin etrafına dışarıdan dalgıç adamlar gelmesin diye,peki bunu 3 senedir, Türk balıkçılığına vurduğu darbeyi, sizin takdirlerinize bırakıyorum.
    İşte katliamın büyüğü bu, sebebi ne? Böyle bir alet bize gelirken, ve bunu biz kullanırken, kullanacağız tabii. İlerlemek istiyoruz, balıkçıyız biz. Bizim balıkçılann hiçbirinin suçu yoktur bu konuda. Kesinlikle söylüyorum ama, bu aleti ilgili merciler bir baksın, nedir bu? Ne iş yapar, işlevi nedir? Japonya'da, iç sularda, sığ sularda kesinlikle kullanılmıyor. Ama biz Marmara'yı bitirdik. Orkinosu iki senede, onunla, onun yaptığı tahribat nasıl önlenecek? Herhalde İlerde gelecek raporlardan sonra çıkacak, biz bunu tabi çok büyük paralara mal olmuştur, balıkçı arkadaşlara, 125 milyondur tanesi.
    Ama bu insanlara da günah, bunları aldılar kullandılar. Buna nasıl bir çözüm bulacağını, sayın yetkililere bırakıyoruz,


    b maddesinde-yine, araçların sınırlandınimasında, üretim araçlarının sınırlandırılmasında algarna konusu, her toplantının gündemi, Marmara Balıkçıları arkadaşlarımız bana kızacaklar, Marmara'yı besleyen, Marmara'daki
    balıklan yaşatan Karides, bunun alternatifi yok. Karides nasıl tutuluyor biliyor musunuz?
    Gelin görün, 15-16 metre teknenin arkasına iki tane üç tane bağlanarak tutuluyor, bunun taradığı zemini bir gözünüzün önüne getirin. Ve kesinlikle şunu söylüyorum.
    Marmara Denizi'nde algarna kesinlikle yasak edilecektir. Bunun alternatifi yok.
    Bir tek alternatifi var, ağla tutulsun. Kapasite oranında, ama algarna tümden silinecek.
    Marmara'yı kurtarmak istiyorsak, bunu burada vurgulamak isterim.


    Ve gene gündemin en önemli bir konusu, kum midyesi, cıkcık balıkçılık tabiriyle. 87 sirkülerinde
    tahmin ediyorumm, 6. maddenin 7. bendi. Üç kulaçtan aşağı gırgır balığı çeviremez diyor. gırgır ağı. Peki cıkcık kaç kulaçta avlanır. 2 kulaçtan, 8 kulaca kadar. Biz girgin üç kulaca sokmuyoruz. Tüzükte en tehlikeli şeyi, 2 kulaçla, 8 kulaç arasında avlıyoruz. Kime, İtalyanlar makarnanın üstüne serpecekler diye. Ve samimiyetle söylüyorum. Evimin önünde, Silivri'de. Kusura bakmasınlar, kanun diyor ki, bir mil içinde bir motor çeker. Ne bir motoru? Uygulamada böyle bir şey var mı? 20 tane, bir başlıyorlar, Kurudere'den, Silivri'den, Çekmece'ye kadar yer yerinden oynuyor, bir tane kıyıda tonos kalmamış, onu bırakın, yalnız deşarj boruları büyük sitelerin 17 tanesini kaldırdılar, ortadan. Onların gömülmesinin milli gelire kaybı cıkcıktan kazanılan
    paranın yarısı değil. İki kulaçtan, sekiz kulaca kadar biz o kıyılarda binlerce kıyı balıkçılanmız Silivrililer, Mimar Sinanlılar ekmek yiyor senelerdir. Bunun Marmara'da müsaade edilmesinin mantığını, ekonomik mantığını ihracat açısından bugüne kadar anlamış değilim.


    Ve özel bir italyan usulü daha, acayip bir parakete atıyorlar Marmara'da şimdi onun misalini Silivrili arkadaşlar getirecekti bana unuttular. Bir gemileri var muazzam, uskumru balığı takıyorlar, orkinos uskumrusunu, makinayla döşüyorlar, bir balıkçı kardeşimizin ağına takıldı, ucu bucağı yok zaten. Buna biz Marmara Denizi'nde bu ayda, herhalde orkinosa, kılıca filan atıyor. Nasıl müsaade ediyoruz?
    Hakikaten yetersiz kontrolümüz, bakanlık da ne yapsın? Elindeki imkanlar, sınırlı.
    Ama bu felaketleri önlemek zorundayız. Bunlara muhakkak öncelikle bir önlem almalıyız ve bunları, cıkcıkı Marmara Denizi'nden 'kesinlikle kaldırmayı talep ediyorum.


    87 sirkülerinin genel yasaklar ve balık tesislerine konan yasaklar konusundaki başansını sayın Kemal bey vurguladı. Fakat bu sirküler de çok önemli bir hata, pratikte.
    Yani bakanlığın bunu bilmesi fiilen imkânsız. O da şu: Serensiz, direksiz ve bomsuz teknelerle balık avcılığı yapılabilir. Bunun pratikteki tehlikesini hemen size vurgulayayım. Gırgır bomu var, direği var, 13 metre bir tekne, yasak konduğu zaman adam bomunu, direğini 10 dakikada söküyor, ve fıstık gibi aynı küçük voli ağıyla
    istavriti çeviriyor, balıkhaneye getiriyor. Öbürküler direniyor, olur mu, kıyametler kopuyor. Lütfen bu maddenin bom direksiz, bu maddeyi tüzükten genel yasaklama konurken, muhakkak çıkması gerekir. Çok önemli bir şey bu, bunun çıkması lazım. Ve bu en büyük tüketim, gırgırın aynıdır. Hiç farketmez.


