DEVLETLERARASI HUKUKTA BALIKÇILIK
Yrd. Doç. Dr. Turgay CİN*
GİRİS
Dünyamızın dörtte üçünü deniz ve okyanuslar olusturmaktadır. Deniz ve
okyanuslar insan ve esya tasımacılığı, insanoğlunun beslenmesi, yalnız
balıkçılık yönünden gıda kaynağı olarak da değil, ayrıca petrol ,
tabii gazlar,mineral ve enerji kaynakları bakımından da
çok büyük iktisadiönem arz etmektedir.
Deniz ve okyanuslardaki hammadde ve enerji kaynakları belli baslı üç
grupta incelenebilir: Birinci grupta; canlı kaynaklar: balıklar, akuatik
hayvansal organizmalar, bitkiler (plankton ve pitoplanktonlar);
ikinci grupta mineral kaynaklar: deniz yatağı altı kayaç ve sediment-
leri içinde sert mineraller (karasal mineralizasyon karakterinde,
petrol - tabii gaz, deniz tabanı üzerindeki çamurlar içindeki
mineral ve metaller, deniz suyu içerisindeki metaller (ağır su vb.);
üçüncü grupta da enerji kaynakları: gelgit enerjisi, akıntılar,
dalga kınlımı enerjisi yer almaktadır.
Dünya nüfusunun hızla artması ve bu artan nüfusun beslenmesi ve enerji
ihtiyaçları sorunu, denizlerin ve okyanusların deniz alanlarının önemini
ortaya çıkarmakla kalmamıs, denizdeki bu zenginliklerin ve deniz
alanlarının kime ait olacağı, deniz alanları genisliklerinin tespiti
sorunlarını da beraberinde getirmektedir.
Bu deniz alanlarının sınırlarının tespit meseleleri bütün devletleri yakından
ilgilendirdiğinden dolayısıyla dünya barısını da zaman,zaman tehdit eder olmaktadır.


Kimi yazarlara göre, “denizler besin potansiyeli bakımından karalara
oranla on ilâ yüz kat daha verimlidir. Bazılarına göre ise, “denizlerin besin
potansiyeli, karalara oranla üç yüz kat daha verimli ve zengindir. Diğer
taraftan istatistik verilerine göre, “dünya balıkçılığının % 90’nının karasuları
dısında kalan ve derinliği iki yüz metreden daha az olan kıta sahanlığını örten
su tabakasında yapıldığı gözlemlenmektedir.
Yine bu bağlamda dünyada icra edilen deniz balıkçılığını dört grupta
toplamak mümkündür6: (aa-) Kıyı balıkçılığı (kısa mesafe balıkçılığı), (bb-)
Sahil balıkçılığı (orta mesafe), (cc-) Uzun menzil balıkçılığı, (dd-) Açık deniz
balıkçılığı. Dünya balıkçılığının büyük bir çoğunluğu uzun menzil ve açık
deniz balıkçılığı iken, Türkiye’deki balıkçılığın büyük bir kısmı kıyı
balıkçılığı -ki kıyı balıkçılığı gidis gelis en çok 24 saattir-, çok az bir kısmı da
sahil balıkçılığıdır. Türkiye’deki balıkçı gemileri uzun yola çıkabilecek
nitelikte değildir. Bu nedenledir ki Türk balıkçıları açık deniz balıkçılığı
yapamamaktadır.
Doğal -canlı ve cansız- zenginlikler bakımından bu kadar önemli olan
denizler ve deniz alanları Türkiye’nin de üç tarafı denizlerle baska bir deyisle
bu kadar doğal zenginliklerle ve büyük deniz alanları ile çevrili olmasına
rağmen, bu konulardaki gelismelerin ve girisimlerin, devletlerarası kamu
hukuku çalısmalarının Yunanistan’la kıyaslandığı zaman azlığı, Türkiye
bakımından üzüntü vericidir. İste bu nedenle biz de Türk Devletler Hukuku
bilim alanındaki çalısmalara, 1958 tarihli Cenevre Sözlesmeleri ile 1982
tarihli Birlesmis Milletler Deniz Hukuku Sözlesmesi çerçevesinde “münhasır
ekonomik bölge”, “kıta sahanlığı”, klâsik balık avlanma alanları ile ilgili
olarak, ulasabildiğimiz Yunan görüslerini dile getirerek, Türk görüslerinin
(tezlerinin) gelismesi, olgunlasması bakımından bu çalısmamızla katkıda
bulunmak istedik.
Burada önemle belirtmeliyiz ki, ne 1958 tarihli -dört adet- Cenevre
Sözlesmelerine ne de 1982 tarihli Birlesmis Milletler Deniz Hukuku
Sözlesmesine Türkiye taraf değildir ve hükümlerine uyma zorunluluğu da
yoktur. Yunanistan ise, 2321/1995 sayı ve tarihli yasa ile 1982 tarihli
Birlesmis Milletler Deniz Hukuku Sözlesmesini onaylamıs ve 23.06.1995
tarihinde Φ.Ε.Κ. A’ 130 sayılı Yunanistan Hükümet (Resmi) Gazetesinde
yayınlamıstır. Sözlesme, Yunanistan bakımından 21.08.1995 tarihinden
itibaren geçerli olup, hâlen yürürlüktedir.
Yukarıda adı geçen bu iki sözlesme dısında da uluslararası alanda
devletlerin taraf olduğu çesitli ikili ve çok taraflı andlasmalar mevcuttur.
Ayrıca devletlerin kendi iç hukuklarında ve Avrupa Birliği devletleri
açısından Avrupa Birliği tarafından balıkçılıkla ilgili yapılan düzenlemeler de
dikkat çekicidir. Türkiye, Avrupa Birliği üyesi olma yolunda ilerlerken,
balıkçılık konusunda da Avrupa Birliği normları ve siyaseti çerçevesinde
hareket etmek durumunda olacaktır. Çünkü Avrupa Birliği üyesi devletler,
balıkçılıkla ilgili olarak düzenlemeler yapma konusunda Avrupa Birliğini
yetkili kılmıs bulunmaktadırlar ve ortak bir balıkçılık siyaseti izlemektedirler.
Bununla birlikte denizde balık avlanma konusunda ulusal hukuk
sistemi, uluslararası hukuk sistemi ve Avrupa Birliği hukuk sistemi olmak
üzere üç ayrı sistem olduğu gözlenmektedir.
