Sayfa 3/11 İlkİlk 1234567891011 SonSon
107 sonuçtan 21 ile 30 arası

Konu: Balıkçılığımızı bitiren faktörler

  1. #21
    Reİs Burhan Reis - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Yaş
    59
    Mesajlar
    5.695
    Tecrübe Puanı
    933

    Standart

    13-(CİK-CİK)Kum Midyesi Avcılığı


    Son yıllarda ülkemizde patlama durumuna gelen dışsatım girişimleri, yeni yeni maddelerin gündeme gelmesine neden olmuştur. Bu çerçevede, denizlerimizde iç tüketimde kullanılmayan bazı su ürünü türleri, dış pazarlarda iyi alıcı bulduğundan, bol bol üretilmeye ve işlenmiş veya doğrudan doğruya canlı olarak dışarı satılmaya başlanmıştır. Bu ürünlerden birisi de, balıkçılığımızda cik-cik veya kum midyesi diye tanımlanan, bir çiftkabuklu (bivalv) yumuşakça türüdür (Şekil.1.)

    Denizlerimizde kum midyesinin yaşadığı alanlarda zaman zaman bu tür ile karıştırılan benzer türler de bulunmaktadır. Bu türlere ilişkin tipler (Şekil. 2.) de gösterilmiştir.

    Denizlerimizdeki varlığı 1980’lere kadar bir avuç deniz biyologu dışında bilinmeyen kum midyesi, günümüzde su ürünleri dışsatımında önemli bir yere sahiptir. Bu nedenle de, su ürünleri mevzuatımızda bu konuda bazı düzenlemeler yapılmıştır.
    Bilimsel adı ile Chamelea (Venus) gallina (striatula) olan bu tür, İngilizce’de; Stripped Venus, Fransızca’da; Petite praire, İspanyolca’da; Chirla, İtalyanca’da; Vongola olarak adlandırılmaktadır.
    Çiftkabuklu yumuşakçalardan olan kum midyesinin kabuğu beyazımsı kahverengi veya grimsi renktedir. Kabuk üzerinde beyazdan menekşeye kadar değişen ışınsal bantlar bulunur. Kabuğun iç yüzeyi beyaz veya sarımtırak ve menekşe rengi lekelidir. Kabuk boyu bölgeden bölgeye değişiklik göstermekle birlikte, ortalama 3.0cm. kadar olabilir. Boy ekonomik açıdan önemli bir faktördür ve dışsatımda genellikle 2.5cm. büyük boylar tercih edilmektedir. Boy, iki faktöre bağlı olarak değişmektedir;
    1. Karadeniz gibi, avcılığın son yıllarda geliştiği yörelerde, populasyon sıklığı ve bunun sonucunda oluşan besin rekabeti, fertlerin yavaş büyümesine yol açmakta, bunun sonucunda, iyi gelişmemiş yaşlı fertlerin üründeki oranı arttığından, ortalama boy 2cm.’nin altına düşmektedir.
    2.Marmara’da olduğu gibi, stokların doğal üreme kapasitesinin üzerinde sürdürülen çok yoğun bir avcılık, fertlerin büyümesine fırsat vermemekte, bunun sonucunda genç fertlerin üründeki oranı artmakta, bu bölge için karakteristik olan 3cm.’lik ortalama boy, 2.5cm.’e düşmekte, bu düşüş yıldan yıla süregelmektedir.

    Kum midyelerinde bir fert 500.000 kadar yumurta bırakabilir. Yumurtlama her yıl aynı yoğunlukta olmamakta, ortam şartları ile ilgili olarak, bazı yıllar “iyi” bazı yıllar ise “kötü” üreme yılları olmaktadır. Kum midyesinin Akdeniz havzasındaki üreme dönemi Nisan başı- Haziran sonu arasındadır. Üreme, su sıcaklığına yakınan bağlı olduğundan, soğuk geçen dönemlerde Temmuz sonuna kadar sarkabilmektedir.
    Batı Karadeniz’de bu dönem Mayıs başı-Temmuz sonu arasındadır. Doğu Karadeniz bölgesinde su sıcaklığının normalde daha erken yükselmesi nedeni ile, yumurtlama Akdeniz ile hemen hemen aynı döneme rastlar, yani Nisan başı-Haziran sonu arasındadır.
    Ancak bu genel tablo, su sıcaklığı ile yakından ilgili olarak değişebilmekte ve yumurtlama Temmuz başına kadar uzanabilmektedir.

    Kum midyelerinde et verimi, yani etin kabuk ağırlığına oranı (kondisyon) yumurtlama sonunda büyük bir düşüş göstermektedir. Yumurtlamadan birkaç hafta sonra gonadlar yeniden gelişerek, et verimi artmaya başlar.


    Kum midyeleri, akarsuların döküldüğü ve bu nedenle tuzluluğu açık sulara oranla daha düşük alanlarda da bulunur. Böyle tuzluluğu düşük alanlarda yetişen fertlerin kabukları daha ince ve kabuk üzerindeki çıkıntıların sayısı daha azdır.
    Kum midyeleri 0m. den 55m. ye (termoklin üzerindeki tabakalar) kadar olan, saf kum veya çamurlu deniz dibinde, kendilerini zemine gömerek yaşarlar. Ancak, besin ve üreme gereksinimleri veya oksijen ve tuzluluk gibi ortam şartlarındaki farklılaşmalar nedeni ile zaman zaman yer değiştirebilirler. Bu nedenle çok zengin olan bir “kum midyesi yatağı” birden bire fakirleşebilir. Kum midyeleri kendilerini, diğer pek çok çiftkabuklu (bivalv) yumuşakçalarda olduğu gibi, güçlü kaslardan yapılmış ve bir baltayı andıran ayakları ile zemini kazarak gömülmelerini sağlarlar. Dış alem ile bağlantıyı, yani madde alış verişini, oldukça uzun sifonları ile gerçekleştirirler. Bu sifonlardan birisi, canlının solunumu için gerekli oksijeni içeren su ile birlikte besinini emerken, diğer sifon ile kullanılmış suyu, dışkı ile birlikte dışarıya pompalar.
    Kum midyeleri çürümekte olan (detritik) organik maddeler ve planktonik organizmalarla beslenirler. Bu materyalin bol bulunduğu yörelerde, özellikle evsel atıkların denize ulaştığı ve zemin yapısının uygun olduğu bölgelerde, çok büyük miktarlarda bulunurlar.. Bazı yörelerde yapılan sayımlarda, kilometre karede 250-350 milyon adet kum midyesi bulunduğu saptanmıştır.
    Kum midyesi avcılığı, Türkiye’de halen uygulanmakta olduğu gibi tarak veya emme-hidrolik pompalar ile yapılmaktadır.




    Kullanılan taraklar emek yoğun ve az bir yatırım gerektiren bir yöntem olarak denizlerimizde küçük balıkçılığın gelişmesine yol açmakta, binlerce aileye bir geçim sağlamaktadır. Buna karşın, az personel ile birkaç yüz balıkçının aynı birim zaman içersinde avlayacağı miktarlardan daha fazlasını toplayabilen emme-hidrolik yöntemi, ülkemizin istihdam şartlarına uymamaktadır. Bu iki yöntem karşılaştırıldığında, aşağıdaki farklar ortaya çıkmaktadır.
    1) Tarak yöntemiyle kum midyesi ve karides gibi bentik (dip) canlılarının yaşadığı zemin 10-15cm. derinlikte karıştırılmakta, bunun sonucunda bir miktar sediman zeminin hemen üzerinde yer alan su tabakasını belirli bir süre bulandırmaktadır. Bu yöntem sonucunda, söz konusu bölgede meydana gelen karışım çökelmiş besleyici materyalin yükselme ve tekrar dibe çökme süresinin kısalığı nedeni ile, su kütlesindeki oksijen miktarının azalması bu bölge canlıları için büyük bir sakınca yaratmamaktadır.
    2) Emme-Hidrolik pompalama yönteminde ise, tarafımızdan yapılan deniz dibi gözlemlerinden, gerek zeminde etkilenen tabaka (40-45cm.’ye varan) kalınlığının, gerekse sedimentlerin su kütlesindeki dağılımının, tarak yöntemine oranla çok arttığı görülmekte, bunun sonucu olarak da, dikey yönde, tüm su kütlesindeki çözünmüş oksijen miktarı hızla azalmaktadır. Yani bundan, tüm su kütlesi etkilenmektedir.