    Yine önemli bir üretim araçlannda sınırlama, kalkan paraketeleri, kalkan paraketeleri büyük balık tutmaz,
    bana kalkan paraketesinde istisnasız, 4 kilo, 3 kiıo balık çıkaran elli balıkta bir tanedir, mucizedir. Neyi tutar, yavru kalkanı tutar. Kalkan paraketesi Marmara'da öncelikle, ve kesinlikle yasak. Karadeniz'de de olabilir. O bakımdan kalkan paraketesi konusu da çok önemli konudur. Çok büyük tüketimdir. Kalkan balığı en geç büyüyen bir balıktır. Yavrulama açısından, yavrulama verme ve ekonomik bir potansiyele gelme zemini açısından muhakkak o balığın önemli derecede korunması lazım. Paraketenin kaldırılmasını, teklif ediyoruz.


    Ve maalesef Saros konusu. Saros konumuz içler acısı. Türkiye'mizin akvaryumu, eğer elimde imkân olsa, kuş bile uçurtmam o suların üstünde. Bu kadar güzel bir akvaryumu, maalesef trolcü arkadaşlarım kızmasın bundan 15-20 gün, bir ay evvel, 77 kasa mercan yavrusu saydım. Bu bir katliamdır. Onun için Saros'un komple her türlü, algarna, trol, ve diğer bütün parakete filan kapanmasını öncelikle talep ediyoruz. Bu akvaryumun korunması bakımından.
    Balık türlerine konan yasaklar konusunda, bizim önemli balıklarımızda, istavritte, 13 santim, biraz fazla geliyor Marmara'da. Çinekop, palamuta maalesef sirkülerde görmedim ama 87 sirkülerinde boy oranı tahdidi de gelmiş, ondan çok memnunuz, ona da teşekkür ederiz.
    En büyük katliamı çinekopta yapıyorduk biz. Motor motor çinekoplar tutuyorduk. O tuttuğumuz bir motor, 50 motor lüfer, korkunç bir katliam yaptık, lüferde ve onun cezasını da şimdi çekiyoruz. Lüfer, çinekopu bizim milli balığımız,- bunu koruyalım.
    Zaman bakımından yasaklar 82'de bir aydı. Ondan sonra değişti, 1,5 ay oldu 2 ay oldu. Şimdi harika bir zemine oturdu. Çoktur, azdır, onun tartışması da yapılır. Yalnız kalkancılanmızın bir ızdırabını hemen burada vurgulayayım. Kalkana konan yasakmaalesef bizim avlanma mevsimimizin yasağı, onun dışında kalkan avcılığı yapmıyoruz. Tabi kendi karasulanmızda yasak, diğer sularda serbest, üreticimiz kendi sulanmızda yakaladığını da yabancı sularda yakaladım diyerek getirip satmak zorunda kalıyor. Ve tefecilere, balıkhanede satamadığı için ucuz elden satıyor, ona da bir çözüm bulunursa, memnun oluruz.


    Balık yumurta sahalannın, zamanlannın, kapasitelerinin iyi tespit edilmemesi ve üretimi, bu konu, bizim dışımızda, sayın bakanlık çalışıyor, kapasiteleri tespit edecek, bize verilerini verecek. Ona göre yapacağız, bu konuda hiç konuşmuyorum. O konuda ilgililer konuşacak.


    Dördüncü konumuz demiştik, eğitim eksikliği ve kontrol yetersizliği.


    Bugün Türkiyede eğer bu yasaklar denetlenemiyorsa, sebebi şu:
    Maalesef balıkhanede iki tane arkadaşımız vâr, bakanlığa bağlı. Canla başla çalışıyor çocuklar. Geliyorlar, ölçüyorlar, yasaktır diyorlar, kağıtlıyorlar üstüne. Tüzükte madde var. Bu balıklar satılır, parası müsadere edilir. O balığa balıkhanede kimse girmiyor. 300 bin lira edecek balık 50 bin liraya gidiyor. Tekrar o alınan balığı bir başkası satıyor. Bizim bir teklifimiz vardı, uygulamada bir tüzük değişikliği yapalım. Uygulamada hayır kurumlan var aş ocaklan var. Onlara acilen, ve sayın belediye mensupları da biz kamyonları bedava veririz dedi. Bu çelişkiyi ortadan kaldırmak için hayır kurumlarına ve ilgili kuruluşlara devredersek, bunda da
    daha etkili olacağımıza inanıyoruz. Eğitim eksikliğimiz, okyanus kültürü dünyada gelişirken,
    ve böyle bir kültürün temeli atılırken, bizde balıkçılık konusunda bir balığın cinsinin seçilmesi konusunda sayın Kemal abi bir misal verdi, çünkü 1380 sayılı kanun heyetini, jandarma, gümrük, polis, muhtar hepsine vermiş, bu denetimin yapılabilmesi için, İstanbul halinde yapılıyor, ama Gemlik'te yapılmıyor. Ne olacak? Mecburen bakanlık asgariden kıyıda bulunan deniz kenarında bulunan kasaba ve şehirlerde muhakkak bölge müdürlükleri kurulacak, İstediğimiz bakanlıktır, ama ben bunu hayal görüyorum.