Biz çalısmamızı uluslararası hukuk sisteminde balıkçılıkla ilgili deniz
alanları, bunların sınırlandırılması baska bir deyisle 1958 Cenevre
Sözlesmeleri ile 1982 tarihli Birlesmis Milletler Deniz Hukuku Sözlesmesi
çerçevesinde düzenlenmis bulunan ve balıkçılığı ilgilendiren deniz alanlarının
incelenmesi ile sınırlandırmıs bulunmaktayız.
I. 1958 TARiHLi CENEVRE SÖZLESMESi
Ortaçağdan 18. yüzyıla kadar devletlerarasında, bütün deniz alanlarında
balık avlanma (balıkçılık) serbestisi ilkesi uygulanmaktaydı.
Bu duruma, bazıİtalyan sehirleri ile Norveç ve İskoçya istisna teskil etmekteydi. İtalyan
sehirleri kıyıdan 60-100 İtalyan deniz mili, Norveçliler ile İskoçyalılar da
kendi kıyılarından 21-38 kilometre genisliğindeki bir bölümü münhasıran
kendi balık avlanma alanları olarak kabul etmekteydi.
“Balık avcılığı serbestisi” ilkesi ünlü düsünür Hugo Grotius’un ortaya
attığı bir görüstür. Bu görüse göre açık denizlerde bütün devletler için balık
avlanma serbestisi (özgürlüğü) ilkesi uygulanmaktadır. Bunun anlamı; hiçbir
devlet diğer bir devletin vatandaslarının açık denizlerde balık avlanma hakkını
engelleyemez veya sınırlandıramazdı. Ancak zamanla teknolojinin bas
döndürücü bir biçimde gelismesi ve balıkçılıkta sanayilesme kosullarının da
iyilesmesi ile birlikte, açık deniz alanlarındaki balık avlanma serbestisinde
kontrolsüz bir serbestliğin önüne geçilmesi ve bazı sınırlandırmaların
yapılması zorunluluğunu ortaya çıkarmıstır. Bunun sonucu olarak, devletler
arasında ikili ve çok taraflı birçok sözlesmelerin yapıldığını görmekteyiz.
Bunlardan en önemlisi 6 Mayıs 1882 tarihli “Kuzey Denizi’nde Balık
Avlanma Hakkında”ki Sözlesmedir. Adı geçen Sözlesmenin 2. maddesi: “her
devletin balıkçıları, ülkelerinin sahilleri, bağlı adalar ve kıyıları boyunca
“alçak-su” isaretinden 3 deniz mil mesafe içerisinde münhasır balıkçılık
haklarından faydalanacaktır diye belirtmektedir. Balıkçılık alanında yapılan
diğer bir düzenleme de 1962 tarihli “Deniz Balığı Endüstrisi Sözlesmesidir.
Söz konusu bu sözlesmede “Somon” balığı stok yataklarının korunması ve bu
balık türünün avlanmasının “karasularının içinde ya da dısında yasaklanması
konusu düzenlenmektedir.
1958 tarihine kadar karasularında balık avlanma hakkına kıyı devletlerin
vatandasları sahiptir. Bu sadece ekonomik sebeplerden değildir. Devletler
arasındaki çatısmaları da önlemek içindir. Kabul edilen bu sisteme göre, balık
avlanma bölgesi karasuları ile sınırlıydı. Bu kuralı Birlesmis Milletler
Devletler Hukuku Komisyonu da kabul etti. Oysa söz konusu Komisyon
önceleri, 1951’lerde ayrı bir balık avlanma bölgesi olarak, 100 deniz mil
genisliğinde bir deniz bölgesini balık avlanma bölgesi olarak düsündü ve
sonunda da balıkçılık konusunda karasuları içinde kıyı devletinin münhasır
egemenlik hakkı olduğu görüsünü benimsendi.
Deniz kamu hukuku alanında “evrensel plânda ilk defa tedvin ve formüle
edilen düzenlemeler” 1958 tarihli Cenevre Deniz Hukuku Sözlesmeleridir.
Birlesmis Milletler Teskilâtı öncülüğünde 1958 yılında Cenevre’de imzalanan
bu dört sözlesme sırasıyla sunlardır:
a-) Karasuları ve Bitisik Bölge Sözlesmesi, karasuları, boğazlar, bitisik
bölge konuları düzenlenmistir. Ancak, söz konusu Sözlesmede karasularının
genisliği konusunda herhangi bir hükme yer verilmemistir. Türkiye bu
sözlesmeye taraf olmamıstır. Taraf devletler bakımından bu Sözlesme 10
Eylül 1964 tarihinde yürürlüğe girmistir.
b-) Kıta Sahanlığı Sözlesmesi, Kıta Sahanlığı Kurumu 1945 yılında
Amerika Birlesik Devletleri Baskanı Truman tarafından ortaya atılmıs ve
1958 Cenevre Sözlesmesi ile düzenlenmistir. Türkiye bu sözlesmeye taraf
değildir. 10 Haziran 1964 tarihinde yürürlüğe girmistir.
c-) Açık Deniz Sözlesmesi, bütün devletlerin müsterek malı olarak
kabul edilen açık denizlerin hukuksal durumu düzenlenmistir. Bu Sözlesme
ile açık denizlerin hukuki rejimi, seyrüsefer özgürlüğü, avlanma özgürlüğü,
sualtı kablo ve boru döseme özgürlüğü, kesintisiz takip gibi konular
düzenlenmistir. Türkiye bu Sözlesmeye taraf değildir. Bu Sözlesme de taraf
devletler bakımından 30 Eylül 1962 tarihinde yürürlüğe girmistir.
d-) Balıkçılık ve Açık Denizin Canlı Kaynaklarının Korunması
Hakkında Sözlesme, balıkçılık konusunda düzenlenen ilk uluslararası
Sözlesmedir. 1958 tarihli Balıkçılık ve Açık Denizin Canlı Kaynaklarının
Korunması Hakkında düzenlenen bu Sözlesme, 1958 yılında Cenevre’de
imzalanan dört Sözlesmeden biridir. Söz konusu Sözlesmeye taraf olan devlet
sayısı 37, imzalayan devlet sayısı 36’dır. Taraf olan devletler bakımından 20
Mart 1966 tarihinde; Balıkçılık ve Açık Denizin Canlı Kaynaklarının
Korunması Hakkındaki Sözlesme yürürlüğe girmistir. Ancak bu devletler,
uluslararası alanda balıkçılıkla uğrasan devletlerin % 25’ini teskil etmekteydi.