    Ayrıca, uzun süre su kütlesinde kalan bulanıklılık (%85 oranında ışık geçirgenliğinde –Secchi Disc derinliği- azalma) bölgedeki canlıları olumsuz yönde etkilemektedir. Bu nedenle Emme-Hidrolik yöntemi pek çok ülkede yasaklanmış bulunmaktadır.
    Küçük balıkçının ve özellikle de avcılığın yapıldığı yörelerdeki ekolojik dengenin korunması amacı ile bu yöntemin Türkiye karasularında da yasaklanması uygun olacaktır.
    Kum midyesinin İtalya’da yetiştiriciliği (akuakültür) de doğal stokların aşırı avcılık ve stoklara zarar veren yöntemler kullanılması ile hemen hemen yok olma mertebesine düşmesi sonucu, yaygın bir yöntem olarak uygulanmaktadır.
    FAO istatistiklerine göre kum midyesi Akdeniz havzasında önemli bir bölümü İtalya’da olmak üzere, 40bin ton/yıl dolayında üretilmektedir. Türkiye’deki üretim konusunda güvenilir bir istatistik (ne yazık ki) bulunmamakta, ancak önemli miktarlarda ihraç edildiği bilinmektedir.
    Türk kum midyesinin dış piyasalarda iyi alıcı bulmasının ana nedeni, bu ürünün geniş halk kitlelerince tanındığı ve tüketildiği ülkelerde (İtalya, Yugoslavya, Fransa, İspanya vb.) bu ürünün aşırı avcılık (overfishing) ve deniz kirlenmesi sonucunda son derece azalmış oluşundan kaynaklanmaktadır. Bu faktörlerden özellikle aşırı avcılık üzerinde durmamızda yarar vardır.
    Söz konusu tüketici ülkelerde kum midyesine olan aşırı talep, avcılık yöntemlerine yeni yeni araç ve gereçlerin kullanılması sonucunu yaratmış, yukarıda tarak yöntemi ile kısa bir karşılaştırılması verilen ve kum midyelerinin gömüldükleri zeminden kolayca çıkartmak amacı ile, kumu veya çamuru ve doğal olarak da bu sedimentlerin içinde yaşayan kum midyelerini zeminden yükseltebilmek için yüksek basınç uygulayan çok güçlü pompalar kullanılmaya başlanmıştır.
    Uzunca bir süre, bol miktarda ürünün avlanmasını sağlayan ve beğenilen bu yöntemin bir zaman sonra kum midyesi stoklarını hemen hemen yok ederken, zeminin yapısını, böylece bu zeminde yaşayan diğer canlıların hayatını da tehlikeye soktuğu anlaşılmış ve pek çok ülke bu yöntemi yasaklamıştır.
    Ülkemizde bu konuda mevcut olan yasaların yetersiz olduğunu ileri sürmek insafsızlık olur. Ancak kanunların gereği gibi uygulandığını söylemek de olanaksızdır. 1970-72 yıllarında Düyun-u umumiye döneminden kalma “Zabıta-i Saydiye Nizamnamesi”’ni yenilemek ve günün koşullarına uyarlamak için hazırlanan “Su ürünleri kanun taslağı”’nı hazırlama komisyonunda, söz konusu emme-pompa sisteminin Akdeniz ülkelerinde, stoklara ve ekolojiye yaptığı zararlar göz önüne alınarak yasaklanması önerilmiş, 1973 tarihli ve 1380 sayılı “Su Ürünleri Kanunu”’nda yürürlüğe giren şekli ile, Türkiye sularında pompalı bu sistem, araştırma amaçları dışında yasaklanmıştır.
    Kum midyesi stoklarının korunması, yalnızca ekonomik değeri açısından değil, aynı zamanda diğer bazı türlerin başlıca besinini oluşturması nedeni ile de büyük önem taşımaktadır. Mersin balıkları (Huso huso (Linn., 1758), Acipenser sp.), karagöz (Sparus sp.), eşkina (Sciaena umbra (Linn., 1758)) vb. gibi balıklar ile, ekonomik değeri gün geçtikçe artan deniz salyangozu (Rapana thomasiana (Gross1861)) gibi türlerin besin listesinde önemli bir yere sahiptirler.
    Son günlerde Türkiye denizlerinde sürdürülen ve yurda oldukça önemli miktarlarda döviz sağlayan kum midyesi avının, balık yataklarını kurutması, ekolojik dengeyi bozması gibi, günümüzün modası, pek çok “çevresel neden” ileri sürülerek yasaklanması gerektiği vurgulanmaktadır. Aslında, denizlerimizde bulunan bu ürün potansiyelinden gerektiği şekilde yararlanmamak büyük bir hata olur. Zira,kum midyeleri de bütün canlı organizmalar gibi ürerler, büyürler ve sonunda doğal olarak ölürler. Bir tek kum midyesinin yüz binlerce yumurta meydana getirmesine karşılık doğal populasyonu hemen hemen sabit kalmakta, ortam şartları ile populasyon miktarı arasında bir denge sürdürülmektedir. Başka bir deyimle stoka giren miktar ile, doğal ölüm nedeni ile eksilen miktar eşitlenmekte, böylece stok sabit kalmaktadır.
    Bir kum midyesi ferdinin en fazla 3 yıl yaşadığı göz önüne alınacak olursa, sürdürülecek dengeli bir balıkçılık ile, doğal olarak ölüp gidecek olan önemli bir bölüm ekonomiye kazandırılabilecektir. Aslında, modern balıkçılık teorisi bu noktadan hareket ederek, doğal ölüm ile kaybolması muhakkak olan miktarı endüstriye kazandırma esasına dayanmaktadır.
    Bu sektör ile doğrudan veya dolaylı ilgili kurum, kuruluş ve kişilerin başta gelen görevi, doğal zenginlikleri tüketmeksizin topluma en yararlı şekilde kullanmayı sağlayacak tedbirleri almaktır.



    Sonuç

    1) yöntemiyle kum midyesi ve karides gibi bentik (dip) canlılarının yaşadığı zemin 10-15cm. derinlikte karıştırılmakta, bunun sonucunda bir miktar sediman zeminin hemen üzerinde yer alan su tabakasını belirli bir süre bulandırmaktadır. Bu yöntem sonucunda, söz konusu bölgede meydana gelen karışım çökelmiş besleyici materyalin yükselme ve tekrar dibe çökme süresinin kısalığı nedeni ile, su kütlesindeki oksijen miktarının azalması bu bölge canlıları için büyük bir sakınca yaratmamaktadır.
    2) Emme-Hidrolik pompalama yönteminde ise, tarafımızdan yapılan deniz dibi gözlemlerinden, gerek zeminde etkilenen tabaka (40-45cm.’ye varan) kalınlığının, gerekse sedimentlerin su kütlesindeki dağılımının, tarak yöntemine oranla çok arttığı görülmekte, bunun sonucu olarak da, dikey yönde, tüm su kütlesindeki çözünmüş oksijen miktarı hızla azalmaktadır. Yani bundan, tüm su kütlesi etkilenmektedir.
    Dip zemin devamlı karıştırıldığından zeminde bulunan florayı tahrip etmekte olup Tarak ve Emme-Hidrolik pompalama yöntemi ile kum midyesi avcılığı balıkçılığımızı bitiren faktörler arasında yer almaktadır.



    Kaynak








    .........
    ><((((º>`·.¸¸.·´`·.¸¸.-> BALIKÇI FORUM <-.¸¸.·`´·.¸¸.·`<º))))><

  2. #22
    Reİs Burhan Reis - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Yaş
    59
    Mesajlar
    5.695
    Tecrübe Puanı
    933

    Standart

    14-İklim Değişikliği ve Balıkçılığa Etkileri




    Küresel Isınmaya Karşı Stokların Güçlendirilmesi Gereği;

    Bilim adamları hepimizin yeni farkına vardığı küresel ısınmanın gerçeğinin tanımını yaptılar.Dünyanın atmosferi son yüzyılda sıcaklığı 0.74 °C arttı. Bu değer size çok azmış gibi gözükebilir fakat tüm uzmanlar bu küçük artışın ekosistemde ortaya çıkaracağı kötü
    senaryoları tartışıyor.
    İklim Değişikliğinin Ekosistemlere Etkisi

    Dünyanın iklimi aslında insan aktiviteleri bir sonucu olarak giderek sıcaklaşıyor.Bu gerçek bir çok politik ve bilimsel çevre tarafından da biliniyor.Bu gerçek çok açık: ekosistemler bile küresel ısınmadan etkileniyor.Eğer biz şimdi bu yanlıştan dönmezsek hem insan aktiviteleri hem de çevre için çok ciddi sonuçlar doğurabilecek karışıklıklara zemin hazırlanmış olacak.
    Sektörler genelde doğal kaynakların işletilmesine dayanır, örneğin balıkçılık gibi. Özellikle bu sektör risklidir.

