Sayfa 1/5 12345 SonSon
42 sonuçtan 1 ile 10 arası

Konu: ‘20 santimin altını tutma yemem’ diyenler haklı mı?

  1. #1
    dkoryurek dkoryurek - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2010
    Mesajlar
    2.398
    Tecrübe Puanı
    548

    Standart ‘20 santimin altını tutma yemem’ diyenler haklı mı?

    ‘20 santimin altını tutma yemem’ diyenler haklı mı?

    Ercan İnan - einan@gazetevatan.com
    Denizlerde avlanma yasağı, getirilen yeni kuralların gölgesinde 31 Ağustos gecesi bitti.

    Önceki gece, dualar eşliğinde ‘Rastgele’ temennileri ile balıkçılar denize uğurlandı.

    Yeni kuralların ne olduğunu tüm okurlar bilmiyor olabilir.

    Bu sezondan itibaren 20 santimin altındaki balığın avlanması yasak. Yanlış anlaşılmasın, boyu 20 santimin üzerine asla çıkmayan hamsi, istavrit, sardalye gibi balıkları içermiyor bu yasak. Büyüyünce lüfer olacak çinekop ve sarıkanatı tarif ediyor. İstavritin küçüğü kraçe de yasak kapsamında.

    Peki bu yasak denizlerimizdeki balık neslinin tükenmesini önleyebilecek mi?

    20 santimin altında kalan çinekop ve sarıkanat avlanmayınca acaba seneye iddia edildiği gibi bol lüfer yiyebilecek miyiz?

    Balığı sadece rakı sofrasından tanıyanlara göre yiyeceğiz. O yüzden 20 santimin altındaki balığın avlanmasına getirilen yasak çok doğru. Balıkçıları denize uğurladıktan sonra dün gazeteye bu konuyu mutlaka yazmam gerekiyor, zira konu çok yanlış bir platformda, yanlış bilgilerle tartışılıyor duygusu ile geldim.

    Gazetelere göz atarken Milliyet gazetesinde önce Mehmet Tezkan’ın ardından Güngör Uras’ın yazılarını birer sayfa ara ile gördüm. Tezkan 20 santimin altındaki balık için “Tutma satma, alma, yeme” önerisinde bulunurken, Güngör Uras ağabeyim ise keşke avlanma yasağı 1 Eylül’de değil 1 Ekim’de bitse o zaman palamutlar kendine gelecek 300 gramlık çingene palamutu yerine 900 gramlık gerçek palamut yiyebileceğimizi vurguluyordu.

    Eyvah dedim içimden. Yazacaklarım şimdi onlara cevap gibi anlaşılacak, polemiğe girdiğim düşünülecek...

    Zaten Tezkan ile konu Beşiktaş olunca fikirlerimiz asla örtüşmüyordu. ‘Beşiktaş’ta yeri yok, kalibresi düşük’ dediğimiz oyuncular üzerinde bir türlü hemfikir olamıyor her maç birbirimize giriyorduk.

    Anlaşılan o ki balık konusunda da tartışacağız...



    Her çinekop lüfer olur mu?

    Zannediliyor ki her çinekop lüfere dönüşür. O yüzden de ‘bırakalım avlanmasınlar, büyüsünler lüfer olsunlar öyle yiyelim’ deniyor. İlk bakışta kulağa mantıklı geliyor. Ancak balığı balıkçılığı bilenler için bu kesinlikle doğru bilgi değil.

    Çinekopun iki türü vardır. Bizim balıkçıların sırtıkara diye tarif ettiği ve denizlerimizde daha çok görülen çinekop türü 16-17 santimden daha fazla büyümez. Üstelik çinekop da havyar bırakma özelliğine sahiptir. 1 yaşına gelmemiş çinekop bile havyarının yüzde 25’ini denize atar.

    15 santimi doldurmuş çinekop ise bütün havyarını bırakır.

    Yani çinekop avlanınca, bu balık türünün neslinin tükeneceği savı kesinlikle doğru değildir. Üstelik lüfere dönüşen balığın havyar bırakma yani üreme kabiliyeti düşer. Büyük balığın barındırdığı cıva oranının yükseldiği, sağlığa daha zararlı hale dönüştüğü gerçeğini de unutmayalım. Denizlerimiz kirli. Denizde uzun süre kalan balık daha çok cıvaya maruz kalıyor.

    Lüfere dönüştü kim yiyecek?

