2 sonuçtan 1 ile 2 arası

Konu: Başbakanlık makamına balıkçılıkla ilgili açık mektup

Hybrid View

önceki Mesaj önceki Mesaj   sonraki Mesaj sonraki Mesaj
  1. #1
    ___BALIKCI FORUM___ aFaLa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2008
    Yaş
    56
    Mesajlar
    12.967
    Tecrübe Puanı
    2445

    Icon2 Başbakanlık makamına balıkçılıkla ilgili açık mektup

    BAŞBAKANLIK MAKAMINA BALIKÇILIKLA İLGİLİ AÇIK MEKTUP
    Nezih BİLECİK
    Deniz ve Balıkçılık Bilimcisi

    Balıkçılarımızın, denize gönül verenlerin gözü aydın. Bekleniyordu ama, hiç umulmadık bir zaman diliminde gökten zembille iner gibi Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğü kuruldu. Hayırlı olsun!
    Balıkçılar, denizciler, akademisyenler ve hatta siyasiler balıkçıya doğrudan muhatap olacak bağımsız bir yapılanmanın gerekliliğini yıllarca vurguladılar; üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkede böyle bir yapılanmanın kaçınılmaz olduğunu her daim dile getirdiler. Derken bir bakıldı ki teşkilat kuruluvermiş! Kurulan teşkilat ülkemiz balıkçılığı için yeniden Hayırlı olsun!
    Göründüğü gibi değil.
    Türkiye, balıkçılığın yönetiminde yani sevk ve idaresinde geçirmiş olduğu 40 yıllık olumsuz deneyimden kendisine ders çıkartamayarak maalesef bir çuval inciri berbat etmiştir. Neden berbat etmiştir diye sorulduğunda, buna verilecek en kestirme cevap şudur. Balıkçılıkla ilgili yapılanma yanlış adreste de ondan. Balıkçılıkla ilgili yapılanmanın tarım ile ilgili bünye içerisinde yer alması konunun yörüngesine oturmamasının nedenini oluşturmuştur. Çünkü, Tarım Bakanlığında doğal olarak egemen olan asli meslek grubu ziraat mühendisleridir. İkincil olarak ağırlık veteriner hekimlerdedir. Bakanlık yönetiminde hakim olan felsefe, haliyle ziraat ve veteriner ekolünün eğitimleri ile örtüşmektedir. Ne var ki balıkçılık konusu ile ilgili yükümlülük 1972 yılından beri, yani Su Ürünleri Kanununun kabulünden itibaren Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının yetkisinde olmuştur. Hal öyle olunca balıkçılıkla ilgili karar vericiler de balıkçılık eğitimi ile uzaktan yakından alakası olmayan özellikle tarımsal eğitimle donanmış kişilerdir. Bu gelişmiş ülkelerde görülmesi olası olmayan bir durumdur.
    Geçmişte balıkçılıkla ilgili en ciddi atılım 1950’li yıllarda EBK’nun kurulması ve onun bünyesinde de Balıkçılık Araştırma Merkezi’ne yer verilmesi ile olmuştur. Söz konusu ortamda mesleki sorumluluk balıkçılık biyolojisi ve kimya ekolünden kişiler olmasına karşın karar verici mekanizma daima idari kadrolar ile veteriner hekimlerden oluşmuştur. Kurumda isim hakkı olsa bile balıkçılık konusunda görev alan bireylerin hiçbir zaman balıkçılık konusunda karar verici durumda olmadığı süreç 1954-1976 yıllarında yaşanmıştır. Su ürünleri Kanunu aslında hem Ticaret, hem de Tarım Bakanlığını yetkili kılmıştır. Hal böyle olmakla beraber Ticaret Bakanlığı bünyesindeki EBK hiçbir şekilde balıkçılığa sahip çıkmamış ve onu daima sırtında kambur olarak görmüştür. Daha sonraki aşamada ise bu sorumluluğu sırtından atıvermiştir. Bunun sonucunda Su Ürünleri Kanununun asli muhatabı da Tarım Bakanlığı olmuştur. Logosu deniz içinde bir boynuzlu büyük baş hayvan görüntüsü olan EBK, temelde sadece et kurumu olarak işlevselliğini sürdürmüştür. Onda da ne kadar başarılı olduklarını ülke olarak günümüzde de gözlemliyoruz!
    Geçmişte yapılan yanlışlık.