1958 tarihli Balıkçılık ve Açık Denizin Canlı Kaynaklarının Korunması
Hakkındaki Sözlesmeye Türkiye ile Yunanistan taraf olmamıslardır.
Bugün için hem 1982 tarihli Birlesmis Milletler Deniz Hukuku
Sözlesmesi hem de 1958 Tarihli Cenevre Sözlesmeleri taraf devletler
bakımından günümüzde hâlâ yürürlükte olan ahdi düzenlemeler olarak
varlıklarını sürdürmektedirler. Simdi konumuzla ilgili olarak öncelikle 1958
tarihli Balıkçılık ve Açık Denizin Canlı Kaynaklarının Korunması Hakkındaki
Cenevre Sözlesmesini kısaca inceleyelim.
Bu Sözlesme ile genel olarak bütün devletlere, sözlesmelerden
kaynaklanan sorumluluklarını ve diğer devletlerin haklarına saygılı olmak
kosuluyla açık denizlerde avlanma hakkı tanınmaktadır. Ayrıca bütün
devletler açık denizin canlı kaynaklarının korunması bakımından vatandaslarına
uygulanmak üzere gerekli olan bütün tedbirleri tek baslarına veya birlikte
almak için diğer devletler ile isbirliği yapmak zorundadırlar. Bu durum
Sözlesmenin 1. maddesinden 8. maddesine kadar yer alan hükümlerde düzenlenmistir.
Yine bu Sözlesmede, iki taraf arasında veya daha fazla taraflar
arasında özel anlasma yoksa, anlasmazlığın nasıl çözümleneceği, Sözlesmenin
9. maddesinden 12. maddesine kadar yer alan hükümlerde düzenlenmis bulunmaktadır.
Sözlesmenin 13. maddesi aynen söyledir:
“1. Bir Devletin karasularına bitisik olan açık deniz bölgelerindeki
deniz tabanına tespit edilen teçhizat vasıtasıyla isletilen balıkçılık
sahalarının (fisheries) o Devlet tarafından düzenlenebilmesi, o
Devlet vatandaslarının uzun zamandan beri bu balıkçılık sahalarını
idame ettirmis olmaları ve isletmis olmalarına bağlıdır. Su kadar ki,
balıkçılığın uzun zamandan beri teamüle göre münhasıran vatan-
daslar tarafından yapılmıs olduğu sahalar dısında vatandas olma-
yanlar, vatandas olanlarla esit sekilde bu faaliyetlere katılmaya
mezundurlar. Bununla beraber, bu düzenlemeler, o sahaların genel
açık deniz statüsünü etkilemeyecektir.
2. Bu maddede kullanılan ‘deniz tabanına tespit edilmis teçhizat
vasıtasıyla isletilen balıkçılık sahaları’ ifadesi, deniz tabanına tespit
edilmis istinat unsurları olan, bir mahalde kurulu olan ve daimi
sekilde çalısmak üzere orada bırakılan veya, kaldırılsa dahi, her
mevsim aynı mahalde eski haline getirilen teçhizatın kullanıldığı
balıkçılık sahaları mânâsına gelir.”
Görüldüğü gibi, kıyı devletine balıkçılıkla ilgili olarak, karasularının
sınırına bitisik olan açık deniz bölgelerinde hatta deniz tabanına teçhizat
yerlestirme münhasır yetkisini tanımaktadır. Diğer taraftan söz konusu
maddenin 2. paragrafında da; “fisheries conducted by means of equipment
embodded in the floor of the sea” kavramlarının anlamları verilmektedir.
1958 tarihli Sözlesmenin 14. maddesinde de “nationals : vatandaslar”
teriminin ne anlama geldiği izah edilmektedir. Madde aynen söyledir:
“1, 3, 4, 5, 6 ve 8. maddelerde kullanılan ‘vatandaslar’ terimi,
mürettebatının vatandaslığına bakmaksızın, ilgili Devletin
kanunlarına göre onun vatandaslığına sahip her büyüklükteki tekne
veya vasıta demektir.”
15. maddeden 22. maddeye kadar olan hükümler Sözlesmenin sonuç
hükümlerini olusturmaktadır.
II. 1982 TARiHLi BİRLESMİS MİLLETLER DENİZ HUKUKU
SÖZLESMESİ
1958 tarihli Cenevre Deniz Hukuku Konferansında kabul edilen
sözlesmelerin bazı konuları düzenlememis oldukları gözlemlenmektedir. 1960
yılında İkinci Uluslararası Birlesmis Milletler Deniz Hukuku Konferansı
Cenevre’de basladı ve toplam 12 deniz millik bir balıkçılık deniz alanının
6 deniz mil karasuları ve 6 deniz millik bir serit de balıkçılık için
düzenlenmesi önerildi. Bu öneri, bir oy ile reddedildi.
Birçok devlet, devletlerarasında bütün devletlerce kabul edilen balıkçılıkla
ilgili somut bir düzenlemenin yokluğundan yararlanarak tek taraflı
olarak kendi ekonomik çıkarları doğrultusunda balıkçılıkla ilgili deniz
alanlarının genisliklerini diledikleri gibi ilân ediyorlardı. Buna örnek olarak
ızlanda’yı gösterebiliriz. ızlanda 1971 yılında 50 deniz mil genisliğinde
balıkçılık bölgesi ilân etti. Bu sekilde keyfi balıkçılık alanlarının genisliklerinin
ilân edilmesi, komsu devletlerarasında sürtüsmelere neden oldu. Bu
konudaki bazı uyusmazlıklar Uluslararası Lahey Adalet Divanı Mahkemesine
götürüldü. Uluslararası Adalet Divanı Đzlanda’nın 12 deniz millik balıkçılık
bölgesi ilân edebileceğini; ancak 50 deniz millik tercihli balıkçılık bölgesine
hakkı olmadığına hükmetti.
Deniz Hukuku Konferansı, Aralık 1973’te yeniden çalısmalara
baslayarak 1982 yılında Birlesmis Milletler Deniz Hukuku Sözlesmesi bazı
devletlerce yine imzalandı. Bu Sözlesmeyi Türkiye imzalamadı ve taraf da
olmadı. Sözlesme 16 Kasım 1994 tarihinde taraf devletler bakımından yürürlüğe
girdi. Sözlesme, 10 Aralık 1982 tarihinde imzaya açılmıs olup, imzalayan
devletlerin sayısı 158, Sözlesmeye taraf olan devletlerin sayısı da 130’
dur23.
a. Genel Olarak Sözlesmedeki Kavramların Anlamları
1982 yılında bazı devletlerce imzalanan Sözlesme, karasuları, münhasır
ekonomik bölge ve açık deniz alanlarındaki balıkçılıkla ilgili hükümleri de
ihtiva etmektedir. Ancak, bu deniz alanlarından önce 1982 tarihli Birlesmis
Milletler Deniz Hukuku Sözlesmesindeki kavramları inceleyelim.
