+ Yeni Konu aç
7 sonuçtan 1 ile 7 arası

Konu: Deniz Kirliliği Sebepleri

  1. #1
    Reİs
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Yaş
    55
    Mesajlar
    6.153
    Teşekkür Edenler
    Tecrübe Puanı
    933

    Standart Deniz Kirliliği Sebepleri



    Deniz Kirliliği Sebepleri


    Deniz kirliliği çevre kirliliğinin bir parçasıdır. Denizlerin dezavantajı, kara, nehir, göl, atmosfer gibi ortamlara atılan hemen hemen her tür kirleticinin bir şekilde denizlerde sonlanmasıdır. Malzeme üretim ve kullanımı ile enerji üretimi sonucu denizlere binlerce madde girmektedir. Bunların bir kısmı içlerinde klorür bulunduran pestisidler yapay radyoaktif maddeler, gibi insan yapısı olup denizlere tamamen yabancıdır. Diğer kısmı ise, denizlerde doğal olarak bulunan maddeler olmasına. karşın, kurşun örneğinde olduğu gibi girdi fazlalığı sebebiyle doğal dengeleri bozulmaktadır.

    Denizlere bırakılan maddelerin dolaylı ve dolaysız etkileri, insan dahil, canlıların ölümü ile sonuçlanabilmektedir. Deniz içinde bulunan canlı cansız bir çok öğeden oluşan eko sistemde üretici, tüketici, çürütücü, canlıların faaliyetleri çevrenin fiziksel ve kimyasal özelliklerinden etkilenirler. Bunlar çevredeki değişimlere uyacak önlemler alırlar.



    Bu çerçevede çok büyük ve köklü değişme ve bozulmaların önlenmesi için, doğa kendi kendine bir dizi savunma mekanizması geliştirmiştir. Denizlerde bu savunma ve kendini yenileme, temizleme mekanizması çok güçlüdür. Fakat doğal dengenin insan eliyle bozulduğu savunma mekanizmasının yetersiz ve güçsüz kaldığı bölgelerde deniz ve kıyı kirliliği karşımıza çıkmaktadır.


    Türkiye'nin deniz kıyılarının uzunluğu, 8300 km'den fazladır. Deniz kaynaklan ise, ilerisi için ümit vericidir. Mesela: Protein gereksiniminin karşılanmasında önemli yeri olan balık üretimi, yılda ortalama 511.526 ton olup, % 86"ı Karadeniz'dendir. Ülke beslenmesinde ve deniz taşımacılığında çok önemli yeri olan Akdeniz, Ege, Marmara ve Karadeniz'in insan faaliyetlerinden çok fazla etkilenmiş olmalarının sebepleri:


    1- Kapalı deniz olmaları,
    2- Medeniyetin ilk geliştiği bölgede bulunmalarıdır.


    Kapalı deniz olmaları, su yenilenme zamanının uzun olmasına ve dolayısı ile denize giren atıkların ortamda uzun süre kalmasına sebep olmaktadır. Medeniyetin erken gelişmesi, denizleri çevreleyen ülkelerde doğal çevrenin erken bozulmasına ve denizlerin erken kirlenmesine sebep olmaktadır. Nitekim, tarım ve madenciliğin Akdeniz kıyılarında, tarih boyunca varlığı, ormanları yok etmiş ve ayrıca metal kirlenmesini ön plana çıkarmıştır. Yakın tarihte ise sanayi ve turizmdeki gelişmeler, Akdeniz'in kirlenmesini daha da kritik bir boyuta ulaştırmıştır.


    Sanayi, deniz taşımacılığı, şehirleşme ve turizmin gerekli kurallara uyulmadan yapılması, kıyılarımızda ve özellikle körfezlerde onarılması imkansız zararlara yol açmıştır. Akdeniz'de: İskenderun Körfezi, Ege’de İzmir körfezi, Marmara'da hemen hemen tüm körfezler, Karadeniz’de Trabzon limanı ve çevresi aşın kirliliğe örnek verilebilir. İstanbul'da Haliç kirlendikten sonra temizlenmesi için harcana para, insan gücü ve diğer giderlerin bedeli çok büyüktür ve bütün gayret ve masraflara rağmen Haliç, hiçbir zaman I5. Yüzyıldaki doğasına döndürülemeyecektir. Bu gelişmelerin başlıca sebepleri, Türkiye'yi çevreleyen denizlerin birikim niteliklerinden kaynaklanmaktadır.


    Türkiye'yi çevreleyen denizlerin her biri diğerinden az veya çok ayrılmış durumdadırlar. Karadeniz ile Marmara Denizi arasıdaki bağlantı, İstanbul Boğazı ve bu boğazın iki ucunda bulunan, 36 m ve 56 m derinlikte yer alan eşiklerle büyük çapta kısıtlanmıştır. Marmara denizi ile Ege denizi arasında ise, dar ve sığ Çanakkale Boğazı sözü edilen kısıtlamayı meydana getirmiştir. Ege denizi üzerinde Girit, Rodos ve diğer bazı Ege adalarının yer aldığı Anadolu ile Mora Yarım adaları arasında uzanan bir eşikle Akdeniz'in diğer bölümlerinden ayrılmaktadır. Akdeniz ise, Atlas okyanusundan dar ve sığ Cebelitarık Boğazı ile, Hint Okyanusundan da insan yapısı Süveyş Kanalı sığlıkları ile ayrılmaktadır.


    Bu kısıtlanmalar, denizler arasındaki su alışverişini geniş çapta etkilediğinden, bu kesimlere boşaltılan atıkların seyreltilmesi ve uzaklaştırılması imkanlarını da sınırlamış olmaktadır. Bu kısıtlanmanın yarattığı diğer bir etkide su kütleleri arasındaki düşey karışımın belirli bir derinlikten sonra durmasıdır. Bu dunun da kirleticilerin bir bölümünün belirli tabakalarda kalmasına ve birikimin giderek artmasına neden olmaktadır. KIYI KENTLERİMİZİN SORUNLARI
    Kıyı; deniz, tabii sunu göl ve akarsularda taşkın durumları dışında, suyun karaya değdiği noktadan sonraki kara yönünde su hareketlerini oluştuğu kumluk, çakıllık, kayalık, taşlık, sazlık, bataklık vb. alanlardır.


    Karadeniz, Marmara ve Akdeniz tarafından sanlı olan Anadolu Yarımadası, Asya kıtasından batıya doğru bir burun gibi uzanır. Bu yarımadayı binlerce kilometre uzunlukta bir kıyı şeridi çevreler 8.333 km'lik toplam kıyı şeridi uzunluğu ile Türkiye Avrupa ülkelinin içinde en uzun kıyı şeridi sahip ülkelerden biridir. Bunun 6,480 km’sini Anadolu Kıyısı, 786 km’sini Trakya Kıyısı, 1,067 km’sini Adalar Kıyısı oluşturur.


