1 sonuçtan 1 ile 1 arası

Konu: Avrupa Birliği Balıkçılık Politikası Ve Türkiye'nin Uyumu

  1. #1
    Reİs
    Üyelik tarihi
    Nov 2010
    Yaş
    54
    Mesajlar
    225
    Tecrübe Puanı
    0

    1 Avrupa Birliği Balıkçılık Politikası Ve Türkiye'nin Uyumu

    . AVRUPA BİRLİĞİ BALIKÇILIK POLİTİKASI
    a) Genel Olarak
    Balıkçılık politikası Roma Antlaşması'nda OTP'nin bir parçası olarak benimsenmiş, balıkçılık sektörü tarım sektörü ile birlikte ele alınmış ve böylece gıda arzının güvence altına alınması amaçlanmıştır 1970 yılında Balıkçılık Ortak Piyasa Düzeni oluşturulmuştur. Ancak zaman içinde balıkçılığın tek basına ele alınması gerektiği anlayışı yerleşmiş ve Birlik, Avrupa'da, bu konuda gerekli işbirliğini ve ortaklık anlayışını sağlamıştır. İşsizlik ve fırsat yetersizliğinden rahatsızlık duyulan bölgelerde ekonomik kalkınmanın teşvik edilmesi gibi kaygılar da Ortak Balıkçılık Politikası'nın geliştirilmesinde etkili olmuştur. Balıkçılık alanındaki ilk ortak uygulamalar, balıkçılık alanlarına girişin, pazar ve altyapıyla ilgili konuların düzenlenmesi amacıyla 1970'li yılların baslarında hayata geçirilmiş ve üye ülke balıkçılarının avlanma alanlarına eşit haklarda girebilmeleri sağlanmıştır. Üye ülkelerin, balıkçılık yönetiminin kendi tasarruflarındaki sularda en iyi şekilde yerleşmesi ve uluslararası anlaşmalara göre haklarının korunması için ortak bir politika etrafında toplanmaları kararlaştırılmıştır. 1976 yılında uluslararası gelişmelere paralel olarak, üye ülkelerin deniz kaynaklarından yararlanma haklarını 12 milden, 200 mile çıkarmaları neticesinde, 19 Ocak 1976 tarih ve 101/76/AET sayılı Konsey Yönetmeliği ile avlanma hakları, yapısal politikalar ve özellikle kaynakların korunması alanlarına ilişkin konular ana hatları itibariyle belirlenmiştir. 170/83/AET sayılı Konsey Yönetmeliği ile balıkçılık sektöründe yapısal politikaların ana bileşeni olan balıkçılık kaynaklarının korunması alanında üye ülkeler arasında görüş ayrılıklarının uzun ve zorlu tartışmalar neticesinde giderilmesi ile balıkçılık politikası, 1983 yılında OBP olarak ayrı ve kapsamlı bir ortak politika haline dönüştürülmüştür. Şöyle ki, diğer tarım ürünlerinden farklı olarak balıkların Topluluk karasularında bir üye ülkeden diğer üye ülke sularına kolaylıkla geçmesi, balıkçıların üye ülke karasularında eşit avlanma hakkına sahip olmalarının sağlanması ve dünya balıkçılık ürünleri üretiminde ortaya çıkan artışın balıkçılık kaynaklarını olumsuz etkilemesi gibi hususlar, balıkçılık politikasının ayrı olarak değerlendirilmesini gerekli kılmıştır. AB'nin Ortak Balıkçılık Politikası sayesinde balıkçılık, biyolojik, ekonomik ve sosyal yönleriyle bilimsel olarak ele alınmakta, böylelikle bir yandan çevre korumasına, diğer yandan da Avrupa'nın ekonomik ve sosyal gelişimine katkıda bulunulmaktadır. OBP'nin başlıca amaçları; stoklarla balıkçılık arasında bir denge kurulmasına yardımcı olmak, balıkçıların geçim kaynağını garanti altına almak, balıkçılığa bağlı yöreleri canlandırmak, balıkçılık sektöründe rekabeti düzenlemek, balıkçılığı lokomotif bir işkolu olarak geliştirmek, balıkçılık ürünlerinin değerini artırmak fakat aynı zamanda tüketicilerin ve balık ürünleri işleme endüstrisinin makul fiyatlardan düzenli olarak balık tedarik edebilmesini sağlamaktır. Topluluğun Ortak Balıkçılık Politikası, balık stoklarını koruyacak şekilde sürdürülebilir balıkçılık, kapasitenin sınırlandırılması, sektörün denetimi ve kurumsallaşma temelinde yürütülmektedir. Balık stoklarının korunması ve ekonomik olarak değerlendirilmesinde, gemi sayısının sınırlandırılması, kapasitenin azaltılması, devlet yardımı ile azaltılan kapasitenin yeniden yerine konulmasının yasaklanması önemli politika araçları olarak belirlenmiştir. Yasal önlemlerin ihmal edilmesi ile aşırı avlanma, ticari stoklara zarar verebilmekte ve sonuçta tüm sektörün tahrip olmasına yol açabilmektedir. Bu nedenle, etkili bir balıkçılık yönetimi için mevzuatın uygulanması hayati rol oynamaktadır. AB üyesi ülkeler, kendi nüfuzları altındaki topraklar ve kara sularında Ortak Balıkçılık Politikası önlemlerinin eksiksiz olarak uygulanmasından sorumludur. Bu ülkeler, aynı zamanda, kendi bayraklarını taşıyan gemilerin, bulundukları bölgelerin yürürlükteki yasal düzenlemelerine uygun davranmasını da garanti etmek zorundadır. Bu durum, gözetleme ve denetlemeyi de içeren ve hareket alanı, doğrudan muhafaza önlemlerinden yapısal politikalara, pazarlamadan nakliye ve satışa kadar genişletilmiş bir hizmet ağının oluşturulmasını gerektirmektedir. Bu kapsamda Birlik düzeyinde bir denetleme mekanizması bulunmaktadır. Bu mekanizma, Ortak Balıkçılık Politikası'na ilişkin kuralların tüm üye ülkelerde eşit, adil ve etkili bir seklide uygulanmasını sağlamaktadır. Bu mekanizma aynı zamanda, uluslararası sularda ve üçüncü ülke sularında avlanan ve AB üyesi ülkelerin bayrağını taşıyan gemiler adına ilgili AB ülkelerinin bu düzenlemeleri tam olarak uygulayıp uygulamadıklarını kontrol etmektedir. Topluluk mevzuatına uyumda yerine getirilmesi gereken yatay unsurlar dikkate alınacak olursa, altı çizilecek önemli bir unsur, balıkçılık başlığı altındaki AB tüzüklerinin ulusal hukuka aktarılmasına gerek olmaksızın üye ülkeleri doğrudan bağlayıcı etkiye sahip olmasıdır. Bu nedenle Birliğe üye olmak isteyen ülkelerden öncelikli olarak talep edilen, mevzuatın ve Topluluk politikasının uygulanabilmesini sağlayacak idari yapılanmayla işlevsel mekanizmanın oluşturulmasıdır. AB'ye aday ülkelerin Ortak Balıkçılık Politikası'nı yönetebilmek için merkezi bir idari mekanizmaya ihtiyacı vardır. AB balıkçılık mevzuatı söz konusu idari mekanizma için herhangi bir organizasyon modeli öngörmemektedir. Ancak özellikle pazar politikası, kaynak muhafazası, filo kaydı, denetim ve kontrol gibi alanlarda yapılması gerekenler, izlenmesi gereken yöntem ve kullanılması gereken araçlar bakımından müktesebat detaylı düzenlemeler