    Su Ürünleri Kanunu çıkmadan önceki aşamada balıkçılık konusu, aslında sırf ziraat mühendislerine istihdam alanı yaratma kaygısıyla TBMM’de yapılan uzun kulisler sonucu Tarım Bakanlığı bünyesine kaydırılmıştır. Su Ürünleri Genel Müdürlüğü kurulduğunda da Türkiye balıkçılığının sevk ve idaresi Batılı ülkelerin tam tersine, balıkçılık konusunda hiçbir alt yapısı ve herhangi bir eğitimleri olmayan ziraat mühendislerinin güdümünde sürdürülmüştür. Kısacası akıl almayacak bir durumdur bu. Oysa Türkiye’de o yıllarda balıkçılık konusuna egemen insan kaynakları mevcuttu. Ama Tarım Bakanlığı demek ziraat mühendislerinin koşulsuz borazanlarının öttüğü yer demektir. Bu teşkilatın temel yapısını oluşturan ziraat mühendisleri ve veteriner hekimler arasında bile daima bir rekabet, sürtüşme ve uyumsuzluk söz konusudur. Her iki mesleğin hayvancılığın gelişmesinde en üst düzeyde bilgilerle donanmış bir yapılanmaları olduğu kuşkusuzdur. Ama bu eğitimin apayrı bir uygulama alanı olan balıkçılık ve deniz bilimleri ile uzaktan ve yakından ne ilgisi var ki. Balıkçılık konusunda egemen olan görüntü EBK’da idari kadrolar ve veteriner hegemonyası; Tarım Bakanlığında balıkçılıkla ilgili karar vericilik de ziraat eğitimi kökenli kişilerde olmuştur. Allah aşkına bırakın da balıkçılık hakkındaki kararları balıkçılık ile ilgili temel eğitimi görenler alsın. Bu yüzyılda aklımızı peynir ekmekle mi yedik.
    Olması gereken model.
    Türkiye her ne kadar kendine Batıyı örnek almış ise de bu yönetimlere pek yansımamaktadır. Ülke sahip olduğu insan kaynaklarını paspas etmektedir. Mesleki tutuculuğun ülkemizdeki pek çok kuruluşta egemen olduğunu söylemek olasıdır. Bu kurumlardan biri de Tarım Bakanlığıdır. Balıkçılığın sevk ve idaresinde ne yazık ki balıkçılık bilimi ile donanmış bireyler söz sahibi değildirler. Asli sıkıntı buradan kaynaklanmaktadır. Oysa dünyanın bazı ülkelerinde Tarım ve Balıkçılık Bakanlığı; Tarım, Gıda ve Balıkçılık Bakanlığı veya Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı gibi kuruluşları vardır. Dolayısıyla o ülkelerde konuların gereği tüm meslek grupları olmasına karşın işlerde aksama ve verimsizlik söz konusu değildir. Çünkü, söz konusu ülkelerde, yapılacak olan görevlerin bir tanımlaması ve bu tanımlamaya uygun yönetim ve personel yapılanması; en önemlisi bu yapılanmada görev alacak bireylerin de bir tarifi bulunmaktadır; yani şablonu bellidir. Bu şablonu bozabilecek herhangi bir yaklaşım söz konusu olamayacağı için gelişmiş ülkelerde; “gıda”, “tarım”, “ormancılık” ve “balıkçılık” konularını insan kaynakları açısından yönetmede, yönlendirmede ve değerlendirmede doğal olarak her husus normal rotasında seyreder.
    Oysa ülkemizdeki uygulama ise belirtilen hususlarla hiç örtüşmemektedir. Türkiye’deki görüntüde fanatik bir mesleki tutuculuk ve buna ilave olarak da o an iktidardaki siyasi partinin egemen görüntüsü söz konusudur. Neresinden bakarsanız bakın çağdaşlığı çağrıştırmayan oluşumlar.
    Yeniden yapılanma ve getirdikleri.
    Balıkçılık ile ilgili yapılanma çalışmaları 23. Dönemde TBMM çatısı altında Tarım Komisyonunun çalışmaları içerisinde yer alıyordu. Fakat herhangi bir şekilde Mecliste Genel Kurul’a konu intikal etmedi. Bununla ilgili girişim 24. Döneme kaldı derken, Genel Seçimden önceki hafta 03.06.2011 tarihinde 60. Hükümetimizin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından bakanlıklar bünyesinde yapılan değişiklikler açıklandı. Bu açıklamaya göre bazı bakanlıklar kaldırılıyor, bazılarının bünyesinde değişiklikler yapılıyor, ayrıca yeni bakanlıklar da ihdas ediliyordu. Yeni isimlendirmesiyle Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında 639 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile kestirme tarafından kuruluyor. Yeni yapılanma içerisinde icraatçı 7 yeni genel müdürlük yer almakta ve bunlardan biri de Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğü olmakta.
