PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : istanbul balıkçıları



aFaLa
01.11.08, 23:11
İstanbul balıkçıları

http://www.grupmesa.gen.tr/images/mesa_yasam/balikci_01.jpgİstanbul, iki denizin kucaklaştığı bir yer olarak, tarihin her döneminde yoğun bir balık merkezi olmuştur. Balıkların kuzeyden güneye ve daha sonra yeniden kuzeye göçleri; Boğaziçi'nden düzenli olarak büyük sürülerin geçmesini sonucunu getirmiştir. Bu nedenle bu bölgeye ilk yerleşenler de herhalde balıkçılar olmuştur. On yedinci yüzyılda P.Gyllius, İstanbul'un balık bolluğu bakımından dünyanın bütün liman kentlerini geride bıraktığını söyler: 'Liman, iki denizden gelen pek çok miktarda balıklarla doludur. Balık sürüleri yalnız Boğaziçi'nden değil, Kadıköy tarafından da limana doğru akın ederler. Bunlar o kadar çokturlar ki, yirmi adet balıkçı kayığı tek bir ağla tutulan balıklara ancak kafi gelir. Balık, denizde o kadar bol oluyor ki, çok defa sahilden elle tutulabilir. Baharda, balık sürüleri Karadeniz'e doğru akın ettikleri vakit onları taşla öldürmek dahi kabil oluyor. Kadınlar, pencereden sarkıttıkları sepetlerle balık tutabiliyorlar ve balıkçılar olta ile o kadar çok torik balığı avlıyorlar ki bunlar bütün Yunanistan'a ve Asya ve Avrupa'nın büyük bir kısmına kâfi gelebilir.'1

Kırım harbi sonrasında İstanbul'u anlatan La Baronne Durand de Fontmagne de Boğaziçi'nde en çok kılıç balığıyla uskumru tutulduğunu söyleyerek şöyle devam eder: 'Balık öylesine bol ki, bir balıkçının tek başına kısa zamanda koskoca bir sepeti doldurduğunu gözlerimle gördüm. Bu bolluk en çok sonbaharda balıklar Karadeniz'in soğuğundan kaçıp Ege'ye dogru akarken, bir de ilkbaharda geri dönerlerken oluyor.'2

Dalyan avcılığı

http://www.grupmesa.gen.tr/images/mesa_yasam/balikci_02.jpgBoğaziçi'ndeki balık bolluğu için çok eski tanıklar aramamıza pek gerek yok. Yaşı yetenler bu bolluğa 30-40 yıl öncesine kadar bizzat yaşayarak tanık olmuşlardır. Boğaziçi, belki de bütün özelliklerinden önce bir balık kaynağı, bir balıkçılar cennetiydi.


Peki balıkçılar balıkları nasıl yakalıyorlardı? Bu konudaki en eski bilgileri, on yedinci yüzyılda Beykoz dalyanlarını anlatan Evliya Çelebi'ye borçluyuz: 'İskele önünde, beş altı kadar gemi direğini birbirine bağlayarak denize dikmişler. Direğin ta tepesinde, bir adam bekçi olarak oturur. Karadeniz'in dalgalarından kurtulan kılıç balığı bu limana girince, direğin tepesindeki adam elindeki taşı kılıç balıklarının ardından denize atar. Taş denize 'cum' diye düşünce zavallı balıklar limana doğru 'selâmettir' diye kaçmaya başlarlar. Derhal denizin etrafını saran ağların ağzından içeri girerler. Gözcü ise direk başından 'Alâ!' diye bağırmaya başlar. Avcılar ise balık ağının ağzını kapatıp içeride kalan kılıç balıklarını mızrak ve tokmaklarla vurup avlarlar. Bu balıklar, taşıdıkları kılıca hiç davranmayan tenbel balıklardır. Bir kulaç kadar uzun burun kılıcı ağın deliğine girince, kımıldamaya bile vakit bulamaz. Fakat eti sarmısaklı ve sirkeli tarator ile pişirilince, gayet nefis bir yemek olur. Bu dalyanın balığı, balık emini tarafından yetmiş yük akçeye satın alınır.'3

http://www.grupmesa.gen.tr/images/mesa_yasam/balikci_06.jpgAdalbert de Beaumont ise, İstinye'nin girişinde iki büyük dalyan bulunduğunu anlatır: ' balık avlama yöntemi şu anda Boğazda balık avcılığı için kullanılan usüllerin en dikkat çekicisidir. Her sene ilkbaharda, üremek için alıştıkları yerlerine giden balıkların geçtikleri bilinen yerlere iskeleler kurup, onlara tuzaklar hazırlayan genellikle Bulgarlardır. Muazzam büyüklükte incecik bir ağı üç tarafından denizin içine çaktıkları kazıklara gererler; suyun dibine yerleştirilen bu ağın dördüncü kenarı su üstünde, onu makaralar yardımıyla tutan balıkçıların ellerinde olur. Sonra Balıkhanenin damındaki tecrübeli gözcü bir balık sürüsünün yaklaşmakta olduğunu bildirir. Bu sürü barbunya, palamut ya da başka bir balık sürüsü olabilir. Balıkçılar suyun dibini daha net görebilmek için suya zeytinyağı dökerler; yağ deniz yüzeyinde birikip bir mercek vazifesi görerek onlara yardımcı olur ve kapkara sürünün biraz daha ilerlediği anda hep birlikte dört bir yandan halatlara asılırlar: Elle yakalayabilecek kadar çok sayıdaki avları artık ağın içindedir.'4

http://www.grupmesa.gen.tr/images/mesa_yasam/balikci_07.jpgAradan yüzyıllar geçtikten sonra bile, Beykoz'da dalyan avcılığının Evliya Çelebi'nin anlattığı biçimde yapıldığını, Musahipzade Celâl'in 1940'lı yıllarda kaleme aldığı şu satırlardan anlıyoruz: 'Beykoz dalyanı, kıvırcık, kalkan, kılıç sair nefis balıkleriyle meşhurdur. Sahilde beş, altı kadar seren direğinin tepelerini birbirine bağlayıp alt tarafı silâh çatar gibi denize dikilmiş, tepesine dalyan bekçisinin oturması için bir yer yapılmıştır. Karadeniz'in fırtınasından kaçıp, Boğaz'dan içeri giren kılıç balıkları dalyanın etrafında yüzerlerken direğin tepesindeki dalyan bekçisi elindeki ipe bağlı taşları balıkların yüzdüğü sahanın arasına atar. 'Tum!..' diye denize düşen bu taşlardan ürken balıklar selamet yakasına kavuşuyorum diyerek dalyanın içine dalar. Bekçi 'Av! Av!' diye feryat eder. Aşağıda balıkçılar işitir işitmez ağın kapısını kaparlar. İçerde kalan kılıç balıklarını harbi ve tokmaklarla tutarlar.'5

[B]Voli yerleri

Bütün bu anlatılanlardan, İstanbul'da sadece dalyan balıkçılığı yapıldığı gibi yanlış bir kanı uyanmasın. Daha onyedinci yüzyılda bile, ağ ve olta balıkçılığı İstanbul'da yaygın bir iş koludur. Evliya Çelebi, olta balıkçılığı esnafının 60 dükkanı olan 1000 kişiden, ağ balıkçılığı esnafının ise 70 dükkanı olan 300 kişiden ibaret olduğunu söyler. http://www.grupmesa.gen.tr/images/mesa_yasam/balikci_03.jpgAğ ve olta balıkçılığının voli yerlerini yine Musahipzade Celâl aktarır. Beykoz, Burunbahçe, Paşabahçe, Çubuklu, Anadoluhisarı, Vaniköy, Çengelköy, Üsküdar Şemsipaşa, Yenimahalle en önemli voli merkezleridir. Iğrıp çekilen yerler ise Sarıyer, Büyükdere, Kireçburnu, İstinye, Rumelihisarı, Arnavutköy, Beşiktaş ve Fındıklı'dır. Musahipizade, tarak ve istridye'nin Dolmabahçe Sarayı önünde tarlası bulunduğunu, ayrıca Harem-Salacak açığında ve Pendik'te de bulunduğunu yazar. Boğaziçi'ndeki midye tarlalarının ise Kavaklar, Arnavutköy ve Baltalimanı'nda olduğunu ekler. Elli yıl öncesine ait bu bilgiler şöyle devam ediyor: 'Gümüş ve hamsi balıkları Kuzguncuk ile Beylerbeyi arasında Nakkaş Camii önünde tutulur. Bunun için, kendine mahsus torba ağ yapılır. Torik, kefal içinse serpme ağ vardır. Serpmeciler bu ağ ile en çok akıntılı burun başlarını beklerler. Balık geçtiğini görünce serpmelerini atarlar. Arnavutköy, Kandilli, Kanlıca, Şemsipaşa, Sarayburnu bu yerlerdendir.'6

Eski bir İstanbul hanımefendisi olan İffet Evin ise, 'Daha düne kadar balıkçılar bir araya gelirler, kıyının belirli yerlerinde ağlarla balık çekerlerdi,' diyerek şöyle anlatır: 'Mevsimi gelince [Üsküdar] Şemsipaşa'da Avni Paşa Medresesi'nin rıhtımında balıkçılar yayılırlar, alamanalarını kıyıdan biraz açıkta, ip üzerinde hazır tutarlar, büyük ağlarla balık çekerlerdi. Denizin dibinden güçlükle gelen kalın ipi sıra olup yakalarlar, düzenli ritmle küçük adımlar atarak geri geri giderler, büyük bir gayretle, adeta sırt üstü yatarcasına asılarak ağı çekerlerdi. En sondaki adamın arkası duvara ulaşınca ipi bırakır, en öne, ipin sudan çıkan kısmına gelir, yeniden çekmeye başlardı. Ağ çekmenin usulü böyle idi.'7

http://www.grupmesa.gen.tr/images/mesa_yasam/balikci_08.jpgRuşen Eşref de, Boğaziçi'nde yıllardır görülmeyen bir balık avlama yönteminden, saçmacılıktan bahseder. Saçmacıların bilhasa durgun gecelerde ortaya çıktığını söyleyen yazar şöyle devam eder: 'Boğaz kıyılarındaki elektrik fanuslarını tutan direklerin dibinden suya, ara sıra küçük küçük mercan taneleri damlıyor gibi olur. Bunlar, rıhtım taşlarına çömelmiş, ya da nemli çuvallara diz çökmüş muşamba ceketli 'saçmacı'ların attığı cıgaralardır. Saçmacıların sırtlarında ağbardan birer de 'puşiyde' var; uçları küçük küçük kurşun topuzlu puşiydeler... Onları bu kılıkta görseniz, bir takım tel tennurelere bürünmüş esrarlı meczuplar sanarsınız. Derin bir mürakabeye dalmış gibi boyuna suya bakarlar. Halbuki zavallılar, onun içinden geçecek lüferleri, kefalleri gözlemektedirler.'8

Balıkçıların sureti

http://www.grupmesa.gen.tr/images/mesa_yasam/balikci_09.jpgİstanbul’da balık ve balıkçılık üzerine yukardaki ipuçlarından da anlaşılacağı gibe çok kişi kalem oynatmıştır. Ama bizzat ve tam anlamıyla balıkçıları anlatan olmuş mudur? Amatör balıkçıları, bu işi zevk için yapanları kastetmiyorum. Çünkü onlar anılara, yazılara çok konu edildi. Kastettiğim geçimini denizden sağlayan balıkçılar. Yani profesyonel bu işi yapanlar. Onları gözünüzün önüne getirebiliyor musunuz? Örneğin cumhuriyetin ilk dönemlerinde?
Bu konuda iki kaynaktan sözedebilirim. Birincisi bir dönemin önemli röportajcılarından Feridun Kandemir’in tanıklıkları. 1936 ve 1949 yıllarına ait iki ayrı röportajının konusu balıkçılardır. 1936 yılında onlarla İncirköy’de bir balıkçı kahvesinde konuşur. Yirmi otuz yıldır balıkçılık yapan ustalar, 'her işin para' olmasından şikayetçilerdir. En eskileri 'Bugün yirmi bin liran olmazsa balıkçılık edemezsin. Yirmi bin liralık takım beş sene dayanır, bu müddet (2) Durand de Fontmagne, Kırım Harbi Sonrasında İstanbul, Çev. Gülçiçek Soytürk. İstanbul 1977, s.77
(3) Evliya Çelebi Seyahatnamesi, C. 1-2, İstanbul 1986, s.356-57
(4) Adalbert de Beaumont, 'Le Bosphore,' Çev.Cem Özdol, İstanbul Şehrengizi, içinde,
İstanbul 1992, s.207
(5) Musahipzade Celâl, Eski İstanbul Yaşayışı, İst.1946,
s.75-76
(6) Musahipzade Celal, agy, s. 75
(7) İffet Evin, Yaşadığım Boğaziçi, İstanbul 1987, s.71
(8) Ruşen Eşref Ünaydın, Boğaziçi Yakından, İst.1938, s.80
(9) Kandemir, 'Balıkçılar',
Aydabir, Nisan 1936
(10) Feridun K., 'Boğaziçinin Yazı Kışı,' Her Hafta, 9 Temmuz 1949

küçükbalıkçı
01.11.08, 23:15
Paylaşımın için teşekkürler Cengiz abi.. güzel bir paylaşım....

NİHAT
02.11.08, 15:25
Paylaşımın için teşekkürler gercekten cok güzel bir yazı

balıkcı
03.11.08, 21:34
paylaşım için teşekkürler Cengiz abi. bide ozamanlardaki gibi balıklar olsa

aFaLa
03.11.08, 23:53
paylaşım için teşekkürler Cengiz abi. bide ozamanlardaki gibi balıklar olsa


selam olsun o yıllara dıyelim bariş bu gidişle biz bile görmedık bizim cocuklarımız hiç bilmiyecek

sunshine
01.12.08, 17:42
ya ne kadar şansızız bunları göremedik ama bir o kadarda şanslıyız bizim gördüklerimizi göremeyenlerde olucak dünya hakikaten garip ve insanın doğasında sonuna kadar tüketmek var herhalde.paylaşım için teşekkürler

SİLE-KOOP
26.04.11, 18:32
Çok Anlamlı Teşekkürler.Anlayanaaaaaaaaa.

MURAT GÜNAY
27.04.11, 08:50
Selamlar,
Ellrine sağlık harika bilgiler dikkat edersinizki o tarihlerde bu bilgiler not alınıyordu ama bu denizlerden ekmek yiyenler denizler için hiçbirşey yapmamışlar şimdi olduğu gibi konuştuğum balıkçı bana aynen şunu söyledi "balıklar tutmakla bitmez"
işte geldiğimiz nokta budur önce denize ağını, oltasını atanı deniz ve balıkçılık konusunda kursa tabi tutup eğitmek gerekir.
Saygılarımla,

snapper
27.04.11, 09:43
galba biz cok sansliyiz,milat oncesi durumlari her hafta sonu yasadigimiz icin ,yakalanmasindan ayri seyretmesi bir zevk bollugun,

MURAT GÜNAY
27.04.11, 11:03
Bahri kardeşim selamlar,
burada sabırsızlıkla siteye ekleyeceğin resim ve videoları bekliyoruz bizi en azından o zevkten mahrum bırakma.
Bol avlar dilerim.
Selamlar,

snapper
27.04.11, 12:35
Bahri kardeşim selamlar,
burada sabırsızlıkla siteye ekleyeceğin resim ve videoları bekliyoruz bizi en azından o zevkten mahrum bırakma.
Bol avlar dilerim.
Selamlar,
ilginc video lar dusunuyorum kaldigim yerden 5 dakka gol agzinda 15 mt relik kanalda koprunun tepesinden nasil 28 cm lik cinekoplar cikiyor ,oynaklar rastgelmes ilede acik okyonusta goruntulemeye calisacagim,ancak oynaklar yazin genelde olur su an kis mevsimine giriyoruz onun icin havalar cok berbat,eskiden video cok eklerdim bu site kurulmadan once sanirim cengiz abi hatirlar,resim zaten 8 senedir tonlarca ekledim diger sitelerde dahiinde:13: