2 sonuçtan 1 ile 2 arası

Konu: Denizlerimiz ve Çevre Kirliliği

  1. #1
    Reİs Burhan Reis - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Yaş
    59
    Mesajlar
    5.695
    Tecrübe Puanı
    933

    Standart Denizlerimiz ve Çevre Kirliliği

    Denizlerimizde ve Çevremizde Felaket


    Denizlerimiz ve Çevre Can Çekişiyor
    Küreselleşen dünyada ülkeler ve kıtalararası taşımacılığın önemi gün geçtikçe artmakta ve daha ucuz olması nedeniyle deniz taşımacılığı birçok sorunu da beraberinde getirmektedir.

    Bu sorunlardan en önemlisi deniz taşımacılığı sonucunda oluşan deniz kirliliğidir. Günümüzde büyük boyutlara ulaşan deniz kirlenmesi sorunu, denizci ülkelerin yanı sıra tüm dünya toplumlarını ilgilendiren bir konu haline gelmiştir. Deniz taşımacılığı ve taşımacılık kaynaklı atıklar denizlerdeki toplam kirliliğin %30’unu oluşturmaktadır.

    Yolcu gemilerinde de, yasal olmamasına rağmen yağlı balast tanklarının yıkanması, sintine sularının denize boşaltılması, çöplerin denize dökülmesi denizlerdeki kirlilik probleminin büyümesine yol açmaktadır.

    Bakınız bu tip işlemler nedeni ile denize bırakılan petrol ürünlerinin, yılda 1 milyon ton gibi inanılmaz bir rakama ulaşması denizler adına ve insanlığın geleceği adına endişe edilmesi gereken bir problemdir.

    Uluslararası bir kuruluş olan United Nations Group of Experts on the Scientific Aspects of Marine Pollution kısa adı GESAMP olan Birleşmiş Milletler’e bağlı deniz kirlenmesinin bilimsel yönlerini araştırmak ve incelemekle görevli olan grubu bakınız deniz kirlenmesini şöyle tanımlıyor.

    Kirlenme, insanlar tarafından haliçler de dahil olmak üzere deniz ortamına doğrudan veya dolaylı olarak, canlı kaynaklarına zarar veren, insan sağlığını bozan, balıkçılık dahil olmak üzere denizlerdeki faaliyetleri engelleyen, denizin kullanımı ile ilgili kalitesini etkileyen ve değerini azaltan madde veya enerji bırakılmasıdır. ’

    Bu kirlenme denizlerin kirletici maddeler ile kendini arıtma yeteneğinin üzerinde yüklenilmesi sonucunda oluşmaktadır.

    Gemi ulaşımının sebep olduğu deniz kirliliğinden söz etmek gerekirse kirletici maddeleri şöyle sıralayabiliriz: Petrol ürünleri, radyoaktif maddeler, kütle halinde taşınan zehirli sıvı maddeler, paket halinde veya taşınabilir tanklarda, yük konteynırlarında, vagon veya kamyonlu tanklarda taşınan zararlı maddeler, gemilerin sintine, balast ve tank yıkama suları, gemi kaynaklı evsel atık sular tuvalet, lavabo, duş ve mutfaklardan gelen sular, gemilerin çöpleri.

    Bunlara birde ek olarak gelişmiş Avrupa ülkelerinin kendi çevre etki alanlarından uzaklaştırmak amacı ile uluslararası anlaşmaların kapsamı dışında kalan ve Avrupa Birliği üyesi olmayan ülke denizlerine taşıttığı zararlı endüstri atıklarını da katmak gerekir.

    Bu gruba giren zararlı atıklar, Afrika’nın geri kalmış ülkelerine ve Avrupa Birliği üyesi olmayan ülkelere para karşılığında aktarıldığı yada bazı denizlere gizlice bırakılmaktadır.

    Gemilerden kaynaklanan sintine suları ve petrol taşımacılığı esnasında oluşabilecek kazalar nedeniyle ortaya çıkan petrol kirlenmesi gemi kaynaklı kirleticilerin en önemlileridir.

    Yağ deniz suyundan daha az bir yoğunluğa sahip olduğundan, yüzeyde bir tabaka oluşturur. Buda canlılar için hayat kaynağı olan oksijenin deniz içine yayılmasını önler.