    Ama şunun muhakkak yapılması lazım. Ve kararname buna müsait.
    Teşkilat 17 Ocak 85'te çıkan kararname, 1756-38 sayılı, bu kararnamede sayın bakanımızın bir tek emriyle, bu bölgelerde acilen su ürünlerini denetleyecek, müstakil şekilde müdürlüklerin kurulması lazım, kazalarda ve vilayette, sebebi şu: Burada balığını satamayan, Kartal'da satıyor. Oradan gidiyor Gemlik'te satıyor. Bunları bizim kontrol etmemize fiilen imkân yok. İhbar etmemize fiilen imkân yok. Bu önlemin acilen alınmasında büyük yarar var.
    Balıkçılığımızı da bakanlık mensuplannın tarımda uyguladığı eğitim politikası gibi bir eğitim müdürlüğü, oluşturulması gereklidir. Biraz da bize bu konuda yardımcı olsunlar. Ve muhakkak bu işlerin çözümü için teşkilatın, bakanlığa bağlı şimdilik, idealimiz bakanlık düzeyinde ama şimdilik hiç olmazsa müstakil
    bir genel müdürlük seviyesinde bunun ele alınmasında acilen önemli bir olay olduğunu burada vurgulamak istedim.
    Mecburen balıkçılığımızın geleceği ve halkımızın proteinin geleceği, bizim bu tür çalışmalarımıza, biraz evvel anlattığım pratik çalışmaları üniversiteler ve bakanlık mensuplarının tüzük tadilatları, değişiklikleri ve ilmi görüşleri ışığında kaynaşarak önümüzdeki sene, müşterek ve beraber eğer tatlı bir zemine oturur ve hakikaten ilmin ışığında birtakım sınırlamalar getirirsek, bu korkunç tabloyla karşılaşacağımıza inanmıyorum.


    Kurultayın balıkçılığımıza ve halka hayırlı neticeler getirmesini temenni eder, hepinizi saygıyla selamlarım.


    SORU/CEVAP
    BAŞKAN: Sayın Güzey ortaya koyduğunuz bu konu için size teşekkür ederim
    ve şimdi soru sormak isteyen arkadaşlar buyrun Teşekkür ederim.




    SORU: AZMİ MUTLU: Balıkçı. Fatsa Yalıköy Balıkçılık Kooperatifi temsilcisi.
    Sayın başkan, sayın dinleyici ve balıkçı arkadaşlanm, sayın konuşmacı Raşit
    Güzey'in konuşmalarını dinledik. Sorulardan birisi şu: İlk defa söyledikleri göz açtıkları, 6,5 milim olarak bugünkü sirkülerde var, bu normal fakat bunu 7,5-8 milime çıkardığınızda denizdeki bu kanşık mesela 13 santimlik, 14 santimlik hamsi, 9 santimlik, 7 santimlik hamsi hep beraber geziyor, bu zaman zarfında bu 7,5 milim göze, 8 milim göze, bu öbür hamsiler vuruyor. Saplıyor, sapladığı gibi, bunu ağır denizden almak mümkün değil. 6,5 milim göz, hamsi için uygundur. İkinci konu, televizyonun ve radyonun yaptığı bir yayın var, Karadenizdeki olan balıklar, kefal balıkları gazlıdır, kötüdür, yenmez diye bir yayın yaptı. Bu balıklar İzmir'den ve Mersin'den gelmek suretiyle Karadeniz'de satıldılar. Bizim üst düzeyde birlik istememizin nedenlerinden biri bu. Bunu ferdi olarak kimseye kabul ettiremezsiniz, ama biz birlik olsak, bu balığın İzmir'den ve Mersin'den geldiğini ve burada satıldığını vurgulaya vurgulaya devlete, basın bunu tekzip edecekti. Fakat ferd olarak bununla uğraşmak mümkün değil. Bir arkadaşımız 20 ton balık tutsa, bugün satamayacak, yazık değil mi? Çünkü Karadeniz'den çıkan balıklar, gazlı, yenmiyor diye basın-yayın milleti şartlandırdı. Bu da önemli bir konu. Ondan sonra avlanmada gerekli limitler, yasaklar çok önemli. Şimdi
    biz yine bu kürsüden 7 Nisan 1988 senesinde yapılan konuşmada, tebliğden sonra söz aldık, gerekenleri burada söyledik. Kitap tescil etmiş.


    Hakikaten usulsüz ve aşın bir avlanma yaptık. Bunu 16. kanaldan telsizden arkadaşlarıma söyledim. Arkadaşlar bunun kibrit çöpü kadar olanını tutmayalım. Eti kemiği teşekkül etmemiş balığı 2-3 senedir tutuyorlar. Tek olarak balıkçı arkadaşlann karşısına geçmek suretiyle mücadele yaptım. Hiç fayda etmedi.


    Potansiyeli nasıl tespit edeceksiniz, potansiyeli tespit usulü, Ekim ve Kasım aylannda olmalı. Ekim ve Kasım aylarında hamsi kuzeyden güneye doğru, bize doğru göç ederken bunları büyük araştırma gemileriyle tespit etmek mümkündür. İlla ki buna limit koydurmadan, yani 30 ton, 20 ton, limit koydurmadan, ister göz açıklığı serbest bırakır, ne yaparsanız, yapın fayda etmeyecektir. Bu limit de denildi ki, bunu nasıl uygulayacaksınız? Her balıkçı kendi kendini kontrol ediyor. Kapılarda belediye memurlan var, bu memurların yanına bir de koruma kontroldan bir kişi konuldu mu, 24 saatte çıkan mesele,Azmi Mutlu balık tuttu. Azmi Mutlu limanın karşısına geçiyor diyor ki, 1 araba, bir daha getiriyor. Tamam bitti. - Onun fazla tuttuğunu diğer arkadaşlar öğrenecek, İstanbulda 200 kasa uygulaması gibi. Hem balık arz ve talebi karşılayacak, balık değer kazanacak, hem de balığı tüketmemiş, denizlerimizin devamını temin etmiş olacağız.