getirmiştir. OBP, OTP' ye benzer şekilde, dinamik bir yapı arz ettiğinden, yıllar içerisinde yeni gelişmelere paralel olarak çeşitli değişiklik ve reformlara tabi tutulmuştur. Bunların ilki, 20 Aralık 1992 tarih ve 3760/92/AET sayılı Konsey Yönetmeliği ile balıkçılık ve yetiştiricilik için bir Topluluk sisteminin kurulmasına ilişkin düzenlemedir. Son olarak, Avrupa Komisyonu'nun OBP' ye ilişkin reform önerisi çerçevesinde, 2003 yılına ilişkin avlanma kotalarının belirlenmesi, özellikle nesli tükenme tehlikesi gösteren balık türlerinde Toplam İzin Verilen Avlanma Miktarının (Total Available Catch) düşürülmesi, yine nesli tükenen bazı balık türlerinde yeniden kazanım tedbirlerinin kabul edilmesi amacıyla, Tarım ve Balıkçılık Konseyi 16– 20 Aralık 2002 tarihinde Brüksel'de toplanmıştır. Söz konusu toplantı neticesinde, 2002 reformu olarak da bilinen, OBP' ye ilişkin bazı yeni düzenlemelere gidilmiştir. Bu düzenlemeler arasında; Balıkçılık kaynaklarının korunması ve sürdürülebilir avlanma (2371/2002/AT sayılı Konsey Yönetmeliği), Toplam balıkçılık tekne kapasitesinin düşürülmesine yönelik acil tedbirler (2370/2002/AT sayılı Konsey Yönetmeliği) ve Topluluk balıkçılık sektöründe yapısal yardımlar (2369/2002/AT sayılı Konsey Yönetmeliği) yer almaktadır. Diğer taraftan, filo kayıt sistemi çerçevesinde, iç sularda faaliyet gösteren gemiler dâhil tüm filonun kayıt altına alınması ve her balıkçılık gemisine ayrı bir numara verilmesi söz konusudur. Toplulukta, balıkçılık gemileri uydu vasıtasıyla izlenmektedir. Ayrıca, Topluluğun bölgesel sulara ilişkin politikalarından biri olan Akdeniz balıkçılık politikasının özünde; balık neslinin korunması ve çevreye zarar verici avlanma şekillerinin yasaklanması yer almaktadır. Topluluk içindeki balıkçıların geleceğini garanti edebilmek için endüstri içindeki balıkçılık filolarının balık tutma kapasitelerinin eldeki balık stoklarına uygun bir düzeye indirilmesi, yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olan türlerin avlanılması üzerinde anlaşmaya varılmış bir sınırlama getirilmesi ve balıkçılara geleneksel yaşam tarzlarında gerekli düzenlemeleri yaparken toplumsal ve mali destek sağlanması gerekmektedir. Sektörün kontrol ve denetlenmesi çerçevesinde; avlanan balıkların kaydedilmesi, karaya çıkarılması noktasında ilgili yerel idareye bildirimde bulunulması ve bunların kayıtlı alıcılara satılması gerekmektedir. AB Konseyi her yılsonunda, Topluluk balıkçılık filoları için önem taşıyan belirli balık türlerinde, stok durumu hakkındaki bilimsel önerilere dayanarak ertesi yıl için toplam izin verilen avlanma miktarını belirler. Belirlenen her miktar, daha sonra, her ülkenin tarihsel balık avlama kalıpları ve balıkçılığa bağımlı belirli alanların ihtiyaçları ile birlikte yerel tekneler için ayrılan her ülkeye ait 12 millik kıyı kuşağı da dikkate alınarak, üye ülkeler arasında kotalar halinde paylaştırılır. Üye ülkeler, bu kotalara uyulmasından ve aşırı balık tutulmamasını sağlamaktan kendileri sorumludur. Stokların tükenişinin daha da belirgin bir hal almasıyla 1992 yılında yeni kurallar uygulamaya konulmuş; avlanmanın yasaklanacağı ve sınırlanacağı alanları belirleme, buralarda ne miktarda balık tutulacağını ve balıkçıların denizde ne kadar süre kalabileceklerini kararlaştırma, ağ büyüklükleri ve azami uzunluk da dâhil olmak üzere kullanılan balıkçılık gereçlerini belirleme, belirli balık türleri için tutulabilecek asgari büyüklük haddi konusunda kural koyma yetkisi Komisyon'a verilmiştir. Aynı zamanda, rekabet gücüne sahip modern bir balıkçılık filosu kurmak, mevcut tekneleri modernleştirmek, yerine yenisini koymak ya da kullanımdan kaldırmak, hem balık kaynağı hem de istihdam kaynağı olarak giderek önem kazanan çiftlik balıkçılığını desteklemek ve balıkçılık endüstrisindeki dünya çapında krizden etkilenen kıyı bölgelerine mali yardım sağlamak için Topluluk fonlarından yararlanılmaktadır. Böylece, temel altyapının geliştirilmesine kaynak sağlanarak, bu alanlar yeni girişimler için daha çekici hale getirilmekte ve işsizlerin ya da işlerini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya olanların eğitim masrafları karşılanmaktadır. Topluluğun mevcut avlanma filolarındaki kapasite fazlasının beraberinde gelen aşırı avlanmadan dolayı, Topluluk sularındaki balık stoklarında ciddi bir daralma söz konusu olmuştur. Ayrıca, Topluluk sularındaki balık stoklarının dörtte üçü biyolojik güvenlik limitlerinin dışında kalmıştır. 25 yıl öncesine göre tutulan balık miktarında ve stoklarda %30 - %40 azalma bulunmaktadır. 2002 reformları ile balık varlığının korunması, sürdürülebilir avlanma, tekne kapasitesinin azaltılması ve sektöre sağlanan yardımların bu hedefler doğrultusunda şekillendirilmesi yönünde kararlar alınmıştır. OBP'nin uygulanmasında karşılaşılan sorunlar aşağıda özetlenmiştir; — Avlanma limitleri: Avlanma kotaları her yıl üyeler arasında paylaştırılmakta ve nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olan türlerin avlanması yasaklanmaktadır. Fakat her üye ülke, avlanma kapasitesinin üzerinde kota talep etmekte ve bu kotalar şeffaf ve dürüstçe kullanılmamaktadır. Bu da balıkçılık politikasının güvenilirliğini azaltmaktadır.
    — Yasak alanlar ve dönemler: Avlanmanın yasak olduğu bölgelerde bazı aksaklıklar bulunmaktadır.
    — Ağ büyüklükleri: Avlanmada kullanılan ağların sadece büyük balıkların avlanması için ayarlanması istenmiş ancak, ekonomik sebeplerden Dolayı sıkı bir şekilde uygulanamamıştır.
    — Avlanan balıkların büyüklükleri: Küçük balıkların avlanmasını önlemek amacıyla balıkçılık ürünlerinin piyasada satılabilmesi için asgari büyüklük standartları getirilmiş olmakla birlikte bu standartl3ra uyulmasında sorunlar bulunmaktadır.
    — Kapasitenin azaltılması: Mevcut balık stoklarından %40 daha fazla olan avlanma filolarının azaltılması gerekmektedir. Ancak, üye ülkeler sahip oldukları avlanma filo kapasitelerini azaltmaya yanaşmamaktadırlar.