    Kıyıları Kirleten Faaliyetler


    1) Kıyı bölgelerinde nüfus artışının yarattığı plansız kentleşme
    2) Turizmin hızlı gelişmesi sonucu doğal ve tarihsel alanların korunamaması,
    3) Kıyı alanlarında yer alan faaliyetlerin teknik altyapı ve sosyal altyapı yetersizlikleri,
    4) Kentleşmenin etkin bir biçimde kontrol altına alınamaması ve çevreyi korumak amacıyla yeterli kentsel hizmet ve altyapı sağlanamaması,
    5) Hızlı ve düzensiz kentleşme sonucunda plansız kentsel alanlar, doğal değere sahip alanlar üzerinde dağınık yapılaşmalar, doğal alanların tahribi, görünüm bozulması ve su kaynaklan üzerinde aşın talep,
    6) Atık suların kıyılara deşarj edilmesinin kıyıların rekreasyon amaçlı kullanım değerini düşürmesi.
    7) Deniz sularının kirlenmesi neticesinde deniz canlılarının yok olması ve ekolojik bütünlüğün bozulması,
    Kumsal boyunca dolgu yapılarak konut ve turistik tesislerin inşa edilmesi,
    9) Mevcut kanalizasyon tesislerin yeterli seviyeye getirilmemesi, deşarj noktasından önce gerekli arıtımın yapılmaması ve talebin mevcut kapasiteyi aşması,
    10) Uluslararası taşımacılık yapan gemilerin yarattığı kirlilik,
    11) Balıkçılık ve balık çiftliklerinden kaynaklanan kirlilik,
    12) Su kaynağı, teknelerin motor gürültüleri, araçların gürültüleri gibi aktivitelerden kaynaklanan gürültü kirliliği,
    13) Petrol çıkarımı, dip taraması, maden işletilmesi, sintine ve balast sularının denize boşaltımı gibi deniz aktivitelerinden kaynaklanan kirliliklerdir.


    Kıyıların Çevre Sorunlarına Çözüm Önerileri


    Yukarıda sayılan kirlilik faaliyetlerinin önlenebilmesi için gerekli çözüm önerileri ise;
    1) Mevcut kanunlardaki çakışmalar ve çelişkiler gözden geçirilmeli ve kıyı alanları yönetimi yazýlýmında yetki ve sorumluluk kargaşası ortadan kaldırılmıştır.
    2) Kıyı alanlarının planlama anlayışı değiştirilmeli, merkez, bölge ve yerel düzeylerde görev-yetki paylaşımı yeniden tasarlanmalıdır.
    3) Hem belediye imar planlaması, hem de alt yapı oluşumunun kentsel büyümeyle uyum sağlayacak şekilde planlanması ve denetlenmesi gereklidir.
    4) Turistik yörelerdeki inşaat ve yapı ruhsat harçları yükseltilerek, Belediyelere ek gelir oluşturulmalıdır. Böylece kıyı alanlarının hızlı yapılaşmasına kısıtlama getirilmiş olur.
    5) Kıyı boyunca yer alan plajların su kalitesini izlemeye yönelik düzenli bir yazýlým oluşturulmalıdır. Plajlar kirlilik derecelerine göre sıralanmalı ve sonuçlar yayınlanmalıdır.
    6) Kıyı bölgelerinde yaşayan bozulma sürecinin halk sağlığı ve çevre üzerinde yaratacağı tehditlere ilişkin kamuoyunun bilinçlendirilmesini sağlamaya yönelik acil ve pratik önlemler alınmalıdır.
    7) Kıyı alanlarının doğal ve yapılı çevresinin tüm değerlerini ve özelliklerini ortaya koyan bir kıyı bilgi bankası kurularak, veri tabanı oluşturulmalı, gelecekteki yönetim kararlarına esas oluşturacak bilgileri sağlayacak Kıyı Kaynak Envanteri çıkarılmalıdır.
    Devlet bütçesinden belediyelere verilmekte olan payların dağıtımında, kıyılardaki ve turistik yörelerdeki belediyeler, daha büyük pay sahibi olmalıdır.
    9) Kıyı yerleşmelerinde, kirletenlerden ek vergi alınmalıdır.
    10) Kitle iletişim araçlarından yararlanarak kıyı alanlarının korunması doğrultusunda eğitim ve tanıtım çalışmaları yapılmalıdır.
    11) Kıyıya paralel yani kıyılan tümüyle kapatan yapılaşma biçimi değiştirilerek, kıyıya dik gelişen ve doğa ile bütünleşen yapılaşma hedeflenmelidir.
    12) Sahil kesimlerini ve deniz çevresini asit yağmuru tehlikesinden korumak amacıyla, bu kesimi olumsuz yönde etkileyen hava kirlenmesinin büyük ölçüde azaltılması için gerekli tedbirler alınmalıdır.
    13) Nesli tükenmekte olan deniz türlerinin balık, kabuklu deniz canlıları ve diğer deniz yaşamım kapsayan deniz kaynaklarının korunmasına önem verilmelidir.
    14) Ulusal ve bölgesel turizm politikaları, çevrenin taşıma kapasitesi ve koruma politikaları ile eşgüdüm içinde olmalıdır.
    15) Sürdürülebilir turizm için gerekli altyapı, doğal kaynakların fiyatlandırılması, atıkların vergilendirilmesi ve turistik vergiler gibi araçlardan sağlanacak finansmanla yapılmalıdır.
    16) Kıyı kaynaklarının aşırı kullanımının önlenebilmesi amacıyla endüstri, enerji, tarım vb. faaliyetler için ulusal gelişim politikalarının entegrasyonu sağlanmalıdır.


    Bütün yukarıda sıralanan önerileri içine alan planlama yönetimine Kıyı Alanları Yönetimi adı verilmektedir. Uygun çözümün geliştirilmesi için Kıyı Alanları Yönetimi planının yapılmasına gerek vardır.


    Kıyı Sorunlarının Uluslararası Boyutu
    Kıyı bölgelerindeki problemler ulusal boyutta önemli olduğu kadar uluslararası boyutta da önemlidir. Çoğu ülke bu problemleri uluslararası orta.k bir çaba olmadan çözeceğinden endişe duymaktadır.


    İklimsel değişiklikler sonucu deniz seviyesinin yükseleceği uluslararası temel bir problemdir. Bu çerçevede II. Dünya İklim Konferansı'nda açıklanan "business as usual" senaryosunun gerçekleşmesi halinde günümüzden 2025 2050 yıllan arasında atmosferdeki ikiye katlanan C02 nin etkisi küresel ortala.ma sıcaklıkta 1.5°C ile 4-5°C ve 205'de 0,3-0,5 m. 2100'de ise 1 m kadar deniz seviyesinin yükselmesine sebep olacaktır.