    Sırtıkara diye bilinenin dışındaki çinekop türü büyür gelişir önce sarıkanat sonra lüfer olur. Olur da o balık bizim denizlerimizde durur mu?

    Balıklar da tıpkı kuşlar gibi göçer. Boğaz’da lüfer, palamut akını olur bazen. O balık aslında akıp giden yani göç eden balıktır. Önce Marmara’ya ardından Ege’ye çıkar, İspanya’ya kadar gider. Lüfere dönen balığın çok az bir kısmı bizim denizlerimizde kalır. Kalanı da deniz suyu soğuduğunda kırılır yani ölür. Sonuç itibarıyla demem o ki çinekop avlanmayıp lüfere dönüşse bile bunu göç ederken yakalayamadığımız takdirde onu Yunan balıkçı, İspanyol balıkçı avlar. Yani yasağın bize değil aslında onlara faydası olacak.

    Yasak martılara yarayacak

    Şimdi bir de işin teknik kısmına bakalım. Boy kısıtı geldi diye balıkçılar tüm ağ takımlarını değiştirmeyecek. Bu ağ takımları öyle ucuz şeyler değil. Ağı ayrı para, kurşunu mantarı ayrı para. Şimdi balıkçı denize açılacak. Radarında balığı görecek. Ancak o radarlar balığın boyunu, santimine kadar gösterecek donanıma da sahip değil. Balığı çevirecek.

    Balık torbaya kitale girdi miydi ölür. Balık tekneye alınacak. Ceza yemek istemeyen balıkçı santim kuralına uymayan balığı ayıklayacak, uymayanı ister istemez denize dökecek. (Bir kasa bile kural dışı balık bulunsa cezası 7 bin TL) Denize geri bırakılan balık yaşayacak mı? Kesinlikle yaşamayacak ve denizin üstünde öyle kalacak. Yani bu yasaktan Yunan, İspanyol balıkçının yanısıra bir de martılar kârlı çıkacak.

    Başka kimler kârlı çıkacak?

    Ceza yerim korkusu ile tuttuğu balığın büyük bölümünü ölmüş şekilde denize geri bırakan balıkçı Hal’e daha az balık getirecek. Mezatta fiyatlar yükselecek. Çiftlikte üretilen çupranın levreğin fiyatı zaten arttı, daha da artacak.

    (Düşünmeden edemiyorum. Acaba bu yasakta balık çiftliklerinin etkili lobisinin payı olabilir mi. Bir ayrıntı daha. Yaklaşık 2 ay önce Ankara’da Greenpeace başta olmak üzere çevre örgütleri, üniversitelerin su ürünleri bölüm uzmanları, balıkçılar ve Tarım Köyişleri Bakanlığı yetkilileri biraraya gelip toplantı yapmıştı. Boy sınırı konusunda 19 santim olsun, bunun yüzde 20 altına kadar da opsiyon tanınsın kararında mutabakat sağlanmıştı. Ancak nedense toplantı sonrası karar 20 santim ve yüzde 5 opsiyon şeklinde çıktı. Balıkçılar şimdi çok kızgın ve oyuna geldiklerini düşünüyorlar. Mağdur edildikleri için dava açmaya hazırlanıyorlar)

    Yasaksa herkese yasak olsun, çifte standart uygulanmasın

    Şimdi gelelim meselenin bir başka boyutuna. Avlanma yasağı Nisan ortasında başlıyor, Ağustos sonuna kadar da sürüyor. İyi güzel de bu yasak niye sadece sektörün bir bölümüne, büyük gırgır teknelere uygulanıyor.

    Deniz kenarlarında elinde oltası ile avlanan onbinlerce amatörü bir kenara bırakın. (ki onlar da küçücük balıkları tutup aslında katliama ortak oluyorlar) Oltacılar, valiciler uzatmacılar, yasak döneminde tekneleri ile çıkıp kasa kasa balık avlıyorlar.

    İzmit Körfezi’nde 6 tane gırgır tekne var. Bunlara 15 Nisan-31 Ağustos tarihleri arasında avlanmak yasak. Darıca Yelkenkaya mevkiinden itibaren Körfez’de yasak döneminde bile avlanan küçük tekne sayısı ne kadar biliyor musunuz?
    900’e yakın.

    Bu teknelerin en küçüğü bile her gün mezata en az 5 kasa balık getirir.