    Gözlemimiz balıkçı olarak budur. Bundan sonra çok dikkatli olmamız lazım. Çünkü toplanmış fındık bahçesine
    başak yapmaya gideceğiz ancak. Fındık toplanır da, peşinden dal aralannda görünmeyen, yapraklann aralarında görünmeyen tek fındıkları olur, onlan toplamaya gideceğiz, bu da kimseye bir istikbal temin etmez, çocuklanmızı bütün riskimizi bu işe bağladık. Bunu gözümüz gibi korumamız lazım.
    Son husus, sayın Raşit Güzey sonar konusuna değindiler. Bir de geçen sene Fatsa'da gene bir seminer toplantısında Prof. Çelikkara ve beş-altı arkadaşının burada bir araştırması var, bu araştırmanın neticesi var. Ve bunun hiçbir zaman zararlı olmadığını, ancak denizaltı gemilerindeki bu büyük 10 hz den aşağıdaki büyük olan sonarlann insan sağlığına ve balığa şok yapabileceğini söylüyorlar. Bu konuda söyleyeceklerim bu kadar teşekkür ederim.




    BAŞKAN: Teşekkür ederim, buyrun efendim.


    SORU - KERİM BAŞAR: İstanbul Su Ürünleri Hali Komisyoncu.
    Önce sorumu soracağım, fakat sorumdan evvel, tüm balıkçı arkadaşlarla senelerden beri beraberiz, sorunlanmızı dile getirirken bazı zorluklar çekiyoruz. Önce soru olarak Raşit Güzey'e soruyorum. 4,5 ay yasak yapılırken, acaba Karadeniz ve Marmara için mi yapıldı. Tüm denizler için mi yapıldı. Belki ben sirküleri okumadım, belki bir yanlışlığa sebep olabilirim. Bunu soruyorum, ondan sonra küçük orkinos yavrulanna değinilmedi, acaba neden? Teşekkür ederim.


    BAŞKAN: Teşekkür ederim Buyrun efendim.


    SORU-MEHMET ÖKSÜZ: Samsun Balık İstihsal ve Satış Kooperatifi Başkanı.
    Sayın avukat Raşit bey çok güzel bizi aydınlattılar. Bütün konulara değindiler. Yalnız bir konuda, eğitim konusunda benim söyleyecek olduğum bir kaç sual var, ve kendileri bu konuya değinmediler. Biz yıllardır bir özlem taşıdık. Balıkçılık, üniversitelere balıkçılık meslek okulları ve bunda devletimizin yardımıyla başarılı olduk. Bu 80 sonrası bir konuydu, ve bir sürü gençleri yetiştirdik. Onların da burada sahipsiz olduğunu, onlann konularına hiç değinilmediğinin farkındayım. Bunlar mezun oluyorlar. Mühendis yetiştiriyoruz. Fakat bunları hangi konuda çalıştıracağız. Birçok gençlerimizin hala boşta olduğunu, devletin bilgisi olduğu halde önemli su ürünleri kadrölannda yer almadığını görüyoruz. Acaba bu konuda bir teşebbüsleri var mı? Benim sorum bu kadar teşekkür ederim.


    BAŞKAN: Teşekkür ederiz sayın Öksüz. Buyrun efendim.


    SORU - MUSTAFA ODABAŞI: Enez Balıkçılık Kooperatifi Temsilcisi. Sayın Raşit Güzey'i tanımaktan çok memnun oldum, gerçekten bizim konuşamadıklarımızı dile getirdiler. Kendisine teşekkür etmek için önce buraya geldim. Arkasından ben de Saros körfezinde bir konuya temas etmek istiyorum. Sayın bakanlık temsilcilerimiz de buradalar. Gerçekten Saros körfezi zengin bir yataktır, ancak algarna ve trollere yasaklanmasını tekrar ben de vurgulayarak istiyorum. Bunun dışında bir de Nato dolum tesisleri yapıldığını duyduk. Saros körfezinde bunların da sayın tarım bakanlığımız temsilcilerinin bununla ilgilenmelerini istiyoruz.
    Tarım Bakanlığının bu işten haberi var mı? Onu da şimdiden bu kurultayda, dile getirmek istiyorum. Onun dışında yine bir de yasaklarla ilgili Raşit Güzey beyin deyinmediği Saros körfezinde uygulanan dinamit meselesi var. Yarlarda, taşlann üstünde balığı gözleyerek, attığı dinamitle büyük çapta kırıma sebep oluyor. Bunların ben kooperatif yetkilisi olarak ismini ilgililere verdim. Arama yapıldı, evinde bulunamadı dinamit. Arkasından kolu koptu. En güzel ispat oldu. Vardır kayıtlarda. Yahut karnı patladı. Bu dinamit, balığı, bizim İstanbul'a geliyor, levrek çok pahalı, 50 bin lira kilosu. Dinamit balığını herkes bilir. İstanbul halinde satılıyor. Bu balık maalesef satılıyor.
    Şunu demek istiyorum. Satışı kesersek, dinamit balıkçılığının, önüne geçebiliriz. Yine- İstanbul haline geliyor o mercanlar ve orada satılıyor, satışın önüne geçersek, tutmayı da. Ayrıca yasaklarla ilgili, iç sularda da örneğin bizim civarımızda göl var, GAVA gölü var, biz kooperatif olarak yasaklara uyuyoruz. Eski bir kooperatifiz, 20 seneye yakın, su ürünleri kanunundan sonra kurulan kooperatif sayesinde sahip olduğumuz bu istihsal sahalarında balıkçılığımızı kanalize ettik. Yasak dönemde balık tutmuyoruz, ancak yasak dönemde başka balık avlayanların önüne geçemiyoruz. Bizim zabıta kuvvetimiz de yok. Edirne'de bile yok. Bizim temsilcimiz, Edirne Vilayette bile yok. Değil kazada olacak. Su ürünleri bölge.müdürlüğünün yetkilisi. Edirne'de bile yok. Ne oluyor. Sazan tutuyor, 10 kiloluk sazanı, yumurtalar dökülerek satıyor adam. İpsala'da, Keşan'da, Edirne'de, Uzunköprü'de müdahale eden yok. Bunun karnından yumurtalar dökülüyor, milyonlarca balık, bir balık satılıyor. Milyonlarca balık ziyan oluyor. Ve sanıyorum, tarım bakanlığının oradaki görevli memur arkadaşlanmız bunun yasak bir balık olup olmadığını bile belki de bilmiyorlar. Bu hususta bilgi gerekli, örgüt gerekli. Şimdilik bu kadarla sözlerimi tamamlıyorum.


