Kültür balıkçılığı sektörü, son dönemde zor günler yaşıyor. Seda Gök, sektör temsilcileri ile konuyu masaya yatırdı.

Toplam bir milyar dolar büyüklüğe sahip olan kültür balıkçılığı sektörü, son dönemde zor günler yaşıyor. Bürokratik engeller, yerleri kaldırıldı-kaldırılmadı tartışmalarının gölgesinde ihracatı artırma mücadelesi veren sektör, "Her şeye rağmen" diyerek yol alıyor. Sektör temsilcileri, “Su Ürünleri Kanunu”nun çıkarılmasını ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğü'nün kurulmasını istiyor. Diğer taraftan, balık çiftliklerinin denizin kirlenmesine yol açtığı görüşü son günlerde daha fazla taraftar bulur oldu. Bu arada madalyonun diğer yüzünde yer alanların söyledikleri de nedense göz ardı edildi. Seda Gök, sektörde son dönemde yaşanan sıkıntıları araştırdı ve sektör temsilcileri ile konuyu masaya yatırdı.

Su ürünleri sektörü, kültür balıkçılığının doğru gelişebilmesi için Su Ürünleri Kanunu'nun çıkarılmasını istiyor. Sektörün yasal bir zemine oturtulması gerektiği, 30 ayrı kanuna bağlı olarak çalışılması eleştirilirken, Su Ürünleri Genel Müdürlüğü'nün kurulması da öneriliyor. Ege Canlı Hayvan Su Ürünleri ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı ve aynı zamanda Kılıç Deniz Ürünleri Genel Müdür Yardımcısı Sinan Kızıltan, Akuvatur Yönetim Kurulu Başkanı Haluk Tuncer ve Akva Türk Su ürünleri İç ve Dış Ticaret A.Ş. Genel Müdürü Akın Özder ile balıkçılık sektörünün yaşadığı sorunları konuştuk ve geleceğe ışık tutmaya çalıştık.

Bu yılın ilk altı aylık döneminin genel bir değerlendirmesini yapar mısınız?
Özder: Bu yılın ilk altı aylık döneminde ihracat artışı dikkat çekiyor. Türkiye genelindeki yüzde 17,4'lük genel ihracat artışına karşılık, tarım sektöründe yüzde dörtlük bir gerileme olmasına rağmen, tarım sektörleri içinde yer alan su ürünleri sektörü ihracatı yüzde 35'lik bir artış yaşadı. Bu ihracatın büyük bir kısmını, Avrupa'daki en büyük su ürünleri üreticisi durumunda olan Yunanistan'a yaptık.

Bunun temelinde yatan faktör nedir?
Özder: Birincisi; Yunanistan kendine rakip olarak gelişen Türkiye'den ciddi miktarlarda mal alıp, Türk ürününü kendi kontrolünde Avrupa pazarında satmak istiyor. İkincisi, Avrupa'da çok yaygın bir pazarlama ağına sahip Yunan üreticisi ile karşı karşıyayız. Türkiye'deki üreticilerin pazarlama ağı ise, yetersiz. Pazarlama, Yunanlıların tekeline geçmiş durumda. Aynı zamanda Yunanlılar, Türkiye'de üretim yapmanın fırsatlarını arıyorlar. Bu yatırım isteği, Yunan bankalarının Türkiye'ye gelmesinden sonra hız kazandı. Yunanistan Türkiye’yi kültür balıkçılığında bir üs olarak kullanmak istiyor.

Kızıltan: Yunanistan bizden önce girdiği için, pazara hakim. Şu anda, Avrupa'nın en büyük tedarikçisi konumunda. Yunanlılarla birlikte çok sıkı temas içindeyiz. Bu işbirliğinin artmasıyla AB üyesi ülkelere de Türk balığını pazarlayabileceğiz.

Özellikle hangi bölgelerde yatırım yapmayı düşünüyorlar?
Özder: Kuzey Ege Bölgesi'nde. Mandalya Körfezi bu konuda en iyi bölge olma özelliği taşıyor. Zaten Türkiye'deki üretimin yüzde 65'lik bölümü de burada gerçekleşiyor. Borsada aynı zamanda işlem gören büyük ölçekli firmaların Türkiye'ye yönelik girişlerini izliyoruz. Örneğin, Fiyord Marine, Aegan Dış Ticareti'nin yüzde 46'sını aldı. Türkiye'de yeni proje almak, sıfırdan yatırım yapmak, mevcut yasal düzenlemeler nedeniyle oldukça zor. Bu nedenle yabancı yatırımcılar, Türkiye'deki mevcut yatırımları satın almaya başladılar. Şu an için büyük bir tehlike arz etmiyorlar. Zaten, sıfır projelere giremezler.

Yerli üretici neden bu pazardan çekilmeyi tercih ediyor?
Özder: Yerli üretici korkunç bir kıskaç altında. Bizim yatırımlarımız kısa sürede kendisini amorti etmez. Balık iki yılda yetişiyor. İki yıldan sonra ekonomik değer ifade ediyor. Sektörün hiçbir desteği ve teşviki yok. Bir taraftan da sürekli olarak "Kalkın gidin" baskısı var. Üreticiye gına gelmiş durumda. Gerek Türkiye'de, gerekse Yunanistan'da üreticiler büyüdükçe, küçük üreticilerin yaşama şansları da azalıyor.

Yerli üretici havlu mu atıyor?
Özder: Hayır, ok yaydan çıktı. Hukuksal mücadelemiz sürecek. İnadına üretim yapmak zorundayız. Bu ülkemizin ekonomik menfaatleri açısından gerekiyor. En önemlisi gıda maddesi üretiyoruz. Dünya nüfusu arttıkça, üretimimiz çok daha ön plana çıkacak.

Türkiye nasıl bir büyüme gösterecek?
Kızıltan: Türkiye, Norveç'i örnek aldı. Norveç, somon üretimine yıllar önce başlamış. Firmaların bağlı olduğu Norveç Ticaret Konseyi var. Bu konsey; balığın hangi pazarlarda, nasıl pazarlanacağına kadar stratejik pazarlama yapıyor. Dünya somon pazarının yüzde 99'una hakimler. Her ülkede bir firma ile çalışıyorlar. Böylece rekabeti önlüyor, fiyatların belli seviyede kalmasını sağlıyorlar. Norveç'te, ihracata giden her balığın bedelinin yüzde 1'ini ticaret konseyi alıyor. Böylece bir fon oluşturuyor. Norveç yılda 3,5 milyar Euro'luk bir somon ihracatı yapıyor. Bu paranın 35 milyon Euro’luk bölümünü de, dünya genelinde somonun tanıtımı için kullanıyor. Biz Balık Tanıtım Grubu kurduk. Bu modeli, Balık Tanıtım Grubu için uygulamayı düşünüyoruz. Ülkemizdeki balık tüketimi, dünya ortalamasının dörtte biri. Türkiye'de kişi başına balık tüketimi 4,5 kilogram. Amaç, bu rakamı ilk aşamada 15 kilograma çekebilmek.

Bu fon oluşturma süreci ne zaman başlayacak?
Özder: Aslında Balık Tanıtım Grubu, 2000 yılında Tarım Bakanı Hüsnü Yusuf Gökalp'in onayı ile kuruldu. 2000-2001 yılları arasında etkin bir çalışma yapıldı. Tüketimde de patlama oldu. Ancak her şey fona dayanıyor. Norveç'teki konsey para topluyor. Balık Tanıtım Grubu belli bir dönem aktif olamadı. Sektör anladı ki, balık tanıtılmadan tüketimi arttırmanıza imkan yok.

Kızıltan: Yemek programlarına sponsor olmak istiyoruz. Çünkü kadınlarımıza balık kültürünü aktarmamız gerekiyor. Balığın sadece kızartması ve ızgarası olmuyor.

Sektör hukuksal olarak kıskaç altında. Bundan sonrası için nasıl bir yol haritası çizildi?
Özder: Sektör için iki önemli konu var. Birincisi, Türkiye'deki yasal düzenlemelerin sektörlere uygun olarak yapılması gerekiyor. Kıyı paylaşımı önemli. Master plan oluşturulmalı ve üretim standartlarımız belirlenmeli. İspanya ve Yunanistan gibi Avrupa'nın en büyük turizm ve su ürünleri üreticisi ülkeler var. Hepsi kıyılarını kullanıyor. Balık çiftlikleri off shore tesislerdir. Artık, off off shore tesisler haline gelmeye başladı. Devlet, bizi düzensiz çalışmaya itiyor.

Kızıltan: Bunun bir adım ilerisinde, uluslararası tesisler devreye girecek. Uluslararası karasularda tesis yaparız. Bugün Türkiye'de kaçak balık çiftliği yok. Çıkan haberler son derece yanlış. Hiçbiri kaçak değil. Bunu net olarak söyleyebiliriz.

Bundan sonra bu kıskaçtan kurtulmak için ne yapacaksınız?
Özder: Üretici örgütleri, üzerine düşeni yapıyor. Ancak acilen, “Su Ürünleri Yasası” çıkmak zorunda. 30 ayrı kanun ile yönetilen bir sektör olmak istemiyoruz. İlgili kademelerle temas halindeyiz.

Kızıltan: Bizim AB'ye taahhüdümüz vardı. 1999 yılında Su Ürünleri Genel Müdürlüğü'nü kuracağız dedik, ama bunu kuramadık. İki kere ihtar aldık. Bu reorganizasyonun en kısa zamanda yapılması gerekiyor.

Bu şartlarda balık çiftlikleri kaldırılacak mı?
Kızıltan: Hayır, ne kapatılabilir, ne de kaldırılabilir. Dünyada bu iş yapılıyorsa, Türkiye'de de yapılacak. Kuralların dışında olanlar, tabii ki sektör dışı bırakılsın. Bu sektör sadece Ege Bölgesi'nde 10 bin kişiye iş imkanı sağlıyor. Sektörün toplam büyüklüğü ise, bir milyar dolara ulaştı.

Yerli üreticilerin de yurtdışında yatırım yapma eğiliminde olduğunu görüyoruz…
Kızıltan: Global bir pazardan bahsediyoruz. Türkiye, bütün dünyaya açılmalı. Kuzey Afrika, Ortadoğu, Rusya, Türk cumhuriyetleri pazarında önemli bir potansiyel var. Bürokratik engeller nedeniyle bazı ülkelere direk ihracat yapamıyoruz. O nedenle, farklı ülkelerde yatırım eğilimine gidiliyor. Türkiye'nin AB'ye hayvansal gıda olarak ihracat edebildiği tek ürün, balık. İtalya, Cezayir gibi ülkelerde yatırım yapan yatırımcılarımız dikkat çekiyor.

Akuvatur Yönetim Kurulu Başkanı Haluk Tuncer’in sektör ile ilgili değerlendirmesi ise şöyle:
Denizi kirletenler sadece balık çiftlikleri deyip, diğer sektörleri göz ardı ettiğinizde Anayasaya aykırı iş yaparsınız. Türkiye'nin en büyük talihsizliği, referans noktalarının olmaması. Kim doğruyu söylüyor? Bunu danışabileceğimiz nokta yok. Bize bu kadar saldırdılar, sonunda da "Son sözün nedir?" denildi. Bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. 500 milyon Euro'luk bir sektörden bahsediyoruz. Sektör, büyük gruplara karşı nasıl mücadele verebilir? Yine de Danıştay, yürütmeyi durdurma kararı aldı. Çevre Bakanlığı, kapatma gönderdiği tesislerden, bugün yarın kapatma kararlarını geri çekecek. Büyük ihtimalle de yasa iptal edilecek. Balık çiftliklerinin yarattığı kirliliğin, deniz kirliliğinin nedenleri arasında belki 10 binde bir etkisi vardır. Asıl kirlilik karadan geliyor. Yine de, Akua kültürün yarattığı bazı sorunlar var. Dünya bunu tartışıyor. Gözden uzak bölgelere gidebiliriz. Sonuçta, gelişen bir sektörüz. Doğrunun önünde durmak ise, gerçekten çok zor. Laf edenler eminim ki, çipura-levrek pişiriyorlardır