    Bütün bu atıklar deniz canlılarına zarar vermekte ve insan sağlığını da dolaylı yoldan bozmakta, denizlerin kullanım olanakları azalmakta ve balıkçılık dahil diğer kullanımları açısından kalitesini negatif yönde etkilemektedir.

    deniz yatağında yapılan petrol arama ve çıkarma çalışmalarından, kaza sonucu ortaya saçılma ve nehirlerden taşınan petrolden dolayı dünyada yılda en az 2 milyon en fazla 28 milyon ton petrol ürünü denizlere bulaşmaktadır.



    Petrol deniz ortamına saçılıp döküldüğünde bileşimindeki hafif ve çabuk buharlaşabilen kısımları bu saçılma esnasında hızlı bir şekilde atmosfere yayılmakta ve geride sudan daha ağır olan katranımsı kısımları kalmaktadır.

    Denizlerde ki türbülans dalga ve akıntı hareketleriyle çalkantılı olan yüzey kısımlarda ise değişik kalınlıklarda yağ süspansiyonları oluşturmaktadır. Yüzeyden kopan yağ yuvarlakları su kütlesinde kısmen çözülür, çözünmeyecek kadar ağır kısımlar ise küresel biçimlerini koruyarak dibe çökelirler.

    Bu çökelme sırasında çarpışıp yapışarak ağırlıkça büyüyen kürelere ‘ tar-ball ’ denir. Tar-ball küreleri dip akıntılarıyla hareket ederek, kum veya sedimentleri kaplar, dalga hareketleriyle kıyılara kadar ulaşır ve sahillerin, deniz taşıtlarının kirlenmesine neden olur.

    Denize dökülen ve saçılan petrol atmosfer ve deniz arasındaki gaz alışverişini engelleyerek sudaki çözülmüş oksijen konsantrasyonunun düşmesine neden olur ve ışık geçirgenliğini azaltarak deniz ortamındaki yaşam için çok önemli olan fotosentez olayını engeller.

    Denize dökülen ve saçılan petrol deniz kuşlarının kanatlarına yapışıp yüzücü ve dalıcı kuşların uçma yetenekleri ile soğuğa karşı dayanırlıklarının yok olmasına ve ölümlerine neden olur.

    Deniz ortamında çok yaygın olan petrol kirlenmesi ve bunun sonucu olarak ortaya çıkan bileşikler, ekosistem içersindeki tüm organizmaları negatif yönde etkilemektedir.

    Deniz ortamında yaşayan değişik canlı türlerinin petrol ürünlerine karşı dayanıklılığı da farklıdır. Petrol ürünlerinin deniz canlıları üzerinde öldürücü toksin etkisi, canlının doku ve hücrelerindeki birikim ve fizyolojik faaliyetlerin etkilenmesi sonucu ortaya çıkar.

    Örneğin: Yengeç, ıstakozlar, ve karidesler gibi yaşamını zemine gömülü olarak sürdüren canlı türleri denizlerdeki petrol kirlenmesine karşı en duyarlı olan türlerdir. Bunlar 1 ila 10 pmm oranında petrol konsantrasyonundan etkilenirler. Midye gibi çift kabuklular ve balık türleri 5 ila 50 pmm deniz bitkileri ise 10 ila 100 pmm oranında duyarlıdırlar.




    Petrol ürünleri ile kirlenmiş balık ve diğer su ürünlerinin insanlar tarafından tüketilmesi ham petrolü oluşturan bileşiklerin bir bölümünün memeli hayvanlar ve insanlarda kanser yapıcı olduğu bilinen maddelerden oluşması nedeniyle sağlık açısından sakıncalıdır.
    Ülkemizi çevreleyen denizlerde de kirlenme düzeyi çok acil kararlar almamızı gerektirecek boyutlara ulaşmıştır.

    Denizlerimizde ki petrol kirlenmesiyle ilgili olarak bazı çalışmalar İstanbul Boğazı’ndaki petrol kirliliğinin Karadeniz kaynaklı olduğunu göstermektedir. Karadeniz’i kirleten petrol ürünlerinin yıllık miktarı 41 bin tona ulaşmıştır.