    Ne kadar güzel değil mi? Yıllardır balıkçıların, sektör temsilcilerinin ve aydın kesimin dört gözle bekledikleri balıkçılıkla ilgili yapılanma gerçekleştiriliyor. Şükürler olsun bu günlere de ulaştık. Nitekim çok sayıda balıkçılıkla ilgili web sayfalarında bununla ilgili duyurular yer alıyor ve balıkçıların büyük bölümü kısa ifadeyle “Hayırlı Olsun” temennilerini dile getiriyorlar. Yeni oluşum ile ilgili olarak bundan daha doğal, bundan daha içten ne söylenebilir ki!
    Derken Kararname yayınlanır. O da ne; insanın küçük dilini yutmaması mümkün değil. Balıkçılıkta hiç tuzu olmayanlarca kararnamenin hazırlandığı anında belli oluyor. Kararnamede Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğünün yaşama geçirilme şekli buram buram ziraat ekolünden gelenlerin anlayış felsefesi kokuyor. Yine bir çuval incir berbat edildi. Üstelik bu oluşum 61. Hükümetin yani “Ustalık Dönemi Hükümeti”nin kucağında kendini buluverdi. Acaba oluşan gelişimlerden Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan haberdar mıdır? Kurmayları ne ölçüde balıkçılık temel bilgilerine sahiptiler veya kendisinin yalancı pehlivan olmayan ve balıkçılığa egemen bir danışmanı acaba var mı? Olmadığı ve genel müdürlüğün yer aldığı bakanlık kesiminden de sağlıklı bilgilerin kendisine yansıtılamadığı bir gerçek olarak ortaya çıkmakta.
    Ne var ki bünyesine dahil olmak için kapısında durduğumuz AB tarımı ve balıkçılığı ayrı sektörler olarak tanımlamaktadır. Bu çerçevede sadece balıkçılık için “Ortak Balıkçılık Politikası” bulunmaktadır. Buna karşın Türkiye’de balıkçılık tarım şemsiyesi altına sıkıştırılarak ekonomik gücü hasır altı edilmiş ve onun tarım sektörü bireylerinden mukayese kabul etmez düzeyde ulusal ekonomiye katkısı kamufle edilmiştir.
    Balıkçılık temel bilgilerinden yoksun kişilerce hazırlanan yeni yapılanma ancak bu kadar olur. Üstelik neredeyse yarım yüzyıla yakın acı tecrübelere rağmen. Konuyu açalım bakalım; içinde neler var neler yok. Kurulan genel müdürlük asli olarak sucul ortamlardaki yetiştiricilik ve avcılık, balıkçı barınakları, kontrol denetimlerini yapmak veya yaptırmak, üretim verimliliğini artırmak, istihsal ve üretim yapılacak alanları belirlemek, bilgi sistemlerini oluşturmak gibi harmanlanabilecek konularda yükümlülük almakta. Böylelikle bünyesinde olması gereken çoğu temel yükümlülükleri göz ardı edilerek devekuşu konumuna geçilmiştir.
    Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğünün kurulmasındaki temel amaç balıkçılık sektörüne hizmet verecek tüm oluşumları tek çatı altında toplamak; çağdaş düzeyde akılcı, verimli bir hizmet ortamı oluşturmaktı. Ama olmadı, yapamadılar ve yazık oldu. Peki neler yaptılar, arazi parselasyonu yaparcasına balıkçılık konusunda neler olmuş, bir de ona bakalım.
    Balıkçılık ürünlerinin işlenmesi ve pazarlanmasına yönelik kontrol ve takip işleri; balık hastalıkları ile mücadele ve balık sağlığı hizmetlerinin yürütülmesi; balık sağlığında kullanılan tedavi edici ve koruyucu maddeler ile bunların etken ve yardımcı maddelerin imal, satış, taşıma ve muhafaza koşullarının tespiti gibi konular Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğü bünyesinde bulunmamaktadır. Peki bu yükümlülükleri kim yerine getirecek. Evet onu da Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğü yapacak. Oysa amaç, tüm balıkçılık hizmetlerinin aynı çatı altında buluşmaları değil miydi?
    Türkiye balıkçılığında son 20 yılda ön plana geçen uygulamalardan biri de balık yetiştiriciliğidir. Artık, özel sektör yumurta aşamasından itibaren yavru balık üretimini kuluçkahaneleri aracılığı ile gerçekleştirmektedir. Kuluçkahanelere anlam kazandıran en önemli bölümü üretimin esasını teşkil eden oluşum anaç balık stokudur. Şayet yatırımcı damızlık balık ithalatı ve ihracatını yapmak istediğinde muhatabının Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğü olması gerekmez mi? Hayır gerekmiyor muş? Onu da Hayvancılık Genel Müdürlüğü yapacakmış!
    Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğü’nün en önemli işlevselliklerinden biri de balıkçılık sektörünün insan gücünü kucaklamak ve onlarla bütünleşmektir. Bunun için balıkçıların bilgi düzeyini yükseltmek; balıkçılıkla ilgili kooperatif, birlik örgütlenmesine izin vermek; kooperatif, birlik, oda, üretici örgütleri ve bunların iştiraklerini denetlemek, desteklemek; bunların eylem ve işlemlerinin hukuka uygun olarak sonuçlandırılması için gerekli önlemleri alması gerekmez miydi? Hayır efendim ne gerek var. O görevi de Tarım Reformu Genel Müdürlüğüne verirsin olur biter.
    İcraatçı kuruluşların en önemli yükümlülüğü bünyesinde sorumlu olduğu sektörün kalkınmasına olanak yaratan araştırma programlarıdır. Haliyle Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğüne işlevsellik ve fonksiyonellik kazandıracak, daha açık tanımlamayla hükmü şahsiyet kazandıracak, ayrıca elini sektör karşısında güçlü kılacak jokeri ise uygulamalı balıkçılık araştırmalarıdır. Yani denizlerimizde ve iç sularımızda balıkçılıkla ilgili her türlü araştırmaları yapmak; benzer şekilde balıkçılığın ilgi alanına giren yerli gen kaynaklarını korumak, geliştirmek, gen kaynaklarına erişim ve bunların yararının paylaşımını sağlamak; yetkilendirme, izleme ve denetleme çalışmaları yapmak. Diğer taraftan balıkçılığın ilgi alanına giren canlı kaynaklarında kullanılan aşı, serum, biyolojik ve kimyasal maddeler konusunda çalışmalarda bulunmak; balık yetiştiriciliği ile ilgili olarak gıda, yem ve mekanizasyon konusunda da araştırmalar yapmak; hatta balıkçılık yatırımları ile ilgili olarak çeşit ve ırk geliştirmek, tescil ettirmek ve bunların nüve materyallerini üretmek de Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğü şemsiyesi altında sanıyorsunuz değil mi? Daha çok beklersiniz. Türkler yüzyıllardır toprağa ve hayvancılığa bağlı kalmışlardır. O nedenle tarımı biliriz ve de tarım ülkesi olarak tanımlanırız. Ama biz Türkler balıkçılığın tarifini hiç bilmeyiz. Koskoca Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı da bilmemektedir. İspatı çok açık. Balıkçılık araştırmaları ile ilgili tüm hususlar sektörün adını taşıyan yapılanmada yer almamakta. Peki ne yapılmış. Merak etmeyin canım ona da “Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü bünyesinde yer verilmiş. Ne alaka; olsa olsa kel alaka.
    Yapılanma nasıl olmalıydı.
