2 sonuçtan 1 ile 2 arası

Konu: AB'yi Yaşamanın maliyeti.

  1. #1
    Balıkçı
    Üyelik tarihi
    Jan 2010
    Mesajlar
    1.708
    Tecrübe Puanı
    237

    Standart AB'yi Yaşamanın maliyeti.

    Adı ve firması bende saklı dostumuz, ton balığı satmaya heves etmiş. Hint Okyanusu’na yelken açmak zorunda kalmış. Asıl hikâye ise ilk parti mal AB sınırlarına girdikten sonra başlıyor.”

    Türk iş dünyası İstanbul’da oturarak anlaşılmıyor. Hele AB ile ilişkilendirerek anlamak ve geleceğin falına bakmak neredeyse olanaksız... Bu teze, uzun bir süre boyunca yaptığım Anadolu seyahatlerimin ardından vardım. Kah Denizli’nin akıllara durgunluk veren rekabetçiliğinin boyutlarını gördükten, kah Gaziantep’in yılda birkaç kez gidilmezse yetişilmesine imkan olmayan gelişmesini hissettikten sonra, inanın yaşayacağım ülkeye güvenim arttı. Ama anlatacağım öykü Kayseri’den. Zira Kayseri’yi anlamazsanız, AB meselesini asla anlayamazsınız… Kayserililerin gülerek anlattıkları malum hikayeyi çoğunuz bilirsiniz. Biz hoca takımına takılmak için böyle derler; ‘Hocam biz çocuğun adam olacak olanını ticarete, işe yaramayanını da okula göndeririz!’ İlk başta biraz bozulduğumu itiraf etmeliyim. Bu hesaba göre işe yaramadığımız açık. İşte bu tür takılmaların bolca olduğu bir Kayseri seyahatinde tanıştığım bir işadamı dostumun başından geçenleri sizinle paylaşınca, neden kendim hakkımda bu kadar ümitsiz olduğumu anlarsınız belki diye, bu satırları nicedir kaleme almayı düşünüyordum. AB mi bizim iş dünyasını dümdüz eder, yoksa bizim iş dünyamızın, özellikle Kayseri cephesi mi? Buyurun siz karar verin…

    Adı ve firması bende saklı dostumuz, ton balığı satmaya heves etmiş. ‘Kayseri’de ton balığının işi ne?’ diye sormayın, zaten Kayserililiğin sırrı da bu noktada başlıyor… Dostumuz; ‘Ton balığı nerede bulunur’ diyerek, küçük bir araştırma yaptıktan sonra, önce Hint Okyanusu’na yelken açmak zorunda kalmış. Ticari anlaşmalarını yapmış, balık küçük partiler halinde gelmeye başlamış.

    Dostumuzun ifadesi ile; ‘Balık Kayseri’ye geldikten sonra iş kolay! Dilim dilim kes, koy konserve kutusuna gitsin…’ ‘Ama’ diyor; ‘Serde Kayserililik var ya, rahat duramadık. Küçük çaplı bir ihracat yapsak fena mı olur dedik, ilk parti malı da AB ülkelerine gönderdik. İşte ne olduysa, o ilk parti mal AB sınırlarına girdikten sonra oldu. Daha haftasına 2 tane çatık kaşlı Avrupa Komisyonu memuru bizim fabrikanın kapısına dayandı.’

    Ne Kayseri’nin mantısı, ne sarması, ne yağlaması, ne pastırması ne de sucuğu para etmiş. Tutturmuşlar ‘balığın pasaportu’ diye… Yahu Allah’ın denizinde avlanan balığın pasaportu mu olur? ‘Olur ya’ demişler! ‘Sen hem bir balıkçılık ürünü, hem de Gümrük Birliği (GB) kapsamına giren, sanayi katma değeri olan bir ürünün ihracatçısının. Balık ya Türk olacak ya da AB vatandaşı! Teknik ifadesi ile “menşe kuralları” geçerli.’

    Peki Hint Okyanusu’nu ne yapacağız? Sonuçta hiçbir ülkenin karasuyu sayılmayan, açık denizde yapılan bir avcılığın ürününden bahsediyoruz. Yok deyip, çantalarından Türkiye ile Avrupa Topluluğu arasında 1 Ocak 1973 günü yürürlüğe giren “Katma Protokolü” çıkarmışlar. ‘Bak burada ne yazıyor, açık denizde yapılan avcılıkta bir balığın Türk menşeinde sayılması için geminin Türk bandıralı olması, mürettebatın da en az yüzde 50’sinin Türk olması gerekiyor’ demişler.

    Kayserili yılar mı hiç? Hint Okyanusu’nun göbeğinde ne yapmış etmiş, Türk bayrağı taşıyan, pasaportunda Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı yazan insanların avladığı halis Türk vatandaşı ton balıklarını Kayseri’ye getirir olmuş…

    Ama Türk vatandaşı ton balığını ihraç eder etmez, bu kez Komisyon’un başka bir departmanından 2 kişi daha Kayseri semalarında belirivermiş. ‘Fabrikanı gezeceğiz, bakalım insan sağlığına uygun bir üretim yapıyor musunuz?’ diye incelemeye gelmişler.

    ‘Fabrikam Allah için pırıl pırıldı, göğsümü kabartarak aldım götürdüm’ diyor bizim dost. Ama daha içeri girer girmez dertler de hemen başlamış. Komisyon memurlarının kaşları çatılmış ve ‘Olmadı, sizin duvarların bağlanma noktaları 90 derecelik açı yapıyor!’ demişler.

    ‘Eğri büğrü duvar olmaz, ben durdum inşaatın başında’ diyecek olmuş, ‘Dik açılı duvar mikrop tutar, bizim hijyen kurallarına aykırı! Bu duvarlar düzelene kadar ihracatı unut’ cevabını vermişler. Yeniden inşaatla, dik açılı duvarlar silinebilir oval bağlantılara dönüştürülmüş.

    Tam gönül rahatlığı ile ilk parti mal yola çıkmış ki, bu kez 2 farklı Komisyon memuru fabrikanın kapısını tıklatmış. ‘Efendim fabrikanın yerlerini kontrol edeceğiz’ demişler… Dostumuz haberi alır almaz geceden bir temizlik yaptırmış. Yerler pırıl pırıl!

    Avrupalılar yine ‘Olmadı’ demiş; ‘Yerler çok fazla parlıyor. Allah korusun, ya işçilerinizden birisinin ayağı kayar da düşer, bir tarafını incitirse? İş sağlığı kuralları gereği işyerinizin yerlerini mat kaplamayla döşeyene kadar ihracatı unutun.’

    Her neyse, bu hikaye böyle uzayıp gitmiş… Bir gün içeri açılan tuvalet kapısının menteşesinin yerini ve ispanyoletini değiştirmişler, ertesi gün yangın merdiveninin ebadını ve malzemesi sorun olmuş. Hatta 2.47 olan tuvalet tavanının yüksekliğini 2.49’a kadar çıkarttırmışlar…

    Kayserili dostumuz; ‘Bir diğer seferde de duvarların boyasını gündeme aldılar’ diyor. ‘Son geldiğinizde söylediniz, en iyisinden, Amerika’dan boya getirtip en mikrop tutmayan cinsinden boyadım, neye itiraz ediyorsunuz?’ deyince, yine ‘Olmadı, Amerikan standardı düşük, Avrupa boyası olmalı’ diyerek, Avrupa boyası da getirtmişler.

    Neyse bizim Kayserili iş adamı dostumuzun, sonuçta söylediği püf noktası şu; “Velhasıl beni 150 standarda uymak zorunda bıraktılar. Her standarda uyum ek bir maliyet sorunuydu. Her uyum çalışmasında mal satamaz hale geldiğimiz için durmak zorunda kalıyorduk. Ama yılmadık, inatla ne eksiğimiz varsa giderdik. Yola çıktığımda 1 satmayı düşlüyordum, o standartlara uyum sağladığım için bugün yalnızca AB’ye değil, dünyanın dört bir köşesine 1000 satar hale geldim.’

    Evet yaklaşık 2 yıl önce bir Kayseri seyahatim sırasında bana aktarılan bu öyküyü, Türkiye’nin dört bir yanında, özellikle iş dünyasına hitap ederken aktarıyorum. Aslında bir tarafta yılmamanın, azmin sonunda mutlaka başarının geleceğinin öyküsü. Öte tarafta da bazen haklı gerekçelerle, bazen de salt sizin satışlarınızı düşürmek gayesi ile teknik engel yaratmak adına, bin bir güçlüğü özellikle üretim cephesindeki hemen herkes ya yaşıyor ya da yaşayacak. İşin doğası böyle…

    Ama dedik ya, Türkiye’yi dolaşın ve özellikle yaşanmış başarı öykülerine yakından tanıklık edin. O zaman hem ülkenize, hem de kendinize olan güveniniz artıyor… Kayseri’deki bu öykü diğer illerimizde farklı mı? Hiç kuşkusuz değil, daha niceleri var…

    Denizli’de oluşan bir bornoz imparatorluğunun ayakta kalabilmek için her yıl 20.000’den fazla motif geliştirdiğinin ne kadar farkındayız? Hem de piyasaya sürülen her motif bir hafta sonra Çin’de taklit edilerek geri dönerken ve bizim koruma kurallarımız üreticimizin imdadına yetişmezken…

    Ya da Gaziantep’te bir AB heyetinin ziyareti nedeni ile basılan İngilizce gazetede, Antepli iş adamlarının, yeterli işçi bulamadıklarını ve o yüzden ‘AB’deki işsizler buyursun Antep’e gelsinler’ çağrısında bulunduklarını ne kadar görebiliyoruz?

    Şüphesiz AB’ye uyumun maliyeti çok yüksek olacak. Şüphesiz AB’ye uyum bir yandan hepimizin her gün televizyon kanallarından izlediğimiz siyasi krizlerle sekteye uğrayacak, öte yandan ekonomik maliyetinin yanı sıra siyasal ve sosyal faturaların da çok ağır olabileceği topyekun bir sosyal dönüşümü beraberinde taşıyacak. Brüksel’le tartışmalarımızın ardı hiç kesilmeyecek. Ve inanın bu yolculuğumuzda çoğunlukla yanımızda sağduyumuzdan başka güvenebileceğimiz hiçbir kimseyi de göremeyeceğimiz anlarımız çok olacak.

    Ama ‘Değer mi?’ diye sorarsanız… İnanın değer… Çocuklarımıza ve onların çocuklarına daha yaşanabilir, daha istikrarlı bir Türkiye bırakmak adına değer…


    Kaynak: KobiFinans Dergisi 13. Sayı/Can Baydarol

  2. #2
    Çevre Dostu muratsadioglu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2008
    Mesajlar
    656
    Tecrübe Puanı
    177

    Standart

    Can Baydarol:
    .......................................
    Ama ‘Değer mi?’ diye sorarsanız… İnanın değer… Çocuklarımıza ve onların çocuklarına daha yaşanabilir, daha istikrarlı bir Türkiye bırakmak adına değer…
    Dahili ve harici engellemelere (Bedhahlara) rağmen,Avrupa Birliği,Ülkemiz için vazgeçilmez hedeftir.
    Anlatılanların hepsi gerçek.Önümüzde çetin bir süreç var.Çok uğraşmamız gerekecek
    Yazarın belirttiği gibi:''Çocuklarımıza ve onların çocuklarına daha yaşanabilir,daha istikrarlı bir Türkiye bırakmak adına değer..''
    Teşekkürler Yeşil;paylaşım için.

    En son nehir kuruduğunda, en son ağaç kesildiğinde,en son balık tutulduğunda,
    Beyaz adam paranın yenecek birşey olmadığını anlayacak.
    Kızılderili Şef Seattle

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. İyimserlik Mutlu Yaşamanın şartıdır..
    By muratsadioglu in forum Balıkçı Kahvesi
    Cevap: 2
    Son Mesaj: 07.03.09, 18:49

Bu Konudaki Etiketler

Bookmarks

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
BALIKCI FORUM