    Uluslararası İklimsel Değişiklikler Paneli'nde (IPCC) (1990) belirtildiği gibi deniz seviyesi yerel jeolojik hareketlerin neden olduğu bölgesel değişikliklerle her 50 yılda ortalama 6 cm yükselmektedir. Deniz seviyesinin yükselmesinin etkileri, deniz seviyesinin altındaki alanların ve sulak alanların su altında kalması kıyı erozyonunun artması kıyıların sellere karşı savunmasızlığının artması, kıyıların bütünlüğünün tehdit altında kalması, ırmakların, nehirlerin ve yer altı sularının tuzluluğunun artması olarak özetlenebilir. Kıyı ekosistemlerindeki olası değişiklikler kuşların veya yavru balıkların yaşam ortamların yok olması, körfezlerdeki balıkların yemlerini sağladıkları organik materyallerin üremesinde azalmalara neden olacaktır. Deniz seviyesindeki çok hızlı ve ani değişiklikler kıyı eko sistemlerini yok edebilecek veya zarar verebilecektir. Bu da mercan kayalıklarının sular altında kalması, biyolojik çeşitlilikteki azalmalar, ekonomik ve kültürel değerleri olan birçok türün yaşam döngüsünün zarar görmesine neden olacaktır.


    Deniz seviyesinin yükselmesinin en önemli sosyo-ekonomik etkisi yoğun kullanımı ve yoğun nüfusa sahip kıyı düzlüklerinin su altında kalmasıdır. Örneğin Mısır'da deniz seviyesinin 1 m. yükselmesi Mısır'ın verimli topraklarının %12 - %15'inin sular altında kalmasına neden olacaktır. Bangladeş'te bu oran % 14' dür.


    Kıyı ülkelerindeki bir diğer sorun da ulusal sınırlan aşan kirliliktir. Uluslararası sular gittikçe kirlenmekte ve kalitesi düşmektedir. Bu kirliliğin sebeplerinden biri de uluslararası taşımacılık yapan gemilerin yarattığı kirliliktir. Bu tür kirlilikten en çok etkilenen ülkeler Avustralya, Finlandiya, Almanya, Hollanda, Norveç ve İsveç şeklinde sıralanabilir.


    Uluslararası turizm özellikle İspanya ve İtalya'da bazı çevresel problemler yaratmaktadır. Uluslararası ticarette genişletilmiş liman aktivitelerine ihtiyaç duyulmakta; bunun sonucunda da kıyı bölgeleri zarar görmektedir. Okyanuslarda petrol araştırma ve işleme faaliyetleri de çoğunlukla olumsuz çevresel etkiler ve tehlikeler yaratmaktadır.


    KAYNAKÇA
    AKBEN, Feyzullah., SUNGUR, Necati
    1993 Çevre ve İnsan, Gün Yayıncılık, Ankara
    AKTAŞ, Hasan
    1998 Çevre Sorunları Dersi Ders Notları, Samsun
    Çevre Bakanlığı
    1997 Çevre ve İnsan, T.C. Çevre Bakanlığı Yayın Organı Dergisi, Sayı:36, Ankara
    Çevre Bakanlığı
    1998 Çevre ve İnsan, T.C. Çevre Bakanlığı Yayın Organı Dergisi, Sayı:42, Ankara
    Çevre Bakanlığı
    1998 Çevre Notları, Çevre Eğitimi ve Yayın Dairesi Başkanlığı, Ankara
    ERER; Sermet
    1992 Coğrafi Ekolojide Çevre Sorunları Bozulma (Degradasyon) Aşamaları ve Önlemler, İstanbul Üniversitesi Basımevi, İstanbul
    ERDEN, A: Baki
    1990 Çevre Ders Notları
    SOMERSAN, Semra
    1993 Türkiye’de Çevre ve Siyaset, Metis Yeşil Kitaplar, Metis Yayınları, İstanbul
    ŞAHİN, Cemalettin; DOĞANAY, Hayati
    1999 Türkiye Coğrafyası, Gündüz Eğitim ve Yayıncılık, Öğretmen Kitapları Serisi:4, Ankara
    TOPBAŞ, M. Turgut ve dğr 1998 Çevre Kirliliği, T.C. Çevre Bakanlığı Çevre Eğitimi Yayın Dairesi, Ankara TÜMERTEKİN, Erol; ÖZGÜÇ, Nazmiye
    1997 Beşeri Coğrafya, Çantay Kitabevi, İstanbul
    1998 USLU, Orhan; TÜRKMAN, Ayşen



    .................................................. ....................................

    Deniz Kirliliği ve Sebepleri


    Ülkemizin üç tarafı denizlerle çevrili olduğundan deniz kirliliği hayati önem taşımaktadır. Denizlerin taşımacılık ve turizm amacıyla kullanılması, evsel, endüstriyel atıkların arıtılmadan veya kısmen arıtılarak denize verilmesi, deniz kazaları sonucu meydana gelen petrol akıntıları, akarsulardan denizlere ulaşan tarımsal atıklar, kirlenmeyi meydana getiren başlıca etkenlerdir. Deniz kirliliğine sebep olan atıklar belirli bir zamanda, bir bölgedeki kirlenme yoğunluğuna bağlı olarak insan sağlığına ve çevreye olumsuz yönde etki etmektedir.

    Deniz kirliliğine sebep olan diğer faktörleri şöyle sıralayabiliriz:
    Deniz kıyılarında bulunan kent merkezleri ve sanayi tesislerinden çıkan ve arıtılmadan denize boşaltılan atıklar.
    Tarımsal alanlarda erozyon sonucu akarsularla denize karışan toprak ve diğer kirleticiler. (Tarım alanlarından her yıl önemli miktarlarda toprak, erozyon yoluyla denizlere taşınmaktadır. Denizlere sadece toprak değil, tarımsal faaliyetler sonucu akarsulara karışan pestisit ve gübre gibi kimyasal atıklar da taşınmaktadır.)
    Denizlerde kurulmuş bulunan platform ve boru hatlarından oluşan sızıntılar.
    Gemiler ve diğer deniz araçlarından oluşan kirlilik (petrol, yağ atıkları, zehirli sıvılar, pis sular , çöpler vb.)

    Deniz kazaları neticesinde önemli miktarlarda petrol döküntüsü suda birikmekte ve canlı ortamını tehdit etmektedir. Özellikle büyük petrol tankerlerinin kazaları sonucunda binlerce ton ham petrol denize dökülmektedir. Ham petrol taşımacılığı, petro-kimya sanayii ve organik kimya sanayiindeki gelişmeler kara, hava ve denizlerdeki kirlilik miktarını artırmıştır. Plastik maddelerin karadan ve gemilerden denize bırakılması, plajlara ve denizin doğal yaşamına ciddi zararlar vermektedir.

    Denizlerimizdeki kirlilik durumunu daha iyi anlamak için Karadeniz, Marmara, Ege ve Akdeniz'in kirlilik durumlarına kısaca değinmekte fayda vardır.

    Karadeniz'de Kirliliğin Sebepleri:

    Karadeniz'in bazı bölgelerinde yapılan araştırmalar sonucunda; koliform bakteri sayısı, organik madde miktarı, bulanıklık gibi kirlilik unsurlarının normal değerlerin üzerinde olduğu tespit edilmiştir. Trabzon'da yapılan bir araştırmaya göre; deniz kirliliğinin sebepleri önem sırasına göre şöyledir;
    Kanalizasyon,
    Çöp ve atıklar,
    Erozyon,
    Doğu Karadeniz Bölgesinde kara yolu ulaşımının deniz kıyılarından gerçekleştirilmesi,
    Sanayi kuruluşlarının olumsuz etkisi..