    Aslında, önce “yapılanma nasıl olmalıydı” sorusuna cevap aramakta fayda var. Yeni kamusal yapılanma benzetmek gerekirse tam teşekküllü bir kurum diğer bir tabirle tam teşekküllü bir hastane konumunda ve özelliğinde olmalıydı. Sektör temsilcisi, merkezi örgütün kapısından içeri girdiğinde sorununun, girişiminin veya talebinin o sistem içerisinde makul bir sürede olumlu veya olumsuz sonuçlandırmış olarak yine aynı kapıdan çıkabilmeliydi. Diğer bir ifade ile topun kurumlar arasında mekik dokumasına mahal bırakılmamalıydı. Oysa bunun tam tersi gerçekleştirildi. Akıl tutulması dedikleri bu olsa gerek.
    Sonra kurulacak teşkilatın adının evrensel kurallara uygun olarak konulması gerekirken bu da yapılmadı ve böylelikle Türkiye uluslararası platformda şu anda çok komik duruma düşürüldü. Bu konudaki çok daha önce yazar tarafından yapılan bilgilendirmeler özellikle mesleki bağnazlık nedeniyle niçin dikkate alınmadı. Şimdi bunun hesabını kim verecek. Yazılanları anımsamakta yarar var.
    Uluslararası terminoloji ile zıtlaşmayı noktalamak gerekli.
    “Kurulan yeni genel müdürlüğün adı nedir? Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğü. Peki burada bir yanlışlık veya bir ikilemi görebiliyor musunuz? Evvela şu hususu yeniden belirtmek gerekir. Ülkemizde ima edilmek istenen manada su ürünleri sözcüklerinin bir anlamı yoktur. Çünkü temel olarak “su ürünü” cansız bir yapıyı veya oluşumu çağrıştırır. Oysa suyun ürünü olmak ile suyun içerisinde yaşamak ayrı şeylerdir. Özet olarak balıklar suyun ürünü değil, suyun içinde yaşayan canlılardır. Bu nedenle sucul ortamda yaşayan canlı organizmaların tümü dünyada balıkçılık ürünü olarak isimlendirilmiştir. Balıkçılık tanımlaması içerik olarak sadece balık türleri ile sınırlı olmayıp, balık dahil sucul ortamda yaşayan tüm canlıları içerisine alır. Bu bağlamda uluslararası terminolojide kullanılan tek sözcük “fisheries” yani Türkçe karşılığı olarak “balıkçılık” tır. Balıkçılık karşılığı olarak “fisheries” yazılmakta, yapay olarak üretilen “su ürünleri” sözcükleri için “water products” sözcüklerini uluslararası terminolojide yeri olmadığı için kullanılamamakta ve bu şekildeki Türkçe yazımın İngilizce karşılığında anlam verilemeyeceğinden zorunlu olarak asli sözcük olan “fisheries” yazılmakta. Çoğu kişi Türkçe yazılmış haliyle “Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğü” tanımlamasındaki komediyi gözlemleyememekte. Bunu İngilizce olarak yazdığımızda “Fisheries and Fisheries General Directorate” yani tercüme edilmiş haliyle “Balıkçılık ve Balıkçılık Genel Müdürlüğü” yazıldığında konunun gülünç yanı görülebilmektedir.”
    İşin Türkçesi ve doğrusu “Balıkçılık Genel Müdürlüğü”; İngilizce olarak da “Directorate General for Fisheries of Turkey” idi. Şayet konu TBMM çatısı altında enine boyuna görüşülme durumunda olunsaydı, detay görüşmeleri aşamasında yanlışlığın düzeltilmesi mümkündü. Ama Kanun Hükmünde Kararname ile “Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğü” kurulunca bu yanlışlığın giderilmesi de gerçekleşemedi.
    Bu yeni yapılanma ülkemizin bir balıkçılık politikasının olmadığının en belirgin örneği olmuştur. Eğer bir ülkede sektörde hizmet; temel bilgilerle donanmış meslekler ve onları temsilcileri tarafından değil de; tali bilgilerle donatılmış meslek sahibi kişilerce yürütülüyorsa sonucun hüsran olması ve her türlü gizli kayıpların olması kaçınılmazdır.
    Balıkçılığın asli sahibi hangi meslektir.
    “Ziraat mühendisleri ve veteriner hekimler balıkçılıkla ilgili asli bilgi donanımına sahip olmadıkları için bu konuyu sürdürülebilir konuma getiremediler” düşüncesini dondurup, bir kenara koyalım. O zaman, bu yükümlülük hangi eğitimi görenlerin omuzlarında olmalıydı sorusunun da cevaplandırılması gerekmektedir.
    Canlılarla uğraşan bilim dalı biyolojidir. Biyolojinin insan yararına uygulanmasıyla “uygulamalı biyoloji” alanları oluşturulmuştur. Tıp, diş hekimliği, veteriner hekimlik, tarım, ormancılık hepsi başlı başına uygulamalı biyoloji, diğer bir tanımlamayla da birbirlerinden bağımsız ekonomik biyoloji alanlarıdır. Aynı şekilde salt balıkçılığın ilgi alanına giren ve bağımsız uygulamalı biyoloji alanlarından biri de “balıkçılık biyolojisi”dir. Haliyle hidrobiyologlar ve balıkçılık biyologları etik açısından bu sahanın bilimsel asli sahipleridirler. Fakat Türkiye üniversiteleri bu konuda da çarpık bir evrimden geçmiştir. Hidrobiyoloji ve balıkçılık eğitimlerinin niteliğinin yoğunlaştırılması gerekirken, 1982 yılında ziraat ekolü kökenlilerce su ürünleri fakülteleri kurdurulmuş ve buradan mezun olanlara da su ürünleri mühendisi unvanı verilmiştir. Aslında su ürünleri fakültelerinde görülen eğitimin temeli balıkçılık biyolojisi orijinlidir. Bu marazi gelişme Fen Fakültelerindeki hidrobiyoloji ve balıkçılık ile ilgili eğitimin cazibesini de köreltmiştir. Türkiye üniversitelerinde balıkçılık ve hidrobiyoloji alanında en güçlü yapı, yakın sayılabilecek zamana kadar Ege Üniversitesi Fen Fakültesi bünyesinde idi. Fakat oluşan gelişmeler sonucu tüm Hidrobiyoloji Ana Bilim Dalı öğretim üyeleri Ege Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi bünyesine geçiş yapmışlardır. Haliyle fen fakültelerinde balıkçılık eğitimi eski cazibesini yitirmiş durumdadır. Bu kural dışı gelişim haliyle su ürünleri mühendisliğini balıkçılıkta ön plana çıkarmıştır. Bunun yanı sıra yurt dışında eğitim görmüş balıkçılık biyologları ve oseanograflar/deniz bilimcileri daima öncelikli konumdadırlar. Türkiye koşullarında balıkçılık yönetiminde su ürünleri/balıkçılık mühendislerinin artık yönetimlerde etkin görev alma zamanı gelmiş ve geçmektedir. Ama uygulamalarda karar verici mekanizma yine balıkçılık konusunda eğitim görmeyen veya ara seviyelerde şayet varsa tali bilgilerle donanmış ziraat ve veteriner hekimlerin olduğudur. Bu uygulama ve zihniyet Türkiye’nin balıkçılıkta atılım yapmasının önünü kesen en belirgin özelliktir.
    Son çare: Başbakanlık.
    Balıkçılık yapılanmasında oluşan tablo 61. Hükümetin ustalık dönemi tabiriyle örtüşmemektedir. Bu yeni yapılanma tarım ve hayvancılık açısından doğru olabilir; ama balıkçılık açısından ise tam bir skandaldır. Türkiye’nin kendine özgü yönetim alışkanlığından balıkçılığımızı arındırmak için yapılması gereken en mantıklı adım Balıkçılık Teşkilatının DPT, TUİK ve TSE örneğinde olduğu gibi Başbakanlık bünyesinde özerk bir yapılanmasının temini ile olasıdır. Kadro özellikleri ve görev tanımlamalarına uygun yeni bir yapılanmanın Başbakanlık çatısı altında hayat bulması bu mekanizmanın her türlü baskılardan da arınmasının nedenini oluşturabilecektir. Ustalık dönemini yaşamakta olan Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’dan konuya el atmasını, sucul kaynaklarımıza, balıkçılığımıza, ülkemiz insanlarına esenlikli bir dünya yaratabilmek için, “herkes yerine” demesini umuyor ve neşteri vurmasını bekliyoruz.
    nezihbilecik@gmail.com
    nezih1941@yahoo.com
    Not: Bu makale “Vira” Dergisinin Ağustos ve Eylül 2011 sayılarında <Balıkçılıkla İlgili “Açık Mektup”> adı altında yayımlanmıştır.





