1 sonuçtan 1 ile 1 arası

Konu: Balıkçılık araştırma kuruluşundan yoksun bir dünya kenti

  1. #1
    ___BALIKCI FORUM___ aFaLa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2008
    Yaş
    56
    Mesajlar
    12.941
    Tecrübe Puanı
    2443

    Standart Balıkçılık araştırma kuruluşundan yoksun bir dünya kenti

    BALIKÇILIK ARAŞTIRMA KURULUŞUNDAN YOKSUN BİR DÜNYA KENTİ
    Günümüzde dünyamızın öncelikli konularından biri sucul ortamdaki canlı kaynaklarının yönetimidir. Dünya nüfusunun az olduğu, sanayi yatırımlarının yoğunlaşmadığı zaman dilimlerinde toplumların bu konuda herhangi bir kaygısı bulunmamaktaydı. Özellikle 2. Dünya Savaşı’ndan sonra teknolojideki dev atılımlar, nüfus patlaması ve çevre sorunlarının tavan yapması pek çok sorunları da beraberinde getirmiştir. Doğal olarak ülkemizde bu genel oluşumdan payını almıştır.
    Okyanus gezegeni olarak da tanımlanan dünyamızda en ağır ekolojik hasara denizler maruz kalmıştır. Çünkü tüm kirletici ajanların en son ulaşım yeri denizdir. Bunun haricinde denizel ortamdaki canlı kaynakların işletilmesinde insanoğlunun sınır tanımayan açgözlülüğü de günümüzün en dramatik görüntüsüdür.
    Yeryüzündeki tüm hükümetler koşulsuz olarak çevrenin korunması ilkesini dikkate alarak kalkınma politikalarını hazırlamak ve uygulamak zorundadırlar. Dünyadaki ülkelerin doğal kaynakların yönetimi ile çevrenin korunması konusunda ülkesel, bölgesel saplantılarından arındırılmış şekliyle salt gezegenimizin geleceği açısından eşgüdümlü olarak hareket etme yükümlülükleri ve zorunlulukları vardır. Her ülke ve yöneticileri bu kaygıya ortak olmak ve gereğini yapmak durumundadırlar.
    Benzer şekilde ülkemizde de gerek çevresel olumsuzluklardan ve bunun yanı sıra canlı kaynaklarının aşırı işletilmesinden en olumsuz şekilde nasibini alan ortam Marmara Denizi’dir. Oysa Marmara Denizi ve boğazlarının gerek deniz bilimi ve gerekse balıkçılık bilimi açısından akademik ortamlarda ders kitaplarına konu olan çok sayıdaki özellikleri ile ayrıcalıklı bir konumu vardır.
    İstanbul doğal güzelliğinin yanı sıra deniz bilimi ve balıkçılık açısından da özellikli konumdadır. Gerek Marmara Denizi ve gerekse boğazların en belirgin özelliği bu ortamdaki su kitlesinin homojen olmayıp, birbirinden farklı karakterdeki Akdeniz ve Karadeniz kökenli suların özelliklerini karma olarak bünyesinde barındıran heterojen bir yapıya sahip olması ve bununda iklimsel oluşumlarla beraber balık avcılığının akışını yönlendirmesidir.
    Böylesine ayrıcalıklı, sektör ekonomisiyle de bağlantılı ortamların bilimsel açıdan sürekli olarak izlenmesi bir zorunluluktur. Nitekim Cumhuriyetin kurulması ve 1926 yılında Kabotaj Kanununun kabulünden sonra İstanbul Darülfünun de, bilahare 1933 yılındaki Üniversite Reformundan sonra İstanbul Üniversitesinde balıkçılık eğitimi konusunda da önemli adımlar atılmış ve nihayet 1951 yılında Baltalimanı’nda Hidrobiyoloji Araştırma Enstitüsü kurulmuş, bunu takiben Ticaret Bakanlığı bünyesinde 1955 yılında da EBK yapısı içerisinde Beşiktaş’da bir Balıkçılık Araştırma Merkezi faaliyete geçirilmiştir. Bu süreçte bilimsel araştırmalar Hidrobiyoloji Araştırma Enstitüsü tarafından; balıkçı kesimine transfer amaçlı uygulamalı balıkçılık araştırmaları da Balıkçılık Araştırma Merkezi tarafından yapılmıştır. Ne var ki 1960’lı yıllardan sonra her iki kurum da pasif konuma itilmişler, sonuçta 1975 yılında EBK balıkçılık ile ilgili çalışmalarına son vermiş; benzer şekilde Hidrobiyoloji Araştırma Enstitüsü de 1983 yılında İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü tarafından kapatılmıştır. Her iki kuruluş bilgi oluşumları ve uygulamalar yönünden Türkiye’ye balıkçılıkta “Altın Dönem”i yaşatmalarına karşın, bu kuruluşların sürekliliği özellikle esas iken dramatik şekilde kapatılmaları hem İstanbul Üniversitesinin hem de EBK’nın geçmişinde birer utanç sayfaları olarak tarihteki yerlerini almışlardır.
    Oysa, Hidrobiyoloji Araştırma Enstitüsü yaptığı bilimsel araştırmalarla Türkiye balıkçılığının gelişmesine, ayrıca dış dünyaya da açılarak bilimsel yönden bu arenada da ağırlığını ortaya koymuştur. Enstitünün doğal olarak ağırlıklı çalışma konusu Marmara Denizi ve biyolojik kaynakları üzerine olmuştur. 30 Mart 1983 tarihinde İstanbul Üniversitesi bünyesinde tıp kökenli yönetimce, doğal sucul ortam kaynakları konusuna olan duyarsızlıklarının yanı sıra kınanılacak bir zihniyetle Ord. Prof. Dr. Curt Kosswig tarafından yaşama geçirtilen bu bilim yuvası Boğaziçi kenarında dinlence ve eğlence amaçlı sosyal tesis yapılmak üzere kapatılmıştır.