Sözlesmenin 1. maddesinde, Sözlesmede kullanılan kavram ve terimlerin
kullanılısı ve uygulanma alanları hususlarında bilgi verilmektedir. 1. maddeye
göre, a-) “Bölge deyince”, “ulusal yetki sınırları ötesindeki deniz yatakları ve
bunların toprak altı”, b-) “Otorite” denince, “Deniz Yatağı Uluslararası
Otoritesi”, c-) “Bölgede (Sahada) yürütülen faaliyetler” dendiğinde de,
“Bölgenin kaynaklarının arastırılmasına ve isletilmesine iliskin bütün
faaliyetler” anlasılacaktır. Yine bu madde; d-) “Deniz çevresinin kirlenmesi”
deyince, “canlı kaynaklara ve deniz yasamına zarar verme, insan sağlığı için
tehlike olusturma, balıkçılık ve denizlerin diğer yasal amaçlarla kullanımı da
dahil olmak üzere, denizcilik faaliyetlerini engelleme, deniz suyunun niteliğini
değistirme ve güzellikleri bozma gibi zararlı etkileri olan veya olabilecek
maddelerin veya enerjinin, insanlar tarafından doğrudan doğruya veya dolaylı
olarak, haliçler de dahil olmak üzere, deniz çevresine dahil edilmek”, e-)
“Suya batırma” deyince, “i) artık veya diğer maddelerin, gemilerden,
uçaklardan, platformlardan veya denizlerdeki diğer yapılardan her türlü
bilinçli bosaltılması, ii) Denizlerde gemilerin, uçakların, platformların veya
diğer yapıların her türlü batırılması” anlasıldığını düzenlemistir.
Pekiyi “suya batırma” terimi neleri kapsar? “i) Gemilerin, uçakların,
platformların veya denizlerdeki diğer yapıların ve bunların teçhizatının
normal olarak isletilmesi sırasında doğrudan doğruya veya dolaylı olarak
ortaya çıkan artık veya diğer maddelerin bosaltılması; bununla beraber, bu
maddelerin yok edilmesi için kullanılan gemilerde, uçaklarda, platformlarda
veya denizlerdeki diğer yapılarda tasınan veya bunlara aktarılan artıklar veya
diğer maddeler veya yukarıda zikredilen artık ve diğer maddelerin bu
gemilerde, uçaklarda, platformlarda veya yapılarda isleme tâbî tutulmaları
sonucu ortaya çıkan artık veya diğer maddeler bundan hariçtir; ii) Bu
Sözlesmenin amaçlarına aykırı düsmemek sartıyla maddelerin, salt yok
edilme amacı dısında depo edilmesi”ni kapsar.
1982 tarihli Birlesmis Milletler Deniz Hukuku Sözlesmesinin 21.
maddesinde24, kıyı devletinin zararsız geçisle ilgili olarak, Sözlesmenin
hükümlerine ve devletler hukuku kurallarına uygun olmak kosuluyla yasal
düzenlemeler yapabileceği öngörülmüstür. Buna göre, kıyı devleti, bu
Sözlesmenin hükümlerine ve devletlerarası hukukun diğer kurallarına uygun
bir biçimde, denizin canlı kaynaklarının korunması ile kıyı devletinin balıkçılıkla
ilgili yasa ve düzenlemelerin ihlâl edilmesinin önlenmesi konusunda
zararsız geçisle ilgili yasa ve diğer düzenlemeleri yapabilirler ve kıyı devleti
bu gibi yasa ve diğer düzenlemelerin tamamına gerekli aleniyeti kazandırarak,
karasularından zararsız geçis hakkını kullanan yabancı gemiler, bütün bu
yasal ve diğer düzenlemelere, denizde çarpısmaların önlenmesiyle ilgili genel
kabul görmüs devletlerarası hukuk düzenlemelerine uygun hareket etmek
zorundadırlar.
Sözlesmenin 42. maddesi, Boğaz Devletlerinin transit geçis ile ilgili
yasaları ve diğer düzenlemelere iliskindir. Buna göre, Boğaz Devletleri
balıkçı gemileri hususunda balıkçılık vinçlerinin kullanımı da dahil olmak
üzere, balık avlanma yasağı konusunda boğazlardan geçisle ilgili yasal ve
diğer hukuki düzenlemeleri yapabilirler.
Sözlesmenin 51. maddesinde aynen sunlar hüküm altına alınmıstır:
Kırk dokuzuncu maddeye hâlel gelmemek üzere, bir takımada
Devleti diğer devletlerle yapılmıs mevcut anlasmalara riayet edecektir ve hemen
bitisiğinde bulunan komsu Devletlerin takımada
suları içine giren bazı alanlardaki geleneksel balıkçılık haklarını
tanıyacaktır. Bu hak faaliyetleri icra etmenin hüküm ve sartları,
bunların mahiyeti, kapsamı ve uygulama alanları da dahil olmak
üzere, ilgili Devletlerden herhangi birisinin talebi üzerine, bu
Devletler arasında iki taraflı anlasmalarla düzenlenecektir. Bu
haklar, üçüncü Devletlere veya vatandaslarına devredilmeyecek
veya onlarla paylasılamayacaktır...”.
Buna göre, takımada sularının, bu sular üzerindeki hava sahası ile buna
tekabül eden deniz yatakları ve toprak altının hukuki rejimine zarar vermemek
kosuluyla bir takımada devleti öteki devletlerle mevcut anlasmalara uyacak ve
hemen bitisiğinde bulunan komsu devletlerin takımada suları içine giren bazı
alanlardaki geleneksel balıkçılık haklarını tanıyacaktır.
b. Karasuları
Karasuları bugüne kadar çesitli sekillerde tanımlanmıstır. Odman
karasularını; “denize kıyısı olan devletlerin kara ülkesinin bittiği noktadan
veya iç suların veya takımada devleti söz konusu olduğunda takımada
sularının dıs sınırından baslayan ve bitisik bölgeye, münhasır ekonomik
bölgeye veya doğrudan doğruya açık denize kadar uzayan veya bir baska
devletin karasuları ile sınırlanan, genisliği uluslararası hukuka göre her
devletin iç mevzuatı ile tespit edilen deniz kusağı ve alanıdır” olarak
tanımlamıstır. Karasularını kısaca tanımlamamız gerekirse, kıyı devletinin,
esas hattından itibaren ölçülmeye baslayan, açık denize kadar uzayan ve
azami 12 deniz mil genisliğinde olabilen bir deniz alanıdır.