    Bugüne kadar Komisyon, filoların modernizasyonu ve arttırılması için üye ülkelere yardım sağlamıştır. Avrupa'daki avlanma filolarının kapasitesi toplam balık stoklarının %40 üzerinde olduğundan, filoların azaltılması için projeler başlatılmış ve yardım programları düzenlenmiştir. Filoların fazlalığı aynı zamanda verimliliği azaltmakta, daha fazla para, yakıt ve çaba harcanmasına sebep olmaktadır. Aşırı avlanma sebebiyle balık kapasitesi gittikçe azalabilecek ve sektör ciddi bir krize sürüklenebilecektir. Bu bağlamda, Komisyonca alınması düşünülen önlemler aşağıda sıralanmıştır:
    — Kısa vadeli önlemler yerine uzun vadeli önlemler alınması,
    — Teknelerin denetiminin yapılması, ekosisteme zarar verenlerin ayıklanması,
    — Kontrollerin sıkılaştırılması, böylelikle politikanın güvenilirliğinin arttırılması,
    — Uygulamada tüm üye ülkelerin katılımının sağlanması, her ülkenin üzerine düşeni yapmasının temin edilmesi,
    —Karar alma mekanizmalarında bilimsel araştırma sonuçlarına ve önerilere daha fazla itibar edilmesi.
    OBP ilk yasal düzenlemelerin yapıldığı 1970'li yıllardan 2000'li yıllara kadar bir değişim ve gelişim süreci içinde olmuştur. OBP'nin gerçekleştirilmesi 15 yıl sürmüş, sadece koruma politikasının oluşturulması yedi yıllık sert ve zor bir görüşme döneminin sonunda olmuştur
    b) Balıkçılık Ortak Piyasa Düzeni
    OBP'nın uygulanması amacıyla, deniz ve iç sular ile balık çiftliklerini kapsayan Balıkçılık Ortak Piyasa Düzeni (OPD) kurulmuştur. Talep olmayan balık türlerinde avlanmanın önlenmesi, fiyat istikrarının sağlanması, arz ve talep dengesinin kurulması, işleme sanayinin ihtiyaç duyduğu girdilerin temin edilmesi OPD'nin amaçları olarak sıralanmıştır. OPD'nin araçları ise aşağıdaki gibidir;
    —Ortak pazarlama standartları: Topluluk menşeli ve ithal balıkların pazarlanmasında tazelik ve boy bakımından standartlar getirilmiştir.
    —Tüketicinin bilgilendirilmesi: Perakende satışlarda, ticari isim, üretim yöntemi, avlanılan bölgeye ilişkin bilgilerin etiket üzerinde yer alması gerekmektedir.
    —Üretici Dernekleri: Hali hazırda, Toplulukta gönüllülük esasına dayalı 204 üretici derneği bulunmaktadır. Bunun %86'sı deniz balıkçılarından, %14'ü ise balık çiftliği bulunan şirket temsilcilerinden oluşmaktadır. Üretici dernekleri, avlanma ve üretim planları yapmakla yükümlüdür. Ayrıca, bu dernekler fiyatların istikrara kavuşturulmasında çeşitli önlemler alabilmektedir. Bu faaliyetlerin yürütülebilmesi için, üretici dernekleri üç yıl ile sınırlı olmak üzere desteklenebilmektedir. Komisyon, üretici dernekleri vasıtasıyla, minimum satış fiyatlarını belirlemekte ve bu fiyatların altında balık satışına izin vermeyerek bir çeşit fiyat destek sistemi uygulamaktadır.
    —Üçüncü ülkeler ile ticaret: İşleme sanayinin ihtiyaçlarının karşılanması için gümrük tarifelerinde indirim veya askıya alma mekanizmasını ve düşük fiyatlı ithalatın sektörü olumsuz etkilemesini önlemek amacıyla referans fiyat uygulamasını, ciddi pazar zararının olması halinde korunma önlemlerinin alınmasını kapsamaktadır. OPD'lerin gözden geçirilmesi ve DTÖ' de pazara giriş müzakereleri, balıkçılık OPD'nin karşı karşıya bulunduğu sorunlar arasında değerlendirilmektedir.
    c) Balıkçılık Sektörüne Yapılan Yardımlar
    AB Balıkçılık Politikası'nın temel amacı, türlerin korunmasını göz önüne alarak, balık arzını artırarak Topluluğun kendi iç talebini karşılayabilir hale getirmektir. Bu çerçevede, balıkçılık sektörünün kapasitesini artırmak için; balık avlama filoları inşa edilmesi, balık çiftliklerinin geliştirilmesi, balık işleme ve pazarlama standartlarının modernizasyonu gibi konularda Topluluk yapısal fonlarından parasal yardımlar yapılmaktadır. Aynı zamanda, üçüncü ülkelerle sübvansiyon anlaşmaları yapılmakta; balık avlama gemileri sahiplerinin ortak yatırımlar yoluyla, bu ülkelerin avlanma sahalarını da kullanabilmesi sağlanmaktadır. Balıkçılık sektörüne sağlanacak devlet yardımlarının ana çerçevesini, kurucu anlaşmanın ilgili maddeleri (87–89) belirlemektedir (2001/C 19/05). Ancak, üretici derneklerine sağlanan destekler, balıkçılık kaynaklarının korunmasına yönelik ve modernizasyon ile ilgili yardımlar, yasaklanan devlet yardımları listesinden muaf tutulmuştur. Diğer taraftan, bir işletme için üç yıl boyunca verilen ve 3.000 avroyu geçmeyen yardımlar(de minimis) kapsamında değerlendirilmektedir. Balıkçılık sektörüne sağlanan yardımlar üç ana başlıkta toplanabilir:
    · Balıkçılık Yönverme Mali Aracı (Financal Instrument of Fisherles Guidance- FIFG)
    Gelişmekte olan bölgeler öncelikli olmak üzere, bölgesel ve sektörel harcama programları çerçevesinde AB fonlarından üye ülkelere kaynak aktarılmaktadır. Üye ülkeler, bu harcama programlarını uygulamak ve kontrol etmekle yetkilidirler. FIFG çerçevesinde yapılacak yardımlar projeler bazında değerlendirilmekte, proje maliyetleri, özel sektör, ulusal yönetim ve FIFG tarafından beraber karşılanmaktadır.
    Balıkçılığın Yönlendirilmesi Mali Aracı 1993 yılında kurulmuştur. Balıkçılık alanındaki projeleri finanse eder. Çalışma amaçlarının başında balıkçılık kapasitesinin arttırılması, balıkçılık kaynaklarının sürdürülebilir rasyonel kullanımı, balıkçılık alanında ekonomik girişimlerin geliştirilmesi ve rekabet düzeylerinin güçlendirilmesi, ürünlerin pazara girişlerinin geliştirilmeleri, balıkçılık filolarının yenilenmesi ve modernizasyonu gelir. Ayrıca çiftlik balıkçılığı, iç sularda kültür ürünlerinin geliştirilmesi, denizlerin korunması, balıkçı limanlarında tesis ve altyapı kurulması, balık ürünlerinin işlenmesi, pazarlanması, ürün teşviki ve tanıtımı, Hedef 1 kapsamı dışındaki kıyı bölgelere destek de fonun faaliyetleri arasındadır.
