ab 1973 yılından bu güne 5 adet çevre eylem planı tamamlamış ve 2001-2010 yıllarını kapsayan 6.çep yürürlüğe girmiştir.5.çep sürdürülebilirliğe doğru sloğanı ile 6.çep geleceğimiz,seçimimiz sloganı ile uygulamay koyulmuştur.
enterasan olan şimdi yazacaklarım
ab nin üzerinde çalışmakta olduğu bir diğer konu ise çevrenin ceza hukuku ile korunmasıdır.avrupa konseyi 1998 yılında çevrenin ceza hukuku ile korunması avrupa anlaşmasını imzaya açmıştır.ancak,çevre zararlarını suç kapsamına alması bakımından önemli olan bu anlaşmayı konsey üyesi hiç bir ülke imzalamamıştır.buna karşılık konsey 2001 yılında çevrenin ceza hukuku ile korunmasına dair bir direktif önerisini benimsemiştir.bunun temel nedeni ise,ab çevre mevzuatının 25 yıldan beri varolmasına ve çevre ile ilgili yürürlükteki birçok direktife rağmen,üye ülkelerdeki hukiki yaptırımların birlik kanunuyla tümüyle uyumlu olmamasıdır.taslak direktif çevrenin korunmasına yönelik birlik kanunundaki faaliyetlerle ilgili olup,yeni bir ek getirmkte yanlızca çevre mevzuatında belirtilen ihlallere karşı,üye ülkelerin cezai yaptırımlarını belirlemeleri istenmektedir.direktif,ceza hukuku ile çevrenin korunmasına yönelik minimum standartları esas almaktadır.ülkeler daha sıkı standartlar doğrultusunda cezai yaptırımlarını belirlemekte özgürdürler.diyor.
siz bundan ne anlıyorsunuz?
ben şunu anlıyorum,ab diğer mevzuatlarda mesela balıkçılıkta ortaya koymuş olduğu ve diğer ab ülkelerinin kabul ettikleri kanunları uygulamaları bize dayatarak,uygulamamızı ve uymamızı şart koşmakta iken,bukadar önemli bir mevzuat için ortak bir karar alamıyor ve ülkelerin kendi cezai hukuklarına daha doğrusu ülkelerin kendi insiyatifine bırakıyor.aklıma neden böyle diye bir soru geldi ve fazla düşünmeye gerek yok.
tuna nehrinin doğduğu ve geçtiği ülkelere baktığınızda ab ülkeleri,ayrıca sınır ötesi kirlenmeyede sebebiyet vermekteler,dolayısı ile ab çevre mevzuatında ortak bir karar varmış olsaydı birçok tazminat ödemeye mahkum olacaktı.
bu elbette hiç bir hak talep edemeyeceğimiz anlamına gelmiyor,daha önceki yazılarımda da belirttiğim gibi birçok ab ve uluslar arası mahkemelerde elbette hak arayabiliriz,fakat ab ülkelerinin kurnazlığını siz değerli dostlarımada göstermek istedim.peki biz kendi karasularımızı veya cevremizi koruyabilirmiyiz?korumak için ne yapmalız?
bizim de cevre mevzuatımızın elastomelli olması nedeniyle mevcut durumu anlatmaya gerek yok,köy ortada.
değerli dostlar,çilekeş meslektaşlarım,işte bir kez daha 29 ilde birleşmemiz için diğer bir neden daha,diğer nedenleri hepimiz üç aşağı beş yukarı biliyoruz.
ekmeğimizi kurtarabilmenin tek yolu ve adresi birlik,birlik ve dirliktir.
hepinize saygılar sunarım