    BAŞKAN: Teşekkür ederim.


    SORU- İZZETTİN YAŞBEK: Bandırma Bereketli Koop. Müdürü Marmara Birlik Denetim Kurulu Üyesi, Önce sayın avukat Raşit beye teşekkür ediyoruz. Türkiye'nin geneli kapsayan" bir su ürünleri kurultayıdır bu kurultay, burada denizlerimizde, yani dış sularımıza ilişkin güzel görüşler verirken iç sulanmıza ilişkin yasaklarla da ilgili birkaç konuya değlnseydi, biz İç su temsilcileri olarak biraz daha rahatlama İmkânı bulabilirdik. Herhalde
    bu konuda yoğun işleri dolayısıyla iç sulara pek eğilme fırsatını bulamadılar. Bunu bir kısa sitem olarak kendilerine arz ediyorum.
    Bir ikinci konu, özellikle Azmi bey arkadaşın Doğu Karadeniz'de satılan petrol kokulu balık kokusu, bizim Bandırma'da da bahis konusu. Şöyleki, biz de sahil kesimdeyiz, güneyimizde bir gölümüz, Manyas Kuş gölü, kuzeyimiz tamamen denizle iç içeyiz, İzmir'den bize de balık geliyor, özellikle Aliağa rafinerisinin bulunduğu sahadan Aliağa rafinerisinin denize sızdırdığı kirlilikle meşpul o balıklar bandırmaya geliyor. Özellikle şu son haftalar içinde sardalya geliyor. Gelibolu'dan da geliyor, Gelibolu sardalyasını 2000 liraya rahat
    müşteri bulurken, Aliağa'nın petrol kokulu sardalyasını 1000 liradan satamıyoruz. Bunu şunun için söylüyorum. Burada devletimizin güçlü ve mümtaz temsilcileri var.
    Aliağa'nın önündeki balıkçı arkadaşlanmız, çaresiz avlanıyorlar Bu balıklar tüketime nasıl sunulur.
    Nasıl Doğu Karadeniz'e kadar gidiyor. Hadi Bandırma'ya geliyor. Belli şartlarla biliyoruz. 250 kilometredir mesafe. Bu ve benzeri olaylar maalesef oluyor. Özellikle kapalı alanlara İzmir, Bandırma arasına Akhisar, Manisa, Gördes, Balıkesir yörelerine burada tutulan balıklann her türlü denetimden uzak halde satıldıklarına biz üzülerek şahit olduk. Bunlan önleyici tedbirlerin alınması halinde, halkımızın bu konuda hiç olmazsa, sağlık açısından koruması yoluna gidilecektir, bir küçük ikaz mahiyetinde bunlann arzını faydalı gördüm. Teşekkür ediyorum.


    BAŞKAN: Teşekkür ederiz. Buyrun efendim.


    SORU- METİN TÜRKMEN: Marmara Birlik Başkanı,
    Sorarım size, yasak dönemde acaba balıkhanede ne kadar balık satıldı.
    Herhangi bir tutanağımız olmuş mudur balıkhanede, bugün Türkiye genelinde torik yasaktır.Satıldı.
    Bunun ne zaman önüne geçeceğiz. Burada balıkçımızın 4,5 aylık bir dönemi var. Bu 4,5 aylık dönemden sonra denize çıkmış vaziyette balıkçımıza aman vermeyen, sahil güvenlik İçin herhangi bir önlem aldınız mı?. Balıkçımıza buraya çeviremezsin, orada avlanamazsın, burada avlanamazsın, şeklinde balıkçıya rahat ve huzur vermeyen balıkçımız için herhangi bir girişiminiz var mı Raşit bey. Sizden istediğim bu? Teşekkür ederim.




    BAŞKAN: Teşekkür ederiz. Buyrun efendim.


    SORU- ORHAN ARILAR: Çakıl köy su ürünleri kooperatifi genel müdürü. Marmara Birlik Denetim Kurulu Üyesi.
    Ben sayın avukat Raşit Güzey beyefendinin söylemiş olduğu tebliğe ufak ,bir katkıda bulunmak istiyorum. Yasaklarda sadece ve sadece uygulanırken, muhatap müstahsil gösteriliyor. Bu zinciri genişletmek lazım. Ve yakalandığı zaman veya kanuni kovuşturmaya muhatap olduğu zaman gördüğümüz ve yaşayan şu anda da onlar İçin tartıştığımız balıkçı muhatap olmaktadır.
    Halbuki zincir öyle değildir.
    Bir müstahsil vardır.
    Müstahsili teşvik eden, nakleden, müstahsili teşvik eden deyince ne denir.
    Onun malını satın alan kişi vardır.
    Nakleden vardır, tablaya, sayın birlik başkanımındediği gibi, en son safhası, soframıza kadar gelen kişiler de suçludur.
    Bu zincirleri, iyi kontfol etmek lazımdır, İstanbulda bir balıkhane müdürlüğü vardır, su ürünleriyle
    yetkili var mıdır, yok mudur? Ve balığın kontrolundan anlayan uzman varmıdır, yok mudur?


    Ben taşrada görev yapmaktayım ve on senedir bu dalda da görev yaptığım için ben kendi yöremde balığı uzmanlaşmış bir trol mudur, yasak balıkmıdır diyecek bir yetkili kişimiz yoktur efendim. Sadece ve sadece balıkçı müstahsilini değil, taşıyanını, nakledenini, yani satanını, bunları da bir kontrol altına almak çok basit, ufak operasyonlarla bu işlerin gerçekleştirilmemesi mümkün değildir yani, devlet bunun insan tahsis etmesine de gerek, ufak bir operasyonla bu işin neticelendirilmesi lazımdır efendim.
    Söyleyeceklerim bu kadar teşekkür ederim.






    BAŞKAN: Teşekkür ederiz efendim.
    Üretimin artmasında ve azaltılmasında kesin olarak başlıca etken avcılıktır, bu biliniyor. Eğer biz av yasaklarını bilimsel ve teknolojik yöntemlere göre ayarlayamazsak, yürütemezsek, yönlendiremezsek, bunun altından kalkmamız mümkün değildir. Ne burada gırgırı kaldıralım, parekatayı kaldıralım dememiz gerçektir, ne de kaldırmayalım dememiz gerçektir.
    Çünkü tüm av araçları, balık türlerine, su sahalannın yapısına göre değişiklik ve özellik gösterir, biz acaba bu av araç gereçleriyle balıklar arasındaki ilişkileri bilimsel yönden araştırdık mı? Hangi balığı, hangi araç gereçle yakalıyoruz. Hangi araç gereç hangi su sahalanmız için uygundur. O nedenle öncelikle kullandığımız av araç gereçlerini su ürünleriyle ilişkileri yönünden bilimsel yönde araştırıp, en uygun av aracının özelliklerini, kendi sulanmız, kendi türlerimize göre saptamak mecburiyetindeyiz.
    Yabancı teknolojilerin bizi yanıltacağına da dikkatinizi çekerim. Japonya'da uygulanan av araç gereçlerini Türkiye sulannda kullanamazsınız. Yoğunluk farklılıkları vardır, tür farklan vardır.
    Bu konuşmalardan, sayın Güzey'in değindiği konuşmalardan benim çıkarabildiğim, demek ki biz yıllardan beri bunlan tartışıyoruz, ama hangi av araç gerecinin hangi özellikteki bir araç gerecinin hamsi için, istavrit içip şu, şu, şu türler için kullanılacağı hakkında bilimsel bir veriye sahip değiliz.
    Bugün dünyada balık davranışları bilimi vardır. Balıklann davranıştan üzerinde çalışıyor ve mükafatını alan biyologlar da vardır. Çalışmalar da vardır.

    Balık davranışlannı bilmeden de av araç gereçlerini tespit edemeyiz.

    Aynca ışığın bazı balıklar üzerinde olumsuz etkileri olduğu bilinmektedir.
    Yalnız ağa vurması bakımından değil, beslenmesi bakımından da etkileri olduğu bilinmektedir. O halde bu konu, yine geliyoruz, dolaşıyoruz. Bir bilimsel ve teknik araştırma işidir. En büyük eksikliğimiz de budur. Bu nedenle, bu konulardaki problem ve sıkıntıların çözülebilmesi için üreticilerimizin ve hepimizin gözlemlerinden yararlanmak koşuluyla öncelikle bölgesel çalışmalara, araştırmalara girmemiz lazım.

    Biz bilmiyorsak, bilen uzmanı davet ederek, onunla beraber çalışmamız lazım.

    Veri olacaktır, veri olmayınca hastalığı teşhis etmek için çeşitli analizler yapıyoruz da, avcılığı geliştirmek için niye bu imkanları elde etmiyoruz, bu verileri toplamıyoruz.

    Söylemek istediğimi özetleyecek olursam, bu konu, bir araştırma sonucu ortaya konması gereken bir konu, ne onun dediği, ne bunun dediği, ama söylenenlerde de gerçek payı olduğunu da kabul etmek zorundayız.



    CEVAP- RAŞİT GÜZEY: Teşekkür ederim, şimdi önce sayın başkanımın değindiği konuya değineyim. Ben tebliğimi sunarken, ilk vurguladığım buydu, ilim ve onu bir madde içinde de topladım. Balık yumurta sahalarının, zamanlarının, kapasitelerinin iyi tespit edilmesinden sonra bu çalışmalar devam ediyor. Tabii ilmin ışığında biz hareket edeceğiz. Bunun aksini kesinlikle savunmuyoruz. Aynı görüşteyiz başkanım.


    Sayın Azmi Mutlu kardeşim söylediği konularda haklıdır. Fakat ben başta da söyledim. İlk konuşmamın başında dedim ki. Batı Karadeniz Balıkçısıyız, hamsi konusunda göz ağı vermedim. Sirkülerde de var. Batı Karadenizin palamutta, istavritte uygulanan gözleri konusunda konuştum. O bakımdan siz haklı olabilirsiniz. Kefal balıklan konusunda da benden sonra arkadaşlar konuşacak, detaylı bilgiler verecekler.
    Taramalı radar konusundaki sayın Azmi Mutlu kardeşimizin iddialarına katılamıyoruz, kusura bakmasın. Bana bir tek dünyada bir tek ülkede bu radarın kullanıldığını söylesin.


    Balıkçılıkta. Bunu söylesin ben kabul ediyorum. Taramalı radarı, dünya balıkçı ülkeleri içinde, sığ sularda ve iç sularda kullanan bir ülkenin adını bana verin. Kabul edeyim. Kenya'da olur, Tanzanya'da olur. TÜBİTAK'ın gelen neticesi, gelen neticelerine saygılıyız dedim. Bizim açımızdan pratikte görülen neticelerini aktardık, inşallah TÜBİTAK kesin kararı verir, bu işi de çözeriz.