    Marmara Denizi'nde Kirliliğin Sebepleri:

    Marmara Denizi; özellikle Haliç ve izmit Körfezi başta olmak üzere, fiziksel ve kimyasal kirleticilerin etkisinde kalmıştır.

    Giderek artan kentsel ve endüstriyel faaliyetler sonucu, bazı kirleticiler sınır değerlerin üzerine çıkmıştır. Bunlara ilaveten Haliç'te dere ve yamaçlardan gelen erozyon kalıntıları kirliliği artırmaktadır.

    Ege Denizi'nde Kirliliğin Sebepleri:

    Ege Denizi'nde ortaya çıkan en önemli kirletici kaynaklar; B. Menderes, Meriç ve Gediz Nehirleri ile Çanakkale Boğazı ve izmir şehrinden ileri gelen kentsel ve endüstriyel atıklardır, izmir Körfezi'nde petrol rafinerilerinden birisinin bulunması ve yoğun deniz trafiği de, petrol ve diğer petrol ürünleriyle körfezin kirlenmesine yol açmaktadır.

    Akdeniz'de Kirliliğin Sebepleri:

    Deniz yolu taşımacılığı, Mersin'deki petrol rafinerisi ve iskenderun Körfezindeki iki adet petrol boru hattı terminali önemli kirletici unsurlardır. Bununla birlikte Akdeniz'de kirlilik oranı, Marmara ve Ege Deniz'ine göre daha düşüktür.


    Su kirliliğinin en önemli etkenlerinden olan evsel ve endüstriyel atık suların arıtılması ile ilgili ülkemizdeki durum şöyledir;

    Endüstriyel işletmelerde arıtma tesisine sahip işletmeler sadece %9'dur.
    Arıtma tesisi bulunmayan kuruluşlardan; özel sektörün oranı %16 iken, kamu sektörünün oranı ise %84'tür.
    Ülkemizde faaliyette bulunan organize sanayi bölgelerinden sadece %14'ünde arıtma tesisi bulunmaktadır.
    Ülkemizdeki turistik tesislerin %81'inde arıtma tesisi bulunmamaktadır.
    3215 belediyenin bulunduğu ülkemizde 141 belediyede kanalizasyon sistemi vardır, bunun da sadece 43 tanesinde arıtma tesisi bulunmaktadır. Bir başka ifade ile kanalizasyon sularının %98.67'si hiç arıtılmadan ırmaklara, göllere ve denizlere bırakılmaktadır.
    Ülkemizdeki endüstri kuruluşlarının %98'inde arıtma tesisi bulunmamakta, olanların bir kısmı ise yetersiz veya çalışamaz durumdadır.
    Endüstrinin ürettiği zehirli ve ağır metaller ihtiva eden atık sulara gelince; yılda 930 milyon metreküp endüstriyel atık suyun sadece %22'si arıtılmakta, %78'i ise arıtılmaksızın doğrudan göl, ırmak ve denizlere verilmektedir.

    Kirli su; içerisinde insan sağlığına zararlı, patojen mikroorganizmalar bulundurmaktadır. Kirli suyun çeşitli yollarla içme ve kullanma sularına karışması ve sulamada kullanılması sonucunda tifo, dizanteri, sarılık, kolera vb. bulaşıcı hastalıklara yol açmaktadır. Bu sebeple içme ve kullanma sularının ilgili kurum ve kuruluşlarca sürekli kontrol edilmesi, kirlenme sebeplerinin ortadan kaldırılması ve dezenfekte edilmesi sağlanmalıdır.




    ,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,, ,,,,,,,,,,,,,

    Küresel Isınmanın Sucul Sistemlere Etkileri



    Dünyadaki iklim değişikliklerine baktığımızda, binlerce yıllık bir süreç içerisinde görülen ortalama 5 °C’lik ısı artışının bir buzul çağına sebep olabildiğini görüyoruz. Yalnızca birkaç yüzyıl içinde görülen birkaç derecelik artışın nelere yol açabileceğinin cevabı ise netlik kazanmış değil. Geleceğe dair projeksiyonları yazının ilerleyen bölümlerinde okuyacaksınız; fakat küresel ısınmaya bağlı çeşitli etkiler, hem dünyanın genel iklim düzeniyle ilgili konularda hem de günlük hayatımızda görülmeye başlandı bile.

    Geçtiğimiz yüzyılın en sıcak ve en kurak yazları son 10 – 15 yıl içerisinde yaşandı. 1998 ise son 1400 yılın en sıcak yılıydı. Son 15 – 20 yılda ölçülen küresel sıcaklıkların ortalaması, son 600 yılın en yüksek sıcaklık ortalaması olarak hesaplandı.

    Bu durum doğal olarak buzul bölgelerindeki erime olaylarını tetiklemekte ve ortalama küresel deniz düzeyinin yükselmesine sebep olmakta.

    Amerikan Kar ve Buz Verileri Merkezi (NSIDC) ölçümlerine göre: Antarktika’da son 50 yıl içerisinde hava sıcaklığı 2.5 °C arttı ve 7 dev buzul kütlesinin alanı, 1974’ten bu yana 13500 kilometrekare azaldı. Yaklaşık 12 bin yıllık olduğu sanılan 3250 kilometrekarelik, 200 metre derinliğinde, 720 milyon ton ağırlığında buz kütlesi ana parçadan ayrılıp binlerce buzdağına bölündü. Larsen-B buzulu, son 5 yılda 5700 kilometrekarelik bölümünü kaybedip eski hacminin yalnızca %40’ına sahip hale geldi.

    İzlanda Üniversitesi profesörlerinden Helgi Björnson, yaptığı araştırmalara dayanarak, İzlanda’nın %8’ini kaplayan ve kutuplar dışındaki en büyük buzul olan Vatna dev buzulunun 1930 yılından bu yana en yüksek erime hızına eriştiğini ve küresel ısınmanın bu şekilde devam etmesi durumunda bu dev buzulun 100 yıl sonra yok olup bütün İzlanda’yı sular altında bırakacağını bildiriyor.

    Buzul erimelerinden kaynaklanan afetler de yaşanıyor: İngiltere, Almanya ve İtalya’da meydana gelen seller son 50 yılın en büyük sel afetleriydi. 1994 Kasımında İtalya’da meydana gelen sel afeti 64 kişinin, 1991 ve 1994’te Çin’de görülen sel afetleri 4920 kişinin ölümüne neden oldu. 2002 Ağustos ayında Almanya’da yaşanan sel afeti 21 kişinin ölümüne, binlerce kişinin de evsiz kalmasına sebep oldu. Milyar dolarlarla ifade edilen maddi zararlar da cabası. Bu sel afetlerini bilim adamları şöyle değerlendiriyor: “Bu yaşananlar, dünyadaki iklim değişiminin bize kadar gelebilen, çok küçük bir işaretidir. Bu olayların nedeni dünya çapındaki ısınmadır.”

