Yayınlanma tarihi: 11 Mar 2014
Dalgaya Direnmek
Kimi dalgaya bırakır kendini, kimi balık - dalyancı örneğinde olduğu gibi zamana ve doğa şartlarına rağmen direnir, hayatta kalma mücadelesi verir.
Rüzgarlı bir yer dediğimizde aklımıza gelen birkaç yerden biri de Karaburun Yarımadası. Nitekim İzmirli ozan Homeros'un ünlü eseri Oddysea'da Rüzgarlı Mimas olarak adı geçiyor.
Poyraz ve Dalyan
Rüzgarın hayata nasıl yön verdiğini en iyi Karaburun'da hissediyorsunuz. Dalyancıların beklediği hava poyraz. O da 7-8 şiddetinde olursa. Tam balığı getiren hava.
'Balık dalgalı ve puslu havayı sever' diyor dalyancı Hüseyin.'Poyrazda biz de balıklar da dinç oluruz' diye tamamlıyor yaşlı başka dalyancı.
Kuzeydoğudan esen rüzgarın adı poyraz. Güneyden esen lodosta ise çoğu dalyan çalışamıyor.
Dalyancılık yüzyıllardır hemen hemen hiç bir değişime uğramadan ediyor burada. Daha önce İstanbul boğazı, Marmara, Karadeniz ve Bodrum civarında çökertme dalyanları kurulurken bu gün çok az dalyan varlığını sürdürüyor. Foça'da iki tane, Urla'da bir tane, Karaburun yarımadasında ise 40 civarında dalyan var. Ama yaz kış çalışan dalyan sayısı bir elin parmağını geçmiyor. O nedenle 'Biz de balık da rüzgara, hayata dalgaya direniyoruz, yaşam mücadelesi veriyoruz' diyorlar. Gerçekten de senenin 50 günü çalışabilen bu dalyanlarda balık da, dalyancı da hayata tutunabilmek için yaşam savaşı veriyor.
Çökertme Dalyanı
Denizin içinde iki büyük direk ile iki ucu denizdeki direklere, iki ucu karada olan büyük bir ağdan oluşuyor dalyan. Hava şartları uygun olduğunda balığı gözle görerek takip ediyor dalyancı. Su bulanık değilse yağmur yok ise, yansıma yok ise, poyraz esiyorsa ilerden geçen balığı bile çıplak gözle görebiliyorlar. Balığın geliş yönüne kesmek için denize taş atıp şaşırttıktan sonra ağı kaldırıyorlar. Ağın içinde kalan balığı, ahşap bir kayığa binerek tek tek elle topluyorlar.
Neden balığın yerini saptayan radarlar, otomatik kalkan ağlar değil de insan gücüne dayalı bu avcılığı tercih ettiklerini sorduğumuzda; buranın balığı geçit yapan balık her an gelebilir, bütün gün doğada olmanız lazım ''Doğanın şartlarını yerine getirmemiz lazım, balığa da şans vermek lazım' diyor dalyancı Cüneyt.
Gerçekten de güçlü balıklar bir metre yüksekliğindeki ağın üzerinden atlayıp kaçabiliyor. Kimi kefaller ise yeterince güçlüyse ağzıyla ağı delebiliyor.
Yeterince büyük olmayan balığın ise hem ekonomik değeri olmadığından, hem de ağın çeperi uygun olmadığı için geçip gitmesine izin veriliyor. 'Küçük balık olmadan büyük balık zaten olmaz, onun için bırak yaşasın, türü devam etsin' diyor Cüneyt.
Dalgaya Direnmek Belgeseli
Karaburun ve çevresinde, yüzyıllardır devam eden çökertme dalyancılığını sürdürmek için zamana, doğa şartlarına direnen sınırlı sayıda insanın öyküsünü ele alıyor "Dalgaya Direnmek" belgeseli.
Belgeselde her türlü zorluğuna rağmen dalyancılık ile geçimini sağlayan balıkçıların yaşam öyküleri ile doğa insan ilişkisi en yalın şekilde gözler önüne seriliyor.
Yapımcılığını Zekiye Ergün ve Gaye Nuran Atamtürk'ün gerçekleştirdiği" Dalgaya Direnmek" belgeseline Ege Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi araştırma ekibi destek verdi. Sualtı görüntülerini Prof.Dr.Cengiz Metin, Uz.Dr.Teoman İplikçi ve TRT kameramanı Mehmet Ali Uzunculardan oluşan bir ekip çekti.
Canlandırma bölümlerini Dokuz Eylül Güzel Sanatlar Fakültesi öğrencileri ve Yrd.Doç.Dr.Selda Ergün gerçekleştirdi.
Çekimleri doğada yaklaşık bir yıllık bir çalışma ile gerçekleştirildi.