    SORU- KERİM BAŞ: Ünye balıkçı kooperatifi yöneticisiyim. Radann İngilizce anlamı şu: Radyo, Direction, and hynder, radyo ile yön ve istikamet bulma. Benim mesleğim olduğu için ben bunu biliyorum. Sonar dediğimiz radar, denizaltı avlama cihazı. Bunun tahribatı şu: çok büyük gürültü yapar, bu gürültüye maruz kalan balık sürüleri, o yöreyi en yakın zamanda terkeder. Ama her yönede ayni cihaz çalıştığı zaman, balık bir panik içindedir, bu panikten nasibini alan alır, almadan bazı balıklar bizim mezgit ağı olarak kurduğumuz ağlara ölü olarak takılmakta, biz yatıya kurduğumuz mezgit ağlarını kaldıramıyoruz. Yani bir gerçek var. Ama biz demiyoruz ki, sonarı olan kişi mağdur olsun. Ama sonarı olmayan da mağdur olmasın.
    Burada sonann vazifesi şu olacak. İstikameti bulacak, balık sürüsünü 30 kilometre öbür taraftan tespit edecek, onun üzerine gidecek, ama öbür cihazıyla tespitini yapacak. Ya iki türlü cihaz kollanacak, veyahutta öbüründe karar kılacak, Türkiye'nin istikbali için, radann yanlış tarafı bu. Ben konunun operatörü ve makinisti olduğum için sizlere ışık tutar amacıyla biraz bilgi vermek istedim teşekkür ederim.


    CEVAP- RAŞİT GÜZEY: Maalesef orkinosu unuttuk. Çok önemli bir konu, orkinos konusu, hakikaten bunun küçüğünü avlıyoruz. Av yasağı sirkülerde var. Torik balığı palamutu yavrulan için Çanakkale ağzının dışında bunun avlanmaması, Marmara buna dahil, boğazlar dahil, Karadeniz de dahil, ama bütün Türkiye genelinde bu yasak yok. Uygulanır mı, uygulanmaz mı o da bakanlıkların bileceği iş.
    ".. Aptallığın en büyük kaniti aynı şeyi defalarca yapıp" farklı" bir sonuç almayı ummaktır.."

    Albert Einstein




  2. #2
    Balıkçı
    Üyelik tarihi
    Feb 2014
    Mesajlar
    165
    Tecrübe Puanı
    68

    Standart

    o zamanda mevzu aynı bü günde aynı tartışmalar araştırmalar dogru yolu bulacagız bizleri temsil edenler ilim ve bilim adamları dogruları bulamamışlarsa sebebi balıkçılıktan ve denizden anlayıp anlamamasından degil çıkarları geregi dogru yol bulunama mıştır bizleri temsil edenlerin ilim ve bilim adamlarının türk balıkçılıgına hiç faydası yok olmamıştır olamazda
    denizlerimiz gırgır trol avcılıgın tekelinde emrine de amade oldugu sürece hep tartışmalar araştırmalar senelerce sürer demeçler çalıştaylar kurultaylar seminerler paneller sonuç oda sizin balıkçılık geçmişini ne kadar bildiginize baglıdır geçmişini bilmeyen gelecegi göremez gırgır trol denizlerimizi bitirmiştir bitirmeyede devam ettirilecek tarih tekerürden ibarettir

  3. #3
    Reİs
    Üyelik tarihi
    Feb 2012
    Mesajlar
    403
    Tecrübe Puanı
    0

    Standart

    Alıntı vesayre Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    o zamanda mevzu aynı bü günde aynı tartışmalar araştırmalar dogru yolu bulacagız bizleri temsil edenler ilim ve bilim adamları dogruları bulamamışlarsa sebebi balıkçılıktan ve denizden anlayıp anlamamasından degil çıkarları geregi dogru yol bulunama mıştır bizleri temsil edenlerin ilim ve bilim adamlarının türk balıkçılıgına hiç faydası yok olmamıştır olamazda
    denizlerimiz gırgır trol avcılıgın tekelinde emrine de amade oldugu sürece hep tartışmalar araştırmalar senelerce sürer demeçler çalıştaylar kurultaylar seminerler paneller sonuç oda sizin balıkçılık geçmişini ne kadar bildiginize baglıdır geçmişini bilmeyen gelecegi göremez gırgır trol denizlerimizi bitirmiştir bitirmeyede devam ettirilecek tarih tekerürden ibarettir
    insan sevdiği şeyi korur..daha genişletirsek yelpazeyi sevdiklerini korur..acaba diyorum ekmek yediğimiz bu deniz ve içindeki bu mahlukat gereği kadar sevgiyi hak etmiyor mu..diye düşüneceksin düşün düşün koca bir hiç ..saldım çayıra mevlam kayıra MEVLA kayırır amenna şu bir gerçek ki zulum etmekte direteni kayırdığına dair hiç bir ayet hadis ve yaşanmış bir delil yok..aksine zulm etmekte diretenlerin akıbetleri hüsran olduğu ve iki yakalarının bir araya gelmeyeceği ayet hadis ve yaşanmış delillerle dolu...müslüman RABBİNE teslim olmuştur.rızık endişesi yoktur.çalışır çabalar bu da bir dua dır hemde içinde hem niyet hem amel vardır..zevk için değil kendi ve sorumlu olduğu sevdiklerinin rızkını kazanmak için şükür eder..maneviyattan daha çok bu maddiyat belası daha ağır bastığı için denizde kirletilir denizde yaşayan mahlukatında soyu sopu katl edilir..radarda yazan o yavru balık değil para olarak görüldüğünden bu parayı ben almazsam bir başkası alacak.............sonuç 0+0=0 aslında dünya ülkelerinin çoğundada aynı sorunlar var balık stoğu azaldı denizler kirlendi 8...10 euro bağışta bulunun gibi meiller geliyor bulabilirsem onuda paylaşırım..saygı ve sevgilerimle...



    Nurettin METİN

    İSTANBUL



  4. #4
    Reİs
    Üyelik tarihi
    Feb 2012
    Mesajlar
    403
    Tecrübe Puanı
    0

    Standart

    Alıntı vesayre Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    o zamanda mevzu aynı bü günde aynı tartışmalar araştırmalar dogru yolu bulacagız bizleri temsil edenler ilim ve bilim adamları dogruları bulamamışlarsa sebebi balıkçılıktan ve denizden anlayıp anlamamasından degil çıkarları geregi dogru yol bulunama mıştır bizleri temsil edenlerin ilim ve bilim adamlarının türk balıkçılıgına hiç faydası yok olmamıştır olamazda
    denizlerimiz gırgır trol avcılıgın tekelinde emrine de amade oldugu sürece hep tartışmalar araştırmalar senelerce sürer demeçler çalıştaylar kurultaylar seminerler paneller sonuç oda sizin balıkçılık geçmişini ne kadar bildiginize baglıdır geçmişini bilmeyen gelecegi göremez gırgır trol denizlerimizi bitirmiştir bitirmeyede devam ettirilecek tarih tekerürden ibarettir
    insan sevdiği şeyi korur..daha genişletirsek yelpazeyi sevdiklerini korur..acaba diyorum ekmek yediğimiz bu deniz ve içindeki bu mahlukat gereği kadar sevgiyi hak etmiyor mu..diye düşüneceksin düşün düşün koca bir hiç ..saldım çayıra mevlam kayıra MEVLA kayırır amenna şu bir gerçek ki zulum etmekte direteni kayırdığına dair hiç bir ayet hadis ve yaşanmış bir delil yok..aksine zulm etmekte diretenlerin akıbetleri hüsran olduğu ve iki yakalarının bir araya gelmeyeceği ayet hadis ve yaşanmış delillerle dolu...müslüman RABBİNE teslim olmuştur.rızık endişesi yoktur.çalışır çabalar bu da bir dua dır hemde içinde hem niyet hem amel vardır..zevk için değil kendi ve sorumlu olduğu sevdiklerinin rızkını kazanmak için şükür eder..maneviyattan daha çok bu maddiyat belası daha ağır bastığı için denizde kirletilir denizde yaşayan mahlukatında soyu sopu katl edilir..radarda yazan o yavru balık değil para olarak görüldüğünden bu parayı ben almazsam bir başkası alacak.............sonuç 0+0=0 aslında dünya ülkelerinin çoğundada aynı sorunlar var balık stoğu azaldı denizler kirlendi 8...10 euro bağışta bulunun gibi meiller geliyor bulabilirsem onuda paylaşırım..saygı ve sevgilerimle...



    Nurettin METİN

    İSTANBUL



  5. #5
    Reİs
    Üyelik tarihi
    Nov 2014
    Mesajlar
    431
    Tecrübe Puanı
    0

    Standart

    Her şey bittikten sonra akıl başa geliyor. Yalılarını toprakla, taşla doldurup sahil yolu yapan ülkelerin deniz üzerine konuşacağı olamaz. Bu topraklarda bizden önce yaşayanlar zeytin ekmiş, çınar ekmiş 1000 yıl yaşasınlar, torunlarının torunları sebeplensin diye, biz burada kalıcı değiliz ya, alayını kestik maden ocağı açalım diye. Hamsinoz kaç milimetre olacak tartışması hamsi bitince bitiyor. İstavrite 13 cm boy yasağı getirilmiş ama yıllardır 1 cm olanları bile avlanınca istavrit de, konusu da bitiyor işte. Kalkan için düne kadar 1 mayıs av yasağı başlangıcıydı, 3 yıldır 15 nisana alındı ama 1 nisanda tüm dişi balıkların havyarlı olduğunu bilmeyen balıkçı var mı? Son kalkan da avlanınca yasağı 1 nisana alırlar ama fotoğrafta görürüz. Lüfer önce 20 cm, sonra 18 cm derken ne var ne yok dibini kazıdılar, palamutların 100 gram gelmeyenlerini amansızca avlayıp çiftini bir liraya sattılar, ama eylülde konuşulacak söz hazır, "bu sezon av bol olacak" Dönülmez akşamın ufkundayız.

  6. #6
    Reİs cumhur gezen - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Yaş
    53
    Mesajlar
    2.690
    Tecrübe Puanı
    0

    Standart

    ".. Aptallığın en büyük kaniti aynı şeyi defalarca yapıp" farklı" bir sonuç almayı ummaktır.."

    Albert Einstein




  7. #7
    Reİs
    Üyelik tarihi
    Nov 2014
    Mesajlar
    431
    Tecrübe Puanı
    0

    Standart

    "3. dünya savaşından sonraki savaşlar taşla yapılacak." mış. Mutlak öyle olur, da "1989-2015- 26 yıl sona neredeyiz?" in 3. bölümünde avlayacak balık kalmış olup da avdan bahsedebilecek miyiz acaba?

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. 1989-2015= 26 Yıl Sonra Neredeyiz ? 1. blm
    By cumhur gezen in forum SUR - KOOP - SU ÜRÜNLERİ KOOPERATİFİ MERKEZ BİRLİĞİ
    Cevap: 20
    Son Mesaj: 10.04.15, 22:51
  2. Tsunaniden 6 ay sonra.
    By dökülük in forum Forum genel konuları ile alaklı olmayan konular
    Cevap: 2
    Son Mesaj: 16.11.11, 00:11
  3. TRT 1 10'Dan Sonra
    By aFaLa in forum Güncel Deniz Haberleri
    Cevap: 4
    Son Mesaj: 17.03.11, 02:28
  4. 332 yıl sonra açıldı
    By LüFerCi in forum Güncel Deniz Haberleri
    Cevap: 4
    Son Mesaj: 25.02.11, 20:49
  5. 25 yıl sonra
    By LüFerCi in forum Güncel Deniz Haberleri
    Cevap: 0
    Son Mesaj: 02.05.09, 10:36

Bookmarks

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
BALIKCI FORUM