Kıyı devleti karasularında, karasularının üstündeki havada, karasularının
dibindeki deniz altında tam, münhasır bir egemenlik hakkına sahiptir. Bu
bakımdan, karasularının sahip olduğu haklar, kara parçasının sahip olduğu
haklara benzemektedir.“Karasularının, Karasularının Üzerindeki Hava Sahasının ve Deniz
Yatağının ve Toprak Altının Hukuki Statüsü” baslığını tasıyan 1982 tarihli
Birlesmis Milletler Deniz Hukuku Sözlesmesinin 2. maddesi aynen söyledir:
Bir kıyı Devletinin egemenliği, kara ülkesinin ve iç sularının ve,
bir takımada Devleti olması halinde, takımada sularının ötesinde,
karasuları olarak tarif edilen (kıyıya) bitisik bir deniz kusağını
kapsar.
2. Bu egemenlik, karasularının deniz yatağını ve toprak altını
olduğu kadar karasularının üzerindeki hava sahasını da kapsar
3. Karasuları üzerindeki egemenlik, bu Sözlesmeye ve devletler
hukukunun diğer kurallarına tabi olarak kullanır.”
Görüldüğü gibi, kıyı devleti karasularında tam bir egemenlik hakkına
sahiptir. Bu egemenlik hakkının tam olmasının anlamı, karasuları alanında
sadece belirli faaliyetler veya haklar bakımından değil, bir bütün olarak -yasa
çıkarma, yargılama yetkisi, uygulama gibi- bütün toplam faaliyetleri kapsamaktadır.
Bu yönüyle karasularındaki hükümranlık ile kara ülkesindeki
hükümranlık benzemektedir. Karasularındaki egemenlik, kara ülkesindeki
egemenlikten sadece bir hususta ayrıcalık arz etmektedir. Deniz kamu
hukuku, kıyı devletinin karasularındaki egemenliğine, yabancı gemilere
zararsız geçis hakkı tanıyarak bir sınırlandırma getirmistir.
Sonuç olarak, karasuları seridindeki egemenlik, bir taraftan Sözlesmede
benimsenmis bulunan bazı özel hükümlerle, özellikle zararsız geçis ilkesi ile
sınırlandırılırken, diğer taraftan devletler, karasularında egemenliklerini kullanırken,
devletler hukukunun benimsediği genel yükümlülük ve sınırlandırma
ilkelerine uymak zorundadırlar.
1982 tarihli Birlesmis Milletler Deniz Hukuku Sözlesmesinin 19/i.
maddesine göre, Yabancı bir gemi kıyı Devletinin karasularından geçerken
herhangi bir balıkçılık faaliyetinde bulunması, onun zararsız geçis hakkını
kullandığı anlamına gelmez. Eğer kıyı devletinin karasularından geçen
yabancı gemi bu tür bir faaliyette bulunmakta ise, kıyı devleti derhal yabancı
gemiye karsı önleyici tedbir alma hakkına sahiptir. Sonuç olarak kıyı
devletinin karasularında balıkçılıkla ilgili faaliyetlerde bulunma hakkına
sadece kıyı devletinin gemi ve vatandasları sahiptir
c. Münhasır Ekonomik Bölgede Kıyı Devletlerinin Hakları, Yetkileri ve
Yükümlülükleri
Münhasır ekonomik bölge hukuki rejimi, ilk kez özel bir deniz alanı
olarak 1982 tarihli Birlesmis Milletler Deniz Hukuku Sözlesmesinin V.
Kısmında düzenlenmistir. Münhasır ekonomik bölge, karasularının ötesinde
ve bu sulara bitisik bir bölgedir (55. md.28). Münhasır ekonomik bölgenin
genisliği, karasularının ölçülmeye baslandığı esas hatlardan itibaren 200 deniz
mile kadar olan bir alandır. Münhasır ekonomik bölge 200 deniz milden daha
fazla olamaz (57. md.29).
Deniz yatağı üzerindeki sularda, deniz yataklarında ve bunların toprak
altında canlı ve cansız doğal kaynakların arastırılması, isletilmesi muhafazası
ve yönetimi konuları ile; aynı sekilde sudan, akıntılardan ve rüzgârlardan
enerji üretimi gibi bölgenin ekonomik amaçlarla arastırılmasına ve
isletilmesine yönelik diğer faaliyetlere iliskin olarak kıyı devletinin egemenlik
hakları vardır. Kıyı devletleri, 1982 tarihli Birlesmis Milletler Deniz Hukuku
Sözlesmesinin diğer ilgili hükümlerine uygun olmak kosuluyla suni (yapay)
adalar, tesisler ve yapılar kurma ve bunları kullanma haklarına sahip oldukları
gibi, diğer taraftan söz konusu devletler, denize iliskin bilimsel arastırma
yapma ve deniz çevresinin korunması konularında her türlü yetkiye sahiptirler.
Ayrıca kıyı devleti, münhasır ekonomik bölgedeki haklarını kullanırken
ve yükümlülüklerini yerine getirirken, diğer devletlerin haklarını ve yükümlülüklerini
de gerektiği sekilde göz önünde bulunduracak ve söz konusu 1982
tarihli Birlesmis Milletler Deniz Hukuku Sözlesmesi (BMDHS) hükümleriyle
bağdasacak bir sekilde hareket edecektir (56. md.30).
Yine devletler, münhasır ekonomik bölgede BMDHS gereği haklarını kullanırlarken ve yükümlülüklerini
yerine getirirlerken, kıyı devletinin haklarını ve yükümlülüklerini
gerektiği sekilde göz önünde bulunduracaklar ve kıyı devletinin, devletler
hukuku kuralları uyarınca kabul ettiği yasa ve kurallar, söz konusu Sözlesme
ile bağdasır olduğu ölçüde, uyulacaktır ve uygulanacaktır (58/3. md.31).