    Büyük balık küçük balıktan uzun yaşar
    Metabolizması yüksek balık düşük olandan uzun yaşar
    Soğuk sudaki balık sıcak sudakinden uzun yaşar


  2. #2
    Vıp üye İhtiyar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2009
    Mesajlar
    4.641
    Tecrübe Puanı
    958

    Standart

    Hocamız detaylı olarak incelemiş konuyu, bize biraz geç gelmiş ama umarım muhatabına zamanında ulaşmıştır.

    Balıkçı yine yedi kocalı Hürmüz ve yine sahipsiz.
    Herkes, ne yaparsa kendisine yapar.

    M.Mahir Ersin
    İstanbul 1945

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. Cevap: 0
    Son Mesaj: 02.03.11, 22:52
  2. Gemiadamları yönetmeliği
    By Burhan Reis in forum Gerekli Belgeler
    Cevap: 3
    Son Mesaj: 25.02.11, 04:05
  3. Su ürünleri genel müdürlüğü....
    By aFaLa in forum Kutlama, İstek, Öneri, Eleştirileriniz
    Cevap: 39
    Son Mesaj: 19.09.10, 21:32
  4. Devletlerarası Hukukta Balıkçılık
    By Burhan Reis in forum KANUNLAR
    Cevap: 0
    Son Mesaj: 01.07.10, 10:11
  5. Cevap: 0
    Son Mesaj: 02.10.09, 14:52

Bookmarks

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
BALIKCI FORUM