Baharda Marmara'dan Karadeniz'e, Sonbaharda Karadeniz'den Marmara'ya Orkinosların önünden kaçan kofanalar, arıdından lüferlerin takip ettiği istavritler...

Tüm bunlar geçmişte kaldı artık. Boğaziçinin balıkları bir bir yok oldu. Artık İstanbul balık tezgahlarında çiftliklerde yetiştirilen, hangi yemlerle beslendiğini bilmediğimiz çipura ve levrekleri görüyoruz. İstanbulu’un kalbinde, Eminönü, Sirkeci ve Galata köprüsünde yıllardır “Balık ekmek” diye Norveç’ten getirtilen tatsız tuzsuz uskumrular satılıyor. Bu utanç verici durum İstanbullular dışında kimseyi rahatsız etmiyor. Kente göç eden Anadolu insanının deniz ve balıkla ilgisi zaten yok. Denize sırtımızı dönmüşüz yüz yıllardır. Bizim yiyeceğimiz yüzyıllardır “Buğdayla koyun, gerisi oyun”

Daha dün Galata köprüsünden yürürken dikkatimi çekti. Köprü üstünde olta ile balık avlayan kimse yoktu. İçimden belediye köprüde balık tutmayı yasakladı herhalde derken, rastladığım köprü üstündeki fotografçıya sordum.

“Neden hiç balıkçı yok”

“Tutmak için bir tek bile istavrit bile yok artık neden gelsinler ki”

Her yıl git gide azalan balık çeşidi ve üretim azlığı bu sene artık iyice kendini belli etti. Balık tezgahlarında ne palamut, ne Kalkan, ne de Lüfer görebildik. Artık Lüks lokantalardaki balıklar Avrupadan, Afrika'dan ithal ediliyor. Vahşi avlanma metodları, büyüyen av tekneleri, deniz kirliliği bu sonu hep birlikte hazırladı.

Tek olumlu gelişme Fikir Sahibi Damaklar grubunun düzenlediği etkili “İstanbul Lüfere Hasret Kalmasın”kampanyası ile Tarım Bakanlığı’nın Lüferin yavrusu çinekopu ve sarıkanatı yasaklaması oldu. Bakanlığın, Lüferin avlanma boyunu 20 cm’e yükseltmesi tebliğine bazı istisnalar dışında genellikle uyuldu.

Üç tarafı denizlerle çevrili diye gurur duyduğumuz ülkemizdeki denizlerdeki canlı popülasyonu için yapılmış bilimsel çalışmalar çok azdır. En ciddi araştırma 1915 yılında o zamanın İstanbul balık hali müdürü Karakin Deveciyan’ın yaptığı “Türkiye’de Balık ve Balıkçılık” kitabıdır. (Remzi kitapevince yeniden yayınlandı)

Peki ama hep sözü edilen boğaziçinden geçen balıkların isimleri cinsleri nelerdir. En eski bir İstanbulu, Sadullah Ayaşlı boğaziçinden geçen tüm balıkları kayda geçirmiş. Hem de 1937 yılında. Kitapta balıkların cinsi, boyu, yüzgeç ölçüsü, latince isimlerini belirttiği gibi o günün şartlarına göre muhteşem denilecek ölçüde resmetmiş. Ne kadar çok balık çeşidi varmış boğaziçinden geçen. Balıklar boğaziçinden transit de geçmezmiş. Bazı dinlenme noktalarında dinlenirlermiş. O yerlere “Voli” denirmiş. Voli yerlerini bilenler bu yerleri kimselere söylemezlermiş.

Değerli ağabeyim insan sevgisi ile dolu Prof. Dr. Tarık Minkari bir boğaziçi yemeğinde ikinci dünya savaşı öncesi Hitler zulmünden kaçan kendisinin de hocası olan Dr. Philip Schwartz’ın İstanbul Üniversitesindeki görevinden arta kalan zamanlarında boğaziçinden geçen balık popülasyonunu incelediğini ve Karadeniz'de işaretlediği balıkları Marmara'da yakalayan balıkçılara çeşitli hediyeler verdiğini, kendisinin de bazen bu çalışmalarda bulunduğunu o hoşsohbetliği ile uzun uzun anlatmıştı. Bu araştırmalar kimbilir nerelerdedir.

1937’de yayınlanan “Boğaziçi Balıkları” kitabından Boğaziçi Balıkları.

1) Mersin Balığı

2) Sardalya

3) Hamsi

4) Barsam balığı (Gasterosteus)

5) İğne balığı (Sygnathus)

6) Deniz Aygırı (Hipocampus)

7) Sargana

8) Kefal

9) Gümüş balığı

10 Levrek

11) İzmarit

12) Sparos

13) Lupez

14) Mercan

15) Tekir

16) Hani (Serranus scriba L.)

17) Karagöz

18) Taş balığı (Sciaena)

19) Lapina ve Çurçur

20) Kurdela balığı (Copola)

21) Kaya balığı

22) İskorpit

23) Öküz ve Kırlangıç balığı (Trigla)

24) Orospina (Blennius pholis B.)

25) Trakonya

26) Kurbağa balığı (Uranoscopus)

27) İstavrit

28) Uskumru

29) Ton ve Orkinos

30) Palamut

31) Kılıç

32) Lüfer

33) Dülger balığı

34) Kalkan

35) Pisi balığı

36) Dil balığı

37) Mezgit

38) Gelincik

39) Kordela balığı

40) Köpek balığı

41) Rina

Erol Gezeroğlu


http://blog.milliyet.com.tr/bogazici...?BlogNo=360351