    Diğer taraftan benzer şekilde 1950’li yıllarda devletin balıkçılıkla ilgili en büyük atılımı Ekonomi ve Ticaret Bakanlığı bünyesinde E.B.K.’nun kurulmasıyla gerçekleştirilmiştir. Bu kurumun kuruluş amaçlarından biri de balıkçılıkla ilgili her türlü etüt ve araştırmaları yapmaktır. 11 Mayıs 1955’te Beşiktaş’ta kurulan Balıkçılık Araştırma Merkezi’nin çok iyi olan alt yapısı ve araştırmacılarıyla yıllarca Türkiye balıkçılığına çok olumlu katkılar sağlayan araştırmalar yapılmıştır. Ne yazık ki 1960 yılından sonra, araştırmaların kâr getirmediği şeklindeki kısır görüşlü yorumlamalar sonucu bu merkez kapatılmıştır. Daha sonra 1969 yılında Balıkçılık Müessesesi Müdürlüğü zamanında araştırmalar yeniden devreye girmiş ise de 1975 yılına kadar sürdürülen çalışmalardan sonra kurum bünyesindeki tüm faaliyetlere son verilmiştir.

    E.B.K.’nun kayda değer en önemli hizmeti Marshall yardımı çerçevesinde 1950’li yıllarda Türkiye’ye hibe edilen araştırma ve av gemileri ile başarılı çalışmalar yapılırken gemilerin, aynı zamanda Hidrobiyoloji Araştırma Enstitüsüne de tahsisini sağlayarak her iki kuruluşun Türkiye balıkçılığına olan ortak katkısını sağlamasıdır. Kapatılan her iki kurum Boğaziçi’nde bulunmaktaydı ve kuruluş ortamları da son derece isabetliydi. Çünkü İstanbul Türkiye balıkçılığına gerek uygulamalı ve gerekse bilimsel katkıların gerçekleştirilebileceği en öncelikli ortamıdır.

    1971 yılında balıkçılığın ülkesel yönetimi el değiştirmiştir. Bu tarihten itibaren balıkçılıkla ilgili yetkiler 1380 Sayılı Su Ürünleri Kanunu çerçevesinde Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’na verilmiş ve bunu takiben de Su Ürünleri Genel Müdürlüğü kurulmuştur. Yeni yasayla balıkçılığın yönetimi özellikle idari yönlerden ülkesel çerçevede disiplin altına alınmıştır. Fakat daha sonra genel müdürlük ilkin daire başkanlığına dönüştürülmüş ve akabinde bakanlık bünyesinde yapılan reorganizasyonla da kaldırılmıştır. Balıkçılık konusu da yeni yapılanmada değişik genel müdürlüklerin bünyesinde paylaştırılmıştır. Bütün bu olumsuzlukların sonucu olarak balıkçılık konusunda Tarım ve Köyişleri Bakanlığının tarımın asli konularında gösterdiği egemenliği özellikle balıkçılığın teknik-bilimsel konularında gösteremediğini gözlemliyoruz. Bu gözlemleme özellikle balıkçılıkla ilgili bilimsel araştırma kuruluşlarının ülkesel yer seçimi konusundaki isabetsizliği ile de çok belirgindir.