    Yasak kapsamındaki gırgır teknelerinin ise her biri, 1 Eylül ile 15 Nisan tarihleri arasında sezonda ortalama 50-60 bin kasa balık avlarlar.

    Hesabı sadece İzmit Körfezi için yapıyorum.

    Yasaktan etkilenmeyen yaz aylarında da denize açılan 900 tekne var dedik. Her biri günde 5 kasa balık yakalasa, (Ki fazlası vardır azı yoktur) 135 günde yakalanan balık miktarı 600 bin kasayı geçer. (Üstelik küçük teknelerin tuttuğu balık kayıt dışıdır. Vergisi de ödenmez.)

    Yasaklı gırgır teknelerinin her biri sezonda 60 bin kasa balık tutsa dahi 360 bin kasa yapar ki küçük teknelerin, yasak dönemde tuttuğu balık miktarına yetişemezler.

    Yani anlayacağınız avlanma yasağı da aslında göstermeliktir. Balık neslini korumaktan uzaktır. Çifte standart uygulanmakta, adeta göz boyanmaktadır.

    Eğer yasak uygulanacaksa yaz aylarında denizde avlanan tek bir kayık bile olmamalıdır.

    Amatörler üzülecek hatta kızacak belki ama Boğaz kıyılarında, Köprü üstünde balık tutanlara bile izin verilmemelidir.

  2. #2
    dkoryurek dkoryurek - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2010
    Mesajlar
    2.398
    Tecrübe Puanı
    548

    Standart

    ben gazeteye şöyle bir yorum bıraktım:

    "yazı balık halindeki kabzımalın görüşünü yansıtıyor, o kabzımallar ki aslında birer tefeciler ve balıkçıların üzerinde bir borç baskısı yaratarak filolar yönetiyorlar. bu 20 cm uygulaması onların çıkarını bozdu. Ercan bey'in iyi niyetli sorularına kendi çıkarlarına göre cevap vermişler, besbelli. bakın, "çinekop iki türlü olur" diyor yazıda. kim diyor?! açın istediğinizi kaynağı okuyun, Deveciyan'dan Artun Ünsal'a.. istediğiniz akademik sunumu tarayın.. çinekop yavru lüferdir ve yumurtlayamaz. ayrıca diyor ki yazıda, bu balık İspanya'ya kadar gidiyor :)) hayır, gitmiyor. dünyanın pek çok yerinde lüfer var ama.. herbiri kendi bölgesinde göç yollarına sahip :) Güney Afrika'dan çıkıp İspanya'ya, oradan da bize gelen bir lüfer yok :)))) bunlar kamuoyunun kafasını karıştırmak için kabzımalların ortaya attığı hikayeler. dedikleri aslında şu "biz tutmazsak Yunan tutar, İspanyol tutar!" e, rakamlar ortada, bakalım mı hele: 2009 yılında dünyada 16000 ton lüfer tutulmuş, bunun 100 tonunu Yunanistan, 6000 tonunu ise biz tutmuşuz. denizin daha bereketli olduğu 2002'ye de bakalım, bakmışken: dünyada 43000 ton lüfer tutulmuş, bunun gene 100 tonunu tutmuş Yunanistan, biz ise 25000 tonunu tutmuşuz. anlayacağınız net olan tek şey "dünyanın lüferi"ni bizim tükettiğimiz! yokolursa vebali de boynumuza! şimdi tekrar değerlendirin 20 cm boşuna mı, uygulanmalı mı, uygulanmamalı mı?"

  3. #3
    dkoryurek dkoryurek - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2010
    Mesajlar
    2.398
    Tecrübe Puanı
    548

    Standart

    Gila BENMAYOR
    gbenmayor@hurriyet.com.tr

    2 Ekim 2011
    Hürriyet

    Balıkların boyu nasıl ölçülecek

    DÜN televizyonda av yasağının sona ermesi nedeniyle denize açılan balıkçılara kulak veriyorum.
    Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın avlanacak lüferin boyunu 20 santimetre olarak belirlemesine balıkçılar ne diyor?
    Kimi 20 santimetrenin yetersiz olduğu, lüferin boyunun en az 25 santimetre olması görüşünde.
    Böyle düşünen balıkçıların olması gerçekten sevindirici.
    Kimilerinin karara itirazı var:
    “Bakanlığın kararı yanlış. Avladığımız balığı güverteye alıp ölçmeye kalkarsak balık ölür”.
    Bu itiraz bana biraz yersiz geldi.
    Zira sanıyorum balıkçılar ağlarına takılan balığın boyunu ölçmeden göz kararı kestirebilirler.
    Anında da suya atabilirler.
    Defne Koryürek’in “Lüferime Dokunma” ve Greenpeace’in “Seninki Kaç Santim” kampanyaları neticesinde bu yıl avlanma boyları 14 santimetreden 20 santimetreye çıkartılan lüferi esas tezgâhta kim denetleyecek?
    Söz denetimden açılmışken benim bu avlanma yasağıyla da ilgili fazlasıyla kuşkum var.
    Tezgâha yeni çıkması beklenen “Çingene Palamutu” yaklaşık 1 aydır Adalar ve Boğaz’daki lokantalarda yeniyor.
    Lokantaların tümü Çingene Palamutu’nu olta balıkçılarından satın alıyor olabilirler mi?
    Konu dkoryurek tarafından (02.09.11 Saat 11:54 ) değiştirilmiştir.

  4. #4
    Vip Üye trololog - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2009
    Mesajlar
    562
    Tecrübe Puanı
    83

    Standart

    Göz bebeklerinde dolar işareti olan biri tarafından yazılmış ve eline tutuşturulup, "al bunu köşende yayınla" denmiş gibi bir yazı.

    Balığın boyuna, türüne, göçüne, yemesine içmesine, yumurtlamasına, büyümesine karar verecek mercileri iyi seçemezsek bu yazı hafif kalır, daha nicelerini de görürüz.
    Yoklukla boşluk doldurulmaz.
    Y. Erdem
    SİNOP

  5. #5
    dkoryurek dkoryurek - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2010
    Mesajlar
    2.398
    Tecrübe Puanı
    548

    Standart

    cnbc-e Finans Cafe'de konu gene lüfer! 12:00-12:30 arasında, yani az sonra telefonla katılıyor olacağım programa..

  6. #6
    __BALIKCI FORUM__ özgürdeniz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2009
    Yaş
    57
    Mesajlar
    5.203
    Tecrübe Puanı
    0

    Standart

    Şu yazıya cevap olsun diye değilde yanlışlarını düzelteyim istedim elim gitmedi bu kadar abuk bir yazıyı şimdiye kadar okumamıştım.Neresini düzeltir neresini cevaplarsın !!!

    zmit Körfezi’nde 6 tane gırgır tekne var. Bunlara 15 Nisan-31 Ağustos tarihleri arasında avlanmak yasak. Darıca Yelkenkaya mevkiinden itibaren Körfez’de yasak döneminde bile avlanan küçük tekne sayısı ne kadar biliyor musunuz?
    900’e yakın.

    Bu teknelerin en küçüğü bile her gün mezata en az 5 kasa balık getirir.

    Yasak kapsamındaki gırgır teknelerinin ise her biri, 1 Eylül ile 15 Nisan tarihleri arasında sezonda ortalama 50-60 bin kasa balık avlarlar.

    Hesabı sadece İzmit Körfezi için yapıyorum.

    Yasaktan etkilenmeyen yaz aylarında da denize açılan 900 tekne var dedik. Her biri günde 5 kasa balık yakalasa, (Ki fazlası vardır azı yoktur) 135 günde yakalanan balık miktarı 600 bin kasayı geçer. (Üstelik küçük teknelerin tuttuğu balık kayıt dışıdır. Vergisi de ödenmez.)

    Yasaklı gırgır teknelerinin her biri sezonda 60 bin kasa balık tutsa dahi 360 bin kasa yapar ki küçük teknelerin, yasak dönemde tuttuğu balık miktarına yetişemezler.
    Saydığı küçük tekneler körfezden dışarı çıkıp avlanamazken adını andığı gırgır her yere gider balığın peşinde,adam birde otör olmuş kasa sayıyor her kayık şu kadar tutsaymış.Totale bakalım kendi hesabınca ne balığı yutulmuş yasak boyunca ve nerede bu balık,hem balık satıcıları olarak tv lerde yasak kısaltılsın esnaf balık bulup satamıyor diye demeç vereceksin hemde kalkıp yasak boyu her tekne 5 kasa balık tuttu diyeceksin onuda 900 gibi rakamı nereden bulduysan çarpıp biçip mukayese edeceksin.

    Balıkçıdan iyi biliyor olduğunu varsaysak Bilim İnsanlarınada ukalalık taslıyorsun,çinekop başka cinsmiş fesüphanallah.Birde tehdit gizli komple yasaklansınmış,yahu gırgır avlanmaya başladıktan sonra kıyı balıkçısının şansımı varki balık tutabilsin velevki tuttu pazarda payı ne,binlerle ifade edilen yanında tuttuğuda para etmez.

    Üzüldüm gazeteci arkadaşa fena işletmişler,madara vaziyeti yani.Bari bir kaç balıkçıya danışsaydın yada ne bileyim üniversitelere sorsaydın,yani işi bilenlere.

    Bir sözümde arkadaşa bu yazıyı yazdıranlara,kardeşim olay gündemde herkes balık diye bağırıyor ve boy yasağı uygulanacak hazır fırsat varken en büyük sektörlerden biriyiz ama meslek olarak dahi kabul edilmiyoruz,her teknemiz yürüyen fabrika,istihdam ve değer üretiyoruz deyip teşvik,kredi,hibe talep etseniz ya.Tutmayacağız ama zararımızıda tazmin edin işte örneği çiflikçiye bunları vermektesiniz bize niye farklı muamele yapılıyorun cevabını arasanız.
    Müfit Çıkrıkçıoğlu
    İstanbul

    KIYI BALIKCISI


  7. #7
    greenpeace
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Mesajlar
    183
    Tecrübe Puanı
    29

    Standart

    Diğer konulara zaten değinmişsiniz o yüzden ben de tekrar etmeyeyim ama yazıda bir baska yanlış bilgi de, istişare kurulu toplantısında bir mütabakata varıldığı; (Düşünmeden edemiyorum. Acaba bu yasakta balık çiftliklerinin etkili lobisinin payı olabilir mi. Bir ayrıntı daha. Yaklaşık 2 ay önce Ankara’da Greenpeace başta olmak üzere çevre örgütleri, üniversitelerin su ürünleri bölüm uzmanları, balıkçılar ve Tarım Köyişleri Bakanlığı yetkilileri biraraya gelip toplantı yapmıştı. Boy sınırı konusunda 19 santim olsun, bunun yüzde 20 altına kadar da opsiyon tanınsın kararında mutabakat sağlanmıştı. Ancak nedense toplantı sonrası karar 20 santim ve yüzde 5 opsiyon şeklinde çıktı. Balıkçılar şimdi çok kızgın ve oyuna geldiklerini düşünüyorlar. Mağdur edildikleri için dava açmaya hazırlanıyorlar)

    Böyle birşey yok, bu bilgilyi hangi balıkcı verdiyse bir daha hatırlasın bakalım toplantıyı...Kim ne konuda mütabakata varmış acaba? Ne bizler 18-19-20 cm'i kabullendik, ne de %20 opsiyon diye birşey konuşuldu? Nereden nasıl uyduruluyor bunlar anlayamıyorum, bari orada yaşananları doğru anlatsınlar kardeşim!
    Neden acaba hiç Bayram Öztürk adı geçömiyor ortalıkta? 19 cm diye toplantıda tutturan sonra da basında 20 cm'i ilan eden bir başka kurum var...Bizler ne bu ölçüyü kabul ettik, ne de %20 falan diye bir rakkamı!
    Banu Dökmecibaşı

    www.greenpeace.org

  8. #8
    Balıkçı Adayı
    Üyelik tarihi
    Jan 2010
    Mesajlar
    169
    Tecrübe Puanı
    27

    Standart

    Her gün 5 kasa tutsa, 135 gün denize çıksa olsa bitse gitse etse hesabıyla gazeteye yazı yazabiliyor adam.
    Hava esti yatış, balık kesti yatış, motor su koyverdi yatış.
    Balıkçılığı ne güzel anlatmış adam her gün 5 kasa balık, denizle sözleşmesi var sanki.

  9. #9
    Vip Üye bnymnblr - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2009
    Yaş
    41
    Mesajlar
    1.158
    Tecrübe Puanı
    185

    Standart

    Ercan İnan tarafından kaleme alınan bu yazı yapılan kampanyaların etkisinden ne kadar korkulduğunun yansımasıdır. Bir gırgır reisi de lüfer ayrı çinekop ayrı balık diye yazmış ispat olarak da biz bu sene çinekop tutmasak seneye Karadenizden gene çinekop geliyor diyor. gülmekten karnım ağrıdı. Denizden ekmek yiyen birisinin bu ifadeyi kullanması yerine hiçbir şey yazmasa daha iyi olurdu. işte çinekop ile lüferi ayrı balık olarak kabul eden biz tutmasak elin yunanı tutar diyen bir avcı filomuz var.