Kıyı devleti münhasır ekonomik bölgede avlanılacak canlıların miktarını
belirleme konusunda münhasır hakka sahiptir. Bu “Canlı Kaynakların
Korunması” baslığını tasıyan Sözlesmenin 61. maddesi aynen söyle düzenlenmistir:
“1. Kıyı Devleti, kendi münhasır ekonomik bölgesindeki canlı kay-
nakların yakalanmasına müsaade edilen miktarını tespit edecektir.
2. Kıyı Devleti, elinde mevcut olan en iyi ilmi verileri göz önüne
alarak, münhasır ekonomik bölgedeki canlı kaynakların idamesinin
haddinden fazla isletilme ile tehlikeye konulmamasını uygun muha-
faza ve idare tedbirleri ile sağlayacaktır. Uygun olduğu takdirde,
kıyı Devleti ile altı bölge, bölge veya global seviyedeki yetkili
milletlerarası tesekküller bu amaçla isbirliği yapacaklardır.
3. Avlanan türlerin nüfusunu azami devamlı rekolteyi sağlayabilecek
seviyelerde muhafaza etmek veya o seviyelere getirmek üzere bu gibi
tedbirler ayrıca alınacaktır. Sözü edilen azami devamlı rekolte, kıyı
balıkçı topluluklarının ekonomik ihtiyaçları ve kalkınmakta olan
ülkelerin özel gerekleri de dahil olmak üzere, ilgili çevresel ve
ekonomik faktörlerle, balıkçılık türlerini, sürelerinin birbirine
bağımlılığını ve alt bölge, bölge veya global seviyelerde genellikle
tavsiye edilmis herhangi bir milletlerarası asgari standartı dikkate
alarak belirlenir.
4. Bu gibi tedbirleri alırken, kıyı Devleti, avlanan türlerle bağlantılı
veya onlara bağımlı olan türlerin nüfusunun çoğalmalarının ciddi
sekilde tehdit altında olabileceği seviyelerin üzerinde tutmak veya o
seviyelere getirmek amacı ile avlanan türlerle bağlantılı veya onlara
bağımlı olan türler üzerindeki etkileri dikkate alacaktır.
5. Mevcut ilmi bilgi, avlanma miktarı ve avlama çabaları ile ilgili
istatistikler ve balık sürülerinin muhafazası ile ilgili diğer veriler,
düzenli bir sekilde, yerine göre alt bölge, bölge veya global seviyede
olabilecek yetkili milletlerarası tesekküller aracılığı ile ve,
vatandaslarına münhasır ekonomik bölgede avlanma izni verilen
Devletler de dahil olmak üzere, bütün ilgili Devletlerin istirakiyle
gelistirilecek ve değis tokus edilecektir.”.
Buna göre, kıyı devleti, kendi Münhasır Ekonomik Bölgesinde
avlanılacak canlı kaynakların kabul edilebilir av hacmini tespit edecektir.
Yine kıyı devleti, kendi Münhasır Ekonomik Bölgesindeki canlı kaynakların
idamesinin, asırı isletme sonucu tehlikeye düsmesini önlemek amacıyla, sahip
olduğu en güvenilir bilimsel verileri göz önünde bulundurarak uygun koruma
ve yönetim tedbirlerini alacaktır. Kıyı devleti ve yetkili alt-bölgesel, bölgesel
veya evrensel devletlerarası kuruluslar bu amaçla uygun sekilde, isbirliğinde
bulunacaklardır. Aynı zamanda bu tedbirler, sahillerde balıkçılıkla yasayan
toplulukların ekonomik ihtiyaçları ve kalkınmakta olan devletlerin özel
ihtiyaçları da dahil olmak üzere, ilgili ekolojik ve ekonomik faktörler
muvacehesinde ve balıkçılık konusundaki usuller, sürülerin birbirlerine olan
bağımlılığı ve alt-bölgesel, bölgesel veya evrensel düzeyde genellikle tavsiye
edilen devletlerarası asgari bütün ilkeler göz önüne alınarak isletilen sürülerin
stoklarının azami sabit randıman verecek seviyede tutulmasını veya yeniden
bu seviyeye getirilmesini amaçlayacaklardır. Bu tedbirler alınırken kıyı
devleti, bu ortak veya bağlı türlerin stoklarını, üretimlerinin tehlikeye
düsmeyeceği bir seviyede tutmak veya yeniden bu seviyeye getirmek
amacıyla, bu tedbirlerin avlanılan türlerle müsterek veya onlara bağlı türler
üzerindeki etkilerini göz önünde bulunduracaklardır. Elde bulunan bilimsel
bilgiler, avlara ve balıkçılığa iliskin istatistikler ve balık stoklarının korunması
ile ilgili diğer veriler, gerektiği takdirde, ilgili bütün devletlerin ve özellikle
vatandaslarına münhasır ekonomik bölgede balık avlanma izni verilmis
olanların istiraki ve yetkili alt-bölgesel, bölgesel veya evrensel kuruluslar
aracılığı ile, düzenli yayınlanacak ve takas edilecektir.
ç. Münhasır Ekonomik Bölgedeki Canlı Kaynakların Đsletilmesi
Konumuzla ilgili olarak Sözlesmenin 62. maddesi “Canlı Kaynakları
Kullanma” baslığını tasımaktadır ve madde aynen su sekildedir:
“1. Kıyı Devleti, 61 inci maddeye hâlel gelmemek üzere, münhasır
ekonomik bölgede bulunan canlı kaynakları optimum bir sekilde
kullanma amacını ilerletecektir.
2. Kıyı Devleti, münhasır ekonomik bölgenin canlı kaynaklarını
avlama kapasitesini belirleyecektir. Kıyı Devletinin avlanması caiz
olan miktarın tamamını avlayacak kapasiteye sahip olmaması
halinde, anlasmalar veya diğer düzenlemeler yolu ile ve paragraf
4’de zikredilen hükümlere, sartlara, kanunlara ve düzenlemelere
uygun sekilde yakalanmasına müsaade edilen avlanma miktarının
fazlası için, 69 ve 70 inci maddelerin hükümlerini, özellikle de orada
zikredilip kalkınmakta olan ülkelerle ilgili olan hükümleri, dikkatle
almak suretiyle, diğer Devletlere avlanma müsaadesi verecektir.
3. Kıyı Devleti, bu madde uyarınca diğer Devletlere kendi münhasır
ekonomik bölgesinde faydalanma hakkı verirken, diğerleri yanında,
bölgenin canlı kaynaklarının ilgili kıyı Devletinin ekonomisi ve
diğer milli menfaatleri açısından önemi, 69 ve 70 inci madde
hükümleri alt bölge veya bölgedeki kalkınmakta olan Devletlerin
avlanma miktarının bir kısmını avlanmak hususundaki ihtiyaçları ve
vatandasları bölgeden öteden beri avlanmakta olan veya balık
sürülerinin arastırılmasında ve teshisinde önemli çabalar göstermis
olan Devletlerde ekonomik bakımdan dağılmayı asgariye indirmek
ihtiyacı da dahil olmak üzere, bütün ilgili faktörleri dikkate
alacaktır.
4. Diğer Devletlerin münhasır ekonomik bölgede avlanan vatan-
dasları muhafaza tedbirlerine, kıyı Devletinin kanun ve düzenleme-
lerinde yer alan diğer hüküm ve sartlara uyacaklardır. Bu kanunlar
ve düzenlemeler bu Sözlesmeyle çatısmayacak ve diğerleri yanında,
asağıdaki hususlarla ilgili olabilirler:
a- Kalkınmakta olan ülkelerin durumunda, balıkçılık sanayii ile
ilgili finansman, ekipman ve teknoloji alanındaki yeterli tazmi-
nattan ibaret olabilecek olan ücret tediyesi ve diğer ödeme
biçimleri de dahil olmak üzere, balıkçılara, balıkçı gemilerine ve
araç gereçlerine ruhsat verilmesi;
b- Avlanabilecek türlerin tespit edilmesi ve belirli süreler veya
sürü grupları bakımından veya belirli zaman süreci içinde gemi
basına av miktarı veya belirlenmis bir zaman sürecinde herhangi
bir Devletin vatandasları tarafından yapılacak avlanma bakımın-
dan av kotalarının tespit edilmesi;
c- Balıkçılık mevsimlerini ve sahalarını, balıkçılık cihazlarının
büyüklüklerini ve miktarını ve kullanılabilecek balıkçı tekneleri-
nin tipleri, büyüklükleri ve sayılarının düzenlenmesi;
d- Avlanabilecek olan balık ve diğer türlerin yas ve büyüklü-
ğünün tespiti;
e- Avlama miktarı ve avlama çabaları ile ilgili istatistikler ve
gemi durum raporları da dahil olmak üzere, balıkçı gemilerinden
istenen bilginin belirlenmesi;
f- Kıyı Devletinin izin ve kontrolü altında, belirlenmis balıkçılık
arastırma ve programlarının yürütülmesini ve yakalama numu-
neleri, numunelerin tasarruf edilmesi ve bağlantılı verilerin
bildirilmesi de dahil olmak üzere bu gibi arastırmaların yürütül-
mesinin düzenlenmesi;
g- Gözlemci veya stajyerlerin kıyı Devleti tarafından bu
gemilere yerlestirilmesi;
h- Bu gemilerin yakaladıkları balığın tamamını veya herhangi
bir kısmını kıyı Devletinin limanlarına bosaltması;
i- Müsterek girisimler veya diğer kooperatif organizasyonları
ile ilgili hükümler ve sartlar;
j- Personel eğitiminin ve, kıyı devletinin balıkçılıkla ilgili
arastırma kabiliyetini gelistirme de dahil olmak üzere, balıkçılık
teknolojisinin ihtiyaçları;
k- İcra usulleri
5. Kıyı Devleti, muhafaza ve idare ile ilgili kanun ve düzenle-
melerine gerekli sekilde aleniyet kazandıracaktır.”
Söz konusu madde hükümleri gereği, kıyı Devleti, 1982 tarihli Birlesmis
Milletler Deniz Hukuku Sözlesmesinin 61. maddesini ihlâl etmemek
kosuluyla Münhasır Ekonomik Bölgede bulunan canlı kaynakların azami
derecede isletilmesini sağlamayı amaç edinecektir. Kıyı Devleti, Münhasır
Ekonomik Bölgede kendi canlı kaynaklarını avlama gücünü tespit edecektir.
d. Münhasır Ekonomik Bölgede Doğabilecek Sorunların Yargı Yolu
ile Çözülmesi
Münhasır ekonomik bölgede yargı yetkisinin ve hakların isnadı ile ilgili
sorunların çözümlenmesi asası, 1982 tarihli Birlesmis Milletler Deniz Hukuku
Sözlesmesinin 59. maddesinde düzenlenmistir. Söz konusu madde aynen
söyledir:
“Bu Sözlesmenin münhasır ekonomik bölgede kıyı Devletine veya
diğer Devletlere haklar ve yargı yetkisi bahsetmediği durumlarda,
kıyı Devleti ile diğer Devlet veya Devletlerin menfaatleri arasında
bir ihtilaf meydana gelmesi halinde, bu ihtilaf hakkaniyet esasına
göre ve bahis konusu menfaatlerin bir bütün olarak milletlerarası
toplum için olduğu kadar tarafların her biri için ayrı ayrı arz ettiği
önemi göz önüne alarak bütün ilgili mevcut sartların ısığı altında
çözümlenecektir.”
Buna göre, 1982 tarihli BMDHS’si kıyı devleti ile diğer devletlere
Münhasıran ekonomik bölge içinde haklar veya islemler tanımazsa (dağıtmazsa),
kıyı devleti ile diğer devletlerarasında çıkacak olan çıkar çatısmaları
ve uyusmazlıkları “hakkaniyet” ilkeleri temel alınarak devletlerarası toplum
bir bütün olarak ve tarafların çıkarlarının önemi de göz önünde bulundurularak
gerçek olaylar çerçevesinde düzenlenecektir.
e. Açık Denizlerde Balık Avlama
1982 tarihli BMDHS 86. maddesine göre, açık deniz deyince, bir
devletin iç sularına, karasularına, bitisik bölgelerine, münhasır ekonomik
bölgelerine ve takımada sularına dahil olmayan bütün deniz alanları olarak
tanımlanmaktadır. Baska bir deyisle açık deniz, bir kıyı devletinin karasuları,
bitisik bölge, münhasır ekonomik bölge ve takımada suları dısında bulunan
deniz alanlarıdır. Açık denizde serbestlik ilkesi geçerlidir. Açık deniz, hiçbir
devletin egemenliğinde değildir. Açık denizlerdeki bu serbestlik ilkesi, balık
avlama serbestliği olarak da kendini göstermektedir.