    Okyanus suyunun ısınması, mercanların hızla yok olmasına yol açıyor. Sadece 1998 yılında, dünyadaki tüm mercanların yüzde 16’sı yok olmuştu.Bilim insanları, Hint Okyanusu’nda Afrika’nın doğusundaki Seyşeller adalarında meydana gelen, okyanus suyunun ısınmasına bağlı mercan ölümlerini araştırıyor. Uzmanlar, okyunus sularında mercanların yanı sıra balıkların da yok olduğunu, buna karşılık yosunların hızlı bir artış gösterdiğini ortaya çıkardı.

    Hint Okyanusu’nda 1998 yılında olağanüstü bir olay meydana gelmiş ve su sıcaklığı tarihin en yüksek seviyesine çıkmıştı. Bu ani ısı artışı, Seyşeller’deki mercanların yüzde 90’ının solarak (beyazlaşma) ölmesine neden olmuştu. Mercanların solması, küresel ısınmanın en belirgin göstergelerinden sayılıyor.


    Dünya denizlerinde mercanlar 285 bin kilometre kare alan kaplıyor ve denizlerdeki yaşamın yüzde 25’ini destekliyor.

    Araştırmayı yürüten University of Newcastle profesörü Nick Graham, mercanların solmasının dünya denizlerinde daha sık rastlanır olduğunu ve sıcaklıklardaki öngörülen artışla bunun daha da tehlikeli bir hal alacağı uyarısını yapıyor.

    Bir Derece’lik Artış Dahi Dengeyi Bozuyor

    Mercanlar, denizlerde fotosentetik yosunlarla karşılıklı bir etkileşim içinde yaşıyorlar. Ancak deniz suyu ısısının yaz normallerinin üstüne çıkması halinde, mercanlar bünyelerinde barındırdıkları tek hücreli yosunları salmaya başlıyorlar. Bunun bir nedeni olarak, yosunların yüksek ısıda toksin üretmesi gösteriliyor.

    Oysa, yosunlar mercanlara enerjilerini ve renklerini veren temel unsurlar. Dolayısıyla yosunlar terkedince, mercanlar renk yitiriyor.
    Aşırı yüksek ısının süreklilik göstermesi halinde de, mercanlar topluca solarak ölüyorlar.1998 yılında mercanların solması Seyşeller adalarına özgü bir durum değil; aynı yıl bütün denizlerdeki mercanlar benzer bir akıbetin kurbanı olmuştu. Sadece 1998 yılında dünyadaki tüm mercanların yüzde 16’sının yok olduğu tahmin ediliyor. Ancak Seyşeller’deki durum, diğer yerler arasında en dramatik olanıydı.

    Besin Zincirinde Kalıcı Hasar

    Arada geçen 7 yıllık süre zarfında, solan mercanların bir çoğu kendini yenileyemeyi başaramadı. Mercanların ortadan kaybolması, besin zincirinde birçok su canlısının besinsiz kalmasına neden oluyor.

    Araştırmalar, dört balık türünün bölgesel olarak soyunun tükendiği ve altı türün de tükenme tehlikesiyle karşı karşıya kaldığını gösteriyor. Mercanların yok olması sonucunda bölgedeki deniz canlısı çeşitliliğinin yarı yarıya azalması riski bulunuyor.

    Gelecek 30 Yılda Yeniden Olabilir
    Biyo-çeşitliliğin azalması, ekosistemi daha kırılgan hale getiriyor. Küçük balıklar, büyük balıklara göre çok daha hızlı yok oluyorlar, ancak küçük canlıların ortadan kaybolması besin zincirinde daha kalıcı hasarlara yol açıyor ve bu hasar zamanla katlanıyor. University of Newcastle bilim ekibinin araştırmasında, yosunların yayılmasını önleyen otobur balıkların soyunun tükenmesinin en önemli tehlikelerden biri olarak altını çiziyor.

    Bilgisayar modellemeleri, gelecek 30 yılda bir kez daha büyük çaplı bir mercan solması olayının meydana gelebileceğini gösteriyor.

    Küresel Isınmanın Türkiye Denizlerine Etkisi

    Bu yazının amacı denizlerimizdeki olası değişimlere dikkat çekerek bir tartışma ortamı yaratmak ve geniş kitlelere sorunun aktarılmasına katkıda bulunmaktır . Bunu yaparken üç temel yaklaşım seçilmiştir .Bunlar : a) Akdeniz ?Kızıldeniz -Hint okyanusu bağlantısını oluşturan Süveyş kanalının soruna etkisi veya teknik anlamda lesepsiyen göç , b) Akdeniz-Türk boğazları ilişkisi , c) Karadeniz ?Akdeniz arasındaki hidrolojik ve ekolojik ilişki olarak ele alınacaktır.

    Her şeyden önce Akdenizdeki durum nedir. Akdenizin ana su bütçesini oluşturan Cebeliktarık boğazı Atlantikle ilişkilidir ve buradaki ekolojik ve hidrolojik değişimleri Akdenize yansıtmaktadır . Diğer yandan ,Akdenizdeki değişimler Kızıldeniz ve Hint okyanusudaki değişimlerle de ilişkilidir. Çünkü 163 km uzunluk, 15 metre derinlik ve 365 m genişlikte 1869 yılında açılan Süveyş kanalı yoluyla bir çok tür akdenize girmektedir. Örneğin Akdenizde bulunduğu bilinen 650 balık türünden 56 farklı familyadan 90 tanesi havzanın yeni müdavimleridir (Golani ve diğ , 2002) Bunlardan 59 tür Süveyş kanalı yoluyla akdenize girmiştir (Golani , 2002) . Bazıları da Atlantik okyanusundan gelerek yeni ortama uyum için çaba sarf etmektedirler. Halen 300 civarında Kızıl deniz kökenli denizel tür Akdenizdedir. Ülkemiz sularında tesbit edilen Hint okyanusu kökenli balıkların sayısı şimdiden 30 un üzerindedir ve bunların arasında ticari değere sahip olanlar balıkçılarımızca avlanmaktadır.

    Sadece İskenderun körfezinde avlanan ticari türler toplam avın % 20 sini oluştururken bu oranın yakın zamanda artması beklenmektedir. Yani, yeni balık türlerinin akdenize girmeleri zamanla balık avcılığında değişimlere neden olmuştur. Çünkü avın kompozisyonu değişmiş , Hint okyanusu kökenli, çok renkli bir çok yeni ve ticari değeri olan tür avlanır hale gelmiştir. Doğu akdenizde görülen bu balık türlerindeki değişme ve yeni gelen türlerin tüketici açısından önemi ise lezzetteki farklılıktır. Bir çok tatil köyünde yenilen bu renkli balıklar gelenesel tatları aratmakta , çoğu kez kimse yediği balığın hint okyanusunun sıcak sularından geldiğini ve ne olduğunu bilmemektedir.

