AKDENİZ VE KARADENİZ’DEKİ ALG VE DENİZANASI PATLAMALARI ÇALIŞTAYI


Akdeniz Balıkçılık Komisyonu’nun (GFCM) “Akdeniz ve Karadeniz’deki Alg ve Denizanası Patlamaları” konulu Çalıştayı 6–8 Ekim 2010 tarihleri arasında İstanbul’da gerçekleştirilmiştir.
Toplantıya Italya, Hollanda, Israil, Lübnan, Tunus, Fas ve Mısır’dan bilim adamlarının yanı sıra, Tübitak Marmara Araştırma Merkezi, İstanbul Üniversitesi Su ürünleri Fakültesi, Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü ve Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi, İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Deniz Bilimleri ve Teknoloji Enstitüsü, Sinop Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi, Çukurova Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi, Akdeniz Su Ürünleri Araştırma, Üretim ve Eğitim Merkezi, Trabzon Merkez Araştırma Enstitüsü’nden bilim adamları ve İstanbul, Yalova ve Tekirdağ İl Tarım Müdürlüğü temsilcileri katılım sağlamıştır.

ZARARLI ALG PATLAMALARI

Fitoplankton ve makroalgların yoğun bir şekilde birikmesi tüm kıtalarda gözlemlenen deniz suyu renginin değişimine yol açmaktadır. Yaklaşık 300 mikroalg türü yoğun alg gelişimine (algal bloom=alg patlaması) neden olmaktadır ve bu türlerin dörtte birinin toksin ürettiği bilinmektedir. Bu tür alglerin çoğalması deniz veya acı sularda büyük çapta balık ölümlerine, su ürünlerinin toksinler ile kontamine olmasına ve ekosistemin değişmesine neden olmaktadır.

Zararlı alg patlamalarına artan ilginin nedeni insan sağlığını korumanın yanısıra bu zararlı alg patlamalarının birçok kıyısal sistemdeki canlı kaynaklara olan kötü etkileri, turizmin azalmasına bağlı ekonomik kayıplar ve su ürünlerine bağlı gıda endüstrisindeki ekonomik kayıplardır.

Zararlı türleri beş grup altında toplayabiliriz:
• Dinophyceae (Dinoflagellatlar)
• Prymnesiophyceae (Haptophyceae)
• Raphidophyceae)
• Bacillariophyceace (Diatomlar)
• Cyanophyceae (Mavi-Yeşil algler)

Su kaynaklarımıza, dışarıdan çeşitli enerji düzeylerinde maddeler girmektedir. Nitratlar ve fosfatlar gibi besin tuzları akarsuların drenaj alanları ile, arıtımdan geçmemiş kentsel kanalizasyon ve endüstriyel sular yolu ile ortama katılırlar. Bu besin maddeleri su ortamında alglerin büyümesine neden olarak birincil besin döngüsünde aşırı üretime neden olurlar. Besin tuzları bakımından zengin bir kıyısal çevreye sahip Akdeniz ve özellikle yarı kapalı alanlar zararlı etkileri bulunan bir çok fitoplankton türünün gelişmesi için ortam yaratmaktadır. Karadeniz’de ise özellikle de tatlısulardan gelen besin tuzu girişinin çok olduğu kuzey batı ve batı bölümünde, 1970 li yılların sonlarından itibaren insan kaynaklı besin tuzu girişi ekolojik bir problem olarak görülmektedir.

Zararlı Alg Patlamalarının birçok kıyı ülkesinde hızlıca yayılmasının sebepleri şunlardır:
• Türlerin dağılımının doğal mekanizması
• Kirliliğe bağlı besin tuzu girişi gibi insan kaynaklı olaylar
• İklimsel değişiklik
• Gemi balast suları ile algal türlerin taşınması

Balıkçılığı korumak, ekonomik ve ekosistem kayıplarını en aza indirmek ve halk sağlığını korumak amacıyla çeşitli yönetim tedbirleri alınmaktadır. Bunlardan biri mevcut yada devam eden bir alg patlaması ile ilgili gerekli tedbirleri uygulamak ve negatif etkilerini azaltmaktır.Bunun için muhtemel alg patlaması olaylarını tespit etmek üzere kabuklu su ürünlerindeki toksinlere yönelik rutin izleme programları oluşturmak, zararlı alg patlamasının yoğun olduğu alanlardan balık ağlarını çekmek ve midyeleri toksik olmadan önce hasat etmek tedbir olarak uygulanabilir.

Zararlı alg patlamalarını önlemek için dünyadaki bazı ülkelerde (örneğin Japonya) uygulanan yasal ve politik değişiklikler ile kanalizasyon veya atıksu dejarjlarının kontrolü sağlanarak birçok zararlı alg patlamasının önlediği görülmüştür. Kanalizasyon dejarjını azaltma stratejisini uygulayan birçok ülke daha etkin gübre uygulama metotları veya başka kontroller başlatarak nitrat ve fosforun nehir ve akarsulara girmeden önce tutulmasını başarmıştır.

Günümüzde istilacı veya zararlı alg türlerini baskılamak veya yok etmek üzere dört genel strateji uygulanmaktadır:mekanik, biyolojik, kimyasal ve genetik kontrol. Su yüzeyine çamur saçılması ile zararlı alg hücrelerinin sudan uzaklaştırılması mekanik kontrolün bir şeklidir. Böylelikle çamur partikülleri birbirleri ve alg hücreleri ile kümeleşmektedir. Kimyasal kontrol 1957 yılında Florida’daki alg patlamalarına karşı bakır sülfat kullanımı ile denemiştir fakat belirli bir zararlı alg türünü hedef alabilecek fakat diğer organizmaların ölümüne neden olmayacak ve çevrece kabul edilebilir bir kimyasal maddenin bulunmasının imkansız olması kimyasal kontrolün etkin bir şekilde kullanımını önlemektedir.

Farklı taksonomik gruplara ait mikroalg türleri, balıklarda solungaçlara zarar veren toksin madde üretebilir. Son yıllarda yetiştiricilik alanlarında zararlı alglerin neden olduğu balık ve karides ölümleri oldukça artmıştır. 1997, 2002 ve 2007 yıllarında alg patlamaları yetiştiricilik endüstrisinde önemli kayıplara neden olmuştur. Su ürünleri zehirlenmelerini ve balık ölümlerine bağlı önemli ekonomik kayıpları azaltmak için yeterli gözetim programları ve su ürünlerinin kalite kontrolünü oluşturmak önemlidir.


DENİZANASI PATLAMALARI

Akdeniz’de jelatinimsi türlerin yoğun şekilde bulunuşunun nedeni, aşırı avcılık ve iklimsel etkilerden dolayı deniz ekosistemlerinin trofik (besinsel) yapısındaki değişikliktir. Aynı zamanda denizanası patlamaları su kütlesindeki, tuzluluktaki ve sıcaklıktaki değişimlere de bağlıdır. Deniz sıcaklığı denizanalarının hayat döngülerini etkilemektedir. Yüksek miktarlarda besin tuzu girişine neden olan tarımsal, endüstriyel ve kentsel faaliyetler ötrofikasyona sebep olmaktadır. Bunun sonucu olarak da denizanası patlamaları, alg patlamaları, kitlesel ölümlere neden olan oksijen yetersizliği ve musilaj meydana gelmektedir. Son 50 yılda kirlilik, ötrofikasyon ve doğal çevrenin insan kaynaklı değişimi Karadeniz’in değişmesine neden olmuştur. 1960 lı yıllarda, aşırı avcılık ve kirlilik nedeniyle Karadeniz’de denizanası yiyen uskumru (Scomber scombrus) dahil birçok yerel balık türü azalmıştır.

Akdeniz ve Karadeniz’de denizanası patlamasına neden olan türler şunlardır: Pelagia noctiluca, Cotylorhiza tuberculata, Rhizostama pulmo, Rhopilema nomadica, Aurelia aurita, Mnemiopsis leidyi ve Beroe ovata.

Akdeniz’de Rhopilema nomadica ilk defa 1970 lı yılların ortalarında ortaya çıkmıştır ve şuan Doğu Akdeniz’in tüm kıyı şeridi boyunca bulunmaktadır. 1980 lı yılların başında Karadeniz’de ilk defa Mnemiopsis leidyi ortaya çıktı ve daha sonra Azak Denizi, Akdeniz ve Hazar Denizi’ne yayıldı. Bu tür, hamsi larva ve yumurtaları ile beslenerek hamsi avcılığında bölgesel olarak önemli bir düşüşe neden olmuştur.1997 deki Mnemiopsis leidyi istalasının ardından diğer deniz anası türleri özelliklede Mnemiopsis leidyi ile beslenen Beroe ovata ortaya çıkmıştır.

Yetiştiricilik birçok şekilde denizanası populasyonun çoğalmasına neden olabilmektedir. İlk olarak ilave yemler suyun ötrofikasyon seviyesinin artmasına neden olmaktadır. Ayrıca kafes sistemleri denizanalarının bentik safhada yaşaması ve daha fazla deniz anası üretmesi için bir ortam sağlamaktadır. Hamsi, sardalya ve ringa gibi balıkların balık unu için hasat edilmesi ve zooplankton ile beslenen balıkların uzaklaştırılması jelatinimsi türlerin çoğalmasına neden olmaktadır.

Çok miktarda denizanası, av araçları ve balık ağlarına zarar vererek, yetiştiricilik faaliyetlerine engel olarak ve balık yemi ile balık yumurtası ve larvaları ile beslenerek balıkçılık üzerinde olumsuz etkiler oluşturmaktadır. Fazla miktarda denizanası yakalanması avlanan balığın kalitesini bozmaktadır. Bazı ilkbahar aylarında denizanası ağırlığı avlanan balık ağırlığından bile daha fazla olmaktadır. Ekomonik kayıp operasyon gün sayısındaki düşüş, hasar gören av araçları ve av miktarındaki azalma açısından kolaylıkla ölçülebilir.

Yetiştiricilik faaliyetlerinde, denizanaları kafeslerdeki balıkları öldürmekte ve küçük denizanaları ve büyük türlerin dokunaçları kafeslere girerek balıkların solungaçlarını tahriş ederek kanamalara ve boğulmaya neden olmaktadır.

Denizanası türlerinin insanlar üzerindeki etkileri ile ilgili olarak, denizanası iğnelerinin denizde yüzen insanlar ve balıkçılar üzerinde lokal ve genel belirtilere hatta ölümlere neden olabileceği bilinmektedir. Sahillerde insan populasyonu ve eğlence faaliyetleri arttıkça, denizanaları toksik etkilerden dolayı bir halk sağlığı problemi haline gelmiştir. 2007 yılında sadece İtalya’nın güney kıyılarında 466 yüzen insan denizanası ile temas ettiği için tıbbi yardım görmüştür. Denizanası iğneleri insan derisinde kızartı, şişkinlik, yanma ve kabarcıklara, hatta ciddi dermonekrotik, kardio ve nerotoksik etkilere neden olmaktadır.

Marmara’daki musilaj problemi ile ilgili olarak TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi 2007 yılından bu yana 4 önemli olay tespit etmiştir: Ekim 2007, Ocak 2008, Eylül-Ekim 2008 ve Aralık 2009-Ocak 2010. Bu dönemlerde suda Gonyaulax fragilis türü fitoplankton da gözlemlenmiştir. Bu fitoplanktonun hücredışı organik metaryali, musilaj kümelerinin oluşmasında önemli bir rol oynayan polisakkarid ve karbonhidratlardan oluşmuştur.

ALINAN TAVSİYE KARARLARI

• Ekosistem yaklaşımını alg ve denizanası patlamaları konularında güçlendirmek,
• Önemli anahtar türleri belirlemek ve tanımlamak, bu türlerin morfolojik ve moleküler taksonomisi, hayat döngüleri, toksin bileşimi hakkında bilgiyi artırmak,
• Bilgi ve veri değişimi amacıyla GFCM alanında bölgesel bir iletişim ağı kurmak: alg ve denizanası patlamalarını (musilaj ve bentik algler dahil) izleme, gözlem ve takip sistemleri oluşturmak,
• Farklı bölgesel kuruluşlar arasında işbirliğini ve sinerjiyi arttırmak,
• Alg veya denizanası patlamaları görüldüğünde, hemen harekete geçilecek hizmet gücünü oluşturmak (örnek toplama, patlama dinamiklerini çalışma, potensiyel etkileri değerlendirme gibi),
• Bu olaylara ilişkin üstveri sistemi geliştirmek, standartlar belirleyerek veri kalitesini artırmak,
• Oşinografik ve meterolojik veri girişini artırmak ve oşinograflar ile meterologlar arasındaki işbirliğini kuvvetlendirmek,
• Morfolojik ve genetik analizler için alınan örnekleri koruma metotlarını geliştirmek ve standarize etmek
• Erken uyarı sistemleri oluşturmak,
• Seçici av araçları ve metotları geliştirmek ve test etmek
• Hedef dışı denizanalarını ve musilajı ağlardan uzaklaştırma yollarını araştırmak (genellikle bunlar tekrar denize atılmaktadır),
• Yenilebilir denizanalarını tespit etmek ve bunları gıda kaynağı olarak kullanma olasılığını araştırmak,
• Denizanaları veya fitoplanktonlar ile beslenen balık türlerini tespit ederek bu türler için uygun yönetim planı oluşturmak,
• Alg veya denizanası patlamalarının meydana geldiği kritik alanlarda uygun yönetim sistemi oluşturmak,
• Yetiştiricilik faaliyetlerinden kaynaklanan besin tuzu, antibiyotik ve hormon girişini azaltmak,
• Yetiştiricilik çiftliklerini bu tür olaylara karşı tedbir alacak şekilde dizayn etmek (örneğin kafeslerin yerini değiştirmek),
• Alg veya denizanası patlamaları ve sonuçları hakkında halkın bilicini artırmak,
• Endemik olmayan türlerin girişine karşı yönetim tedbirleri almak,
• Gemilerin balast sularını kontrol etmek,
• Akvaryum ticaretini kontrol etmek ve düzenlemek (ekzotik türlerin serbest ticaretini engellemek),
• Canlı su ürünleri ithalını kontrol etmek (kabuklu su ürünleri kist ve poliplerin taşınmasına neden olabilir),
• Bu tür olayların sosyo-ekonomik etkilerini değerlendirmek