Sayfa 1/11 1234567891011 SonSon
107 sonuçtan 1 ile 10 arası

Konu: Balıkçılığımızı bitiren faktörler

  1. #1
    Reİs Burhan Reis - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Yaş
    59
    Mesajlar
    5.695
    Tecrübe Puanı
    933

    Standart Balıkçılığımızı bitiren faktörler

    Balıkçılığımızı bitiren faktörler .
    1-Bilinçsiz Avcılık.
    2-Kirlilik (Arıtma,Petrol taşımacılığı,sintine.fabrikalar.Turizim.Tersaneler .)
    3-Gırgır (Ağ Derinliği-Ağın göz açıklığı.Mola suları .Tekne sayısı ve boyutları Vb.)
    4-Trol (Dip Ve Orta su)
    5-Dalyan
    6-Dinamit
    7-Manyat-Tarlakos
    8-Alamana (Voli.Uzatma. Parekete.Çapari. Vb.)
    9-Algarna
    10Amatör (Kıyı ve Tekne)
    11-Teknoloji(Teknelerin boyutu fazlalığı ve,Radar,Sonar)
    12-Dalgıç (Balık avcılığı.Kum Midyesi.Midye.Vb.)
    13-Tırmık.(Kum Midyesi .cikcik)
    14-İklim değişikliği.
    15-Balığın ürema bölgelerinin olmaması(.Resif Korunmuş alan)
    16-Yetersiz kalan sürküler ve yaptırımcı kanunlar.
    17-Denetleyici kurumların azlığı.ve yaptırım gücünün olmaması.
    18-Balıkçıya yapılacak teşviklerin olmaması.
    19-Balıkçılıkla ilgili dış siyaset.ve uyumlar.
    Ve benzeri fatörler.(Aklıma gelmeyen)
    Bu faktörler için ne yapılmalı ve kanunlar ve sürküler neye göre düzenlenmelidir.
    Nasıl önlemler alınmalıdır .Diyerek yorumlarımızı yazarsak en azından fikir sahibi oluruz.saygılarımla.




    ....................
    ><((((º>`·.¸¸.·´`·.¸¸.-> BALIKÇI FORUM <-.¸¸.·`´·.¸¸.·`<º))))><

  2. #2
    Reİs egörgün - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Mesajlar
    1.214
    Tecrübe Puanı
    0

    Standart

    Güzel yazmışsınız,ama bunların bazıları olmazsa zaten balıkçılık olmaz.

  3. #3
    Balıkçı Anıl Köroğlu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2010
    Yaş
    32
    Mesajlar
    90
    Tecrübe Puanı
    19

    Standart

    Tek sorunumuz eğitim .Balıkçılarımızı eğite bilirsekk bu sorunların hiç biri kalmaz ,ne yazıkk ki liselerimizde halen daha türkiyenin balıkcılıgının sorunları olarak teknolojık yetersizlıklerler ögretiliyor oysakı balıkçılarımızın teknoloji kullanmaktan yana bir sorunu olduğunu düşünümüyotum. İkinci sorun ise bilinçsizce uygulanan kanun ve yönetmelıkler.Yasaklar masa başında arştırma ,uygulama yapılmadan konulursa bu sorunların çözülme ihtimalı yok....
    ASALET SURETTE DEĞİL KANDADIR

  4. #4
    Reİs Burhan Reis - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Yaş
    59
    Mesajlar
    5.695
    Tecrübe Puanı
    933

    Standart

    1- Bilinçsiz avcılık.

    Balıkların göç yollarının acımasızca kesilerek ihtiyaç dışı ve yavru ayrımı yapılmadan avlanmakta olup bu durum gelecek için karanlık bir tablo oluşturmaktadır.. Bu anlayışın terk edilmemesi durumunda fakir sofralarını süsleyen balılar yok olacaktır. . Ege'den Karadeniz'e üreme mevsimi nedeniyle geçmek üzere Marmara'ya gelen balıkların yollarının kesilerek üreme durumundaki balıklar yok edilmektedir., 'Tüm kontrollere rağmen Marmara denizinde yüksek frekanslı cihazlarla, ışıklı ve trol avcılığının bir türlü önüne geçilememektedir. daha çok balık, daha çok kazanç amacıyla, avda sık gözlü ağlar kullanılmasının, küçük balıkların sonu anlamına gelmektedir. Ölçüsüz bir avcılık anlayışıyla adeta bir şey bırakmamacasına yapılan avlanmanın devam etmesi halinde, eskisi gibi denizlerimizde balık bulunmayacaktır.. Özellikle büyük balıkçı tekneleri ile avlanan balıkçılar arasında trol avcılığı daha fazla. Sahil Güvenlik yakaladıkça gerekli cezaları yazıyor ve balıklar imha ediliyor ama bu tedbirler yeterince alınamadığı için tüm kontrollere rağmen yasak bölge ve zamanlarda trolle avcılık devam ediyor. Bu konuda öncelikle geçimini balığa bağlamış kişilerin kendi geleceklerini düşünmeli. Şimdi denizi tarayalım ve balığı yok edelim ve o an için çok kazanalım. Peki, sonu ne olacak? Sonra ne yakalayıp satılacak?''
    ><((((º>`·.¸¸.·´`·.¸¸.-> BALIKÇI FORUM <-.¸¸.·`´·.¸¸.·`<º))))><

  5. #5
    Reİs Burhan Reis - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Yaş
    59
    Mesajlar
    5.695
    Tecrübe Puanı
    933

    Standart

    2-Kirlilik

    Çağımızda doğatı en fazla tehdit eden tehlikelerin başında Çevre Kirlenmesi Gelmektedir. Çağımızda doğa ve çevre kirlenmesi, hava, kara, su ve denizlerde yaşayan canlıların doğal gelişmelerini ileride giderilmesi mümkün olmayacak şekilde olumsuz yönde etkilenmektedir. Yeryüzünde hayatın kaynağını oluşturan su ve deniz kirlenmesi, çevre kirlenmesinin önemli bir kesimini oluşturmaktadır. Günümüzde deniz kirliliği deniz suyundan oksijen azalmalarına, denizlerde yaşayan canlılarda zehirlenme belirtilerine neden olmakta ve denizdeki canlıların ve deniz kaynaklarının giderek yok olamsına neden olamktadır.

    DENİZLER'DE MEYDANA GELEN KİRLİLİĞİN;

    1-Deniz kıyıları boyunca kurulmuş bulunan yerleşim merkezleri ve sanayi tesislerinden,
    2-Hava yolu araçlarından,
    3-Denizlerde kurulmuş bulunan platform ve boru hatlarından,
    4-Gemilerden,
    meydana geldiği görülmektedir. Burada gemilerden meydana gelen kirlenmelerin,
    a-Kazadan kaynaklanan kirlenmeler,
    b-Kasıtlı veya bilgizice yapılan kirletmeler
    şeklinde iki ana grupta ortaya çıktığı tespit edilmiştir.

    GEMİ VE DENİZ ARAÇLARIN'DAN KAYNAKLANAN KİRLENME

    Türkiye, deniz ulaştırması açısından dünyanın en önemli noktalrından birisinde bulunmaktadır. Karadeniz ile Akdeniz arasındaki tek deniz ulaşım yolu İstanbul ve Çanakkale Boğazları ile Marmara deniz vasıtası ile sağlanmaktadır. Boğazlarımızdaki deniz trafiği, özellikle İstanbul Boğazı gibi yoğun yapılaşmanın görüldüğü noktalarda doğal ve yapay çevre bakımından çok ciddi çevresel riskler yatmaktadır. Bunlar;
    Gemilerin normal operasyonlarından kaynaklanan sintine ve balasat gibi atıklar ile çöplerini denize boşaltmaları,
    Gemilerin legal veya illegal yollardan taşıdıkları tehlikeleri atıkların veya maddelerin denize boşaltılamsı,kaza durumunda denize petrol veya diğer zararlı maddelerin yayılması gibi onuçlara yol açabilecektir. Gemilerin ve diğer deniz araçlarından denizlerin kirletilmesine neden olan maddeler, özellikle uluslararsı sözleşmeler ve deniz kirlenmesini önleme kuralları gözönünde bulundurularak, beş başlık altında toplanabilir. Bunlar,
    a-PETROL VE PETROL TÜREVİ MADDELER
    b-ZEHİRLİ SIVILAR
    c-AMBALAJLI ZARARLI MADDELER
    d-PİS SULAR
    e-ÇÖPLER'DİR.
    Ayrıca gemilerin limanlarda yükleme ve boşaltma işlemleri ve temizlik işlemleri sırasında meydana gelen kirlilik en önemli kirlilik konularından birini teşkil etmektedir. Özellikle petrol tanklarının yıkanması sırasında ortaya çıkan büyük problem olmaktadır.
    Gemilerin sıntine sularını denizlere basmaları, gemilerdeki diğer pis suların ve ambar temizleme işlemi sıarsında çıkarılan çöp ve atıkların denizlere atılması, kirli balasat sularının denize verilmesi, gemilerin gaz_free işlemlerinden kaynaklanan kirlilik, gemileri yakıt ikmali ile ham petrol ve petrol ürünleri, LNG veya LPG ile kimyasal yükler ve benzeri yükleri taşıyan gemiler Boğazlarımızda önemli ölçüde çevre kirliliği yanında, can ve mal güvenliklerini de tehlikeye sokmaktadır.