    Bütün bu türlerin doğu Akdenize girmeleri ve koloni oluşturup yerli türlerle alan rekabeti yapmalarının ana nedenlerinden biri akdenizdeki su sıcaklığının artışı ve bunun sonucunda Akdenizde görülen tropikalleşme belirtileridir. Bu Tropikalizasyonun bütün havzayı etkilemesi kaçınılmazdır. Daha şimdiden, tropikal türlerden olan ve katil yosun olarak bilinen Caulerpa taxifolia türü yosun ile bir çok balık havzada başarılı bir şekilde gelişmekte hatta alan kazanmaktadır. Çünkü Batı akdenizde son 10 yılda yüzey suyu sıcaklık artışı + 0.2 Co dir. Ve bu 13 Co lik sabit bir sıcaklıkta yaşamaya alışan derin deniz balıklar için tehdit oluşturmaktadır. Akdeniz içinde doğu akdeniz her zaman daha sıcak bir bölgedir. Öyle ki bazen yaz aylarındaki yüzey suyu sıcaklığı 28-29 Co bulur ki bu da tropik denizlere benzer , kış aylarında ise her zaman 20 Co üstünde dir ve sıcak denizlerin özelliklerine benzer şartlar oluşur (Bouduresque ve diğ ,1999) .Batı akdenizde dip sularındaki sıcaklık 1960 tan beri 0.12 Co yükselmiştir (Bethoux ve diğ , 1990 ) .Buna karşın Doğu akdenizdeki deniz suyu yükselmesi 1992 den beri ortalama olarak 12 cmdir

    Akdenizdeki bu sıcaklık artışları sadece balıklar ve omurgasız türleri değil bir çok göçmen tür için de tehlikelidir.Bu değişimin devam etmesi halinde sıcaklık artışına duyarlı olan veya dar sıcaklık aralıklarında üreme yeteneğine sahip denizel türlerin üreme dönemlerinin değişmesi ve dağılım alanlarının alt üst olması kaçınılmaz olacaktır.

    Son yıllarda Orta akdeniz ve Ege denizinde de görülen yumuşak mercanların (Gorgonlar) ölümününde küresel ısınmayla ilintilidir.Soğuk suya yatkın bu türlerde yüzey sularının termoklin tabakasının altına inmesiyle gorgonların ölüm görülmektedir.

    12.000 den fazla deniz canlısının bulunduğu Akdenizde bunların kaç tanesinin ve hangi türlerin küresel ısınmadan ve deniz suyu yükselmesinden etkileneceğini kestirmek şimdilik zordur. Kaldı ki Akdeniz 6 milyon yıl önce de Miyosen denilen dönemde deniz seviyesinde düşme yaşamış çok tuzlu ortamlarda tuza dayanıklı türler yaşarken bir çok tür izole olarak kalmış veya yok olmuştur . 1 milyon yıl sonra ise Pliosen döneminde Atlantik okyanusunun canlılar Cebelitarıktaki jeolojik engelin ortadan kalkmasıyla tekrar Akdenize geçmişlerdir.

    Deniz suyu seviyesindeki değişimler Akdenizdeki uzun ve geniş plajların supralitoral veya serpinti zonu ile med -cezir bölgesindeki (Mediolitoral) türleri daha fazla etkileyecektir.Bu canlıların arasında kumsalları üreme alanı olarak kullanan veya yumurta bırakan deniz kaplumbağası gibi türlerin üreme alanları plajların yüzey alanlarının azalmasıyla tehlike altına girecektir. Akdenizde deniz suyu seviyesindeki yükselmeler sesil ve sedenter türleri hareket edemediklerinden dolayı daha fazla etkilerken balık gibi aktif yüzücü türleri adaptasyon yeteneği nedeniyle daha az etkileyecektir.

    Denizlerde yaşayan canlılar özellikle de belli indikatör türler küresel ısınmada belirteç görevi görürürler. Balık toplulukları oşinografik ve çevresel değişiklikleri gösterme de önemli bir işlev görür (Francour ve diğ 1995). Su sıcaklığı balık türleri için yaşam alanı ve üreme gibi temel etkenleri belirleyen bir faktördür. Balıklar larva ve juvenil denilen ergin öncesi safhalarında su sıcaklığının değişmesine karşı oldukça duyarlıdır. Bu nedenle deniz ve nehir arasında göç eden balıkların bu olumsuzluktan etkilenmeleri kaçınılmazdır. Akdenizde yaşayan ve Karadeniz ve Marmara da 20 yıl önce nadir görülen Sardalya, Kupes ve Salpa gibi balıkların bu denizlerde sıkça görülmeye başlanması hatta İğneada gibi Batı karadenizde avcılığına başlanması deniz suyu sıcaklığının artışıyla ilişkilendirilmektedir. Yine, Thallossoma pavo (Gün balığı) türü balıkların artık Marmara Denizi?nde de görülebilmesi , dağılımının Akdenizin güneyinden daha kuzeye çıkması küresel ısınmasın etkileriyle açıklanmaktadır.

    Termofilik olarak adlandırılan (Sıcağı seven) Arbacia lixula denilen bir tür deniz kestanesinin Kuzey ege ve Marmara denizinde yoğun olarak görülmeye başlanması bu denizlerdeki faunal değişimin öncüsü olarak değerlendirilmektedir. Diğer yandan , Karadenizin Akdenizleşmesi süreci devam etmektedir. Bilindiği gibi , Akdeniz -Karadeniz bağlantısı son 6.000 yılda tekrar sağlanmış ve Akdeniz kökenli türler bu denize girmişlerdir. Bu dönemde bu günkünün aksine Akdenizin su seviyesi daha yüksek idi. Bu giriş günümüzde de devam etmekte olup buna Mediteranizasyon (Akdenizleşme ) denmektedir. Akdenizden Karadenize geçen türlerin temel özelliği yüksek tuzluluk ve sıcak sularda yaşamasıdır. Örneğin Mıgrı, Baraküda, Peygamber balığı gibi balık türlerinin bu denize girmesi termofilik türlerin dağılımının genişlemesi ve bununda sebebinin havzanın su sıcaklığındaki yükselmeyle ilişkilendirilmektedir.

    Karadenizin Akdenizleşmesinin hızlanması bir çok yeni türün bu denize girmesi ve besin zincirini değiştirmesi olası. Örneğin Hamsi ve Çaça gibi balıklar planktonlarla beslenerek daha fazla organik maddenin dipte çokmesi yani H2S oluşmasına engel olur. Bu sisteme yeni giren balıklar bu dengeyi bozarsa H2S tabakasının yükselmesi kaçınılmaz olabilir. Bu haliyle Akdeniz ve Karadeniz arasında biyolojik koridor, barier ve aklimizasyon görevi gören Türk boğazlar sisteminin bu görevlerinden aklimizasyonun yerini adaptasyonun alacağını söylemek zor olmaz. Ayrıca , Hint Okyanusundan Akdenize geçen türlerin geçişini sağlayan Süveyş kanalının yaptığı görevi İstanbul boğazı?nın yapıp yapmayacağı veya bunu etkileyen faktörlerin ne olduğu sorusu cevaplanmayı beklemektedir.

    Zira , yüzey suyunda tuzluluğu o % 40 olan Akdenizin , o% 38 olan Ege ,o % 20 olan Marmara , % o18 olan Karadeniz , o% 16 olan Kuzey batı ,o % 14 olan Azak- Kerç boğazı sisteminde yüzey suyu sıcaklığının artışı Akdeniz kökenli türlerin bu denize girişini hızlandırabilir. Aynı ilişki Kerş boğazı ,Rostov kanalı ve Hazar denizi içinde düşünülebilir. Böylece Zoocografya ve teorik ekolojinin konuları önümüze gelmektedir. Öyle ki , dış çevredeki değişimin hızına kalıtsal olarak yetişemeyen türlerin kaybolması olasıdır. Diğer yandan , Küresel ısınma nedeniyle okyanuslar ve denizlerdeki ana taşıyıcı akıntılarda değişimler görülebilir.Bunun Akdeniz ve Karadeniz arasındaki akıntı sistemine vereceği etki de incelemeye değer bir başka konudur. Çünkü Akdenizden Karadenize çıkan yüksek tuzululuklu ve sıcak alt akıntı ile Karadenizden gelen daha hafif ve az yoğun bir üst akıntı deniz canlılarının dağılımını ve göçlerini düzenler. Denizi suyu sıcaklığının artışı Termofilik balık türlerinin karadenize geçişleri ve girişlerini etkileyeceğinden bu yeni bir lesepsiyen göçe benzetilebilir. Kaldı ki Akdenizin aksine Karadenizde bunu önleyebilecek deniz çayırları v.s de yoktur ve bu deniz biyolojik istilaya açıktır .Bu ne zaman olur, kestirmek güçtür ama olacaklardan biridir. O halde , Karadenizdeki av kompozisyonu ve balık türleri değişerek artacaktır. Avlanan balıkların miktarları da değişebilir.Bu ise yüzyılardır geleneksel hale gelmiş karadeniz balıkçılığının değişime uğraması demektir.Ancak , küresel ısınma karadenizde en fazla H2S tabakasının değişmesi ve yükselmesiyle fark edilebilir. Çünkü Akdenizden gelen sular daha sıcak olacak , karadenizde bu dengeyi sağlayan tatlı su girdisiyse sıcaklık artışıyla hem azalacak hem de sıcaklık ve yoğunluk ara tabakası yükselecektir.

    Bu ise anoksik tabakanın yükselmesini sağlayacaktır .Bu tabakanın yükselmesi ise zaten hacimsel olarak sadece % 7 lik bir alanı deniz canlılarının beslenme ve üremelerine uygun olan alanın azalması demektir.Bu da karadeniz gibi kapalı bir denizdeki su yenilenmenin az , izole ve genetik değişimin az olduğu bir deniz için kaos demektir.Karadenizdeki deniz suyu seviyesinin yükselmesi veya su sıcaklığının artışı soğuk su seven mersin balıği, alabalık başta olmak üzere bir çok türü de olumsuz etkileyecktir. Küresel ısınma sonucu olarak Karadenizde denizel hayatın nasıl bir yön çizeceği üzerine çeşitli öngörüler kurulabilir. Bununla birlikte doğal olayların çok maddeli, çok bileşenli olması nedeniyle öngörüler sadece bir senaryodan ileri de değildir. Küresel ısınmayla Karadenizin ısınmasının dahası, değişen atmosferik ritm nedeniyle yağış rejiminin değişmesi, denize ani besleyici yüklerin girmesi bunların mevsimsel plankton patlamalarına dönüşmesi gerekecektir. Sorun günümüzde yaşandığı gibi tüketiminden fazla gelişen planktonik organik maddelerin dibe yığılması ve bunların denizel sülfatları kullanarak parçalanmaları ve deniz ortamında sülfatların sülfürlere indirgenmesiyle canlı yaşamın dar bir kuşağa hapsedilmesidir. Gerçektende küresel ısınma sonucu deniz suyundaki organik bileşiklerin sentezlenmesi daha mı kolay olacaktır. Muhtemelen daha da ısınan su planktonik üretimin artmasını sonuçlayacaktır. Zaten fazla olan ve daha da artan planktonik kütle tüketilemeyecek ve çökmek amacıyla deniz tabanına doğru harekete geçerek denizde oksijeni kullanarak parçalanacağından oksijen tüketimi artacak ve oksik zon 200 metreden belkide 150 metreye veya şimdikinden daha yukarı doğru harekete geçecektir.

    Türkiye kıyılarındaki uzun dönemli deniz seviyesi değişimleri için kullanılan ölçüm ( Mareograf) istasyonları yeterli değildir. Sınırlı da mevcut veriler yılda 4-10 mm lik deniz seviyesi artışının olduğunu göstermektedir (Demir ve diğ , 2005) Bununda kıyısal ekosistemde başta erazyon olmak üzere tuzlanma ve diğer değişim ve tahribatalara yola açacağı aşikardır. Çünkü , deniz seviyesi ne kadar yükselirse onun 100 katı kadar bir uzaklıktaki sahil erezyona ugrar (Kadıoğlu , 2001 ) .

    Özellikle dalga etkisindeki sprey zonu olarak bilinen alanlarda yaşayan deniz yosunlarının ve bunlarla birlikte yaşayan omurgalı ve omurgasız canlıların su seviyesi yükselmelerinden etkilenmeleri kesindir . Bu yosunların başta eklembacaklı, kabuklu ve balıklara yaşam alanı oluşturması ve bunun zamanla yok olarak besin zincirini temelden etkilemesi kaçınılmazdır. Ancak burada bunun ne zaman olacağı ve türlerin bu ekolojik değişimlere karşı hangi adaptif yeteneklerini geliştirecekleri de inceleme konusudur.

    Doğal olarak , Karadenizdeki bu hidrolojik değişimler akıntılarla taşınan pelajik göçmen balıkların yumurtalarının dağılım alanını ve derinliğini değiştirecektir. Örneğin ilk baharda Karadenize çıkan göçmen pelajik balıkların yumurtlama ve dağılımları yeniden incelenmeye değer bir konudur.Sulak alanlarda ki su seviyesi yükselmeleri ise yeni türlerin bu alanlara girmesi ve yerli türlerle yenilerin mücadelesine sahne olacaktır.

    Nihayet , deniz suyunun ısınması sonucunda yüksek sıcaklıkta yaşayan bakterilerin artması ve bunların hastalık oluşturma kapasiteleri daha da artacaktır.Belki de , küresel anlamda bir salgın olasılığı muhtemeldir. Küresel ısınma denizlerde yapılan balık yetiştiriciliği için tehlikeldir .Çünkü su sıcaklıklarının artması özellikle yazın daha fazla hastalık demektir. Bunun için üretimde daha fazla aşı ve kimyasal madde kullanma zorunluluğu ortaya çıkacaktır .

    Sonuç olarak :

    Küresel ısınma ve Tropikalizasyon etkisiyle Akdenize ve Karadenize giren türlerin sayıları ve diğer özellikleriyle ilgili bir veri bankasınını oluşturulması gerekir .Ayrıca , gelecek dönemdeki gelişmelerle ilgili doğru tahminler yapılmasını sağlar.

    GOOS olarak bilinen ve UNEP ?IOC ,UNECSO tarafından yürütülen (Deniz suyu yükselmeleri izleme ağı) çalışmalarının takip edilmesi ve bu konuda etkin çaba göstermemiz gerekmektedir. Bu ise deniz araştırmlarına verilen maddi katkı ve yetişmiş eleman sağlanmasıyla olabilir. Oysa , ülkemizde deniz araştırmaları için ayrılan bütçe , bir marinada ki mütevazi bir yatın fiyatı kadar bile değildir?

    Ülkemizde kurulan Maregraf istasyonların sayısı artırılmalı bunlardan elde edilen veriler bilim insanlarının ulaşabileceği şekilde düzenlenmelidir. Özellikle Karadenizdeki veri eksiğimiz giderilmelidir.

    Özellikle deniz suyu yükselmelerine karşı kıyısal alanlardaki yerleşim yerlerinin planlaması yeniden yapılmalı , erezyon ve su yükselmeleri için tedbir alınmalıdır. Bu amaçla , uzun dönemli ve gerçekçi afet yönetim planlarının yapılması zorunludur.

    Küresel iklim değişikliğini incelerken bunların ekonomik ve teknolojik sebeplerini göz ardı edemeyiz. Çünkü sorunun başlangıcı sanayii devriminden bu yana % 30 ?un üzerindeki Co2 artışıyla ilişkilidir. O halde , mevcut kapitalist üretim ilişkileri ve araçlarının sorgulanması gerekir . Artık , insanlığın klasik üretim ilişkilerini değiştirecek yolları arayıp bulması gerekmektedir.İleri kapitalizmin ve emperyal sistemin dünyaya ve insanlığa vereceği hiçbir şeyi olmadığı bir kez daha görülmektedir. Öyle ki bu üretim ilişkisiyle gezegende ki insan ve diğer canlı türlerinin en hafifinden yaşama hakları bile tehlike altına atılmıştır. Küresel iklim değişikliği kapitalist üretim biçimi ve süreçlerinin 200 yıllık sonucu olduğuna göre bu süreçlerin yeniden değerlendirilmesi ve insanlığın mutluluk ve refahına göre dizayn edilmesi gerekir. Aksi takdirde , suyu ısınan okyanuslar , denizler veya dünya değil buna neden olan biz insanlar olacağız.

  2. #2
    % 10O Lazoğli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Yaş
    48
    Mesajlar
    1.662
    Teşekkür Edenler
    Tecrübe Puanı
    0

    Standart

    Offfff Burhan reis akşam akşam yine karınca duası gibi sen bana

    gözlük taktırmaya yeminmi ettin


    34 D 1316

    BAKIRKÖY/İSTANBUL


    KİM NE YAPARSA KENDİNE YAPAR

  3. #3
    __kaptan nazan__ kaptan nazan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Mesajlar
    1.293
    Teşekkür Edenler
    Tecrübe Puanı
    0

    1

    Alıntı mertkurtq Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Offfff Burhan reis akşam akşam yine karınca duası gibi sen bana

    gözlük taktırmaya yeminmi ettin


    çok güldüm Murat....akşam saati Allah iyiliğini versin!!
    YA SEV ,YA TERKET !!!!

    Benim yaradılışımda fevkalade olan bir şey varsa ;TÜRK olarak dünyaya gelmemdir !!!

  4. #4
    % 10O Lazoğli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Yaş
    48
    Mesajlar
    1.662
    Teşekkür Edenler
    Tecrübe Puanı
    0

    Standart

    Amin cemi cümlesinin captain


    34 D 1316

    BAKIRKÖY/İSTANBUL


    KİM NE YAPARSA KENDİNE YAPAR

  5. #5
    __kaptan nazan__ kaptan nazan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Mesajlar
    1.293
    Teşekkür Edenler
    Tecrübe Puanı
    0

    1

    Alıntı mertkurtq Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Amin cemi cümlesinin captain buarada ben Levent değil Murat


    yaşlılık işte Murat esas benim gözlük takmam lazım !!! kusura bakma emi
    YA SEV ,YA TERKET !!!!

    Benim yaradılışımda fevkalade olan bir şey varsa ;TÜRK olarak dünyaya gelmemdir !!!

  6. #6
    BALIKÇI Kulek Reis - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Yaş
    68
    Mesajlar
    1.879
    Teşekkür Edenler
    Tecrübe Puanı
    216

    Standart

    Alıntı mertkurtq Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Offfff Burhan reis akşam akşam yine karınca duası gibi sen bana

    gözlük taktırmaya yeminmi ettin

    Muratcım Selam Gözlük takmanı önermem ama Şöyle yeşil bir takım lens iyi açar sanıyorum.
    H.Hüseyin Külek
    1946-İstanbul-Ataköy-(A rh-)
    Bulutlar ağlamasa yeşillikler nasıl güler




    Söz veriyorum
    Çinekop tutmayacağım,satın almayacağım,Tutanlara engel olacağım

  7. #7
    % 10O Lazoğli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Yaş
    48
    Mesajlar
    1.662
    Teşekkür Edenler
    Tecrübe Puanı
    0

    Standart

    Alıntı Kulek Reis Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Muratcım Selam Gözlük takmanı önermem ama Şöyle yeşil bir takım lens iyi açar sanıyorum.



    Hüseyin abi yazıyı ancak okudum lensi bilmem ama yazıya istinaden sonuç,


    Dünyanın içine el birliğiyle insanoğlu SIÇMIŞ durumda,


    Çözüm içinse ne bireyler nede ülkeler umursar bir tavırda bir avuç

    insan nafile bağırıp duruyor bence


    34 D 1316

    BAKIRKÖY/İSTANBUL


    KİM NE YAPARSA KENDİNE YAPAR

+ Yeni Konu aç

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 2 kullanıcı var. (0 üye ve 2 konuk)

Benzer Konular

  1. Cevap: 9
    Son Mesaj: 17.01.12, 17:28
  2. Eksik tellefon ve emailleri tamamlar mısınız?
    By kenane in forum Balıkçı Barınaklarımız & Balıkçı Koop'lar
    Cevap: 0
    Son Mesaj: 19.09.10, 00:29
  3. Devletlerarası Hukukta Balıkçılık
    By Burhan Reis in forum KANUNLAR
    Cevap: 0
    Son Mesaj: 01.07.10, 09:11
  4. Gemiadamları yönetmeliği
    By kaptan nazan in forum KANUNLAR
    Cevap: 26
    Son Mesaj: 06.02.10, 16:03
  5. bağlama kütüğü uygulaması ve subis uygulamaları
    By ramazan özkaya in forum KANUNLAR
    Cevap: 6
    Son Mesaj: 18.01.10, 19:40

Bookmarks

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •