Bu hafta Fikir Sahibi Damaklar’dan (FSD) Defne Koryürek’le buluşup, deniz, hal ve tezgâhlardaki aleni yasa ihlallerinin nedenini konuştuk. Malumunuz, kendisi tüm bu sürecin itinalı, özverili ve malumatlı takipçilerinden; balık yazarı olarak, her fırsatta kapısını çalmaktan çekinmiyoruz. Sağ olsun, bir kere bile geri yollamışlığı yok.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yazdıkları mektuba verilen cevaptan bir notla mevzua bağlanalım: “Su Ürünleri Kanunu’nun 33. maddesinde bu kanun ve ilgili diğer mevzuat ile getirilen yasakları uygulamakla başta bakanlık ilgili personeli, Emniyet, Jandarma, Sahil Güvenlik, Gümrük ve Orman Muhafaza Memurları, Belediye Zabıtası, kamu tüzel kişilerine bağlı muhafız, bekçi ve korucular ile Emniyet ve Jandarma teşkilatının bulunmadığı yerlerde köy muhtar ve ihtiyar heyeti üyeleri yetkili kılınmışlardır.”
Sözün özü; avlanma boyunun altında balığı denizden çıkarıp, tezgâha getirenler ve burada satanlarla ilgilenecek kurum sıkıntımız olmadığı aşikâr. Peki buna rağmen, nasıl oluyor da bebe balıklar hâlâ (başta çinekop olmak üzere) memleketin tüm tezgâhlarında satılabiliyor? Defne Hanım’dan aldığımız malumata göre süreç biraz değişik. Öncelikle ceza kesiliyor, rakamları gördük, az da değil toplanan para. Lakin peşi sıra balık hali mal müdürünün düzenlediği ikinci ihalede balığı yine sahibi alıp, pazara gönderiyor. Diğer bir hadise de defterdarlık memurlarının (ki cezayı kesen bu arkadaşlar) Sahil Güvenlik ekiplerinin baskınlarının ‘hızına yetişememesi’... Yani, işin İstanbul tarafında ceza süreci, öyle veya böyle işliyor da yasanın el verdiği ölçüde balığa ‘el koyma’ işleminin oldukça aksadığı gözüküyor. Bu arada İstanbul artık bir ‘yediemin limanı’na kavuşuyormuş. Geçmişte yasa vardı, liman yoktu, el konulan teknelerin nereye konulacağı bilinmediği için, el koyma meselesine girişilmiyordu. Şimdi durum biraz değişir umarız. Bir de not: Yunanistan’da yasadışı avda yakalanan trol tekneleri batırılıyormuş. Biraz fazla radikal olsa da, pek önleyici bir mekanizma gibi...

Balıkçı da hasssas olmalı
Alo 174 Gıda Hattı’nı ‘Alo Lüfer’ hattına döndüren FSD’den, performans değerlendirmesi almak da mühimdi. Defne Hanım da başından beri aktif bir 174 arayıcısı ve denetçisi haliyle... Tecrübesine göre, özellikle tezgâh şikâyetlerinde, tüketici ile memur arasındaki karmaşık ilişki daha makul hale gelmiş. Şikâyetin değerlendirilmesi ve sonuçlandırılması için yasal süre 15 gün’le bir ay arasında. Defne Hanım’ın ‘aktivite’ kapasitesi düşünüldüğünde, kendi şikâyetlerinin yüzde 60‘ının sonuçlanması ise ‘yarı-zamanlı’ bir tüketicinin verimliliğini anlamamızda mühim bir veri.
Konu tuttuğu balığa el konulan ve ceza kesilen balıkçı olunca işin bir de ‘sıkıntılı’ yönü ortaya çıkıyor. Her seferinde söylediğimizi tekrarlayalım; balık olmazsa, balıkçı da olmayacak, haliyle balıkçının da bu konuda hassas olması gerekir. Defne Hanım işin ‘tutan tarafıyla’ da teması kesmiyor; mevzuua dair taze veri alıyoruz sayesinde. Gırgır sahibi bir arkadaş, sorun olarak deniz kirliliğini, istavrit ağını (çinekopa da musallat olan) ve avlanma kotası meselesini adresliyor. Doğrudur, ama işin halli de ortadadır. Ha keza, Defne Hanım, kendisine verdiği cevabı bize de yineliyor: “Filo küçülmek zorunda, çünkü denizdeki balıkla ters orantılı. Kimin kalacağı, kimin gideceği ise belli değil!” Yani, kooperatifler avlanma konusu kadar bu mesleğin geleceğini ‘herkes için’ nasıl hayırlı hale getireceğini tartışmaya başlamalı...
Diğer mühim bir mevzu da balıkçıların sübjektif vaziyeti. Duyduğumuza göre gırgırcıların yüzde 80’i borçluymuş, hem de geriye dönük. Bazıları beş yıl öncenin borcunu kapatmaya çalışıyormuş. Bu durumda işin siyaseti belirlenirken kendi görüşlerinden çok borçlu oldukları ‘kabzımalların’ (ki bu müessese de başka bir meseleymiş, üzerine kafa yormakta fayda var) görüşlerine ilintilenmeleri çok doğal.
İstanbul’a yılda 100 bin ton balık girdiği, sadece 40 bininin halden geçtiğini öğrenince gayri nizami faaliyetin yapısına kani oluyoruz. Kamunun hadiseye odaklanması şart ki onca yetişmiş su ürünleri mühendisleri ile bu kadrolar şenlendirilebilir. Öte yandan bürokrasi camiası içinde işini hakkınca yapan, kabiliyetli ve vicdanlı bürokratların kulaklarını çınlatmayı da ihmal etmiyoruz. İsim verip, kendilerini sıkıntıya sokmayalım. Malum, iyi orta her daim gol getirmiyor. Son söz Defne Koryürek’te: 1380 sayılı yasa bu haliyle oldukça sorunlu, neredeyse suça teşvik ediyor. Ocak ayının ikinci yarısı ile başlayacak kampanyanın talebi, denetimin arttırılması, yasanın değiştirilmesi ve caydırıcı hükümler getirilmesi...
TAN MORGÜL
26/11/2011

Kaynak:
http://www.radikal.com.tr/Default.as...CategoryID=143