    Balıkçılıkla ilgili herhangi bir bilimsel kuruluşun nerede yapılanması gerekir konusu pek çok kriterin ortaklaşa varlığı ile olasıdır. Bunları ülkeye sektörel çerçevede ekonomik katkı; yoğun ve verimli ticari avcılığın yapıldığı ortamlar; üretici kitlenin sayısal durumu; sektör içerisindeki alt sektörlerin yatırım ortamları ve bu bağlamda sektörel güçle birlikteliği; denizlerin ayrıcalıklı oseanografik özellikleri ve canlı kaynakların dağılımı ile balıkçılığın akışına etki eden faktörlerin mevcudiyeti; çevresel kirliliğin yoğun olduğu ve canlı kaynaklara sorun olan denizel ortamların varlığı, olarak tanımlamak olasıdır.
    Bu çerçeveden bakıldığında Türkiye’de bir balıkçılık araştırma enstitüsünün veya merkezinin kurulması için gerekli olan tüm kriterlere sahip olan tek yer İstanbul’dur. Hal böyle olmakla beraber 40 yıldır ülke balıkçılığını sevk ve idare eden Tarım ve Köyişleri Bakanlığının ısrarla İstanbul’da bir balıkçılık araştırma merkezi kurmamasını ve bu konuda kılını bile kıpırdatmamasını anlamak ne mümkün? Bu bölge balıkçılığı ile ilgili sorunların Trabzon’da bulunan bir araştırma enstitüsünden yürütmenin de taşıma su ile değirmen döndürmekten farkı olmasa gerek.
    Kaldı ki günümüzde Marmara Denizi’nde yapılan balıkçılık, filo fazlalığından verimliliğini kaybetmiş; ayrıca deniz kirliliğinin ciddi boyutlara ulaşması ve bu konudaki önlemlerin yetersizliği ticari balıkçılıkta da sıkıntılar yaratmış ve sektör bir anlamda çöküntüye uğramıştır. Buna karşın Tarım ve Köyişleri Bakanlığının, Marmara Denizi’ndeki balıkçılık sektörünü kalkındırma ve sorunları giderme amacına yönelik herhangi bir balıkçılık araştırma merkezi uygulamasını bugüne kadar yaşama geçirmemesi de bir hayli manidardır.
    Balıkçılık ve deniz bilimi açısından çok yönlü ayrıcalıklı özelliklere sahip Boğaziçi ve dünya kültür başkenti olan İstanbul geçmişini özlemle aramaktadır. Bu özlemin balıkçılıktan sorumlu resmi otorite tarafından giderilmesi çok geç kalınmış ulusal bir görevdir.
    Nezih BİLECİK / Deniz ve Balıkçılık Bilimcisi
    Not: Bu makale Vira Dergisi Mayıs 2011, sayı 55, sayfa 70-72’de yayınlanmıştır.
    Konu aFaLa tarafından (19.10.11 Saat 15:59 ) değiştirilmiştir.





    Büyük balık küçük balıktan uzun yaşar
    Metabolizması yüksek balık düşük olandan uzun yaşar
    Soğuk sudaki balık sıcak sudakinden uzun yaşar


Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. Avrupa Birliği Balıkçılık Politikası Ve Türkiye'nin Uyumu
    By TİRYAKİ52 in forum Güncel Deniz Haberleri
    Cevap: 0
    Son Mesaj: 02.08.11, 15:44
  2. Cevap: 8
    Son Mesaj: 31.05.11, 11:58
  3. Türkiye’de Balıkçılık İstatistiklerinin İyileştirilmesi ve Avrupa Birliği Uyum Süreci
    By Burhan Reis in forum Balıkçılık Hakkında Genel Bilgiler
    Cevap: 0
    Son Mesaj: 21.02.11, 02:48
  4. Eksik tellefon ve emailleri tamamlar mısınız?
    By kenane in forum Balıkçı Barınaklarımız & Balıkçı Koop'lar
    Cevap: 0
    Son Mesaj: 19.09.10, 01:29
  5. Denizcilik bakanlığı için kampanya başlatalım...
    By sondakika1 in forum Balıkçı Kahvesi
    Cevap: 47
    Son Mesaj: 14.04.10, 06:01

Bookmarks

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
BALIKCI FORUM