    Küresel Isınmanın Balıkçılığa Etkisi:

    Deniz Suyu Sıcaklığının Artması
    Yüzey sularının asitleşmesi
    Deniz seviyesinin yükselmesi
    Olağanüstü hava olaylarının sayısının artması
    Kaynakların azalması riski
    Küresel Isınmanın Balıkçılığa Etkisi Türlerin yer değiştirmesi
    Çoklu etki



    Deniz suyu sıcaklığının artması:
    Atmosferik sıcaklıktaki artışın etkisi su yapılarındaki durumla bize kendini gösteriyor.
    1960’lardan beri yüzey suyu sıcaklığı 1,5 °C artış göstermiştir.Son araştırmalar denizin 3000 m derinliğinde sıcaklığın artmaya başladığını gösterdi. Örneğin Kuzey Denizi’nin sıcaklığı son 30 yılda 1,1 °C arttı



    Yüzey sularının Asitleşmesi:
    Okyanuslar ve denizler atmosferden karbondioksit absorbe etme kapasitesine sahiptirler.
    Bu gaz konsantrasyonu artmaya devam ettikçe absorbe edilen miktar da artıyor ve ve bu durum suların asitleşmesine yol açıyor.Okyanusların pH’ı 19. yy ortalarından beri 8,2-8,1 arasında değişmektedir.

    Deniz Seviyesinin Yükselmesi:
    İklim değişikliği hem buz tabakalarının hem de buzdağlarının erimesine neden oluyor.
    Bütün bu katı haldeki su depoları şu anda eriyor ve denize akıyor ve bu durum deniz seviyesinin artmasını kaçınılmaz hale getiriyor.
    Deniz seviyesi 1870’den beri 19,5 cm arttı ve bu durum kıyısal bölgelerde ciddi etkiler yaptı.

    Olağandışı Hava Olaylarının Sayısının Artması:



    İklim değişikliği kuraklığın, sellerin ve fırtınaların sık sık görülmesine neden oldu.
    Kuzeybatı Atlantik’te artan dalga yükseklikleri ve rüzgarların olduğu olağanüstü olaylar görüldü.

    Kaynakların zayıflaması riski:

    Ekosistemle iklimin karşılıklı etkileşimi sonucu Kuzey Denizi ve Baltık Denizi’ndeki morina stoklarında azalmalar olmuştur.
    Dominant plankton türlerinden morina larvalarının beslendiği Calanus finmarchicus Kuzey Denizi’nden Arktik Okyanusu’na kadar olan soğuk sularda araştırılmıştır. Bu türün biyokütlesi 1960’dan beri %70 oranında azalmıştır.



    Plankton türleri güneydekilerle yer değiştirmiş ve onların yerini almıştır. Bu durum larval durumdaki morina yavruları için olumsuz bir etki yaratmıştır.
    Bu durumda morina larvalarının favori besini olan planktonların azalması Kuzey Denizi’ndeki morina stoklarındaki azalmanın nedenini açıklamaktadır



    Türlerin Yer Değiştirmesi:
    Planktonla birlikte bunlarla beslenen balıklar,yumuşakçalar, eklembacaklılar, daha kuzeye
    soğuk sulara hareket etmektedirler. Bunun nedeni suların ısınmaya başlamasıdır.
    İngiliz Kanalı’nın kuzeyinde nadiren görülen barbunya balıklarının kuzey denizindeki av
    miktarı, 1985’te 10 ton iken 2005’te 700 tona yükselmiştir.




    Son 20 yılda levrek balıklarının Kuzey Denizi’ndeki av miktarı 310 tondan 588 tona,
    Britanya Adaları’nda ise 694 tondan 2429 tona yükselmiştir.





    Aynı durum 50. paralelin altında dağılım gösteren hamsi, sardalya, orkinos,



    tetikbalığı, iğneli vatoz ve köpek balıkları için de geçerlidir.
    Kızıldeniz kanalıyla çok sayıda tür Akdeniz üzerinden denizlerimize ulaştı



    Çoklu Etkiler:
    Tarımsal kirlilik ve arıtılmamış atıksuların neden olduğu ötröfikasyon, su seviyesindeki yükselmelerle birlikte su bitkilerinin daha fazla yayılmalarına yol açmıştır. Sonuçta daha
    hızlı karasallaşma ve suda oksijen yetersizliği meydana gelmiştir.
    Ülkemizde, deniz suyu sıcaklığının yükselmesi ve kar yağışındaki azalma, hamsilerin sürü oluşturma sürecini etkilemiş, göç davranışlarını değiştirmiş, bilinen hamsi sezonu son 5 yıl içinde hissedilir farklılıklar göstermiştir.




    Uzun yıllardır dünya çapında mercanların beyazlanması sorunu yaşanmaktadır. Bu olay deniz suyunun asidifikasyona maruz kaldığının ilk işaretlerinden biridir. Bu durumdan özellikle hassas organizmalar etkilenirler.
    Birçok yumuşakça, kabuklu veya kalker iskelete sahip akuatik canlıların gelişimi ve solunum sistemleri üzerine asidifikasyonun etkilerini araştırıyorlar.
    Kabuklu deniz hayvanları üreticileri de bu faktörü göz önüne alacaklardır.
    Türlerin yer değiştirmesinde olduğu gibi denizler tüm dalları tam anlamıyla henüz anlaşılamamış kopleks bir yapı göstermektedir.
    Bir bütün olarak ekosistemlerde besin zinciri uzunluğu ve döngüsü içinde lokal olarak yeşil alg patlamaları ve mercanların ölümü kaçınılmaz bir olay haline gelecektir.



    Çevresel Etkileşim:
    Bu süreç dünya tarihinde görülen ilk değişim değil.Ancak insan yoluyla yaratılan en önemli çevresel etki.Denizel ortamda farklı su kirliliği ve belirli stokların aşırı sömürülmesi, adaptasyon yeteneği zayıf olan hassas türlerde gerşi dönülmez etkiler yaratabiliyor.

    Yapılan gözlemler işletilmeyen stokların bu gibi değişimleri daha rahat tolere edebiidiklerini göstermektedir.
    Balıkçılık yönetiminde ülkelerin ihtiyatlı yaklaşım prensiplerini daha fazla uygulamaları, MSY hesaplamalarında stoklar üzerindeki av baskısını azaltıcı şekilde hareket etmeleri kaçınılmaz görülmektedir.








    Bilgi ve resimler netten alıntıdır.
    Kaynak


    .............
    ><((((º>`·.¸¸.·´`·.¸¸.-> BALIKÇI FORUM <-.¸¸.·`´·.¸¸.·`<º))))><

  3. #23
    Reİs Burhan Reis - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Yaş
    59
    Mesajlar
    5.695
    Tecrübe Puanı
    933

    Standart

    15-Balığın üreme bölgelerinin az olması(.Resif Korunmuş alan)

    GİRİŞ
    Deniz canlılarına sığınmak, yerleşmek olanağı sağlayacak yaşam ortamları
    oluşturan veya üretimlerini arttırmak amacıyla oluşmuş ortamlarını korumak amacı güden deniz zeminindeki doğal veya yapay barınaklar, birçok batı dilinde olduğu gibi Türkçe’de de Arapça ‘deniz içindeki kaya ya da kayalar topluluğu’ anlamındaki ‘el rasif’den türeme bir ad olan ‘resif’ olarak anılmaktadır. Bu bağlamda ‘yapay resif’denilince ise, duyarlı ekosistemlerin korunması ve balıkçılığın geliştirilmesi amacıyla
    kaynakların üretimini arttırmak ve desteklemek için tasarlanıp deniz
    zeminine yerleştirilen sucul canlılara özel ‘yapay barınaklar’ anlaşılmaktadır.
    Deneyimleriyle batık gemilerin, sabit ya da yüzer deniz yapılarının
    üzerinde,kayalıkların çevresinde bolca balık bulunduğunu bilen balıkçılar
    yapay barınak kurmak üzere pek çok ülkede korunması, üretilmesi amaçlanan türlere göre tasarlanmış ve üretim malzemesi seçilmiş (pişmiş toprak, kaya, beton, çeşitli metaller, plastik, vb.)yapay barınakların denize yerleştirilmesi yaklaşık iki yüz yıldır uygulanan bir yöntemdir.

    (Kuşadası yapay resif meteryalleri)

    NİÇİN YAPAY BARINAK ?

    Yapay barınak uygulamalarının yöresine özgü gerekçeleri olduğu gibi, genel
    olarak aşağıda sıralanan amaçlar güdülmektedir:
    • Soyu tükenmekte olan, önemli deniz habitatlarını korumak
    • Yavru balıkların beslenmesi ve barınması için uygun alanlar yaratmak
    • Istakoz, böcek ve ahtapot gibi habitat-bağımlı türlere habitat sağlamak
    • Amatör balıkçılık ve dalış turizmini geliştirmek
    • Küçük balıkçılık takımlarının (uzatma ağı, parakete, vb.) verimini arttırmak
    • Duyarlı ekosistemlerin ve bozulmakta olan popülasyonların korunmasında ve
    geliştirilmesinde etkinliği arttırmak
    • Yasadışı balıkçılık etkinliklerini engellemek
    • Yetiştiricilik etkinliklerinde yeni yerleşim alanları katkısı sağlayacak deniz
    bitkileri ve kabukluları yönünden deniz faaliyetlerini arttırmak
    • Kıyıların doldurulması sonucu kaybolan habitatları dengelemek
    • Bilimsel araştırma yapmak





    Adana-Yumurtalık resif metaryelleri

    NEREYE YAPAY BARINAK ?
    Yapay barınakların yerleştirilebilecekleri zonun seçimi yukarıda sayılan
    amaçlara erişmenin yaşamsal bir aşamasını oluşturmaktadır.
    Bu aşamada bilimsel, teknikbilimsel,sosyal, hukuksal pek çok etmenin uzlaştırılması gerekecektir.
    Birbirleriyle çatışma içinde olacak bu etmenleri uzlaştırıcı aşağıdaki bazı öneriler deneyimlerin ışığında geliştirilmiştir:
    • Yörenin zemin karakteristiği saptanmalı; akıntıyı, dalga ve gel-git hareketliliği irdelenmelidir
    . Barınak zonlarının seçiminde sert zeminin üzerinde kumlu,
    kavkılı sedimanlar bulunan yöreler yeğlenmelidir. Bu bağlamda zonun eğimi
    de önem taşımaktadır. Genelde en çok 30°’lik eğime sahip zeminler uygun
    varsayılmaktadır.
    • Barınak zonunun işlevini tam olarak yerine getirebilmesi için yeterince büyük olması gerekir.
    Ancak bu büyüklük yöredeki hidrolojik koşulları değiştirmemeli ve mevcut deniz trafiğine de engel olmamalıdır.
    • Yapay barınak zonlarının konumlarının planlanması aşamasında ilgili
    makamlarla, yörede etkinlik gösteren amatör ve profesyonel balıkçılarla,
    yetiştiricilerle, turizmcilerle ve yerel yöneticilerle iletişim içinde olunmalı,
    barınak yerleştirildikten sonra ise yeri konusunda yukarıda anılan kullanıcılar ve ilgililer bilgilendirilerek yeri bir işaret şamandrasıyla
    belirlenmelidir.
    • Barınak zonları için kirlenmemiş yöreler seçilmeli, deniz suyunun bulanık
    olmamasına dikkat edilmelidir.
    • Bloklar daire, yarımay, birbirine dik veya belli bir eğimle birleşen hatlar üzerinde ve gün ışığından en iyi yararlanmanın sağlanması için kuzey-güney doğrultusunda yerleştirilmelidir.




    NASIL BİR YAPAY BARINAK TASARIMI ?
    Bilindiği gibi, mühendislik tasarımlarının temelinde belli bir ekonomik ömür içinde işlevlerini yerine getirmeleri istenen yapı üzerindeki ortam
    etkilerini kestirebilmek yatar.Özellikle deniz ortamında yapı üzerindeki etkiler çok çeşitli,değişken ve birbirleriyle etkileşim içindedir:
    su derinliğine bağlı hidrostatik yükler,dalgalar, akıntılar, rüzgarlar, gel-gitler nedeniyle etkiyen dinamik yükler, zemin yükleri,vb.
    Yine tasarımın en önemli unsurlarından biri de malzemedir. Dünyadaki yapay
    barınak uygulamalarında kullanılan malzeme çeşitlilik sunmaktadır: pişmiş toprak, cam takviyeli plastik, pvc borular, kaya blokları, hurda yapılar (otomobil,gemi, otobüs,vagon,vb.). Bunların içinde hurda yapılar denizin korozif etkisiyle ayrıştıkları için ömürlerinin kısa oldukları ve bu yapılarda bulunan metalik yağlar denizel ortamın kirlenmesine neden oldukları için uygun bulunmamaktadır.
    Barınak malzemesi olarak denizel çevreye olumsuz etkisinin uygulanabilecek
    diğer malzemelere oranla yok denecek kadar az ve ömrünün uzun olması nedeniyleriyle betonun bir çok uygulayıcı tarafından yeğlendiği burada belirtilmelidir. Yapay barınak zonlarının deniz ürünleri potansiyelini uzun vadede arttırmada katkılarının olacağı görüşünü benimseyen ve resiflere ilişkin uygulamaların yüz yılı aşkın süredir yapıldığı Japonya’da bu yapıların malzemesinin beton olmak koşulu Japon tarım ve Balıkçılık Bakanlığı tarafından, “Kıyı Balıkçılığı ve Balıkçılık Zonunun Zeminini
    Geliştirme Kanunu” çerçevesinde getirilmiştir .
    Bununla birlikte beton, davranışı nispeten belirsiz bir yapı malzemesidir.
    Betondan deniz yapılarında yaralanma iki bin öncesine, Eski Yunan ve Roma
    dönemlerine kadar uzanır. Bu zaman ölçeği içinde betonun davranışlarıyla ve işleyişiyle ilgili tasarımlara yön verecek uygun yaklaşımların ancak yakın zamanda gerçekleştirilmiş olmasına karşın hala yanıtsız birtakım sorularla karşıkarşıya kalınmaktadır.
    Beton malzeme kullanılarak üretilen yapay barınakların bir birim barınak
    elemanının tasarımının belirleyici etmenlerine ilişkin ve deneyimlerimizin de yardımıyla şu noktalara dikkat çekilebilir:

    • Betonun döküm olanakları
    • Barınakların yerleştirilecekleri yöreye taşıma olanakları
    • Barınakların deniz dibine yerleştirilme olanakları
    • Deniz dibinin zemin yapısı
    • Oluşturulacak barınak için üstüste gelecek birim barınak elemanlarının
    taşıyabileceği statik yük
    • Sığ alanlarda, deniz zemininde belirgin olarak hissedilen dalga yükleri
    • Kayalarla ve iyi yerleşmemiş diğer birim barınak elemenalarıyla çarpışmadan doğacak yükler.
    Bu etmenler gözönüne alınarak tasarlanacak birim barınak elemanı,
    • Dönmeyi önleyecek açıklıklı ve düz bir taban yapısına sahip,
    • Su hareketlerinden daha az etkilenmeyi sağlayacak yan açıklıklı,
    • Su hareketlerinden doğabilecek türbülansı giderecek ve canlıların kolay
    tutunabilmesine elverişli ortam sağlayacak irregüler yüzeyi sahip,
    • Denge bakımından olumluluk için ağırlık merkezi mümkün olduğunca aşağıda
    yeralan,
    • Gelen yükleri iyi dağıtabilecek ve kırılmayı önleyecek yumuşak eğimlere
    sahip,
    • Ekonomiklik için kalıp maliyeti düşük ve dolayısıyla kolay dökülebilecek
    form özelliklerinde olmalıdır.

    Günümüzde başta Fransa olmak üzere birçok Akdeniz ülkesinde, denizlerde aşırı avcılığı önlemek, soyu tükenme tehlikesi içindeki sucul organizmaları
    korumak,ekonomik değeri olan canlı deniz kaynaklarının kendilerini yenilemelerini sağlamak,denizin kendini temizlemesi yoluyla ekolojik direncini arttırmak yoluyla kirlenmeye karşı korumak amacıyla oluşturulan deniz parklarının ve deniz koruma alanlarını sayısı hızla artmaktadır.
    Ülkemizde de halen Orman Bakanlığı’na bağlı üç milli park ve Çevre Bakanlığı Özel Çevre Koruma Kurumu Başkanlığı’nca 1988-90 yılları arasında saptanarak korumaya alına on iki Özel Çevre Koruma Bölgesi’nin çoğu denizel alanları da koruma statüsü içine almıştır
    (Foça/İzmir, Gökova/Muğla, Datça-Bozburun/Muğla, Fethiye- Göcek/Muğla,
    Göksu Deltası/İçel).
    Türkiye’deki koruma alanlarından birine yurtdışındaki benzerlerinin çoğunda
    uygulanmış olan yapay barınaklar yerleştirilmesi işlevinin ilk örneği “Sucul Ortama Bırakılabilecek Yapay Barınaklar Üzerine Bir Araştırma” adlı projeyle Dokuz Eylül Üniversitesi Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü’nce gerçekleştirilmiştir.
    Bu çalışma kapsamında tasarımı ve yapımı enstitü tarafından gerçekleştirilen otuz yapay birim barınak Foça Özel Çevre Koruma Bölgesi’nde, 15-20 metre derinliklere yerleştirilmiştir.
    Sözkonusu çalışmanın başlıca iki amacı sözkonusudur:
    .. Akdeniz’de soyu tükenmek tehlikesiyle karşı karşıya kalan deniz
    çayırlarının (Posidonia oceanica L.) zemin sürtücü ve tarayıcı av
    araçlarına karşı korunmasını sağlanmak ve bu canlı topluluğunu
    izlenmek.
    ... Yapak barınaklar üzerinde deniz canlılarının yerleşiminin enstitü
    tarafından düzenlenecek programlar ve akademik çalışmalarla
    izlenebilmesi için altyapıyı hazırlanmak ve bu barınakların üretkenlik
    fonksiyonları ile gıda zincirine olan katkılarını belirlenmek.

    Burada anlatılan çalışmayla oluşturulan yapay barınak zonunda gerçekleştirilen periyodik gözlemlerle,yörede ekolojik çeşitlilik artışının, sesil organizamalara açısından yeni bir biyokütle yaratımında ve bu yöreye yakın alanlardaki avcılık oranlarında nitelik ve nicelik olarak bir artış olmuştur.
    Özellikle ekonomik değeri olan midye ve istiridyelerin geliştiği, ahtapot ve kalamarların yuvalandığı ve yumurtalarını bıraktıkları gözlenmiştir.
    Dünyanın pek çok yerinde, çeşitli şekillerde ve boyutlarda oluşturulan resif zonları denizel canlılara yerleşme, barınma ve üreme olanağı sağladığı gibi yörenin zemin tarayıcı av araçlarına karşı korunmasını sağlamakta ve böylece denizde yeni, üretken sahaların oluşmasına yardımcı omaktadırlar. Ancak resif zonlarının gerçekleştirilmesinde uzmanlarca belirlenmiş ekolojik, hukuksal, sosyal ve teknik kriterler gözönüne alınmalıdır.

    Ülkemizi çevreleyen denizlerde Uzakdoğu ülkelerinde, Amerika Birleşik
    Devletleri ve Avrupa’da olduğu gibi büyük ölçekli resif zonu oluşturulması yönünde çalışmalar yapılmamıştır.
    Ancak balık stoklarını ve nesli tükenmekte olan türlerin korunması,
    bunlara kendini yenileme fırsatının verilmesi, kıyı zonunda yeni üreken
    sahaların yaratılıp amatör balıkçılığa açılması gibi çeşitli ekolojik, ekonomik ve rekreatif nedenlerden dolayı bu zonların denizlerimizde
    yaygınlaştırılmasında büyük yararlar görülmektedir.
    Çoklu disiplinli bir çalışma grubunun kurulmasını gerektiren
    yapay barınak zonlarının oluşturulması çalışmalarında yaratıcı yaklaşımlarla çeştili modüllerin oluşturulmasına katkıda bulunacak deniz teknikbilimcilerinin yeralmaları önemli bir gereksinim olarak kendini göstermektedir
    Yapay resif çalışmaları, son yıllarda uygulama alanı, tasarım, malzeme seçimi, yerleştirme teknikleri, stabilite hesapları, çevresel ve biyolojik koşullara göre planlama gibi değişik disiplinlerde sürekli bir gelişim sürecine girmiştir. Özellikle yapay resif inşası öncesi kullanım amacına uygun malzeme seçimi ve tasarımı önemli bir konu haline gelmiştir. Ekonomik kaybın önlenmesi, çalışmalar sırasında insan güvenliğinin sağlanması, yerleştirme özelliklerine cevap vermesi, çevreye zarar vermemesi ve biyolojik etkisinin en üst düzeyde olabilmesi için uygun malzeme kullanımı ve en iyi tasarımın yapılması şart olmuştur.
    Yapay resiflerin doğal ortamdaki başarısı ortaya kondukça, farklı amaçlar için değişik boyut ve malzemeler kullanarak resif inşa edilmesine dünya genelinde hız verilmiştir. Yapay resif inşasında, yapısal özellikler, dayanım, şekil ve boyut, kullanılan malzemenin dayanımı ve özellikleri gibi bir çok faktör önem kazanmıştır . Yapay resif malzemeleri emniyet, güvenirlik, işlevini yerine getirme ve ekonomik olma özelliklerini de kapsamalıdır. Resif uygulamalarının çok eskiye dayandığı Japonya’da, bu nitelikler devlet tarafından belli standartlara getirilmiştir. Malzemenin en az 30 yıl ömre sahip olması, toksik maddeler içermemesi, resif-malzeme ilişkisine bağlı, yerleştirme alanında balık cezbetme yeteneğinin en az 1 yıl içinde ortaya çıkarılması ve işlevinin tespiti sağlanmalıdır. Tüm yapay ortam uygulamaları ekonomik açıdan kazançlı olmalıdır .

    Birincil Malzemeler
    Beton
    Yapay resif üretiminde çimento, çeşitli kayalar ve tozları, agregalar gibi mineral kökenli malzemeler kullanılmaktadır (Tablo 1). Yapay resifler son yıllarda yoğun olarak çimentodan üretilmektedir. Çimento, belirli oranlarda su, kum ve agrega ile karıştırılıp beton elde etmek için ahşap veya metal kalıplara dökülür. Stabilitenin artması için yapı çeliği donatı olarak kullanılmaktadır. Betondan yapılan tek bir yapay resif birimine “yapay resif bloğu” adı verilmektedir. Kalker ve kilin belli oranlarda karıştırılıp, pişirilmesi sonucu elde edilen çimento, silikat ve alüminatlarla bağlayıcı özellik kazanmıştır (Baradan, 1992). Ülkemizde üretilen Portland çimentosunun içerdiği maddeler; Kireç (CaO) %63-67, Silis (SiO2) %20-25, Alümin (Al2O3) %5-9, Demir oksit (Fe2O3) %2-4, Magnezi (MgO) %0.5-3, Kükürttrioksit (SO3) %1-2 ve diğer maddeler %0.5-2 oranındadır (Baradan, 1992). Normal Portland çimentosunun (NPÇ) analizinde diğer göre %0.7 K2O ve %0.28 Na2O olarak saptanmıştır.
    JPFA (Japon Kıyı Balıkçılığı Destekleme Kurumu) standartlarında beton bloklarda kullanılacak su-çimento oranları ve agrega boyutları 28 günlük maksimum dayanım bazında verilmiştir. Bölge koşullarına göre, kıyıdan uzakta, su-çimento oranı %60, maksimum agrega boyutu 40-50 mm ve maksimum 28 günlük dayanım 160 kg/cm2 , kıyıya yakın bölgede, su-çimento oranı %55, maksimum agrega boyutu 40-50 mm ve maksimum 28 günlük dayanım ise 180 kg/cm2 olarak hesaplanmıştır .



    Beton malzeme denizel çevreyle uyumlu, dayanıklı, sağlam ve uzun ömürlüdür. Temin edilmesi kolaydır ve sorun yaratmadan, çeşitli tasarımlarda dökebilme esnekliği vardır. Ayrıca prefabrik blokların geliştirilmesi için uygun bir malzemedir . Yapay resif projelerinde maliyeti azaltmak için betonun içine dolgu ve katkı maddesi olarak çeşitli malzemeler (moloz, parçalanmış lastik, çamur, kül vb.) konabilir.
    Beton resif üretiminde çelik kalıpların iç yüzeylerine yapıştırılan ve bir süre sonra beton tarafından absorbe edilen FeSO4.7H2O (demir sülfat) kristalleriyle algal oluşumun hızlanması ve yüzey yoğunluğunun artırılması amaçlanmıştır. TERRAX tabaka adı verilen kristal yapılar metal kalıplara yapıştırılmadan kalıplar iyice temizlenmektedir. Aynı işlem demir sülfat içeren bir emülsiyonun beton resif yüzeyine pülverize edilmesiyle de uygulanmaktadır. Elde edilen verilere göre, yüzeyden 500μm tabakalara kadar dağılan sülfür ve demirle, 50μm kalınlığında amorf demir oksit tabakaları yüzey ve yüzeye doğru şekillenmiştir. Ayrıca demir oksit tabakasından sonra kalsiyum oksit oluşmuştur. Bu maddelerin uygulandığı resif bloklarında alg üremesi ve gelişimi hızlanmış ve bu da balık cezbetme işlemini teşvik etmiştir .


    Ülkemizde yapılan yapay resif uygulamalarında beton bloklar kullanılmıştır. Urla, Çeşme, Ürkmez, Gümüldür, Gülbahçe, Kırdeniz, Foça, Zonguldak ve Marmaris’te yapılan çalışmalarda farklı tasarımlara sahip resif blokları denize indirilmiştir. 0.6-2 m3’lük hacim ve 0.5-1.5 ton arasında ağırlığa sahip beton bloklar üretilmiş ve yaklaşık 10.000 m3’lük bir hacme ulaşılmıştır (Şekil 2) (Lök ve diğ., 1999; Düzbastılar ve diğ., 1999). Bu çalışmalarda ahşap ve metal saç kalıplar kullanılmıştır. Ahşap kalıplarda dökülen blokların şekil ve ölçüleri birbirlerinden farklı ve yüzeyleri pürüzlüdür. Pürüzlü yüzey organizmaların tutunmaları için daha uygun olsa bile, metal kalıplarda yapılan üretim daha kalitelidir
    Beton, omurgasızlar ve balıklar için besin ve barınma alanları sağlayan, fouling organizmaların yerleşmesi ve büyümesinde uygun bir yüzey ve habitat oluşturur. Ağır ve hacimli olması, hareket ettirme ve nakliye işlemlerinde ağır iş makineleri gerektirir. Beton karışımında kullanılan malzemeler kum, çakıl, moloz, çimento gibi küçük partiküller halindedir. Bağlayıcı çimentonun parçaları bir arada tutması, akıntı, dalga gibi su hareketlerine karşı dayanıklı olması gerekmektedir. Servis ömrü uzun olsa da, çimentonun bağlayıcı özelliğinin zamanla kaybolması bir arada tuttuğu parçaların dağılmasına sebep olacaktır .



    Doğal Kayalar
    ABD’de 1958’den beri Kaliforniya Eyaleti’nde Balık ve Av Bölümü, kayaları kullanarak resif inşa etmişlerdir. Kayalardan yapılan resiflerin prefabrik beton resif blokları ve çeşitli araçlarla (otobüs, troleybüs vb.) karşılaştırıldığında, balık cezbetme etkinliği açısından, beton bloklardan sonra gelmektedir. Florida Eyaleti’nin farklı bölgelerinde 270-2500 ton arasında değişen miktarlarda, taş ocaklarından çıkartılan kireçtaşları resif yapımında kullanılmıştır. Benzer uygulamalar Maryland ve Mississippi Eyaletleri’nde de gerçekleştirilmiştir . 1992 yılında, volkanik bazalt kayaç yığınlarından oluşan, yaklaşık 125 ton blok şekilli yapay resif, Hollanda’nın Noordwijk kıyılarında 8.5 km açığa bırakılmıştır .
    Yapay resif oluşturmak için kaya kullanma nedenleri; ucuz olması, kolay işlenebilmesi, etraflarındaki oyulmayı ve sedimentasyon taşınmasını azaltmalarıdır. Kaliforniya’da yapılan bir çalışmada, yapay kaya resifleri, doğal kaya resifleri ve deniz çayırları habitatı arasında balık yoğunluğu karşılaştırılmıştır. En yüksek yoğunluk, yapay kaya resiflerinde bulunmuştur. Proje yürütücüleri bu malzemenin balık cezbetmede ve fouling organizmalarının yerleşmesinde çok başarılı olduğunu ifade etmişlerdir. Yapay resif yapımında kireçtaşları, CaCO3 içermekle beraber çevreye uyumlu kabul edilmektedir. Bu malzemeler yüksek yoğunluğa sahiptir ve çok kötü koşullar dışında, resif alanında sabit kalırlar. Kayalar dayanıklıdır ve servis ömürleri çok uzundur. Ancak taş ocağından satın alındıktan sonra nakliyesi zor ve maliyetlidir. Yerleştirme yapılırken özel vinçler kullanılmalı ve tabanı açılan gemilerle zemine boşaltma yapılmalıdır

    Metal
    Japon araştırıcılar özellikle demir-karbon alaşımlarından yapılan özel olarak tasarlanmış yapay resiflere “yapay resif modülü” adını vermiştir (Şekil 3).


    Yapay resif yapımında, istiridye, midye ve alg yetiştiriciliği için metal kafes adı verilen yapılar kullanılmaktadır. Bunun yanında yaygın olarak yapılan beton resif bloklarında, yapısal bütünlüğün ve dayanımın artırılması için çelik kullanılmaktadır. Yasadışı trol avcılığının önlenmesi için tasarlanan anti-trol resiflerinde ağın takılması ve zarar görmesi için çelik profiller betonun dışına çıkacak şekilde yerleştirilmektedir.
    Betonda donatı olarak veya tek başına kullanılan çelikler farklı özellikler taşırlar. Genellikle donatı çeliği için, yapı çeliği (S ve P %0.050-0.065) kullanılır. Resif modülü sadece metalden oluşacaksa, elektro-kimyasal korozyona dayanıklı olan paslanmaz çelik (%0.08-0.25 C, %1 Si, %2 Mn, %16-26 Cr ve diğ., S, P, Ni, Mo) kullanılmalıdır. JPFA standartlarına göre, deniz suyuna maruz kalan çelikteki elektro-kimyasal korozyon, kıyıdan uzakta, yüksek su seviyesinin üzerinde 0.3 mm/yıl, deniz zemini ve yüksek su seviyesi arasında 0.1 mm/yıl, deniz zeminine gömülü ise 0.03 mm/yıl olarak, kıyıya doğru, havaya yakın 0.1 mm/yıl, su seviyesinin üzerinde 0.03 mm/yıl ve su seviyesinin altında 0.02 mm/yıl olarak hesaplanmıştır .
    Japonya’da çelik modüller ve küp şekilli beton resif üniteleri arasında Crustacea ve Polychaeta yoğunluğuna bağlı yapılan karşılaştırmada, çelik malzemeden yapılan resiflerin balık türlerindeki birim av gücü, beton resiflerin 2.6 katı bulunmuştur . Japonya’da TR55 çelik beton resif modüllerinin yerleştirilmesinden (1992) 5 ay sonra, uzatma ağları ile yapılan 6 örneklemeden ikincisinde, 25.16 kg av miktarı elde edilmiştir (Şekil 4).




    Bu araştırmada 8 ayrı balık türü ve 41 birey (1 pelajik, 7 demersal tür) tespit edilmiştir. Ağustos-Eylül 1993 arasında yapılan bir araştırmada, 1.5x1.5x1.5 m3’lük beton blok ile TR55 modülü arasındaki uzatma ağları ile yapılan karşılaştırmada, metal modüllerde 13.2 kg, beton bloklarda ise 6.39 kg av miktarı kaydedilmiştir. TR8 adı verilen diğer bir modül, 1992’de yerleştirilmiş ve 1 yıl sonra, 2 kişi tarafından yapılan olta balıkçılığında (toplam 7 saat, 8:00-10:00 arası, ilk örnekleme) 38.2 kg/kişi av miktarı elde edilmiştir. 13 ay sonra aynı modülde (toplam 7 saat, 12:30-17:30 arası) 36.9 kg/kişi av miktarına ulaşılmıştır. Bu modüllerde yerleştirmeden 2 yıl sonra tabanda oluşan gömülme 2-5 cm ile sınırlı kalmıştır .

    Plastik
    Yapay resif yapımında plastik malzemelerin kullanımı bir alternatif olarak karşımıza çıkmaktadır (Şekil 5).



    Bunlardan biri modül yapımında kullanılan vinilklorürün polimerleşmesi sonucu elde edilen ve özgül ağırlığı 1.39 civarında olan PVC’dir. Malezya’da 10 cm’lik PVC borularla 18 m derinlikte resif kompleksleri oluşturulmuştur. PVC modüllerin özellikle primer fouling organizmaların yüzeye yerleşmelerini hızlandırdığı ifade edilmektedir. Mikroorganizmaların resife tutunabilmeleri için, yüzeyleri oluklu ve tırtıklı bir yapıya sahiptir. Küçük balık bireylerinin ve crustacea’ların barınma ve yerleşmesine izin verir. Resif yüzeyinin kalkerleşmesi ve fouling organizmaların homojen olarak dağılımı plastik modüllerde gözlenmiştir. Plastik resiflerde bölmeler, pencereler, delikler yapmak ve istenen tasarımı gerçekleştirmek üretim teknolojisi açısından daha kolaydır. PVC modüllerle 2500-130.000 m3’lük resif alanları yaratmak mümkündür. Birbirinden bağımsız, üçgen profilli üniteler bir araya getirilerek resif kompleksi oluşturulmaktadır . CTP (cam takviyeli poliester) yapay resif olarak kullanılan diğer bir plastiktir. CTP ve PVC modüllerde özgül ağırlıkları nedeniyle, özellikle fırtınalı havalarda ve balıkçı donamlarının takılması sonucu devrilme ve stabilite problemleri ortaya çıkmıştır .
    1996 yılında İtalya’da 11 m derinliğe küre şeklinde polietilen (PE) resif modülleri yerleştirilmiştir. 4 m çapında, 149 m2’lik yüzey alanına sahip resiflerin hacmi 33.5 m3 ve ağırlığı ise 280 kg’dır. 8 ay süresince toplam 800 kg midyenin (Mytilus galloprovincialis) PE modüllerin yüzeyin kapladığı gözlenmiştir. 1998 yılında 450 m2 alan, 483 m3 hacim ve 1000 kg ağırlığa sahip küre ve yarı küre 2 resif modülü kombinasyonu balık cezbetme amaçlı kullanılmıştır. PE malzemenin bulunduğu ortamda diğer maddelerle reaksiyona girmemesi nedeniyle bazı özel uygulamalarla organizmaların yüzeye tutunmaları sağlanmaktadır .

    Sonuç ve Öneriler
    Japonya resif inşa standartlarına sahip tek ülkedir. İlk kapsamlı tasarım kılavuzu 1978 yılında Kıyı Balıkçılığını Geliştirme Programı (Coastal Fisheries Development Program, CFDP) kapsamında Yapısal Tasarım Kılavuzu olarak hazırlanmış ve 1984’te genişletilmiştir. Japon Kıyı Balıkçılığı Destekleme Kurumu (Japan Coastal Fisheries Promotion Association, JCFPA 1984) çelik yapay resif için 1982’de 98 sayfa, planlama şartları için 1986’da 1184 sayfa ve yapay resif tasarımı için 1989’da 398 sayfa içeren kılavuzları düzenlemiştir. Tüm proje sahipleri Japon hükümetinden para yardımı alarak, hazırlanan bu kılavuza uygun resif projeleri üretmiştir. Kılavuzlar önemli deneyimlere dayanmaktadır ve halen tam olarak bitmemiştir (Grove ve diğ. 1989).
    Yapay resif yükleme, nakliye ve yerleştirme süresince çevreye zarar vermemeli ve denizel ortamda zararlı kimyasal özelliklere sahip olmayan malzemelerden yapılmalıdır. Genellikle bir çok ülkede yapılan çevresel düzenlemeler, Cd, Pb, Cr ve As gibi maddeler için izin verilebilir dozlarda kullanıma izin vermektedir. Ayrıca, balıkçılık amaçlı resif uygulamalarında kullanılan malzemeler içinde organik fosfat, CN, Hg ve PCB (Poliklorür bifenil) kesinlikle yasaktır .
    Yapay resif uygulamalarında kullanılan malzemeler, ekonomiklik, toksisite, dayanım, organizmalarla etkileşim, temin edebilme ve üretim kolaylığı, farklı tasarımlar oluşturabilme imkanı vb. faktörlere bağlı olarak seçilmektedir. Bunlardan en önemlisi ise çevreye olan uyumudur. Resif sistemleri oluşturmak için kimyasal reaksiyonların en az seviyede meydana geldiği malzemeleri seçmek, resif üzerinde ve etrafında oluşacak fauna ve floranın olumsuz etkilenmesini önleyecektir.
    Son yıllarda çimento ve farklı katkı maddeleri ile yapılan yapay resif blokları yaygın bir hale gelmiştir. Çimentonun çelik ile güçlendirilmesiyle elde edilen donatılı beton dayanım kriterlerine cevap vermekte ve arzu edilen tasarımda üretime imkan vermektedir. Ayrıca içerik olarak çevreye zararlı olabilecek maddeler en az seviyededir. Yapay resif modülü adı verilen çelik yapılar ise genellikle alg, istiridye ve midye kültürü için kullanılmakta ve betona oranla daha verimli oldukları ifade edilmektedir. Bununla birlikte, kullanılacak çelik kalitesinin standart dışı olmaması, oluşacak korozyonun en az seviyede kalmasını sağlayacaktır. Plastik malzemelerden yapılan resif modülleri özellikle fouling organizmaların tutunmalarını sağlayan özel yüzeylere sahip oldukları ve farklı tasarımlarda üretim kolaylığı sağladıkları için tercih edilmektedir.
    Balıkçılık ve diğer amaçlarla yapılacak yapay resif uygulamalarında ilk amaç, ortamda bulunan canlı populasyonunu artırmak ve doğal yaşama destek vermektir. Doğal dengenin bozulmaması için ortamda bulunan canlı organizmalara zarar vermeyecek standartta ve özellikte malzeme kullanımı çok önemlidir. Bunun öneminin kavranması için yapay resif projelendirme kılavuzunda yer alan malzeme kısıtlamalarına uyulmalıdır. Yeni malzeme gruplarının denenmesi için uzun süreli pilot çalışmalar yapılmalı ve araştırma sonuçlarına göre kullanımına karar verilmelidir



    Kaynak
    GEMİ İNŞAATI VE DENİZ TEKNOLOJİSİ
    TEKNİK KONGRESİ 99 – BİLDİRİ KİTABI
    E.Ü. Su Ürünleri Dergisi 2004
    E.U. Journal of Fisheries & Aquatic Sciences 2004
    Cilt/Volume 21, Sayı/Issue (1-2): 181 – 185
    Resimler alıntıdır

    Doğanın mucizelerini ve bize sunduğu nimetleri daha iyi kavrayabilirsek, hepimiz insanlğın geleceği için daha duyarlı davranabiliriz.




    ..................
    ><((((º>`·.¸¸.·´`·.¸¸.-> BALIKÇI FORUM <-.¸¸.·`´·.¸¸.·`<º))))><

  4. #24
    Reİs Burhan Reis - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Yaş
    59
    Mesajlar
    5.695
    Tecrübe Puanı
    933

    Standart

    16-Yetersiz kalan sürküler ve yaptırımcı kanunlar.

    Dünyada balıkçılık sektörü ile ilgili kamu örgütlenmesinde, balıkçılık yönetiminden sorumlu Bakanlık veya Genel Müdürlük düzeyinde bir birimin bulunduğu,araştırma faaliyetleri ile takip ve kontrol faaliyetlerinin ayrı birimler tarafından yürütüldüğü görülmektedir.
    Uluslarararası teşkilatlara üye olan ülkelerin uluslararası balıkçılık
    politikalarının belirlenmesinde bu teşkilatların tavsiye ve önerileri
    dikkate alınmaktadır.
    Gelişmiş dünya ülkelerinde, su ürünleri sektöründe üretici, sanayici ve
    ihracatçı birlikleri örgütlenmesi oldukça gelişmiş olup bu organizasyonlar sektörde söz sahibidirler.
    Dünyada, diğer sektörlerde olduğu gibi bu sektörde de performansa ve
    uzmanlığa dayalı olarak yürütülen istihdam politikası ülkemiz için geçerli değildir. Sektörün ihtiyacı gözetilmeden açılan fakültelerden mezun olan konusunda eğitim almış mezunların çok azı kamu ve özel sektörde iş bulabilmektedir
    1380 Sayılı Su Ürünleri Kanunu gereğince ülkemizde balıkçılık sektörünün yönetimi Tarım ve Köyişleri Bakanlığı (TKB)’nın sorumluluğundadır.
    Toplam 644.492 tonluk üretimle, Dünya su ürünleri üretiminin %0,7’sinin karşılandığı ülkemizde, 2004 yılı toplam su ürünleri arzının %71’i deniz balıklarından,%7‘si diğer deniz ürünlerinden, %7’si içsu ürünlerinden ve %15‘i de yetiştiricilikten elde edilmiştir.
    Ekolojik özellikleri farklı olan denizlerimizde, bu farklı özelliklere uyum sağlamış,ekonomik değeri yüksek ya da daha az, değişik türler barınmaktadır. Deniz ve içsularımızda yaşadığı rapor edilen yaklaşık 4000 tür hayvan ve 1000 kadar deniz bitkisinin tamamı ekonomik olarak kullanılmamaktadır.
    Bunlardan ticari olarak avcılığı yapılan türlerin başında balıklar gelmektedir.
    Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından veri toplanan canlılar listesine göre, 56 tür/grup balık, 8 tür/grup kabuklu, 4 tür/grup çift kabuklu yumuşakça, 3 tür/grup kafadanbacaklı yumuşakça, 1 tür denizanası ve süngerler ile deniz salyangozları,toplam 100 civarında türle balıkçılığımızda değerlendirilen su ürünleridir.Her av sezonunda, su ürünleri avcılığının düzenlenmesi amacıyla alınacak kararlar,
    1998’den bu yana TKB “Su Ürünleri Danışma Kurulu” vasıtasıyla belirlenmektedir.
    Kararları tavsiye niteliği taşıyan ve kararlarına uyma zorunluluğu olmayan ve uyulmayan bu
    Kurul, su ürünleri stoklarının korunması, kaynakların akılcı işletilmesinin sağlanması, su
    ürünleri avcılığının düzenlenmesi, av yasaklarının takip ve kontrolü, yetiştiricilik, istatistiki çalışmalar, kalite kontrolü konuları da dahil olmak üzere sektörle ilgili araştırma, eğitim çalışmaları vb., konularda öneriler sunmaktadır
    Ülkemizde kullanılan av araçları başta trol olmak üzere deniz ekosistemine zarar vermektedir.Bunlar hedef dışı türlerin avlanması, deniz zeminine zarar verilmesi ve diğer türlerin yaşam alanlarını tahrip etme gibi olumsuzluklar olarak özetlenebilir.
    Kıyı sürütme ağlarından trata deniz çayırlarının tahrip olmasına neden
    olurken, deniz salyangozu avcılığında kullanılan direçler özellikle Karadeniz’de kıyısal
    ekosistemin tahrip edilmesine neden olmaktadır. Gırgır ağlarının sığ sularda kullanılması,
    kurşun yakasının zemine değmesi nedeniyle zemine yakın ve zeminde yaşayan bitkisel ve
    hayvansal zarar verdiği bilinmektedir. Anılan ve diğer av araçlarının deniz ekosistemine
    verdiği etkileri azaltmak, gidermek için seçici av araçlarının geliştirilmesi ve kıyısal alanların korunmasına yönelik tebliğler çıkarılmalıdır
    Bilinçsiz avcılık nedeniyle deniz ve göllerimizde stoklar hala zarar görmeye devam etmekte,
    biyoçesitlilik azalmakta, avlanılan ekonomik türlerin üretimleri gerilemekte,
    su kaynaklarımız kirletilmeye devam edilmekte, sürdürülebilir kaynak kullanımı ve
    balıkçılık yönetimi için gereken önlemler alınamamakta ve yapılması zorunlu olan denetim mekanizmaları isletilememektedir.Mevzuatlar yetersiz kalmaktadır..
    Yapılması gereken çalısmalar için gerekli donanıma sahip yeterli sayıda kadroların tahsisi, yetistirilmesi ve görevlendirilmeleri henüz saglanamamıstır.idari yapılanma henüz tamamlanamamıstır
    Denizde yürütülecek koruma-kontrol faaliyetlerinde içisleri Bakanlıgı’na baglı Sahil
    Güvenlik Komutanlıgı yetkilendirilmistir.
    Her ne kadar Tarım ve Köyisleri Bakanlıgı teskilatında ve Bakanlıga baglı su ürünleri ile ilgili tesekküllerde su ürünlerinin, deniz ve içsuların koruma ve kontrolü ile görevlendirilen personel ile emniyet, jandarma, sahil güvenlik, gümrük ve orman muhafaza
    teskilatları mensupları, belediye zabıtası amir ve mensupları, kamu tüzel kisilerine baglı muhafız,bekçi ve korucular ile emniyet ve jandarma teskilatının bulunmadıgı yerlerde köy muhtar ve ihtiyar heyeti üyeleri 1380 sayılı Kanunla ve bu Kanuna istinaden konulan yasaklardan dolayı, bu Kanun kapsamına giren suçlar hakkında zabıt varakası tutmak,
    suçta kullanılan istihsal vasıtalarını ve elde edilen su ürünlerini zapt etmek ve bunları 34 üncü madde hükmü saklı kalmak sartı ile adli mercilere teslim etmek; ek madde 3'te yer alan hükümler çerçevesinde idari para cezalarını kesmekle vazifeli ve yetkili kılınmıs-
    larsa da karada sürdürülen koruma-kontrol hizmetlerinde arzulanan denetim düzeyine ulasılamamıstır.
    Marmara denizinde trol ile avcılık yasak olduğu halde gerekli denetimlerin yapılaması nedeniyle trol çekilmekte.Amatör dalgıçlar
    ticari olarak gece fener ısığıyla tüple veya tüpsüz balık avcılığında katliama devam etmekte.150 kulaç ağlarla gırgır tekneleri sığ sularda avlanmakta,algarna tekneleri avlanma yasağı olan yerlerde avlanmakta,Amatör balık avcıları tiçari avcılık yapmakta.Dinamitle balık avcılığı devam etmekte,Kotalara uyulmamakta,Nehir ağızlarından ufak balıklar toplanıp yetiştirme havuzlarına konulmakta,Alamana ağlarında herhanği bir kısıtlama olmadığından denizlerin her tarafı alamana ağlarıyla dolmaktadır.
    Yasak yollardan avlanan deniz ürünleri gerekli kontrol mekanizması oluşturulamadığından
    resmi balık hallerinde şatışı yapılmakta denizlerimizde bulunan balık stoklarının
    azalmasına neden olmaktadır.
    Bu nedenledirki mevcut kanun,yönetmelik ve tebliğler yetersiz kalmaktadır.
    ><((((º>`·.¸¸.·´`·.¸¸.-> BALIKÇI FORUM <-.¸¸.·`´·.¸¸.·`<º))))><

  5. #25
    Reİs Burhan Reis - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Yaş
    59
    Mesajlar
    5.695
    Tecrübe Puanı
    933

    Standart

    Yorum yapan katkıda bulunan yokmu.Özel sayfa dğildir.
    ><((((º>`·.¸¸.·´`·.¸¸.-> BALIKÇI FORUM <-.¸¸.·`´·.¸¸.·`<º))))><

  6. #26
    Reİs Haşim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2008
    Yaş
    53
    Mesajlar
    1.907
    Tecrübe Puanı
    0

    Standart

    Elbette yorumu var ama yapamıyoruz
    Haşim
    Yalova 1966

  7. #27
    _Amatör_ Levent - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2009
    Yaş
    46
    Mesajlar
    3.298
    Tecrübe Puanı
    367

    Standart

    Reis diyeceği demişsin bunun üstüne koyacağımız kelimeler malum...

  8. #28
    Balıkçı Kulek Reis - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Yaş
    73
    Mesajlar
    1.854
    Tecrübe Puanı
    218

    Standart

    Alıntı buranaki Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Yorum yapan katkıda bulunan yokmu.Özel sayfa dğildir.

    Bazı insanların karnını doyurmak kolaydır.gözünü doyurmak hemen hemen imkansızdır.
    H.Hüseyin Külek
    1946-İstanbul-Ataköy-(A rh-)
    Bulutlar ağlamasa yeşillikler nasıl güler




    Söz veriyorum
    Çinekop tutmayacağım,satın almayacağım,Tutanlara engel olacağım

  9. #29
    Reİs Burhan Reis - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Yaş
    59
    Mesajlar
    5.695
    Tecrübe Puanı
    933

    Standart

    Alıntı Kulek Reis Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Bazı insanların karnını doyurmak kolaydır.gözünü doyurmak hemen hemen imkansızdır.
    Bizde biraz daha yazarız .SÜRDÜREBİLİR AVCILIK OLANA KADAR.
    ><((((º>`·.¸¸.·´`·.¸¸.-> BALIKÇI FORUM <-.¸¸.·`´·.¸¸.·`<º))))><

  10. #30
    _Amatör_ Levent - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2009
    Yaş
    46
    Mesajlar
    3.298
    Tecrübe Puanı
    367

    Standart

    İşimiz zor... Bıkmadan devam

Sayfa 3/11 İlkİlk 1234567891011 SonSon

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. TÜRK BOĞAZLARINDA SEYiR GÜVENLİĞİNİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER
    By OfficeR in forum Denizcilik Dökümanları
    Cevap: 4
    Son Mesaj: 19.06.09, 23:07

Bu Konudaki Etiketler

Bookmarks

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
BALIKCI FORUM