    Yoğun bir gemi trafiğinin var olduğu ve kıyılarda petrol işleyip sevk eden, tüketen çok sayıda tesisin bulunduğu Akdeniz ve Ege denizi petrol filmi yani denizin yüzeyinde ince petrol tabakası oluşumu açısından özel bir öneme sahiptir. Çünkü yılda 350 milyon ton petrolün Akdeniz’de hareket halinde olduğu ve bunun 1 milyon tonunun denize çeşitli yollardan karıştığı bilinmektedir.

    sonuçta ülkemizi çevreleyen denizlerin, ana su kütlesi olan okyanuslara oranla çok küçük olması ve kısıtlı madde alışverişinin bulunması bu su kütlelerinde kirlenmenin büyük ölçüde birikim yapmasına sebep olmaktadır.

    Bu sebeple ülkemizi çevreleyen denizler, gemi trafiği sonucunda bilinçli ve bilinçsiz olarak bırakılan maddelerle olabilecek deniz kazaları açısından son derece kritik bölgeleri oluşturmaktadır.

    Bugün halihazırda dünyanın en tehlikeli boğazı olarak görülen İstanbul Boğazı, Batı dünyasının o doymak nedir bilmeyen doyumsuz vahşi ve domuzca olan kapitalist pazarlarına Orta Asya’dan ham petrol taşıyan büyük tankerlerin sayısında ki ani artış bu tehlikeye bir işarettir.




    Montrö Antlaşması ile Türkiye’nin boğazlar bölgesindeki tam egemenliği kabul edilmekle birlikte daha önce Lozan Antlaşmasında olduğu gibi ‘ Ticaret gemileri için Serbest Geçiş İlkesi ’ muhafaza edilmektedir. Antlaşmanın imzalandığı 1936 yılında boğazlardan günde 17 yılda 6200 gemi geçerken bugün bu sayıların çok üstüne çıkılmış ve kritik boyutlara ulaşmış trafik hacmi sadece deniz çevresini değil İstanbul’un tamamını ve İstanbul’da yaşayan bütün insanların yaşamını da tehdit edecek bir hale gelmiştir.

    Bugün İstanbul Boğazında yılda 50 binden fazla gemi geçmektedir. Bu gemilerin 5 binden fazlası tankerdir.

    Deniz ulaşımı ve deniz kazaları sonucunda oluşan kirlenmeleri önleyebilmek için yetkililerin her türlü önlem, müdahale ve kontrol konularındaki eksikliklerini giderecek düzenlemeleri süratle hayata geçirmeleri büyük önem taşımaktadır.

    Bugün Marmara ve boğazlardaki gemi trafiğinin yeterince denetlenebildiğini söyleyebilirmisiniz ve buna inanabilirmisiniz?

    Özellikle her iki yakasında resmi kayıtlara göre toplam 14 milyon insanın yaşadığı İstanbul Boğazında kaza riskinin sıfırlanabilmesi mümkün müdür? Ve bunun mümkün olduğuna inanabilirmisiniz?

    Denizlerimizdeki endüstriyel ve inşaatsal kirlenmenin yanı sıra gemi trafiğinin deniz kirlenmesine katkı payı ile bu trafikte oluşan kaza riskini görmemezlikten gelebilirmiyiz? Ve bunu görmemezlikten gelmeye hangimizin hakkı olabilir?

    sadece yaşadığımız ve mensubu olmuş olduğumuz ülkemizin değil aynı zamanda yaşadığımız bu dünyamızın da çevresel açıdan durumu hiçte iç açıcı değildir. dünyamız çevresel bir felakete ve kaosa doğru hızla gitmektedir.


    Ülkemizde ki bazı aydın geçinen antenlektüeller gelişen teknolojinin bu çevresel sorunun da üstesinden geleceğini varsaymaktadırlar. bu çok tehlikeli ve bir o kadar da sakat bir zihniyet ve varsayımdır.

    Çevre sorunlarını yılda bir hafta süre ile çevre haftasında tartışmak yeterli değildir. Ayrıca bu haftalar öyle yerlere çöp atmayınız, denizleri kirletmeyiniz, ormanlık alanda piknik yapmayınız, çimenlerin üzerine basmayınız gibi basit söylemlerle geçiştirilemez.

    Günümüzde teknolojinin gelişimine paralel olarak çevre ve denizlerin kirliliğinden birinci derecede sanayileşmiş ülkeler sorumludur.

    Yeryüzünde yaşayan hiçbir insan nasıl oksijensiz yaşayamıyorsa, nasıl ekmek yiyip su içmeden yaşayamıyorsa, nasıl belli gıdaları ve besinleri almadan aç kalmadan yaşayamıyorsa bunlara paralel olarak çevre olmadan da yaşayamaz ve varlığını sürdüremez.

    Çevre sorunu yaşamadan yaşayabilmek içinde öncelikle yapılması gereken ilk iş dünya ikliminin dengeye kavuşturulması gerekmektedir. Dünya iklimini dengeye kavuşturabilmek içinde atmosferin ısınmasının azaltılması şarttır.




    Şu anda bütün dünyada kullanılan petrol, kömür gibi fosil yakıtları yüzünden havadaki karbon yayılımı yılda 1 milyar ton düzeyine çıkmış bulunmaktadır.

    Evet ağaçlar ve okyanuslar, denizler havadaki karbonu emerler ancak dünyadaki ormanların yarısı son 50 yılda gözü paradan başka hiçbirşey görmeyen, yaşamı tamamen materyalist olarak algılayan ve yaşayan bu vahşi, domuzca ve doymak nedir bilmeyen aç gözlü pisboğaz obur kapitalist insanlar tarafından yok edilmiştir.

    Şu anda atmosfere bırakılan karbon miktarı tüm okyanus, deniz ve ormanların her yıl emebilecekleri miktarın 6 katıdır. İşin kötü yanı tüm bu olumsuz gelişmelere rağmen dünyada fosil yakıtların kullanılması azaltılacağı yerde artış göstermektedir.

    1950 ve 2005 yılları arasında dünyada fosil yakıt tüketimi 4 katma, kereste kullanımı 3 katına, kağıt kullanımı 6 katına, buğday tüketimi 3 katın çıkmıştır.



    Dünyada besin maddelerinin tamamı ile ham maddelerinin %85’i ormanlar, otlaklar, balık yatakları ve tarım alanları tarafından sağlanmaktadır.

    Aşırı orman kaybı, erozyon, okyanus, deniz ve yer altı sularının sanayileşme ve tarım ilaçlarının kullanılması nedeniyle aşırı kirlenmesi sonucunda bakınız burası çok mühimdir çünkü çok mühim herkesin hayatını etkileyecek sadece Türkiye’de değil aynı zamanda gelişmiş ülkelerde dahil olmak üzere bütün dünyada ciddi bir yiyecek kıtlığının yaşanacak olmasını önümüzdeki yıllarda beklenmelidir.
    Kiel Üniversitesi Deniz Bilimleri Enstitüsü, Hamburg Zooloji Enstitüsü ve Müzesi yaptıkları araştırmalar sonucunda deniz taşımacılığında istenmeyen birçok zararlı mikroorganizma başka iç sulara ve denizlere taşınmaktadır.

    Örneğin: Bu mikroorganizmalardan Alexandrium ve Gonyaulax kendi kendilerine zehir üreten zararlı mikroorganizmalarda ciddi bir artış olduğu saplanmıştır. Özellikle Almanya sahilleri ve limanları gemilerden gelen 2.2 milyon balast suyun boşaltılmasıyla bu çevreye ve insana zararlı mikroorganizmaların miktarının 6 milyona ulaştığı belirlenmiştir.
    Ülkemizde ise sadece Karadeniz’de yapılan Karadeniz otoban sahil yolu Karadeniz’i artık bir ölü deniz haline getirdiği gibi dünyada eşi benzeri olmayan birçok flora ve faunalar tahrip edilerek yok edilmiştir.

    En başta bölgede ki Karadeniz insanı elbette bunun doğuracağı zararın faturasını ilk ödeyecek olan insan olacaktır ancak bütün Türkiye’de bunun bedelini en kötü şekilde ödeyecektir çünkü görünen köy kılavuz istemez.

    Milyonlarca yılda oluşmuş olan koylar ve kumsallar üstelik estetikte hiçbir zerre değeri olmayan cetvelle dümdüz soytarı gibi çizilmiş hiçbir mühendislik ve mimari değeri olmayan böyle iğrenç mi iğrenç olan sözde güya bir otoban yol uğruna feda edilmiştir.

    Şimdi bazı aklı evveller zannediyorlar ki; otoban yol bitti ya burada ticaret gelişecek, ticaret gelişince de daha çok para kazanacağız hayır kazanamayacaksın işte kazandığını zannetsen de o kazandığın paralar boğazında hemde yaşarken zıkkımlanırken çıkacaktır, hayatta iken belanı bulacaksın yani. Ondan sonra da ben nerede yanlış yaptım, buda mı başımıza gelecekti diye salya sümük ağlarsınız ama nafile.

    o iğrenç otoban yapılırken acımadan, merhamet etmeden yüreğinizde zerre bile vicdan olmadan, yüreğiniz cız bile etmeden öyle 3-5 yılda, 10-20 yılda değil milyonlarca yılda kendiliğinden oluşan koylar ve kumsallar, floralar ve faunalar, ve bunlarla beslenen küçük hayvanlar, yuvasını bozduğunuz karıncaların dahi ahını ve bedduasını almayacağınızı mı zannediyorsunuz?

    O otoban yolun geçtiği ve altında yuvası bozulan ve cesedi kalan karıncaların bedduası size para kazandırmayacaktır. Yaşarken boğazınızdan çıkacaktır o kazandığınızı zannettiğiniz paralar, yaşarken sizden çıkmasa bile mutlaka ama mutlaka sizin çocuğunuzdan, çocuklarınızdan, torununuzdan, torunlarınızdan çıkacaktır.




    Kendi geçici dünyevi zevkleriniz ve ihtiraslarınız için ve en çokta para için doğanın dengesini bozdunuz bu Karadeniz otoban yolu ile zannediyor musunuz mutlu olacaksınız?

    Siz doğayı mutsuz ederek kendinize sahte bir mutluluk kurmaya çalışıyorsunuz sizin kurduğunuz o sahte mutluluk yine o mutsuz kıldığınız doğa tarafından yıkılıp paramparça edilecektir, Karadeniz o hırçın dalgaları o yapılan otoyolu birgün çökertecektir, çünkü siz denizi de doldurarak birçok balığın yuvalarını bozdunuz, birçok deniz canlısının ölümüne sebebiyet verdiniz, siz nasıl ki o canlıların ve doğanın huzurunu bozduysanız doğa da sizin huzurunuzu ve rahatınızı elinde sonunda er yada geç bozacaktır, bunu göreceksiniz.

    Başkasının mutsuzluğu üzerine dünyada hangi insanoğlu mutluluk kurabilmiş ki? Bana bir tane bile örnek gösterebilirmisiniz?

    Hele hele doğanın mutsuzluğu üzerine kendi mutluluğunu inşa etmeye kalkan insanoğlunun başına ne felaketler geldiğini göremeyecek ve bunu anlayıp idrak edemeyecek kadar birer ahmak ve paragözseniz sizden zaten sadece adam değil hiçbir bok olmaz demektir.



    Görüyor musunuz Allah her şeyi yaratırken bir denge kurarak yaratmıştır ama bu obur doymak nedir bilmeyen pisboğaz domuz gibi vahşi kapitalist insanlar sayesinde doğanın dengesi bozulmuştur dengesi. Karadeniz para karşılığında bir çöplük olmaya başlamıştır elbette bu çöp olmanın da Karadeniz insanına da Türkiye’ye de bir acı ve ağır bedeli olacaktır şüphesiz.

    2006 yılında İstanbul Üniversitesi’nin Ege denizi ve Akdeniz’de yaptığı bilimsel araştırmalarında bu denizlerin maalesef karadan ve denizden kaynaklanan geniş bir kirlilikle karşı karşıya olduğunu ortaya koydu.




    İstanbul Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Dekanı Sayın Prof. Dr. Bayram Öztürk başkanlığında 12 bilim adamının bulunduğu heyet, deniz kirliliği, kirliliğe neden olan etkenler ve denizlerimizin geleceğine ilişkin bir çalışma başlattı.

    Çanakkale’de başlatılan ve bugüne kadar Güllük ve Gökova Körfezleri başta olmak üzere 19 ayrı noktada yapılan çalışmalarda denizlerimizde meydana gelen kirliliğin nedenleri, boyutları ve canlılar üzerindeki etkileri araştırıldı.

    Ve şu ana kadar elde edilen bulgularda denizlerimizdeki yüzeysel kirliliği ve dip kirliliğinin inanılmaz boyutlara ulaştığı açıklandı.




    Denizlerimizdeki gerek pis kokunun gerekse niteliği açısından İzmit Körfezini aratmadığını belirtilirken en temiz yerlerden biri olarak bilinen Gökova Körfezinin ortasından alınan bir numune ile dip materyalinin artık balçığa dönüştüğü bir tek deniz kabuklusu ve mikroorganizmanın yaşama şansı bulunmadığı ve daha önceden varolan mikroorganizma ve deniz kabuklularının da öldüğü belirtildi.

    Son 30 yılda Ege ve Akdeniz kıyılarında aşırı yapılaşma görüldüğü buna karşılık arıtma tesisleri ve alt yapılarının tamamlanmadığı, gerekli fizibilite ve bilimsel araştırmalar yapılmadan gelişi güzel bir şekilde kıyıların 10 metre yakınına kadar dahi kurulan balık çiftliklerinin denizlerimizde kirliliğin boyutlarını felakete varan seviyelere taşıdığı açıklandı.




    Ege ve Akdeniz kıyılarında ikinci konut, belde, kent, tatil sitesi ve turistik tesislerin %90’ının arıtmasının denize gittiği, yaz aylarında Gökova’da dolaşan 5 bin teknenin sintinelerini boşaltabileceği iki boşaltım noktası olmasına rağmen bu teknelerin büyük bir bölümünün sintinelerini denize boşalttığı, sığ sulara ve kıyılara kurulan balık çiftlikleri ve ağların zeminde yarattığı tahribat ile kıyılarımıza çok yakın geçen uluslararası nakliye gemilerinin akaryakıtlarının petrol kirliliği yarattığı belirtildi.

    Ege ve Akdeniz de ayrıca geçtiğimiz yıllara oranla tantaküller diğer adıyla duyarga adı verilen herhangibi bir temas sonucunda insanı zehirleyen ve tedbiri alınmazsa zehirlediği insanı öldürebilen bir denizanası türünde artış olduğu saplandı.

    Bu denizanasının bazı türlerinin çok zehirli toksinler içerdiği de belirtildi. Özellikle Gökova Körfezinin Sedir, Boncuk, İngiliz Limanı, Marmaris, Hisarönü, Orhaniye, Turgut Sahilleri, Datça kıyılarında ve Bodrum sahillerinde yüzbinlerce denizanasının istilasına uğramış durumda olduğu açıklandı.

    Ülkemizin gerçek bir deniz ülkesi olabilmesi için sadece bahriyelilerin ve sadece deniz kuvvetlerinin faaliyette olması yeterli değildir. Denizlerimizle ilgili bilimsel araştırma çalışmalarının çoğaltılması ve çeşitlendirilmesi gerekmektedir.

    Ülkemiz dünya denizlerinde araştırma bakımından bayrak göstermesi gerekmektedir. Çünkü Akdeniz ve Hint Okyanusunda küresel ısınma faaliyetleri artmıştır, Akdeniz ve Hint Okyanusundaki bu küresel ısınma sonucunda diğer denizlerde ve okyanuslarda ne olacaktır?

    Akdeniz ve Hint Okyanusundaki küresel ısınmanın ülkemiz denizlerine ve turizmine yansıması nasıl ve ne olacaktır? Tüm bunları düşünmemiz ve acilen tedbir almamız gerekmektedir.

    Bugün İtalya ve İspanya sahillerinde ton balığı ve kaplumbağa nüfusunun azalması aşırı avlanması sonucu pelagia noctiluca türü denizanasının sayısında çok büyük artış olduğu deniz suyuna evsel, sanayileşmiş ve tarımsal atıklarla denize karışan nehir yataklarındaki suların cılızlaşıp azalması sonucu Akdeniz Bilim Komisyonu Akdeniz’de Akdeniz’e özgü olmayan 500 yeni canlı türünün ortaya çıktığını açıkladı.

    Bilim adamları şu anda bu 500 yeni canlı türünün Akdeniz’de yaşamsal ne gibi zararlar verebileceğini araştırıyorlar.

    Ayrıca Geçtiğimiz ay Alaska sularında Güney Amerika sularında yaşayan ve Güney Amerika yerlisi diye adlandırılan kalamar türünün ortaya çıkması bilim adamlarını şaşkınlığa uğrattı ve küresel ısınma tartışmalarını yeniden hızlandırdı.

    Ne yazık ki bizler toplum olarak son derece duyarsız bir millet olmaya başladık. Ve sadece hayatı kendi içimize dönük olarak yaşamaya başladık, çevremizde ve ülkemizde olup bitenlerle ilgilenmiyoruz bile.

    Denizlerimizi hem bizler kirletiyoruz hemde dışarıdan başkaları kirletiyorlar.

    Denizlerimizi kirletenlere engel olmadığımız gibi gelin sahillerimize yatırım yapın ve denizlerimizi daha da kirletin diye davetiye çıkarıyoruz, bu durumu engellemeye çalışan duyarlı insanlarımızı ise ayıplıyoruz, bu duyarlı insanları çağdışı diye nitelendirip tukaka yapıyoruz, oysa şunu unutmamalıyız bu insanlara bunu diyenler ve böyle davrananlar 25 yıl önce Gökova Körfezinin masmavi olduğunu unutmamalıdır.




    karasal kökenli kirlenme en başta Bodrum ve yarımadasında başta olmak üzere sahillerimizin büyük bir bölümünde etkili olmuş durumdadır, kirlenme denizlerde ki denetimsizlik ile de birleşince felakete varan boyutlara ulaşmış durumdadır, bundan sonra artık sahillerimizde alt yapı ve kanalizasyon sorunları çözülmeden tek bir bina bile yapılmamalıdır, balık çiftlikleri içinde yeterli bilimsel araştırmalar yapılarak yeni bir yapılanmaya doğru gidilmelidir. Aksi takdirde bu işin sonu hiçte iyi gözükmüyor.


    PARA=HAYAT yada HAYAT=PARA’nın olduğu bir memlekette ve dünyada insanın artık insanlıktan çıkıp başka bir hilgat garibesi yaratığa dönüşüp hilgat garibesi toplumların yaratılmaya çalışılmasının artık meyvelerini vermeye başlamış olduğu gerçeği ile yüzleşmek çok hazin ve dramatik bir son olduğudur. Dünyamızda çevresel bir felakete ve kaosa doğru hızla gitmektedir.


    Kaynak


    ................
    ><((((º>`·.¸¸.·´`·.¸¸.-> BALIKÇI FORUM <-.¸¸.·`´·.¸¸.·`<º))))><

  2. #2
    Vip Üye bnymnblr - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2009
    Yaş
    41
    Mesajlar
    1.158
    Tecrübe Puanı
    185

    Standart

    Güzel bir paylaşım teşekkürler
    Bünyamin

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. sorumlusu kim
    By TUNCAY ŞEKER in forum Balıkçı Kahvesi
    Cevap: 1
    Son Mesaj: 08.04.10, 20:33
  2. Cevap: 0
    Son Mesaj: 30.03.10, 12:35
  3. Iski nin derin dranajları
    By TUNCAY ŞEKER in forum Balıkçı Kahvesi
    Cevap: 3
    Son Mesaj: 24.12.09, 15:40
  4. Sandalla 37 günde istanbul-bodrum
    By kenane in forum Güncel Deniz Haberleri
    Cevap: 5
    Son Mesaj: 12.09.09, 22:28
  5. İstanbul'da Deniz Kirliliği Üzerine
    By aFaLa in forum SORUNLARIMIZ
    Cevap: 5
    Son Mesaj: 28.07.09, 09:54

Bookmarks

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
BALIKCI FORUM