    Gemi kazalarından bazılarını özetlemek gerekirse:

    1-Independenta; 15.11.1979 , Haydarpaşa önlerinde 100.000 ton'dan fazla ham petrol yüklü tanker infilak etmiştir,
    2-Blue Star; 28.10.1988 , İstanbul Limanı'nda 1.000 ton amonyak gazı denize yayılmıştır,
    3-Jambur-Datongsham; 29.03.1990 , İstanbul Boğazı'nda 2.600 ton gazoil denize akmıştır,
    4-Rabinion-18; 14.11.1991 , İstanbul Boğazı'nda 20.000 canlı hayvan yüklü gemi batmıştır,
    5-Nassia; 13.03.1994 , İstanbul Boğazı'nda yaklaşık 2.000 ton ham petrol denize akmıştır.

    DENİZ KİRLİLİĞİ VE KAYNAKLARI


    Üç tarafı denizlerle çevrili ülkemizde, tüm dünyada olduğu gibi, deniz kirliliği ve kıyılar ile ilgili sorunlar ayrı bir onem taşımaktadır. Sanayi, deniz taşımacılığı, şehirleşme, turizm ve atıkların boşaltılamsının yanısıra oluşan deniz kazaları ile de her geçen gün denizlerimiz daha hızlı kirlenmeye başlamıştır. Özellikle Karadeniz'de olduğu gibi ülke dışındaki su havzalarından taşınan kirlilik de denizlerimizi büyük ölçüde kirletmektedir.
    Denizlerin kullanım alanlarında birisi, kirlilik veren deşarjlar için bir alıcı ortam olarak kullanılmasıdır. Bu kirlilik deniz kıyısındaki yerleşim yerleri ve endüstrilerden doğrudan verilebildiği gibi akarsular, yağmur suları ve hava kirliliği ile de daha uzak bölgelere taşıma yoluyla verilebilir. Bunun yanında endüstriyel olarak petrol ve petrol türevlerinin yaygın bir şekilde üretilip kullanılması, kullanım sonucu yapılan deşarjlar, deniz taşıması ve kazalar denizlerin kirlenmesinde önemli rol oynarlar.

    Ege Denizi'nde kirleticiler genellikle;

    1-Yerleşim sonucu evsel atıklarla,
    2-Sanayiden kaynaklanan atıksu deşarjlarıyla,
    3-Yağış sonucu yıkanma ve üzülmeyle,
    4-Tarımsal faaliyetler sonucuyla,
    5-Liman faaliyetleri ve deniz trafiğiyle,
    6-Denize ulaşan nehir ve akarsular vasıflarıyla,ulaşırlar
    Ege Bölgelerinde sanayi gelişimine paralel olarak gerçekleşen nüfus artışı yurdumuz ortalamasının üzerindedir. Turizm sonucu özellikle yaz aylarında nüfus çok artmakta ve kirlilik yükü normalin çok üzerine çıkmaktadır. Mevcut altyapı da yetersiz kaldığından sorunlar ortaya çıkmaktadır.
    Akdeniz ise gerek turistik çekicilik ve buna bağlı nüfus yoğunluğu ve gerekse endüstriyel açıdan hızla gelişen ülkelerin kendisini çevrelemesi ile kirliliklere karşı karşıyadır. Kentleşme,turizm,sanayi vb. aktiviteler sonucu oluşan atıkların miktarı, bu faaliyetler sonucu doğal bitki örtüsünün değişmesi ve erozyonun ortaya çıkması, ayrıca tarımsal faaliyetler sonucu ortaya çıkan kirlilik Akdeniz'in genel sorunudur. Endüstriyel ve tarımsal faaliyetler ile turizm kaynaklı mevsimsel nüfus artışına bağlı evsel atık miktarlarının artışının yanı sıra, yat turizmi, denizyolu taşımacılığı kaynaklı atık ve petrol türevleri de önemli kirlilik kaynaklarındandır.
    Karadeniz ise yıllardan beri bölge insanları için geçim kaynağı, dinlence alanı ve hatta atıkların boşaltıldığı bir bölge olmuştur. Doğrudan veya nehirler yoluyla denize ulaşan arıtılmamış evsel ve endüstriyel atıklar, plansız yerleşme, nüfus artışı Karadeniz'in su kalitesine olumsuz etki yapan nedenlerdendir. Karadeniz'in kapalı bir deniz olması da bir dezavantaj oluşturmaktadır. Yörenin topografyasının uygun olmaması ve yerleşimin dğınık olması sebepleriyle altyapı hizmetlerinin sunulmasında sorunlar olmaktadır. Karadeniz ülkemizde Sakarya,Yeşilırmak ve Kızılırmak başta olmak üzere diğer akarsulardan gelen bazı kirletici yüklerin yanısıra neredeyse tüm Avrupa'nın kirletici yükünü taşıyan Tuna Nehri'nin sularının da almktadır.
    Ülke nüfüsünun yaklaşık %26'ını ve sanayinin %60'ını barındıran, tüm yüzölçümün ise sadece %9'luk bir bölümünü kaplayan Marmara Bölgesi'ndeki nüfus artışı ile buna bağlı olarak ortaya çıkan hızlı kentleşme ve sanayileşme sonucu, Marmara denizi, özellikle 60'lı yılların ikinci yarısından sonra belirginleşen bir kirlenme dönemine girmiştir. Marmara Denizi hacimce küçük ve açık denizlerden bir seri yatay ve dikey engeller ile yalıtılmış olduğundan, kısıtlanmış madde alışverişi sonucu kirlenme büyük bir hızla olmaktadır. Bu kısıtlama sonucu kirleticilerin büyük bir bölümü belirli tabakalarda kalmakta, yoğunluk ise göreceli olarak artmaktadır. 1980'li yıllardan bu yana Marmara'nın sahil bölgelerindeki hızlı yapılaşma, buna paralel olarak gelişen turizm ve artan nüfus olayının katkısı ile ilk aşamada Marmara Denizi'ne bağlı Haliç ve Körfezlerden, daha sonra da kıyı şeridinden başlayarak kıta sahanlığına doğru hızla ilerleyen bir kirlenme ve bunun sonucu olarak da deniz ekonmisinde geniş çaplı doğal denge bozukluklarına yol açmıştır. Marmara Bölgesi, sanayileşme bakımından ülkenin en gelişmiş bölgesidir. Özellikle İzmit Körfezi ile İstanbul Metropolitan alanı ve yakın çevresinde çok çeşitli sanayi faaliyetleri yer almaktadır. Sanayileşmeden kaynaklanan çevre kirliliği ise, özellikle bir içdeniz niteliğinde olan Marmara Denizi'nde oldukça kritik boyutlara erişen deniz kirliliğine neden olmaktadır.
    Başta kıyılarda olmak üzere çeşitli boyutlardaki dere, çay ve ırmaklara direkt deşarj yaparak gelişen sanayi tesislerinin atıkları kara kaynaklı deşarjlar olarak denize boşalarak kirliliğin daha da artmasına neden olmaktadır. Böylece büyük oranda evsel atıklar yanında, hızla gelişen sanayileşme ile ortaya çıkan endüstriyel atıklar, doğrudan veya dolayı yoldan Marmara Denizi'ne deşarj edilmektedir. Ayrıca giderek artan Deniz Trafiği sonucunda, deniz araçlarının balast ve sintine sularından kaynaklanan kirlenmenin yanısıra ham petrol taşıyan tankerlerden sızan petrol denizde çok geniş alanlara yayılarak önemli bir kirlilik yükü oluşturmaktadır.









    ........................
    ><((((º>`·.¸¸.·´`·.¸¸.-> BALIKÇI FORUM <-.¸¸.·`´·.¸¸.·`<º))))><

  6. #6
    Reİs Burhan Reis - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Yaş
    59
    Mesajlar
    5.695
    Tecrübe Puanı
    933

    Standart

    Denizlerimizde ekosistem dengesini olumsuz etkileyen başlıca nedenler: - kıyılarımızın yıllardan beri kentsel çöplerle ve kimyasal içerikli, mikrobik, bakteriyel ve radyoaktif içerikli endüstriyel atıklarla kirletilmesi, - topraksı hafriyatla, gelişigüzel doldurulması, - deniz ürünlerinin aşırı be bilinçsiz avlanılması ve toplanılması. Bunların sonucu olarak her gecen yıl birçok balık türü ve deniz bitkisi yok olurken deniz ürünlerinin avlama miktarlarında da büyük düşüşler tespit edilmektedir. Deniz kıyılarımızdaki bu olumsuz gelişmeleri basta balıkçılar olmak üzere herkesin bilmelerine ve zaman, zaman yakarmalarına rağmen, gereken yapılmıyor. Uluslar arası sivil örgütlerle bir dayanışma içerisinde toplumsal tepki gösterilmiyor. Uluslararası bir sorun haline gelen deniz kirliliği, Birleşmiş Milletlerde gündeme getirilmiyor, uluslararası çözümler üretilmiyor. Devlet yönetiminde bu kör zihniyet devam ettikçe, vatandaş ve sivil örgütler ses çıkarmadıkça ekosistem dengesi düzelmeyecek şekilde harap olmağa devam edecektir. Doğa harikası deniz kıyılarımızın katliamına hepimiz seyirci kalmaktayız.

    Bu çalışmada; - Deniz kirliğinin ulaştığı boyutlar, başlıca nedenlerine ve ekosistemdeki bazi olumsuz yansımalarına dikkat çekilmektedir.. Deniz kirliği hakkında ve alınması gereken bazı önlemler sıralanmaktadır. Ayni zamanda çekirdekten yetişme bir balıkçı ve gemici olarak bu konudaki gözlemlerim, tespitlerim ve değerlendirmelerim tartışmaya sunulmaktadır.


    1. GİRİŞ

    Kıyı denizlerimiz, limanlarımız, göllerimiz fosseptik çukuru ve çöplük ve her türlü ölümcül, hastalık atık deposuna dönüştürülmüştür. Deniz suyuna yayılan lağım artıkları, çöp yığınları ve iğrenç rengi nedeniyle bırakın balık avlamayı, denize bile bakılamıyor, Yeşil sağlıklı deniz bitkilerinin, yosunların yerini kahve renkli seyrelmiş hastalıklı yosunlar ve yaz sıcaklarında artarak çoğalan tiksindirici sümüksü mikroplu yosunlarla ve köpüklerle denizin üstünü kaplar olmuştur.. Deniz dibindeki altın sarısı kumlukların yerini laspa, (pis kokulu çamurumsu, bataksı zemin), poşetler ve plastik malzemeler kaplamıştır. Endüstriyel ve kentsel kirli atıklar yetmiyormuş gibi kıyılarımızın, bilhassa liman içi ve turistik kıyıların gelişi güzel ticari amaçlı doldurulması büyük bir sorumsuzluk göstergesidir. Denizin doldurulmasıyla açılan parklarda, kordon boylarında, rıhtımlarda bırakın oturup dinlenmeyi, güneşlenmeyi veya yüzmeyi; denizden bilhassa yaz sıcağında rüzgarsız günlerde ayılan pis kokudan insan nefes almakta zorlanıyor. kirlilikler ve kıyı tahribatları dünyanın birçok deniz ve göl kıyılarında rastlamaktadır. Kıyı yerel yönetimler deniz içini ve deniz kıyılarını konutsal ve endüstriyel çöplerle, atıklarla ve topraksı hafriyatla doldurup kirleteceklerine; kaynaklarını ve enerjilerini merkezi arıtma tesislerinin, çökeltme göletlerin yapımları gibi hizmetlerde harcasınlar. Denizi doldurarak yeşil saha açacaklarına ve bu yeşil sahalar üzerine gelişigüzel kamu binalarla, büfelerle, cay-kahve, düğün salonları ve sosyete gazinoları ve mafya lokalleri ile yeniden dolduracaklarına denizin dibine suyun içine kadar olan çarpık, geri zekâlılık abidesi olan yapılaşmayı önlesinler. Dolgular, kıyının doğal yapısını bozmakla kalmamakta; denizin kendi kendini yenileme ve temizleme doğal mekanizmasını tahribat etmektedir!
    2. DENİZ SUYUNUN KİRLENME NEDENLERİ
    Deniz suyunun kirletilmesi ile denizdeki bir çok bitkinin, canlının yok olmasının bir çok nedenleri vardır. Bu nedenler örneğin; - Kentsel çöpler, (atıklar) - Sanayisel atıklar, - Tarımsal Atıklar, - Gemi-Teknesel atıklar, - Topraksı hafriyatlı dolgular, - Aşırı ve bilinçsiz avlanma, gibi gruplandırılarak sıralanabilirler. Diğer bir gruplandırma ise, kirli atıkların kati (denizdeki poşetler, lastikler, plastikler, suni maddeler v.b.) , sıvı (yanık yağlar, kimyasal asitli, renklendirici sanayi sıvıları, boyaları, deterjanlı temizlik suları v.b.), aeroskopik atık maddeleri, örneğin püskürtmeli tarımsal ilaçlar) ve radyoaktif özelliğine göre alt gruplandırmalar yapılabilmektedir.

    2.1 Kentsel Atıklar:
    Buradaki kirlilik, evsel bilhassa mutfak artıkların örneğin, yanık yağların lavabo-kanalizasyon yolu ile direkt yada dolaylı denize ulaşmaları. Ayni şekilde temizlikte, hijyenikte kullanılan kimyasal sıvılar, tozlar ( deterjanlar, çamaşır tozları, klorak gibi asitler, sabunlar, macunlar v.b.) Önem sırası dikkate alınmadan aşağıdaki gibi sıralanabilir:
    ·Evsel-konutsal sıvısal atıkların, (deterjanlı bulaşık suların, asitli çamaşır kirli ve asitli suların, yağların v.b.) lağım, kanalizasyon yoluyla yıllardan beri arıtılmadan direkt yada dolaylı olarak denize akıtılmaları.
    ·Lağım çukurlarına biriktirilen konut artıklarının, bilhassa asitli, fosfatlı temizlik malzemelerinin, deterjanlı suların, yanmış yağ artıklarının direkt vidanjörlerle veya dere, kanalizasyon, boru gibi kanallarla denize boşaltılmaları,
    ·Konutsal kati artıkların örneğin poşet, plastik, lastik, sise, kağıt, kumaş gibi kati artıkların, kati çöplerin farklı yollardan direkt atılmaları yada dolaylı olarak dere akarsularla denize dökülmeleri, yayılmaları.
    ·Konutsal topraksı, taşlı, ağaçlı v.b. hafriyat atıkların denizin içine yada denizin kıyısına boşaltılması,
    ·Derde yataklarının, kanalizasyonların dezenfekte edilmesi daha sonra bu zehirli ilaçların deniz suyuna karışması,
    ·Dere yataklarında su birikintilerinde bilhassa sıcak yağışsız mevsimlerde oluşan mikrop, bakterilerin çoğalarak denize karışmaları, deniz deki canlı ve bitkilere bulaşmaları. (Yapılan bir araştırmada İzmir limanı içersinden avlanan balıkların etinde ve barsallarında insan sağlığını tehdit eden kanserojen kalıntıları, bakteriler bulunmuştur, bu bulgular İzmir limanın lağım çukuruna dönüştürüldüğünün diğer bir delilidir.!)

    2.2 Endüstriyel Atıklar (Sanayisel ve Tarımsal Atıklar) ;
    Sanayisel kati, sıvı ve aerosol (sıvı, gaz ve toz karışımlı) artıkları denizlerimiz deki ekosistemi tehdit eden kirliliklerin başında yer alırlar. Bu atıklar Denizlerimde yakıcı, boğucu, bozucu, çökeltici, zehirli, engellemeci, radyoaktif, bulaşma ve yapışma özeliklerine sahiptirler. Tehlikeli hastalık saçan, kanserojen etkili, biyolojik mikrobik sanayi artıkları da arıtılmadan denize ulaşmaktadırlar. Miktar acısından da tehlikeli atıklardır. Sanayisel deniz kirliliğin başlıca nedenini aşağıdaki gibi özetleyebiliriz: “Her türlü Zehirli, çöktürücü, renklendirici, boğucu, radyoaktif sanayi artıkların denize arıtılmadan yada yetersiz artıma ile direkt yada dolaylı olarak dökülmeleri ve denizde yayılmaları”
    Tarımsal atıkları endüstriyel atıklar grubu icerisinde ele alınabilirler. Tarımsal amaçlı olarak kullanılan kimyasal gübrelerin, alıntılarının, bitkisel ve hayvansal hormonların, ilaçların, boyaların, havadan, yer altı veya yerüstü sularla direkt yâda dolaylı olarak deniz suyuna karışmalarıdır. Endüstriyel baca gazlarını ve aerosöl atıklarını, dünyadaki yanardağların meydana getirildiği kirlilik oranı ile karsılaştırıp Fabrika bacalarından ve eksozlardan yayılan cevre kirliliğini küçümseyen bazı bilim adamları gibi yanılgıya düşüp bilensiz ilaçlama, gübreleme ile meydana gelen kıyı denizlerimizdeki kirlilikte küçümsenmemelidir. 20 sene evveline kadar Edremit körfezinden ta Çandırlı körfezine kadar hemen, hemen her yıl zeytin ağaçlarının ilaçlanması, kanserojen DTT tozu ile uçaklardan püskürtülerek yapılıyordu. Aerosöl ilacın bir kimsi denize karışarak zaman, zaman bazı sahillide toplu balık katliamlarına neden oluyordu, Büyük küçük yavru ayırt etmeksizin balıkların bir kısmi ölü karaya vururken, bir kısmide oryantasyonu kaybedip su üstünde panik içerisinde yüzdükleri hala gözlerimin önündedirler. İşin ilginç ve acı tarafı; cahil vatandaşların bunları denizden toplayarak satması ve pişirip yemesi idi. Günümüzde deniz kıyılarımızda hala zeytin ağaçlarını ilaçlanması uçakla ve motorlu güçlü pompalarla yerden yapılmaktadır. Bu ilacın bir kısmi yine denize karışmaktadır. Tek fark, karaya vuran balıkların görülmemesidir. Bunun nedenini gayet basit sizde düşünün ve yorumlayın! (Denizlerimizde ilaçlardan etkilenip karaya vuracak balık kalmamıştır)

    2.3 Gemi-Teknesel ve bot gibi deniz araçlarından denize karışan atıklar,
    Son yılarda denizlerimizde gemi, tekne, bot, yat gibi deniz vasıtaların sayıları artmıştır. Bu artışa paralel olarak denizlerimizdeki kirlilik artmıştır. Bu kirlilik farklı yollardan denize bulaşmaktadır:

    ·Petrol tankerlerinden ve diğer gemilerin kazaya uğrayarak kirletici maddelerin denize karışması, yayılması,
    ·sinte ve balast suların denize boşaltılmaları,
    ·gemi-evsel çöplerin denize atılması,
    ·gemi- tuvalet-lavabo suların, denize akıtılmaları,
    ·gemi ambar artıkların, süprüntülerin denize dökülmesi,
    ·zararlı yosunların, mikro organizmaların bir denizden diğerine taşınmaları,
    ·Gemi altlarının yosun, atırganalara (gemilerin sualtı dış gövdelerinde zamanla oluşan kabuklu organizmalar midye türü canlılar, Teknelerin hızını önemli ölçüde azalttığı, yakıt tüketimini artırdığı gibi gövdenin çürümesine de neden olmaktadırlar ) ve diniz kurtçuklarına karşın zehirli boya ile boyatılmaları, bu zehirli boya partiküllerin deniz suyuna karışması.

    2.4 Topraksı hafriyatlı deniz kıyısı dolguları

    ·Her türlü çöpün, topraksı hafriyatın denize direkt veya dolaylı denize dökülmeleri,
    ·Deniz kıyılarının doğal yapısının betonlaştırılarak tahribat edilmesi,
    ·Deniz suyunun doğal devir-daimi, akıntıların gelişigüzel dolgu, barınak, dalgakıran, marina, kütiskele, dalyan, gibi yapılarla engellenmesi veya olumsuz yöne çevrilmesi,
    ·İnşaatlar için sahillerden, koylardan ve deniz dibinden kum, çakıl, taş toplanması,

    Kıyı dolgusunun her türlü hafriyat, toprak ve çöp artıkları dökülerek gelişigüzel, ciddiyetsiz yapılması ve yapımın üzün sürmesi halinde ortaya çıkan zararlar:
    ·Topraksı hafriyatın ve çöplerin rüzgar, akıntı, dalga gibi etkenlerle denizin derinliklerine yayılmaktadır, zamanla denizin dibine çökmektedirler, bir kısmı ise karşı sahillerde tekrar karaya vurmaktadırlar. (Günümüzde deniz kıyıları, alışveriş poşetlerinden, bira, kola kutularından, plastik kaplardan, şişelerden geçilmiyor,Topraksı, çöplü dolgunun suda eriyerek, dağılması ve yayılması sonucu su bulanmaktadır. Çamurlu su içindeki katıklar zamanla denizin dibine çökelmektedir. Suya karışan toprak ve denizin dibinde çamur seklinde çöken tabaka canlıların, bitki örtüsünün, mikro organizmaların ve balık yavrularının oksijensizlikten telef olmalarına neden olabilmektedir. Diğer yönden yosun gibi bitki örtülerin üzerini kaplayarak bir çok balık türünün besin kaynaklarını yok etmektedir.
    ·Deniz suyun berraklığına, temizliğine göre güneş ışınları derinliklere ulaşır ve havadaki oksijen denizin yüzeyinden çözünerek derinliklere yayılır. Bu acıdan değerlendirildiğinde, topraksı hafriyatla denizin bulanması sonucu uzun bir süre güneş ışınlarının deniz suyunun derinliklerine ulaşmasını, havadaki oksijenin deniz suyunda çözünüp derinliklerine kadar yayılmasını da büyük ölçüde kısıtlamaktadır. Deniz suyundaki oksijen konzetrasyonuna ve güneş ışınlarına hassas olan deniz bitkilerinin ve çanlılarının topluca katliamına sebebiyet vermektedirler. Bilhassa sıcak havalarda kıyılarda rastlanan sürü halindeki balık katliamlarının diğer bir nedeni budur. Bu katliamlar akarsu ve göletlerde boyalı suların döküldüğü zamanlarda daha yoğun rastlanmaktadır.
    ·Kıyıların betonlaştırılarak suyun kendi kendini temizleme (arıtma tesisi) mekanizması tahrip edilmektedir. Kumluk, taşlık gerekse de kayalık kıyılar birer canlı arıtma tesisi gibi çalışan bir çok mikro organizmaları, deniz canlıları ve yosunları barındırmaktadır. Kıyıların doldurulmasıyla ilk önce bunlar katledilmektedir daha sonra bunların yerine geçeceklerin yaşam ortamı da yok edilmektedir. Doğal kıyılarda barınabilen sağlıklı yosunlar, mikroorganizmalar, midyeler, kara dikenler, deniz patlıcanları, salyangozlar, yengeçler, deniz yıldızları, solucanlar, mamunlar (deniz böcekleri, kurtcuklar), karidesler v.d. suyun temizlenmesinde önemli rol oynadıkları bilinmektedir. Ayrıca bunlar bir çok balık türünün birer besin kaynağı olduğu da unutulmamalıdır.
    ·Plansız dolgu yapımları ile deniz suyunun akıntısı engellenmekte veya olumsuz bir yöne doğru yönlendirilmektedir. Deniz suyunun doğal devir-daiminin bozulası ile su kendi kendini tazeleme, yenileme işlevini sürdürememektedir. Suya karışan artıklar akıntı vasıtasıyla acık denizlere taşınamamakta, suyun dibine bir örtü şeklinde çökelerek birikmektedirler. Buraları zamanla bir nevi mikrop yuvasına dönüşmektedir, çevreye yayılmaktadır! Bunu en güzel örneği İzmir Limanında ve İstanbul Haliçte görülmektedir.
    ·Dolguların, Kordonların diğer bir olumsuz yanı ise, kıyını doğal güzelliğini yok ederken kıyılarda ki canlı arıtma tesislerinin yaşam ortamı da ortadan kaldırmaktadır. Genelde kıyılara en az 50 m ye kadar normal yapılaşmaya izin verilmemeliydi. Bu kural yeni yerleşim kıyı yerlerinde gelecek nesiller için uygulanmalıdır. Deniz kıyıları her kesin kullanımına doğa tahrip edilmeden açık tutulmalıdır.



    2.5 Kıyı denizlerdeki balık çiftliklerin ürettiği kirlilik

    Yerel yönetimlerin denize direk bıraktıkları arıtılmamış kanalizasyon suları, denize dökülen kentsel atıklar, denize karışan sanayi artıkları ve topraksı hafriyatın yanında balık çiftliklerin ürettiği deniz kirliliği hiç denecek kadar azdır. Aslında balık çiftlikleri denizdeki eko sitemin korunmasında yararlı oldukları gibi ülke ekonominse çok yönlü yararlar sağlamaktadırlar Balık çiftliklerini kaldıracağı yerde artırılması yönünde devletin tevsikleri vermelidir. Koylardaki doğal akıntıyı sekteye vurmayacak şekilde Türkiye’nin belli bölgelerinde kurulmalarında, deniz kirliliği açısından ben sakınca görmüyorum. Balıkçı kooperatifleri yeni balık çiftlikleri kurarak bilinçli isleterek düzenli ve sürekli bir geçim kayağını kendilerine sağlayabilirler.
    Kıyı yerel yönetimler her yıl milyonlarca metreküp kirli aratılmamış kanalizasyon suyunu, yüz binlerce ton kati atiği denize, limana döküyorlar. Bu kirlenmeğe karşın kamuoyunda ses getirilmiyor. Bula, bula balık çiftliklerindeki kirlenmeye karşın kamuoyunda yaygara koparmalarını manidar buluyorum. Sadece görüntü kirliliği yönünden turistik kıyılarda arsa fiyatlarını düşürdükleri ve ileride turistik tesislerin yapımlarını engelledikleri için belli çevrelerce arzu edilmemektedir, kapatılmaları ve taşınmaları istenmektedir. Denizdeki farklı sorunların üstesinden gelmek için ilgili bakanlığın, Denizcilik bakanlığının kurulma istemini bazı öğretim üyelerinin bu yöndeki önerilerini de anlamsız buluyorum.
    Balık çiftliklerin kapatılması için ciddi anlamda bilimsel araştırmalara dayalı nedenler bulunmamaktadır. Balık çiftliklerin ürettiği kirlilik üzerine yeterli bilimsel araştırmalar bulunmamaktadır. Kamuoyuna yansıyan bazı ölçümler, kirliliğin ana nedenleri ve boyutları hakinde bilgi vermemektedir. Bu ölçümlerde global kirlilik etkenleri dikkate alınmamıştır. Bazı balık çiftlikleri çevresindeki gözlenen deniz suyu kirliliğinin asil nedenleri, çevresel kirlilik araştırılmamıştır. Balık çiftliklerin koylarda akıntıyı büyük ölçüde sekteye uğratmayacak, görüntü kirliliği yaratmayacak şekilde ve turistik kıyı bölgeleri dışında kurulmalarına dikkat edilmelidir.

    3. DENİZ SUYUNUN KİRLENMESİNE KARŞIN ALINACAK BAZI ÖNLEMLER
    Örneğin gereğinden fazla plastik poşet ambalajlarının kullanılmaması, Almanya’da olduğu gibi plastik şişeler yerine dönüşümlü cam şişelerin kullanılması. Gereğinden fazla temizlik maddelerinin kullanılmaması, Yağımsı, asitli maddelerin kanalizasyona dökülmemesi, Çökeltme ve eleme göletlerin, tagarlarin yapılması, Konutsal çöplerin artıkların ayrı çöp bidonlarına ayrıştırılması gibi çok basit ve ekonomik bazı önlemlerle deniz suyunun temiz kalmasına katkıda bulunabilir.
    Önem sırası dikkate alınmadan önlemlerin sıralanması:
    a.Zehirli, boğucu, renklendirici, mikroplu fabrika atıklarının merkezi arıtma ve dinlendirme tesislerinden sonra denize ulaşmalarını sağlamak. Organize sanayi sitelerinde, bölgelerinde merkezi arıtma tesislerin yapımının faaliyetini şart koşmak. Büyük kapasiteli atık üreten fabrikalarda ön amaçlı arıtma tesislerin mevcudiyeti aranmalıdır.
    b.Küçük büyük yerleşim birimlerin kanalizasyona bağlanması ve atıkların merkezi arıtma tesislerinde zararlı bileşenler arındırılması ve yapay göletlerde dinlendirildikten sonra sulamaya veya akarsulara, denize akıtılmaları.
    c.Akarsu, (dere, ırmak, nehir..) ve deniz kenarlarına her türlü hafriyatın. Çöpün, artığın dökülmesinin önüne geçmek. Her nedense Türkiye’de yaz aylarında genellikle kuruyan dere, ırmak, çay gibi akarsuların kıyıları, içleri çöplükle, her türlü pisliklerle, zehirli maddelerle doldurulmaktadır. Yaz mevsiminden sonra ilk yağan küvetli yağmurla karadaki çöpler, pislikler, zararlı ve zehirli maddeler denize dökülmektedir.
    d.Akarsuların, derlerin denize dökülmeden evvel yapay göletlerden geçirilmeleri, dinlendirilmeleri.. süzgeç- bariyerlerden geçirilmelerini sağlamak
    e.Liman içlerinde balık avlanmasını yasaklamak,
    h.Deniz kıyılarının doğal yapısının korunmasına özen göstermek. Deniz su kenarından 50 m’ye kadar yapılaşmaya (konut, yazlık, otel v.b.) izin vermemek.
    i.Denizin devir daimini aksatacak dalyan, kordon, kütiskele, barınak, dalgakıran, balık, midye çiftlikleri gibi yapılara (Bilhassa liman içlerinde, boğazlarda) izin vermemek kumsalların her türlü araç trafiğine kapalı tutulması.
    j.Zaruri dolgularda çevreye en az zarar verecek şekilde yapılması,
    k.Deniz kenarlarından ve deniz diplerinden inşaatlar için kum, çakıl, taş toplanmasına izin vermemek.
    l.Deniz suyuna dik inen beton kordon duvarları yerine, su seviyesine kadar iri ufaklı topraksız kaya parçaların dökülmesi,
    m.Deniz uyunun devir daimini destekleyecek kanalların açılması. (Örneğin İzmir Limanında Bayraklı önlerinden denizin dibinde 2 –3 m genişliğinde, 2 m. derinliğinde tarak gemileri ile açılacak kanallar ve veya deniz dibine döşenecek borularla pis suyun acık denizlere taşınmasını kolaylaştıracaktır. Ayrıca açıktan temiz suyun liman girmesine de katkı sağlayacaktır.
    n.Denize acılan derelerde, deniz kıyısına yakın yerlerde tagarların açılması, (küçük kapasiteli pis, katıklı su dinlendirme havuzları, göletler Şekil 5)
    o.Halk yazılı ve görsel basınla konunun ehemmiyeti acısından bilgilendirilmelidir. Temiz çevre bilinci aşılanmalıdır. (Örneğin hanımların daha az sıklıkta çamaşır yıkamaları, daha az deterjan temizlik malzemeleri kullanmaları, gereğinden fazla poşet almamaları, Ağır atıkların, çöplerin, hafriyatın dere kenarlarına veya denize gizli dökülmemesi, kızartma yağlarının tuvalete dökülmemesi, Tamirhanelerde motor, fren yanık yağlarının kanalizasyona, dere kıyıların tenha yerlere boşaltılmaması gibi uyarılar. Evsel ve sanayi atik yağların haftanın belli günlerinde ücret karşılığında toplanması bu toplanan yağların rafine edilerek yakıt olarak kullanılması gibi projelere destek vermek )
    p.Çevreyi kirletenlerin takibi, tespiti ve caydırıcı hapis ve para cezaların uygulanması
    q.Dolgu işleminin en kısa sürede tamamlanması,
    r.Dolgu işleminin suyun akıntısını engellemeyecek biçimde şekillendirilmesi
    s.Dolgu işlemi için hazırlanan projenin ilgili makamlar tarafından onaylı olması, Dolgu işlemi kıyı yerel yönetimlerin keyfine bırakılmamalıdır.




    4. SONUÇLAR

    ·Deniz kıyıları her geçen gün farklı şekillerle kirletilerek deniz ekosistemini kendi kendini yenilenmeyecek, onarılmayacak derecede tahribat ediliyor. Birçok limanlarımızda, hatta büyük körfezlerde, Marmara denizi gibi kapalı denizlerde kirliliği ciddi boyutlara ulaşmıştır. Buraların deniz suyunda bırakın yüzmeyi, balık avlamayı; sahil şeritlerinde gezinmek, kordondaki banklarda dinlenmek, güneşlenmek bile denizden yayılan pis kokulardan, denizde yüzen lağımsı atıklardan, çöplerden, sümüksü mikroplu iğrenç yosunlardan, köpüklerden mümkün olmuyor. Deniz kirliliği Akdeniz`i tehdit eder boyutlara ulaşmıştır.
    ·Deniz kirliğin önemli nedenleri ve etkenleri bu çalışmada sıralanmıştır. Denizlerin eski temizliğine kavuşması için bu nedenler ve etkenler ortadan kaldırılması gerekir. Bu yapılmadıkça yürütülen mali külfetli projeler istenileni veremeyeceklerdir.
    ·Balık çitliklerinin deniz kıyılarındaki ürettikleri kirlilik, yerel yönetimlerin denize döktükleri arıtılmamış kanalizasyon suları yanında hiç denecek kadar azdır. Balık çiftlikleri deniz eko sistem için olmasa olamazlardandır. Öğretim üyeleri destekli Türk kamuoyunda balık çiftlikleri aleyhine koparılan yaygara manidardır! Balık çiftlikleri çevresinde gözlenen deniz suyu kirlenmesi, kıyı denizlerimizde yerel yönetimlerin ve bazı sanayicilerin sebep olduğu, kıyı deniz kirliliğinin bir parçasıdır.
    ·Deniz ekosisteminin bozulmasının nedenlerinden biri, kıyıların gelişigüzel topraksı hafriyatla, çöplerle v. b. artıklarla doldurulmasıdır. Kıyı dolgu işlemiyle deniz ekosistemine verilen zararın farkında ve bilincinde değillerdir. Her şeyden evvel kumlu, taşlı, kayalıklı kıyılarda yaşam ortamı bulan canlı arıtma tesisleri de yok edilmektedir. Deniz suyuna karışan toprak yayılarak daha sonrada denizin dibine çökerek deniz içindeki canlı ve bitkilerin havasızlıktan boğulmalarına sebebiyet verdiği göz ardı edilmemelidir. Bu nedenle kıyı dolgu işlerinde topraksı hafriyat yasaklanmalıdır.
    ·Kıyı yerel yönetimler, (bilhassa turistik sahillerde) kıyıları doldurularak yeşil saha, geniş yollar açacaklarına; - beldelerinin kanalizasyon ve arıtma sistemlerine ağırlık versinler, - toplu insan taşımacılıkta yaşanılan problemlerle ilgilensinler.
    ·Kıyı denizlerimizin ekosistem dengesinin berbat edilmesi ile o beldelerin turistik çekiciliği, balıkçılığı ve dolayısıyla önemli gelirleri, iş sahaları yok olacaktır. Deniz suyunun berraklığı, içindeki yaşam, su ürünleri, koyların temizliği, doğal güzelliği bu beldeleri ilgi çekici yaptığı unutulmamalıdır. Ve bu doğal güzellikler insanlığın geleceği için korunmalıdır.


    Kaynak
    H. Özden
    Ege Üniversitesi, Müh.Fak. Mak. Müh. Bölümü
    ><((((º>`·.¸¸.·´`·.¸¸.-> BALIKÇI FORUM <-.¸¸.·`´·.¸¸.·`<º))))><

  7. #7
    Reİs Burhan Reis - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Yaş
    59
    Mesajlar
    5.695
    Tecrübe Puanı
    933

    Standart

    3-Gırgır Ağlarıyla Avcılık
    Gırgır ağları, Çevirme ağları grubunun ve tüm ağlar içinde pelajik balıkların avlanmasında kullanılan en etkin av araçlarıdır.
    Gırgır ağlarıyla sürü oluşturan pelajik (yüzeyde veya yüzeye yakın yaşayan) balıklar avlanmaktadır. Çalışma ilkesi balık sürüsünün etrafının çevrilip hapsedilmesine dayanmaktadır. Bu çevirme hem yatay hem de dikey yönde olduğundan gırgırcılık verimli bir av yöntemidir.


    denize serilmiş durumdaki gırgır ağının teorik görüntüsü

    Yapısı

    Bir gırgır ağı; tor denilen uzun ve derin bir ağ ile boci ya da bocilik denilen balığın sıkıştırıldığı bölümden oluşur.
    Ağın tekneye bağlı olan ucuna peçe denir. Mantar ve kurşun yaka halatları geniş gözlü sağlam sardon ağlarıyla esas ağa (tora) birleştirilir. Mapalar ağın altının büzülmesinde kullanılan istinga halatının içerisinden geçtiği metal halkalardır.


    küçük bir gırgır ağının denize serilmiş hali



    Gırgır ağları iki tekne ve tek tekneyle kullanılanlar olmak üzere iki gruba ayrılır. İki tekneyle kullanılan gırgır ağlarında boci ağın ortasında, tek tekneyle kullanılanlarda ise ağın bir ucundadır.

    Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de 1970 li yıllara kadar iki tekneyle kullanılan gırgır ağları oldukça yaygınken günümüzde mekanizasyonun artmasıyla sadece tek tekne tipi gırgır ağları kullanılmaktadır.

    Bir gırgır takımı; ana tekne (ağ teknesi), bot (skiff) ve taşıyıcı tekneler olmak üzere üç farklı tekne tipinden oluşur.
    Ana tekne ağı taşıyan ve balık sürüsünün etrafına çeviren, ağı atıp kaldıran teknedir.

    Bot av operasyonunda ana tekneye yardımcı olan küçük ama güçlü bir teknedir.

    Bot bazen teknenin sırtında, bazen peşinde bazen de tekne üzerindeki özel rampada taşınır. Ağ balık sürüsü etrafına çevrilirken önce bot denize bırakılır. Bu esnada ağın bir ucu bota bağlı olup, denize bırakılan bot tornistan yaparak ağın derilmesini sağlar ve tekne peşinden sürüklenmesini önler.


    gırgır ana teknesi ve bot
    Taşıyıcı tekne ise, gırgır gibi bir av operasyonunda yüzlerce ton balık avlayabilen bir takımın balığını karaya getiren teknelerdir.

    Ağın tekneye toplanmasında gırgır takımlarına özgü büyük ağ makaralarından (PowerBlock) yararlanılır. Avlanan balık çok olduğu için balık ağdan fishpomp (balık pompası) yardımıyla taşıyıcı tekneye yüklenir.

    Operasyon aşamaları


    Bot ve ağ salınıyor
    videodan ağın salınışını izleyebilirsiniz.


    Bot yerinde sabit dururken ana tekne sürünün etrafında ağ dökerek çembere alıyor


    Ağın altı büzülüp teknenin bordasına alınıyor, bot ana teknenin ağın içine sürüklenmemesi için yardımcı oluyor


    Ağdaki balıklar balık pompasıyla tekneye alınıyor


    Türkiyede Kullanılan Gırgır Ağları ve Yapısal Özellikleri

    * Hamsi avcılığında kullanılan gırgır ağları:
    400 ile 800 kulaç boya ve 60-100 kulaç derinliğe sahiptir. Ortalama bir hamsi gırgırı 640 kulaç uzunluktadır. Hamsi gırgırında temel ağ gözü açıklığı 10-16 mm arasındadır (tam göz açıklığı olarak).

    * Palamut gırgır ağı:
    300 ile 600 kulaç arasında çeşitli boylarda yapılmaktadır. Ağın genelinde ağ gözü açıklığı 32 mm civarında olduğundan, istavrit, lüfer, sardalye, kolyoz, uskumru ve benzeri türlerin avcılığında da kullanılabilmektedir.

    * Orkinos (ton balığı) avcılığında kullanılan gırgır ağları:
    Bu ağlar ve kullanan teknelerin boyut ve donanımları diğer iki ağa göre daha gelişmiştir. Orkinos avcılığı en gelişmiş balık bulucu cihazlar kullanılarak yapılmaktadır. Orkinos ağları genelde 7 ile 11 boy, yani 590 ile 910 kulaç arasında boya sahip olup ağ derinliği 90 ile 120 kulaç arasında değişmektedir. Ortalama 9 boy uzunluğunda olan orkinos ağının mantar yakasında 22-24 mm kalınlığında ve 750 kulaç uzunluğunda, kurşun yakada ise 14 mm çapında ve 825 kulaç uzunluğunda Polipropilen (PP) halat kullanılmaktadır.




    Gırgır ağlarıyla daha çok hamsi, sardalya, istavrit, çinekop, uskumru, kolyoz, palamut ve ton balığı gibi sürü oluşturan balıklar avlanır.
    Bu ağların gözlerine balık saplanmaması için ağ gözleri çok küçük tutulur, bu nedenle seçiciliği yoktur. Yunuslardan su kuşlarına, dip balıklarından diğer balıkların küçük bireylerine kadar pek çok canlı gırgır avcılığında telef olur.
    Sadece ABD de bir yılda gırgır avcılığında ölen yunus sayısı 300 bin adettir.
    Ülkemiz balıkçılığının %80 inden fazlası gırgır ağlarıyla yapılır. Dünyada ise tam tersine trolün oranı yüksektir. Avlanan balıkların büyük bölümü de balık unu yağı sanayinde değerlendirilir.



    Özellikle hamsi, sardalya ve istavrit gibi diğer çoğu balıkların yemini oluşturan küçük pelajik balıkların aşırı avlanarak balık unu sanayinde kullanılması, avcılık bakımından ülkemizin en önemli sorunudur.



    Amatör balıkçılar olarak bizler istavritin 13 cm den küçüğünü toplam 1-2 kg avlamazken, gırgırlar bu balıkları hem insan tüketimi hem de hayvan gıdası olarak kullanılmak üzere binlerce ton avlar.
    Denizde yem balığı olmadığında bununla beslenen mezgit, kalkan, minekop, kırlangıç, lüfer, palamut, orkinos ve kılıç gibi balıkların olmaması normaldir.




    Kaynak

    40-70 metre kadar büyüklüğünde. Arkasında botu. Ağ ve diğer teçhizat tamam. Adına gırgır teknesi deniyor. Bununla balık avına çıkılıyor.

    Türkiye'de yaklaşık 220 bin balıkçı var. Bunun sadece yüzde onu gırgır teknesi. Ama, yüzde on ile balıkların yüzde doksanını yakalayan bu gırgır tekneleri. 90-120 kulaç derinlikte, 500-700 metre ağlarıyla 19-15 kulaç suları çevirerek balıkların canına okurlar !.. Denizleri dibine kadar tarıyor.Küçük balık büyük balık ayrımı yapılmadan hepsini toptan tutarlar. istinga halatının basilmasıyla dip kazınır ne var neyok taranır.Bir molada balıkları hem insan tüketimi hem de hayvan gıdası olarak kullanılmak üzere binlerce ton avlar.
    Denizde yem balığı olmadığında bununla beslenen mezgit, kalkan, minekop, kırlangıç, lüfer, palamut, orkinos ve kılıç gibi balıkların olmaması normaldir.Hele yeni teknoloji ve balıkçı gemilerinin devhasa yapılarıyla Marmara denizi bir göl haline gelmiştir.Sonuca gelirsek büyük balıkçı motorları(Gırgırların) uluşlar arası sularda açık denizlerde çalışması şart oldu.Denizlerimiz bu devhasa yapılı modern teknolojiyle donatılmış balıkçı gemilerine cevap veremeyecek konuma geldi.
    Konu Burhan Reis tarafından (16.07.12 Saat 00:53 ) değiştirilmiştir.
    ><((((º>`·.¸¸.·´`·.¸¸.-> BALIKÇI FORUM <-.¸¸.·`´·.¸¸.·`<º))))><

  8. #8
    Vip Üye bnymnblr - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2009
    Yaş
    41
    Mesajlar
    1.158
    Tecrübe Puanı
    185

    Standart

    Alıntı buranaki Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Ülkemiz balıkçılığının %80 inden fazlası gırgır ağlarıyla yapılır. Dünyada ise tam tersine trolün oranı yüksektir. Avlanan balıkların büyük bölümü de balık unu yağı sanayinde değerlendirilir.

    Özellikle hamsi, sardalya ve istavrit gibi diğer çoğu balıkların yemini oluşturan küçük pelajik balıkların aşırı avlanarak balık unu sanayinde kullanılması, avcılık bakımından ülkemizin en önemli sorunudur.


    Amatör balıkçılar olarak bizler istavritin 13 cm den küçüğünü toplam 1-2 kg avlamazken, gırgırlar bu balıkları hem insan tüketimi hem de hayvan gıdası olarak kullanılmak üzere binlerce ton avlar.
    Denizde yem balığı olmadığında bununla beslenen mezgit, kalkan, minekop, kırlangıç, lüfer, palamut, orkinos ve kılıç gibi balıkların olmaması normaldir.



    Kaynak

    40-70 metre kadar büyüklüğünde. Arkasında botu. Ağ ve diğer teçhizat tamam. Adına gırgır teknesi deniyor. Bununla balık avına çıkılıyor.
    yakalanan balığın büyük bölümü satışa uygun boyutta olmadığı için kum parasına yem fabrikalarına gönderiliyor.
    Bünyamin

  9. #9
    Reİs Burhan Reis - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Yaş
    59
    Mesajlar
    5.695
    Tecrübe Puanı
    933

    Standart

    4-Trol

    Trol; Bir tür sürütme ağıdır. Dip ve orta su balıkçılığında kullanılır. Trol kökeni çok eskilere dayanan bir ağdır. Eskiden sandallarla çekilerek yapılan trol avcılığı, şimdi girgin motorlarından yapılmaktadır. 25 metre uzunluğunda, kol, ana ağzı ve tordan oluşan bir ağ takımıdır. Trolün kollarına yakın bir mesafede iki adet büyük ve yassı tahta parçası vardır. Bunlar ana ağzını açık tutarlar. Çelik halatlarla deniz dibini tarar. Bu arada önüne çıkan tüm balıkları (yavru balıklar da dahil) içine alır.







    Balık yakalama aletlerinin sınıflandırılmasında trol ağları, sürütme ağları grubuna girer. Bu tür ağların en popüler olanıdır. Kanat, gövde ve torba olmak üzere başlıca üç kısımdan ibaret bir av aracı olup, zemin üzerinde veya su üzerinde sürüklenmektedir. Gemiye bağlı olarak deniz dibinde ve su içinde sürüklenen genellikle mekanik olarak atılıp su ürünlerinin torbasında toplanarak avlanmalarını sağlayan bir av aracıdır. Diğer bir deyişle trol motorlu teknelerle denizin dibinde ve su kitlesi ortamında sürüklenerek çekilen ve kenarları iki kapı ile yana doğru açılan huni şeklinde geniş ağızlı bir ağdır.



    Başlıca Trol çeşitleri şunlardır:


    a-) Dip trolü: Hayatiyet bakımından deniz zeminine ve zemine yakın ortamda yaşayan canlıların yakalanmasında kullanılır. Dip trol ağı deniz zeminine temas edilerek sürülür ve toplanır. Tek ve çift gemide kullanıldığı gibi tek gemi tarafından yandan ve kıçtan kullanılmak üzere iki tarzda kullanılır. Çift gemi ile kullanıldığında kapıya gerek yoktur. Trol kapısı ağ ağzının kafi miktarda açıklığını sağlamak amacıyla ağın büyüklüğüne ve kullanılma gayelerine göre muhtelif ebat ve kısmen de değişik şekillerde olan ve genellikle dikdörtgen biçiminde zemine isabet eden kenarlarında demirden kızakları ve ağın ağzını arzu edilen nispette açmak suretiyle üzerinde ayar kolları kullanılan bir gereçtir. Dip trol ağlarının büyüklükleri genel olarak kurşun yakasının uzunluğu ile ifade edilir. Ancak Su Ürünleri Yönetmeliğinin 14/a-1. fıkrası son cümle uyarınca birden fazla gemi ile dip trol ağlarının çekilmesi yasaklanmıştır.



    Yapılan bir araştırmada yerli dip trolü için en uygun çekim hızının 2-3 mil/saat olduğu saptanmıştır. 2 mil/saat çekim hızının demarsal balıklar, 3 mil/saat hız ile de semipelajik ve pelajik balıklardan daha fazla verim alındığı tespit edilmiştir.






    b-) Pelajik Trolü (Orta Su Trolü): Bu tip troller yakın ve diple ilişkisi bulunmayan pelajik bir başka deyişle yüzeysel veyahut yüzeye yakın balıkların avlanmasında kullanılırlar. Bu çeşit trollerin dip trollerinden farklı olarak trol kapıları hidrodinamik kaidelere uyarılarak inşa edilmiştir. Bu kapılar, üzerindeki tertibat sayesinde nispeten satıha yakın olarak yüzdürülebilecek şekilde yapılmışlardır. Halk arasında göçmen balığı veya yüzey balığı diye isimlendirilen balık grubunun avlanmasında kullanılırlar. Bu yöntemle yapılan avcılığın deniz zeminiyle hemen hemen hiç ilgisi yoktur. Ve genellikle hamsi, sardalya, palamut, uskumru gibi balıkların avcılıklarında kullanılır. Okyanuslarda avcılığın esasını oluşturur. Çok amaçlı bir ağ olarak aynı zamanda dip trolü gibi de kullanılması mümkündür.



    Teknik özellikleri dip trol ağlarında olduğu gibidir. Ancak dip trol ağlarında kurşun yaka mantar yakanın gerisine geldiği halde orta su trolünde her ikisi de aynı hizadadır. Dip trol ağlarında kapı ve muhafaza bu ağlarda olmayıp, çift tekneyle çekilmektedir. Ayrıca orta su trolünde torbanın önünde torbaya giren balıkların girmesini engelleyici bir perde bulunmaktadır. Çekim hızı dip trolüne göre daha fazladır. Çekim hızı bittikten sonra tekneler birbirlerine yanaşırlar. Buradan da ana ve yardımcı teknelerle balıkçılığın yapıldığı anlaşılmaktadır.



    c-) Kombine Trolü: Esas itibariyle, bir dip trolü olmakla birlikte kapıları değiştirilmek veya kapılarından iki adet şamandıra ile yüzdürülerek orta su trolü olarak da kullanılan trol ağıdır. Şamandıra olarak boş bidon veya plastik yüzdürücüler kullanılır. Şamandıraların çıkarılmasıyla birlikte aynı ağ dip trolü olarakta kullanılır.



    d-) Karides Trolü: Teknik olarak özel karides ağı deyimi kullanılmaktadır. Özellikleri dip trolünde olduğu gibidir. Ancak ticari amaçlı su ürünleri avcılığını düzenleyen 35/1 sayılı sirkülerin 7. maddesi 5. bendi son üç paragrafında boyutlarına ilişkin sınırlamalar getirilmiştir. Akdenizde Göksu ırmağı ile Türkiye-Suriye sınırı arasında kalan Karasularımızda dip trolünün yasak olduğu sahada özel karides ağı ile karides avcılığı yapılmaktadır.



    e-) Kankava (Kemereli Trol): Kankava, Ege denizinde, sünger avcılığında kullanılan iki lastik ve demir tekerlekli, arkasında bir veya iki torba bulunan sürütme esasına dayanan av aracıdır. Uzunluğu farklı boyutlarda olmakla beraber, 9 m. uzunluğunda kullananlara müsaade edilmemektedir.



    Kankava veya kemereli trol adı verilen bir tür sürütme ağı ile deniz dibini tarayarak yapılan avcılığa kankava ile sünger avcılığı denilmektedir. Bu tür ağla, ülkemizde sünger avcılığı yapılmaktadır. Ortalama bu gemilerde 4 süngerci çalışmaktadır.



    Yasanın 24/d maddesinde Kankavadan bahsedilmektedir. Münhasıran sünger avcılığında kullanılan kankavanın trol sayılmayacağı öngörülmüştür. Bu sözün karşıtından sünger avcılığı dışında kullanılan kankavanın trol sayılacağı anlaşılmaktadır.

    Bodrum Su Ürünleri Araştırması Enstitüsü Müdürü Nezih BİLECİK tarafından 1989 yılında yayınlanan "Türkiye’de Trol Avcılığı ve Gerçekler" adlı el kitabında trolle ilgili basında çıkan yakınmalar, balıkçıların tutumu, balık yuvaları ve yumurtalarını tahrip ettiği şeklindeki düşünceler çok net bir şekilde bilimsel olarak ele alınmış ve ortaya konmuştur.

    Karadeniz’de ve Ege2de üç mil açıkta trolle balık avına izin var. Marmara’da ise trol yasak ..Ancak yüzlerce kaçak tekne trol çekiyor.Denetim yok.Sahil Güvenlik 2-3 botuyla yeterli olamıyor.Cezalar caydırıcı değil..Trolün tüm denizlerimizde tamamen yasaklanması artık şart..


    -Deniz dibini adeta kazıyan trolcüler,

    -Kumkapı Toptancı Balıkhali’ne gelen balığı denetlemeyen uzmanlar,

    -Denizlerle ilgili kararları Ankara’da alan Tarım bakanlığı’nın Su ürünleri Genel Müdürlüğü.(Balıkçılığı teşvik ediyoruz diye okyanus tipi dev teknelerinin yapımına izin verdiler.önüne gelen balıkçı oldu) ve sonuçta olan denizlerimize oldu.



    Bilgiler ve resimler netten alıntıdır

    ><((((º>`·.¸¸.·´`·.¸¸.-> BALIKÇI FORUM <-.¸¸.·`´·.¸¸.·`<º))))><

  10. #10
    Reİs Burhan Reis - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Yaş
    59
    Mesajlar
    5.695
    Tecrübe Puanı
    933

    Standart

    5- Dalyanlar

    Dalyanlar ve dalyancılık geleneksel bir avcılık metodu olup insanların kullandığı ilk avlanma metodlarındandır.


    Dalyanlar çeşitli tiptedir;
    Kepasti, Şıra, Kurt Ağızı, Eskipasta, Çökertme, Kaldırma, Çit Dalyan, Kazanlı gib içeşitleri mevcuttu.
    Halen çökertme dalyanlar ve çit dalyanlar Ege ve Akdeniz'de uygun yerlerde çalışmaya devam etmektedir.
    Çökertme denizde balıkların gezi yolu üzerine ve geçen balıkları seyretmeyi sağlayan bir tepe eteğine kurulurken,
    çit dalyanlar ise kıyı gölleri (lagünler) ve ırmakların denize açıldığı yerlerdeki azmak tabir edilen gölcüklerin deniz bağlantılarına kurulur.

    Diğer ağ dalyanlar da bu gün diğer Akdeniz ülkelerinde orkinos başta olmak üzere, çeşitli balıkların avcılığı amacıyla kurulmaktadır.


    Boğaz dalyanlarının yaygın tipi sizin de bahsettiğiniz gibi; ağdan kazan (kuzuluk) bölümü ve yöneltme ağlarından oluşurdu. Son yıllardak bu dalyanların yumurtlama döneminde balıkları avladığı düşüncesiyle kullanımları iyice sınırlandırılmıştır.




    Dalyan balıkçılığı Çanakkale’de Kilye Koyu ve Ece Koyu gibi yerlerde uzun sürelerden beri yapılıyor. Bunun dışındaki merkezlerde dönem dönem bazı dalyanlar kurulmakla birlikte, bunlar kişisel girişimlerin dışına çıkamıyor.

    Dalyan balıkçılığı Çanakkale’de Kilye Koyu ve Ece Koyu gibi yerlerde uzun sürelerden beri yapılıyor. Bunun dışında bazı merkezlerde dönem dönem bazı dalyanlar kurulmakla birlikte, bunlar kişisel girişimlerin dışına çıkamıyor. Dalyan kurmak isteyen kişiler, devletten yer kiralayarak bu işi yapabiliyorlar. Ama aynı zamanda sit alanı olan yerlere, dalyan kurulamıyor.
    Dalyan alanlarının en büyük sorunu, rüzgârsız araziye kurulma zorunluluğundan kaynaklanıyor. Çanakkale ve rüzgâr ayrılmaz ikiliyi oluşturduğundan, bugün özellikle boğazda dalyancılık yapılamamakta. Oysa balığın göç yolları önüne kurulan ağ sistemlerinden oluşan dalyan sistemi, boğazda göçün en yoğun yaşandığı birçok yerinde kurulamıyor. En uygun yer olarak Kilye koyunda dalyancılık yapıldığını görüyoruz.

    Bunun dışında Gelibolu Yarımadası’nın hemen arkasında Saros Körfezi’nde yer alan Ece Koyu da dalyanların en çok görüldüğü yerlerden biri.
    Sonbaharla birlikte başlayacağını umdukları lüfer akını, aslında onların en büyük işi. Asıl para onda var. Söylediklerine göre bundan beş yıl önce yaşanan lüfer akınında aralarından bir tanesi bir gecede evini almış. Tanesini1 EL den sattığı balıklardan, ay ışığı altında parıldayan bir gecede 64 bin adet yakalamış. Şimdilerde böyle kârlı işler olmadığından bahsediliyor. Hatta bazı günler tüm emeklerine karşın ellerinin boş döndüğü de oluyor.

    Dalyan bazı birkaç ortak tarafından kiralandığı gibi, tek bir kişi tarafından da kiralanabiliyor.Ancak burada da yine yüzdeyi fazla veren asıl patron. Diğer elemanlar ise, yakalanan balık başına pay alıyorlardı. Balıktan pay alanlar doğal olarak daha çok emek sarf ediyorlardı.

    Dürbünle kontrol edilen deniz eğer uygunsa, sabahın ilk ışıkları ve akşamüzeri olmak üzere günde iki defa dalyanlar kontrol ediliyor. Kontrol edilen ağlarda balık varsa ağlar toplanıp balıklar kasalara doldurulup kıyıya getiriliyor. Ağlarda uzun süre kalmaktan boğulmuş balıklar kendilerine ayrılıyor, diğerleri ise sabah erkenden koya gelen balık halinin arabasına veriliyor.





    1920'li yıllarda İstanbul Boğazı'ndaki 50'yi aşkın dalyandan sadece biri, Beykoz Dalyanı bugün de faaliyet gösteriyor. Fakat onun kalkması da an meselesi. Tarım Bakanlığı Koruma Kontrol Daire Başkanlığı dalyanın kaldırılması yönünde karar alma aşamasında. Gerekçesi ise Boğaz'dan yumurtlamak için geçen balıkların dalyanın ağlarına takılması. Yani ilgili makam, balık neslini koruma amacıyla dalyanları kaldırmayı planlıyor. Gerçi haksızda sayılmaz, geçen yıl denizlerimizi pislikten temizleyen, bu yıl da trolle avlanma yasağını harfiyen uygulayan Bakanlık, sıranın dalyana geldiğini görmüş olmalı!
    Bu günlerde Paşabahçe.Büyük ada .Kapıdağ yarım adası cevresinde kurulu dalyanlar bulunmaktadır.

    BEDRİ RAHMİ'NİN GÖZÜYLE DALYANCILAR

    Eskiden sayıları 50'yi geçen Boğaziçi dalyanları birçok şiire konu olmuş. Orhan Veli Kanık, Sait Faik Abasıyanık ve Bedri Rahmi Eyüboğlu sık sık dalyanları dizelerine taşımış. Bedri Rahmi Eyüboğlu, İstanbul Destanı'nda dalyanı şöyle anlatıyor (Siz şiiri okumadan hemen söyleyelim; Bedri Rahmi'nin dalyanda gördüğü orkinoslar en son 1986 senesinde Beykoz Dalyanı'nda yakalanmış. Yani 21 yıldır Boğaz'da orkinos geçmiyor):

    'İstanbul deyince aklıma

    Kocaman bir dalyan gelir

    Kimi paslı bir örümcek ağı gibi

    Gerinir Beykoz'da

    Kimi Fenerbahçe'de yan gelir

    Dalyanda kırk tane orkinos

    Kırk değirmen taşı gibi dönmektedir

    Orkinos dediğin balıkların şahı,

    Orkinos mavzerle gözünden vurulur

    Denizin içinde ağaçlar devrilir

    Kan çanağına döner dalyanın yüzü

    Camgöbeği yeşili bulanır

    Bir çırpıda kırk orkinos

    Reisin sevinçten dili dolanır

    Bir martı gelir konar direğe

    Atılan kolyosu havada yutar

    Bir başkasını beklemez gider

    Balıkçı gülümser tatlı tatlı'


    DALYANDA BALIK NASIL AVLANIR?

    Heryıl nisan ayında kurulan dalyanda, temmuz ayına kadar avlanılıyor.Dalyancılar, önce 5-6 direği birbirine bağlayıp denize dikiyor ve ağları direkler arasına döşüyorlar. Sonra kapakçılar dalyan direklerinde nöbet tutmaya başlıyor.

    Karadenize üremek için akın eden ve daha sonrada Karadeniz'den geri dönen balıklardalyan bölgeine girince girince, dalyan direğindeki nöbetçi daha önce hazırlamış olduğu taşı balık sürüsünün arkasına fırlatıyor. Panik halinde kaçmaya başlayan balıklar dalyana doğru akın ederek dalyanın kapısından içeri giriyor. Nöbetçi, hemen dalyanda çalışan diğer arkadaşlarına haber vererek dalyanın kapısının kapatılmasını sağlıyor ,Dalyana giren balıklar aglar taranarak bir köşeye sıkıştırılıyor ve oradan balıklar kepçe vasıtasıyla tekneye alınıyor. böylece av sona eriyor.
    Dalyanlara herhangi bir yasak uygulanmadığından ve Dalyanların balıkların göç yolları üzerinde kurulmuş olması sebebiyle yumutlama zamanı havyarlı balıkların ayırt edilmeden tutulması nedeniyle balığa üreme şansı bırakmamaktadır.
    Dalyanlarda göç zamanı tutulması yasak balıklarında tutulduğudur.
    Dalyanlara bugün için herhangibir yasak yoktur.Her türlü balığı her zaman tutabilmektedir.



    Bazı bilgiler ve resimler netten alıntıdır.
    ><((((º>`·.¸¸.·´`·.¸¸.-> BALIKÇI FORUM <-.¸¸.·`´·.¸¸.·`<º))))><

Sayfa 1/11 1234567891011 SonSon

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. TÜRK BOĞAZLARINDA SEYiR GÜVENLİĞİNİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER
    By OfficeR in forum Denizcilik Dökümanları
    Cevap: 4
    Son Mesaj: 19.06.09, 23:07

Bu Konudaki Etiketler

Bookmarks

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
BALIKCI FORUM