    · Üçüncü Ülkelerin Kaynaklarının Kullanılması
    Topluluk, sübvansiyon anlaşmaları çerçevesinde üçüncü ülkelere finansal yardımda bulunmaktadır. Bunun karşılığında, bu ülkelerin avlanma sahaları kullanılabilmektedir. Fas dâhil birçok Afrika, Karayip ve Pasifik ülkesiyle bu tür anlaşmalar imzalanmıştır. Son olarak, Arjantin ile Topluluk balıkçılarının bu ülke balıkçıları ile ortak yatırım yapmalarına ve avlanma sahalarını kullanmalarına imkân tanıyacak bir anlaşma imzalamıştır.
    · Pazar Desteği
    Bazı balıkçılık ürünleri için asgari satış fiyatları belirlenmekte ve balıkçılık sektörünün karlılık oranın yükselmesi amaçlanmaktadır. Yüksek fiyatlar sebebiyle satılmayan ürünlerin satın alınması gibi yardım mekanizmaları ile fiyat sistemi sürdürülebilir halde tutulmaktadır. Diğer taraftan, 2080/93/AET sayılı Yönetmelik kapsamında kurulan Balıkçılık Yönverme Mali Aracının hedefi, balıkçılık sektöründeki yapısal faaliyetlere yönelik mali kaynakların bir araya getirilmesidir. FIFG fonları, balık avlama filolarının inşası ve modernizasyonunda, filo kapasitelerinin azaltılması için alınacak önlemelerin uygulanmasında ve balık işleme ve pazarlamasının desteklenmesinde kullanılmaktadır. Gelişmekte olan bölgeler öncelikli olarak, bölgesel ve sektörel harcama programları çerçevesinde AB fonlarından üye ülkelere kaynak aktarılmaktadır. Üye ülkeler, bu harcama programlarını uygulamak ve kontrol etmekle yetkilidirler. FTFG çerçevesinde yapılacak yardımlar projeler bazında değerlendirilmekte, proje maliyeti özel sektör, ulusal yönetim ve FIFG tarafından beraber karşılanmaktadır.
    d) Avrupa Balıkçılık Fonu (European Fisherles Fund-EFF)
    FIFG'in yerini 26 Temmuz 2006 tarih ve 1198/2006/AT sayılı Konsey Yönetmeliği ile iç sular balıkçılığı, balık alanları ve balıkçılık sektörünün desteklenmesinin çerçevesini belirlemek amacıyla kurulan Avrupa Balıkçılık Fonu almıştır. 2007–2013 dönemini kapsayan EFF'nin amaçları;
    — OBP çerçevesinde çevresel ve sosyal koşullar göz önüne alınarak balıkçılık sektörünü desteklemek,
    — Balık kaynakları ile Topluluk avlanma kapasitesi arasında sürdürülebilir bir dengenin kurulmasını özendirmek,
    — İç sular balıkçılığının sürdürülebilir kalkınmasını teşvik etmek,
    — Balıkçılık sektöründeki işletmelerin rekabet gücünün artırılmasına yardım etmek,
    — Balıkçılık ile ilgili olarak tabii kaynakların ve çevrenin korunmasını sağlamak,
    — Balıkçılık ile iştigal edenlerin yaşam standartlarını yükseltmek,
    — Balıkçılık alanında faaliyet gösteren kadın ve erkek eşitliğini sağlamaktır.
    EFF, üye ülkelerce balıkçılık sektörüne yapılacak devlet yardımlarının Topluluğu kuran Antlaşmanın devlet yardımlarına ilişkin 87, 88 ve 89. maddelerine halel getirmemesini öngörmektedir. Ancak, EFF tarafından ortak finanse edilen projelere, üye ülkelerin de destek vermesine imkân sağlanmaktadır. 2007–2013 döneminde EFF tarafından 2004 fiyatlarıyla 3.849 milyon avro kaynak ayrılmıştır.
    e) Üçüncü Ülkeler ile İlişkiler
    Topluluğun filosunun önemli bir bölümü, uluslararası suların yanı sıra üçüncü ülkelerle yapılan balıkçılık anlaşmaları çerçevesinde bu ülkeler sularında Topluluk balıkçılarına sağlanan avlanma haklarına dayanmaktadır. Bu bağlamda, üçüncü ülkeler ile yapılan ikili anlaşmaların müzakere edilmesi ve gerektiğinde yenilenmesi, Topluluk balıkçılık sektörü ve balıkçılık faaliyetinde bulunan kesimleri açısından büyük önem arz etmektedir. Söz konusu anlaşmalar, Afrika ülkeleri ile yapılan Güney Anlaşmaları, Rusya dâhil Kuzey'de yer alan ülkelerle yapılan Kuzey Anlaşmaları, Tuna avlanmasına yönelik Tuna Anlaşmaları gibi sınıflandırılmıştır. Bunların dışında, Topluluğun Arjantin ile balıkçılık konusunda ikili anlaşması bulunmaktadır. Topluluk, söz konusu anlaşmalardan dolayı yaklaşık 1 milyar avro katma değer elde etmekte ve 40 bin kişiye istihdam sağlanmaktadır. Diğer taraftan, Topluluk, Komisyon marifetiyle Bölgesel Balıkçılık Organizasyonları'nda aktif rol üstlenmektedir.
    ll. BALIKÇILIK KONUSUNDA TÜRKİYE'DE YASAL ÇERÇEVE VE UYGULAMA
    Denizlerimizde ve iç sularımızda su ürünleri istihsali; 04.04.1971 tarih ve 13799 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 1380 sayılı Su Ürünleri Kanunu ile yasal düzenleme altına alınmıştır. Kanunun Bakanlar Kurulunca yürütüleceği hüküm altına alınmış, bu kapsamda Çevre Bakanlığı, Turizm Bakanlığı, Denizcilik Müsteşarlığı gibi bazı kamu kurum ve kuruluşlarına da, su ürünleri yetiştiriciliği yapılacak deniz alanlarıyla ilgili çeşitli yetkileri verilmiştir.
    Denizcilik Müsteşarlığı, 1380 sayılı Kanunun 3. maddede yer alan “4922 sayılı Denizde Can ve Mal Koruma Hakkındaki Kanun ve bu Kanuna istinaden çıkarılmış tüzük ve yönetmelik hükümlerinin saklı tutulmuş” olması ile, deniz dalyanları ile voli yerlerinin ve mansapların sınırlarının tespitine liman dairesi temsilcilerinin katılması öngörülen 5. madde ile, üretme havuzlarının tesisine izin verilmeden önce seyir emniyeti ve deniz güvenliği bakımından bir engel teşkil edip etmedikleri hususunda Liman İdaresinden izin alınması gerekliliğini bildiren 13. maddesi ile mezkur Kanunun uygulanması konusunda görevlendirilmiştir.
    Yine, 2872 sayılı Çevre Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun (5491) 9 uncu maddesi (H) bendine göre “Denizlerde yapılacak balık çiftlikleri hassas alan niteliğindeki kapalı koy ve körfezler ile doğal ve arkeolojik sit alanlarında kurulamaz.” Geçici Madde 2' ye göre ise: “2872 sayılı Çevre Kanununun 9 uncu maddesinin (h) bendine aykırı tesisler bu kanunun yayımı tarihinden itibaren bir yıl içerisinde kapatılır.” hükümleriyle Çevre Bakanlığı yetkilendirilmiştir.
    Ayrıca, Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından 24/01/2007 tarih ve 26413 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan “Denizlerde Balık Çiftliklerinin Kurulamayacağı Hassas Alan Niteliğindeki Kapalı Koy ve Körfez Alanlarının Belirlenmesine İlişkin Tebliğ” yayımlanmıştır. Anılan tebliğe göre; hassas alan niteliğindeki kapalı koy ve körfez alanlarının kriterleri belirlenerek bu alanlar içerisinde kalan yerlerde Kültür ve Turizm Bakanlığınca belirlenen/belirlenecek olan doğal ve arkeolojik sit alanlarında, balık çiftliklerinin kurulamayacağı hükme bağlanmıştır. Ayrıca Çevre Düzeni Planı bulunan bölgelerde, talebin potansiyel su ürünleri üretim sahası içinde kalan deniz alanına yönelik olup, olmadığı da göz önünde bulundurulmaktadır.
    Bununla birlikte Denizlerde Balık Çiftliklerinin Kurulamayacağı 24.01.2007 tarih ve 26413 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan “Hassas Alan Niteliğindeki Kapalı Koy ve Körfez Alanlarının Belirlenmesine İlişkin Tebliğ” ile de tevsik edilmiştir.
    2692 sayılı Sahil Güvenlik Komutanlığı Kanunu ile 1380 Sayılı Su Ürünleri Kanununa aykırı eylemler hakkında ise Yetiştiricilik Belgesinin kontrolü, kira sözleşmesinin denetimi, kiralı deniz alanının izin verilen koordinatlarda olup olmadığı ve seyrüsefer durumunun denetlenmesi, şamandıra, flama, seyir yardımcılarının denetlenmesi mümkündür.
    Kültür ve Tabiatı Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulunun 2863 Sayılı Kanun Kapsamına Giren Alanlarda Su Ürünleri Üretim ve Yetiştirme Tesislerine İlişkin İlke Kararında (725 sayılı), sit alanlarında kıyısı bulunan koylarda ve dalış yasağı getirilen alanlarda su ürünleri üretim ve yetiştirme tesisi yapılamayacağı belirtilmiştir.
    Su Ürünleri yetiştiriciliği yapılacak deniz alanlarıyla ilgili iş akışında, Denizcilik Müsteşarlığı seyir emniyeti ve deniz güvenliği açısından uygunluğu denetlemekle önemli bir işleve sahiptir. Şöyle ki:
    Su Ürünleri Yetiştiriciliği yapmak isteyen yatırımcı, faaliyette bulunacağı deniz alanının koordinatlarını ilgili deniz haritasına işleyerek, Tarım ve Köyişleri Bakanlığına müracaat etmektedir. Anılan Bakanlık, söz konusu deniz alanının seyir emniyeti ve deniz güvenliği açısından uygun olup olmadığının incelenmesi için, Denizcilik Müsteşarlığı görüşüne başvurmaktadır. Denizcilik Müsteşarlığı bu talebi aşağıdaki hususları esas alarak incelemeye tabi tutmaktadır. Bunlar:
    Söz konusu deniz alanının doğal liman ve koy niteliğinde olmadığı, balıkçı tekneleri ve yatların seyir güzergahı üzerinde bulunmadığı, denizde seyir, can ve mal emniyetinin temini bakımından kafeslerin konulacağı sahanın bitim noktalarının şamandıra ve çakar şamandıralarla belirlenmesi ve 24 saat süre ile bekçi bulundurulması, tesisin izin alınan saha dışına kaydırılmaması-genişletilmemesi, seyir emniyeti bakımından uluslararası standartlara uygun, seyir yardımcılarının tesis edilmesi amacıyla kıyı emniyeti genel müdürlüğüne başvurulması gerekliliği, üretim kafeslerinin koordinatlarının ilgili deniz haritasına işletilmek üzere deniz kuvvetleri komutanlığı seyir hidrografi ve oşinografi dairesi başkanlığına başvurulması, ileride seyir emniyeti ve deniz güvenliği açısından gerekli görüldüğü takdirde herhangi bir itiraza meydan verilmeksizin talep sahibince kafeslerin kaldırılması, tesisin kapladığı deniz alanının maliye bakanlığından kiralanması veya kullanım hakkının alınması, tesisin izin alınan saha dışına kaydırılmaması, genişletilmemesi ve kalıcı yapılaşmaya gidilmemesi, yukarıda maruz ve seyir emniyeti ile çevre ve deniz güvenliği bakımından önem arz eden hususların izin işleminde somut olarak belirtilmesi şartlarına uyulması kaydı ile belirtilen koordinatlarda su ürünleri yetiştiriciliği yapılmasında “seyir emniyeti ve deniz güvenliği bakımından” herhangi bir sakınca görülmediği bildirilmektedir.
    Denizcilik Müsteşarlığınca, söz konusu denizalanı ve koordinatları, ilgili deniz haritasından kontrol edilmekte, koordinatlarının doğru olması durumunda ayrıca mahallinde seyir emniyeti ve deniz güvenliği açısından inceleme yapılmaktadır.
    Denizcilik Müsteşarlığınca balık çiftliklerine yönelik inceleme ve değerlendirme yapılırken söz konusu taleplerin; bölgede seyir eden sivil ve askeri hafif su üstü unsurlarıyla balıkçı tekneleri ve yatlara tehlike oluşturup oluşturmadığı, seyir emniyeti, deniz ve çevre güvenliği bakımından incelenmesi, doğal liman ve koyların korunması, askeri atış sahaları, askeri yasak bölgeler, dalışa yasak bölgeler, turizm amaçlı tesislere yakınlığı, civardaki diğer kafeslere mesafesi, çevreye uyumu ve etkileri dikkate alınmaktadır.
    Bu inceleme sonuçlarının uygun olması halinde, çevre ve turizm faktörleri de göz önüne alınarak söz konusu deniz alanında su ürünleri yetiştiriciliği yapılmasının, gerekli tedbirlerin (şamandıra, çakar şamandıra vb.) alınması kaydıyla deniz trafiği açısından bir engel teşkil etmeyeceği, Tarım ve Köyişleri Bakanlığına bildirilmekte ve anılan Bakanlık tarafından, 1380 sayılı Su Ürünleri Kanunu'na göre işletme izni verilmektedir.
    Şu anda, Denizcilik Müsteşarlığınca deniz trafiği açısından olumlu görüş verilen 354 adet su ürünleri tesisi bulunmaktadır. Ancak, bir o kadar da ruhsatsız olarak çalışan tesisler olduğu bilinmektedir. Bunların çoğu, İzmir Bölge Müdürlüğümüze bağlı Güllük Körfezinde yoğunlaşmıştır. Bu da sektördeki çarpık yapılaşmayı göstermektedir.
    Projesi onaylı olan tesisler, deniz üzerindeki işgal ettikleri alan için, mahalli bilirkişi heyeti marifeti ile günün rayiçlerine göre tespit edilen kira bedelini Maliyeye ödemektedir. Ancak, projesi olmayan tesislerin ise durumu mahallinde tespit edilmekte olup, bunlara ecrimisil uygulaması cihetine gidildiği ilgililerce ifade edilmektedir. Plansız, projesiz ve izinsiz olarak tesis edilen balık üretim tesislerinden kira alınması, tesis sahibi açısından yasallaşmış şeklinde yorumlanmaktadır.
    Bugün Su Ürünleri Yetiştiriciliği yapılan deniz alanlarında, seyir emniyeti ve deniz güvenliği, çevre ve turizm açısından, sorunlar yaşanmakta ve bu alanların disiplin altına alınması gerekmektedir. Bu konuda, sorunların çözümü ve yatırımların hızlandırılması amacıyla, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı koordinatörlüğünde, Bayındırlık ve İskân Bakanlığı'nca birlikte yürütülen ve ilgili kamu kurum ve kuruluşların da katıldığı çalışmalarda, tüm Türkiye kıyıları için işletme türüne göre kara ve deniz yüzeyinde ihtiyaç duyulan alanlar ve bu alanlara ilişkin bilgilerin yeraldığı, 1/25.000 ölçekli “Su Ürünleri Üretim Sahaları Master Planı” çalışmaları, Muğla yöresi dışında henüz sonuçlandırılamamıştır.
    Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, harita çalışmalarına sıcak bakmamakta, seyir emniyeti ve deniz güvenliği açısından Denizcilik Müsteşarlığının vereceği görüşün yeterli olacağını belirtilmektedir. Denizcilik Müsteşarlığının seyir emniyeti ve deniz güvenliği açısından verdiği görüş izin gibi kullanılmaktadır. Böylece, Turizm ve Çevre boyutu göz ardı edilme tehlikesi doğmaktadır. Oysa bu alanlarda diğer kamu kurum ve kuruluşlarının da yetkisi ve sorumlulukları bulunmaktadır.
    a) Türkiye Su Ürünleri Sektörü ve Balıkçılık
    Canlı deniz kaynakları, tüm ülkelerin ekonomisine belirli bir yatırım ve çaba karşılığı sürekli girdi sağlayan önemli kaynaklardandır. Bunun bilincinde olan ülkeler, balık ticaretini asıl kaynak olarak benimsemişler ve ekonomilerine büyük ölçüde döviz girdisi sağlayarak, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasında yer almaktadırlar.
    Ülkemizin üç tarafının denizlerle çevrili bir yarımada oluşu, yurdun her yanında bulunan doğal göllerimiz, sayıları her geçen gün artan baraj ve göletlerimiz, balık yetiştiriciliğine uygun su kaynaklarımızla, su ürünleri sektörü için önemli bir potansiyele sahip olmasına karşın, su ürünleri sektörü ulusal ekonomide yeterli düzeyde yer alamamıştır.
    Denizlerden besin elde etmenin yolu balıkçılıktır. Dengeli beslenmenin bilincinde olan uluslar, hayvansal protein kaynaklarını daha da zenginleştirmek için denizlerden yüksek oranlarda faydalanmanın yollarını sürekli aramakta özellikle geleceğe yönelik girişimlerini şimdiden faaliyete geçirmektedirler.
    Balıkçılık; beslenme açığının giderilmesi yanında önemli sayıda insana istihdam sağlayarak sosyal ve ekonomik iki amacı yerine getirmektedir.
    Deniz ve iç sularımızdaki canlı kaynakları sonsuz değildir. Nüfus artışı, besin ihtiyacı ve bilinçli beslenme, teknolojide sağlanan gelişmeler ve çevre sorunları gibi nedenlerle sucul ortamlar üzerinde insan baskısı giderek artmaktadır.
    Türkiye Dünyada ki konumu nedeniyle zengin bir su ürünleri potansiyeline sahiptir. Ayrıca balıkçılık alanının büyük kısmını oluşturan farklı ekolojik özellikteki denizler 8333 km'lik bir kıyı şeridine, su ürünleri üretim alanı olarak kullanılabilecek 178 bin km doğal göllere ve 3442 km² baraj göllerine sahip bulunmaktadır.
    Türkiye Su Ürünleri Üretim Kaynakları Dağılımı

    Üretim Alanı
    Yüzölçümü(10 6 ha.)
    Marmara Denizi
    1.10
    Karadeniz, Ege, Akdeniz
    23.50
    Doğal göller
    1.00
    Baraj gölleri
    0.34
    Gölet
    0.01
    Akarsular
    0.20
    TOPLAM
    26.15
    Kaynak: TKB Verileri
    Öncelikle, dünyadaki balıkçılık ve düzenleyici uygulamalar irdelendiğinde, artık hiçbir bölge ve suda yıpratılmamış aşırı avlanmamış stokun bulunmadığı görülür. Doğal olarak ülkemiz canlı kaynakları da bundan paylarına düşeni almışlardır. Avda zaman zaman görülen iyileşmeler genel eğilimin değiştiği anlamına gelemez. Günümüzde canlı kaynaklarının yönetimine sürdürülebilir koruma anlayışıyla yaklaşmak seçilebilecek en akılcı yoldur.
    Bilimsel yaklaşım olmaksızın, ülkemizin üç tarafının denizlerle çevrili olması, zengin iç sular varlığı ve buna sürekli vurgu yapılmasının ne sürdürülebilir gelişmeye ne de sürdürülebilir korumaya katkısı olacaktır.
    Kuzeyde sıcaklığı ve tuzluluğu düşük (%0.17-0.18) Karadeniz, batı ve güneyde sıcaklık ve tuzluluğu yüksek Ege ve Akdeniz ile bir karışım bölgesi olan Boğazlar ve Marmara Denizi mevcuttur. Karadeniz'de 247, Ege Denizi'nde 300 ve Akdeniz'de 500 balık türü bulunmaktadır. Ülkemizde ekonomik öneme sahip tür sayısı ise 100 civarındadır. Türkiye'nin Dünya Su Ürünleri üretimi içersinde % 0.04'lik paya sahiptir.
    b) Su Ürünleri Avcılığı ve Av Filosu
    Ülkemizde avlanma teknolojisi yeterli ölçüde gelişmiş olup, mevcut su ürünleri stoklarımızın yıllık üretimlerinin avlayabilme kapasitesi üstünde bir durum arz etmektedir. Av teknelerinin teknolojisinin gelişmesi; son model balık bulucuların (sonar), seyir ve navigasyon cihazlarıyla, geliştirilmiş gırgır ve trol ağları kullanılan kıyı balıkçılarımız da büyük miktarda standart dışı uzatma ağları da miktar ve özellik açısından çok farklı, sağlıklı bir kayıt ve kontrol altında olmayan av gücü geliştirildiği bilinmektedir.
    Türkiye sularında deniz ortamında yapılmakta olan balıkçılık iki gruba ayrılır.
    ? Artisanal Balıkçılık (Uzatma ağları, kıyı sürükleme ağları, pareketa, dalyan)
    ? Endüstriyel Balıkçılık (Gırgır-trol)
    Türkiye'yi çevreleyen denizlerin birer yarı kapalı ve iç deniz görünümünde olmaları, Türkiye balıkçılığının kıyı (artisanal) ve kıyı ötesi (endüstriyel) balıkçılığı uygulamasına neden olmuştur. Açık deniz ve okyanus balıkçılığına dair bir gelişme henüz mevcut değildir. Balık avcılığında gırgır, trol, uzatma ağları, kıyı sürütme ağları, dalyanlar ve pareketalar yaygın olarak kullanılmaktadır.
    Balıkçılığın yönetiminde uygulanan diğer bir strateji de stoklara ve özellikle ekosistemin diğer elemanlarına zarar veren av araç ve gereçlerinin yasaklanmasıdır. Örneğin; AB'ye üye ülkelerde kıyı sürütme ağları, yüzer ağlar gibi ekosisteme zarar verdiği bilinen av gereçlerin kullanımın tamamen yasaktır. Trol ve gırgır gibi av araç ve gereçlerinin kullanımı da önemli sınırlamalar getirilmiştir. Genel eğilim, yakın kıyıda av miktarı ve üretkenliğinin sınırlı, fakat elde edilen ürünün Pazar değerinin yüksek olduğu alanlarda endüstriyel balıkçılık sınırlanırken, geleneksel küçük ölçekli avcılık desteklenmekte ve özel koruma alanlarının oluşturulmasına ön plana çıkartılmaktadır.
    Av filosundaki hızlı gelişmeye karşın denizlerden elde edilen üründe önemli bir artış görülmemektedir. Artan balıkçılık filosuna rağmen elde edilen ürünün hem oransal ve hem de birçok türde mutlak olarak azalmaya başlaması, avcılığın kar edilen bir uğraş olmaktan çıkmakta olduğunu göstermektedir. Bunun göstergesi olan harcanan birim çaba başına elde edilen gelirde azalma eğilimi vardır. Yapılan bir değerlendirmeye göre, av filomuz 1985 yılından bu yana aynı miktar balığı avlamak için daha fazla güç harcamakta, fakat daha az gelir elde etmektedir.
    Av filosundaki hızlı değişim, yakın bir gelecekte önemli ekonomik ve biyolojik kayıp ve sorunlara yol açmaya adaydır. Kesin ve ödünsüz uygulama ve yönlendirmeye duyulan ihtiyaç gün geçtikçe artmaktadır. Kaynak büyüklüğü ve işletenler arasında bir denge kurabilmek için kaynak büyüklüğünün kesin ve sürekli belirlenmesi gerekmektedir. Stok tahminleri ve etkin bir balıkçılık yöntemi bir ülke politikası halinde ele alınmalı, araştırmalar için gereken maddi kaynak ulusal bütçeden sağlanmalı, bunun yanında kaçınılmaz bir zorunluluk olarak sektörden beslenen bir araştırma fonu oluşturulmalıdır.
    Avcılık yolu ile elde edilen üretim incelendiğinde, son 10 yılda iç sulardan elde edilen ürün miktarında önemli bir değişme olmadığı, üretimin 40-50 bin ton arasında gerçekleştiği görülmektedir. Benzer tespiti denizlerden gerçekleştirilen üretim için de söylemek mümkündür. Bu çerçevede artan av gücüne rağmen üründe beklenen artışın olmaması, hatta birim çaba başına ürünün azalması, avcılığın sürdürülebilirliği amacı ile filoya yeni tekne girişine izin verilmemesi uygulaması ile bir yandan örtüşmekte, diğer yandan da balıkçılık politikasında daha dikkatli olmayı gerektirmektedir.
    Mevcut fabrikaların kademeli kapasite sistemi, balıkçı gemilerinin pazar kaygısı olmadan çok fazla miktarda hamsi avlamalarına, bu durum ise stoklar üzerindeki av baskısının kontrolsüz ve hızla artmasına yol açmaktadır. İkincisi ise kişi başına balık tüketiminin arttırılması için çaba harcanırken, insan gıdası olarak kullanılabilecek bir ürün, bu amaç dışında tüketilmektedir. Sürecin bu şekilde devam etmesinin, sorunları daha da çözülmez bir noktaya taşıyacağı dikkate alınarak, gecikmeksizin av araçlarının sınırlandırılmasından, üretim planlamasına kadar bir dizi önemle gündeme alınmalıdır.
    1980 yılından sonra, balıkçı teknelerinin sayı, boy ve motor güçlerinde önemli gelişmeler olmuştur. 1991'de 8.646 olan toplam teken sayısı, yıllık ortalama %2 lik bir artışla 1998 yılında 10.023 adede ulaşmıştır. 2004 yılındaki toplam tekne sayısı ise 17.0953 adettir. Gemi yapımının genel olarak yasaklanmasına rağmen son 15 yılda kabaca 2 kat bir artış söz konusudur. Balıkçılığımızın temelini oluşturan filoya ait tekneler kıyı ve yakın kıyı, bir ölçüde kıyı ötesi avcılık karakterini taşımaktadır.
    Son yıllarda, diğer ülkelerdeki uygulamalara bağlı olarak ülkemizde de su ortamlarındaki canlı kaynakların işletilmesinde mümkün olduğunca çok avlamak ve pazarlamak yaklaşımından uzaklaşılarak, bu ortamlarda önemli bir bozulmaya neden olmayacağı öngörülen “sürdürülebilir gelişme” anlayışına yer verilmeye başlanmıştır. Sürdürülebilir gelişme ve kullanım, hemen hemen bütün alanlarda çok güncel olmasına ve buna inanılmasına rağmen beklenen sonucu sağlamaktan ne yazık ki uzak görünmektedir. Bu nedenle sürdürülebilir gelişme ve yararlanma, artık yerini “sürdürülebilir koruma” anlayış ve yaklaşımına bırakmaktadır.

    AB uyum süreci içerisinde, balıkçılık alanında pek çok değişim ve dönüşüm gündeme gelecektir. Bugüne adar ihmal edilmiş olan kayıtsız avcılık ve balık satışlarının önlenmesi, avcılık ve pazarlama faaliyetlerinin izlenmesi, gıda güvenliği ve kalite unsurlarının ön planda tutulması, bu çalışmalar için mevcut idari yapının değiştirilmesi öngörüldüğünden, yetkili otoriteye balıkçılıkla ilgili tüm paydaşlar hazır olmalıdır. Çalışmaların ve sektörel planların bu gerçek gözetilerek sürdürülmesi, sancısız bir değişim ve dönüşümü mümkün kılacak, tam üyelik süreci çeşitli nedenlerle uzasa veya sürüncemede bırakılsa dahi bu yöndeki ulusal program ve sektör çalışmaları, ülkemizin çıkarlarına uygun bir yaklaşım olacaktır.
    Sonuç olarak, salt getirisine bakılarak balıkçılığı ikinci, üçüncü plana itmek hatta tamamıyla gözardı etmek yapılabilecek en büyük hatadır. Uluslararası önemi olan sürekli bir kaynağı korumak, kaybetmemek için ülkeler günümüzde ortak politikalar üretmekte ve uygulamaktadırlar.
    Balıkçılığımız, denizlerimizin sahip olduğu özellikleri ve verimliliği boyutlarında yapılabilmiştir. Ülkemizde bugün için yapılan balıkçılık tipi kıyı balıkçılığı (kısa mesafe balıkçılığı) ve sahil balıkçılığı (orta mesafe balıkçılığı)'dır.
    Kıyı ve kıyı ötesi balıkçılık karakterini taşıyan balıkçılık filomuzun ülkemiz denizlerinde su ürünleri üretimini en çok etkileyen sorunlardan biri de balıkçı barınakları, çekek yerleri ve limanlarıdır. Üretimde büyük paya sahip Karadeniz'de1640 km. uzunluğundaki kıyı şeridinde toplam 142 adet balıkçı barınağı ve çekek yeri mevcuttur. Marmara Bölgesi, İstanbul ilinde ise toplam 44 kıyı yapısı mevcut olup, bunların 8 adedi liman, 26 adedi barınak ve 10 adedi de çekek yeridir.
    Marmara Denizi Türkiye'nin en küçük denizi olmasına rağmen toplam deniz balıkları üretimindeki payı Akdeniz'den fazladır. Ege balıkçılığı Türkiye'nin en uygun kıyılarına sahip olmasına rağmen kıta sahanlığının ve kademeli olarak derinleşmesi nedeniyle toplam deniz ürünleri üretimindeki payı %9'dur. İklim koşulları ve topografyanın karışımı sonucu balıkçılığa uygun birçok koy ve korunmuş alan mevcuttur.
    Böylece, Marmara, Ege ve Akdeniz'deki en verimli ikinci önemli verimli su ürünleri üretim avlama sahası konumundadır. Denizlerimizin derinliklerine göre, demarsal balıkların üretim alanları yaklaşık dağılımı;
    Karadeniz için , 0- 125 m . derinlikler = 10-12 bin km²
    Marmara için, 20- 200 m . derinlikler = 6000 km²

    200- 500 m . derinlikler = 1334 km²
    Ege için 20- 200 m . derinlikler = 17000 km²
    200- 500 m . derinlikler = 14450 km²
    Akdeniz için, 20- 200 m . derinlikler = 9400 km²
    200- 500 m . derinlikler = 3320 km²
    Alanlarımız olan 20-200 m. derinlikler toplamı 32400 km² diğer verimlilik tabakası olan 200- 500 m . derinlik alanları 19286 km²'dir. Son 25 senedir, ülkemiz iç sular ve deniz ortamlarında kültür balıkçılığı artarak devam etmekte ve yaklaşık 20-25 bin ton balık/yıl üretim yapılabilmektedir. Denizlerimizin coğrafi özellikleri bakımından genelde pelajik balık türleri avlanır. Pelajik balıklar diple satıh arasında yaşayan, satıha yakın yerlerde genelde sürüler halinde dolaşan balıklardır. Su ürünleri üretim alanlarından üretim büyük ölçüde avcılık yolu ile yapılmaktadır.
    Ülkemiz de av teknolojisinin gelişmesi; balıkçı teknelerinde, en son model balık bulucu, seyir ve navigasyon cihazlarıyla, geliştirilmiş gırgır ve trol ağlarından oluşan bir tekne donanımını standart dışı uzatma ağları da miktar ve özellik açısından çok farklı, sağlıklı bir kayıt ve kontrol altında olmayan av gücünü geliştirmiştir. 1380 sayılı Su Ürünleri Kanununa göre su ürünleri avcılığında bulunacak gerçek ve tüzel kişilerin kendileri ve üretimde kullanacakları gemiler için ruhsat teskeresi alması zorunludur
    Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'nca yapılan ruhsatlandırmalarda, 12 metre ve üzerindeki balıkçı gemilerine trol ve gırgır avcılık izni verilmekte, daha küçük boydaki gemilere ise bu izin verilmemektedir.
    Balıkçılık faaliyetlerinde en önemli alt yapı olan 165 adet balıkçı barınağının % 35'i Karadeniz Bölgesinde bulunmaktadır. Toplam olarak balıkçı barınağı, barınma ve çekek yerleri; Karadeniz'de 149, Marmara'da 53,Ege'de 56, Akdeniz'de 21, Göller Bölgesi 2 adet olmak üzere toplam 274 adettir.
    Balıkçı filomuzdaki sayısal ve kapasite artışlarına karşılık, kıyı yapılarında alt ve üst yapı eksikliği üretimi olumsuz yönde etkilemektedir. Mevcut barınakların eksik olan alt ve üst yapı tesisleri tamamlanmalı, ihtiyaç duyulan yörelerde yeni barınaklar yapılmaktadır.

    lll. . TÜRKİYE 2007 YILI İLERLEME RAPORUNDA BALIKÇILIK
    Türkiye 2007 İlerleme Raporunun “Üyelik Yükümlülüklerini Üstlenme Kapasitesi” başlıklı 4 üncü bölümünün 13 üncü Fasıl'ında ele alınan “Balıkçılık” ile ilgili olarak:
    “Türkiye, bu başlıkta mevzuatını AB ile uyumlaştırma konusunda elle tutulur bir ilerleme kaydetmemiştir. Yeni Balıkçılık Kanunu kabul edilmemiştir. Merkezi idari yapılar tatmin edici değildir. Bakanlıklar arasında olduğu kadar Tarım ve Köyişleri Bakanlığı içindeki değişik birimler arasında da yetkilerin dağılımı dağınık olmaya devam etmiştir.
    Kaynak ve filo yönetiminde ilerleme sağlanmıştır. Türkiye, 29 balıkçılık liman bürosunun inşaatını ve ekipmanını tamamlamıştır. Ayrıca, 121 balıkçılık kontrol müfettişi atanmıştır. Bir balıkçılık bilgi sistemi oluşturulmuştur. Bu sistem, Ortak Balıkçılık Politikasının (OBP) bazı temel ihtiyaçlarını karşılamaktadır.
    Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, kaliteyi arttırma, kaynakları koruma ve sürdürülebilir balıkçılığı sağlama için ticari ve amatör balıkçılık aktivitelerini düzenlemek amacıyla muhtelif genelgeler yayımlamıştır. Ancak, stok değerlendirme araştırmalarında ilerleme bildirilmemiştir.
    Piyasa politikası, yapısal eylemler ve devlet yardımları konusunda ilerleme sağlanamamıştır. Türkiye'nin balıkçılık sektörü için kapsamlı bir stratejisi bulunmamaktadır. Bu alanda yeni uluslararası anlaşmalar imzalamamıştır. Ancak Karadeniz'de balıkçılık yönetimi için uluslararası bir çerçevenin oluşturulmasını desteklemektedir.
    Balıkçılık başlığı, 11 Aralık 2006 tarihinde Genel İşler Konseyi tarafından kabul edilen ve 14- 15 Aralık 2006 tarihli Avrupa Konseyi Zirve Toplantısı'nda onaylanan Türkiye'ye ilişkin kararın kapsadığı sekiz başlıktan biridir. GKRY'ye kayıtlı ya da son olarak GKRY limanına uğrayan uçak ve gemilerle taşınan malların serbest dolaşımına ilişkin kısıtlamalar sürdürüldüğü sürece, Türkiye bu başlıktaki müktesebatı tamamen uyumlaştırmış olmayacaktır.
    Sonuç olarak kaynak ve filo yönetiminde ilerleme sağlanmıştır. Ancak, Türkiye Ortak Balıkçılık Politikasına ilişkin mevzuat uyumunda ilerleme kaydetmemiştir. İdari yapılar, Ortak Balıkçılık Politikasının uygulanması için yeterince hazır değildir” denilmektedir.


    KAYNAK:Avrupa Birliği Balıkçılık Politikası ve Türkiye'nin Uyumu
    Konu TİRYAKİ52 tarafından (02.08.11 Saat 15:45 ) değiştirilmiştir. Sebep: düzenleme
    TİRYAKİ52

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. Cevap: 8
    Son Mesaj: 31.05.11, 11:58
  2. Türkiye’de Balıkçılık İstatistiklerinin İyileştirilmesi ve Avrupa Birliği Uyum Süreci
    By Burhan Reis in forum Balıkçılık Hakkında Genel Bilgiler
    Cevap: 0
    Son Mesaj: 21.02.11, 02:48
  3. Cevap: 4
    Son Mesaj: 27.12.10, 22:13
  4. Eksik tellefon ve emailleri tamamlar mısınız?
    By kenane in forum Balıkçı Barınaklarımız & Balıkçı Koop'lar
    Cevap: 0
    Son Mesaj: 19.09.10, 01:29
  5. ab mayıs bülten
    By TUNCAY ŞEKER in forum Balıkçı Kahvesi
    Cevap: 0
    Son Mesaj: 19.05.10, 17:55

Bookmarks

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
BALIKCI FORUM