    Şöyle aşağıdaki gibi daha destekli bir şeyler yazılsa idi, belki biraz düşündürücü olurdu.

    Balıkçı
    Kendisinden yavru balık tutmamasını isteyen STK lara
    - Balık varlığının devamının sadece avcılık ve üreme boyu ile sağlanamayacağını
    - Denizsuyunun oksijen içeriğinin balık varlığı için tek başına yeterli bir unsur olamayacağını,
    - Denizdeki nitrat artışının balık yumurtasının larval sürece geçişinde de önemli bir tehdit unsuru olduğunun
    - Bunu önlemenin yolunun da atık sular ile mücadele ve dolayısıyla belediyelerin sorumluluğuna ait olduğunun
    - Bununla mücadele etmek için balıkçılar ve STK lar multidisiplinel bir grup .çalışması yapıp belediye yöneticileri ile nasıl bir görüşme ortamı ve sorunları aktarabiliriz yoluna gitmelidir
    - Kampanyaların içeriği sadece balık boyu üzerinden değil balığın yaşam koşullarını içeren denizsuyu kirlenmesi üzerinden de olmalıdır.
    - STK kendi üzerine düşeni yapıyorsa, balıkçı bu zorlu şartlarda kendi üzerine düşeni yapacaksa, belediye de kendi üzerine düşeni yapmalıdır.
    denilebilirdi.
    Bünyamin

  10. #10
    Vıp üye İhtiyar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2009
    Mesajlar
    4.641
    Tecrübe Puanı
    957

    Standart

    Bizim de gazeteci kardeşimize bir mesajımız var.

    Sevgili kardeşim Ercan İnan,

    Şu yazı vesilesiyle senin için ne kadar üzüldüm bilemezsin, inan.

    Yazındaki maddi hataları saymaya kalksam, aynı uzunlukta bir yazı yazmam gerekir, çünkü tamamı yanlış.

    Yalan demiyorum, yanlış, çünkü açıkça görülüyor ki, profesyonel ve amatör balıkçıların ezici çoğunluğunun ve Fikir Sahibi Damaklar'la Greenpeace gibi sivil toplum kuruluşlarının neye karşı mücadele verdiğini hiç araştırmadan dolayısıyla anlamadan (biraz ağır olacak ama) eline verilen yazıyı ya da kulağına üflenen sufleyi yazı konusu yapmışsın hem de senden önce yazan gazeteci dostlarına ters düştüğünü bile bile.

    Kaç yıllık gazeteci olduğunu bilmiyorum ama gazeteciliğin ilk kuralının, gerçeği araştırıp öğrenmeden tek kelime yazılmayacağı olduğunu bildiğine inanıyorum.

    Keşke bir gazeteci olarak bu temel kurala uysaydın da ilgili çevreler üzerinde hiçbir etkisi olmayacak tam aksine gazetecilik mesleğinde kredini hayli düşürecek böyle bir yazıya imza atmasaydın.

    Keşke, çinekopun iki ayrı türü vardır derken, ülkemizdeki bunca Su Ürünleri Fakültesi'nin varlığını hatırlasaydın da bir telefonla nasıl bir yalana alet olduğunu anlasaydın.
    (Sırtıkara, çinekopun bir cinsi değil, lüferin irisine verilen, çok da kullanılmayan bir addır).

    Keşke onbinlerce kıyı balıkçısını balığı rakı sofrasından tanıyanlar olarak nitelemeden önce zahmet edip bir tanesiyle konuşsaydın.

    Beş kasa balığı hiç bir arada görmeyen binlerce kıyı balıkçısı yaşama savaşı verirken keşke onlardan birine misafir olup ne tuttuğuna daha doğrusu tutamadığına bakabilseydin.

    Yazık, senin adına üzüldüm.

    M.Mahir Ersin
    Herkes, ne yaparsa kendisine yapar.

    M.Mahir Ersin
    İstanbul 1945

Sayfa 1/5 12345 SonSon

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. Gemiadamları yönetmeliği
    By Burhan Reis in forum Gerekli Belgeler
    Cevap: 3
    Son Mesaj: 25.02.11, 04:05

Bookmarks

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
BALIKCI FORUM