1982 tarihli BMDHS’ inin 116. maddesi “Açık Denizde Balık Avlama”
baslığını tasımaktadır ve su sekildedir:
“Bütün Devletler:
a- ahdi yükümlülükleri;
b- kıyı Devletinin, diğerleri yanında 63. maddenin 2. paragrafı ve
64 - 67ci maddelerde öngörülen haklar ve görevleri ve de
bağısıklıkları; ve
c- bu kesimin hükümleri
saklı kalmak üzere, vatandaslarının açık denizde balıkçılık yapmaları
hakkına sahiptir.”
Buna göre, kural olarak açık denize kıyısı olsun veya olmasın, bütün
devletlerin vatandaslarına açık denizde balık avlama hakkı serbestisi tanınmaktadır.
Ancak ahdi yükümlülükler ile 63. maddenin 2. paragrafı, 64. ve 67.
maddeler ile Sözlesmenin diğer hükümleri kıyı devletlerinin yükümlülüklerini,
çıkarlarını ve haklarını göz önünde bulundurmak ve bunlara uygun
hareket etmek kosuluyla açık denizde bütün devletler balık avlayabilir.
Söz konusu Sözlesmenin 117. maddesine göre:
“Bütün devletler, açık denizin canlı kaynaklarını muhafaza etmek
için gerekli olabilecek tedbirleri ayrı, ayrı vatandasları bakımından
alma veya bunları almak için diğer Devletlerle isbirliği etme, görevi
vardır.”.
Bütün devletler diğer devletlerle açık deniz alanlarındaki canlı varlıkların
korunması ve kullanılması konularında gerekli önlemleri alma ve isbirliği
yapma haklarına sahiptirler. Bu isbirliği, bölgesel balık avlama örgütleri
kurmak olarak ta ortaya çıkar. Aynı zamanda devletler, açık denizde ne kadar
balık avlayacaklarını belirlemek, avlanmaya iliskin bilimsel ve balık türlerinin
yok olmasını önlemek bakımından kurallar koymak amacıyla isbirliği
yaparlar.
Yine aynı Sözlesmenin 118. maddesinde belirtildiği üzere, Devletler,
açık deniz alanlarındaki canlı kaynakların korunması ve kullanılması (idaresi)
konularında birbirleriyle isbirliği yapacaklardır. Vatandasları aynı alanda,
aynı canlı kaynakları veya farklı canlı kaynakları isleten devletler ilgili canlı
kaynakların korunması için gerekli olan bütün tedbirleri almak amacıyla
müzakereler baslatabilecekler. Bu amaçla, uygun olursa bölgesel ve alt
bölgesel balıkçılık örgütleri kurmak için isbirliği yapacaklardır.
Sözlesmenin 119. maddesi, açık denizin canlı kaynaklarının korunmasını
düzenlemistir. Maddenin Türkçeye çevirisi aynen söyledir:
1.Açık denizde canlı kaynakların müsaade edilen avlama miktarını
tespit ederken ve diğer muhafaza tedbirlerini tespit ederken
Devletler:
a-İlgili Devletlerin elindeki en bilimsel kanıtlara göre, avı yapı-
lan türleri, azami rekolteyi sağlayabilecek seviyelerde muha-
faza edecek veya o seviyelere getirecek tedbirleri alacaklar-
dır; seviyelerin tespitinin değerlendirilmesi, kalkınmakta olan
ülkelerin özgül ihtiyaçları da dahil olmak üzere ve balık saha-
larının türlerini, stokların karsılıklı bağımlılığını ve gerek alt
bölge, bölge ve gerekse global seviyede genellikle kabul edil-
mis herhangi bir asgari standardı dikkate almak suretiyle
ilgili çevresel ve ekonomik faktörlere göre yapılacaktır.
b- Avlanan türlerle bağlantılı veya onlara bağımlı türleri bun-
ların üremelerinin ciddi sekilde tehdit edilebileceği seviyele-
rin üzerinde idame etmek veya o seviyelerin üzerine çıkarmak
amacıyla bu türler üzerindeki etkenleri dikkate alacaklardır.
2. Mevcut bilimsel bilgi, avlama miktarı ve balıkçılık faaliyetleri ile
ilgili istatistikler ve balık stoklarının muhafazası ile ilgili diğer
veriler düzeli bir sekilde, alt bölge, bölge seviyesinde veya evrensel
seviyede yetkili milletlerarası örgütler aracılığı ile yerine göre
bütün ilgili Devletlerin istiraki ile gelistirilecek ve değis tokus
edilecektir.
3. İlgili Devletler, muhafaza tedbirlerinin ve uygulamalarının seklen
ve fiilen herhangi bir Devletin balıkçılarına karsı ayırım yapmama-
sını temin edeceklerdir.”
Sözlesmenin 120. maddesi “Deniz Memelileri” baslığını tasımaktadır.
BMDHS’ inin 65. maddesi deniz memelilerinin korunmasını düzenlemektedir.
65. maddenin açık deniz alanlarındaki deniz memelilerinin korunması
ve idamesi konularında da uygulanacağı 120. maddede tanzim edilmistir.
f. Avlanma Bölgesi İle Münhasır Ekonomik Bölge İrdelemesinin
Sonuçları
1982 tarihli BMDHS münhasır ekonomik bölge ile ilgili düzenlemelerin
yanında kıyı devletinin balık avlanma haklarını da hüküm altına almıstır.
Yunanlı yazar Gunaris’e göre, Klâsik balık avlanma bölgeleri ile 1982 tarihli
Sözlesmede yer alan münhasır ekonomik bölge irdelendiğinde asağıdaki
sonuçlar çıkarılır:
aa- Münhasır ekonomik bölge kavramı, devletlerarası hukuktaki yerini
1982 tarihli BMDHS’ den sonra almıs ve balık avlanma bölgesi kavramına
göre çok daha yeni bir kavramdır. Oysa balık avlanma bölgesi terimi
devletlerarası teamül hukuku olarak eskiden beri uygulana gelmektedir.
bb- Münhasır ekonomik bölge kavramı, balık avlanma bölgesi kavramından
daha genis bir anlam ifade eder ve balık avlanma konularını da içerir.
Münhasır ekonomik bölge kavramı aynı zamanda kıyı devletinin münhasır
balık avlanma hakkını da kapsamakta ve düzenlemektedir. Buna karsılık,
balık avlanma bölgesi, karasularının ötesindeki haklar bakımından “özel”
niteliklidir ve sadece bölgede avlanmayı kapsamaktadır.
cc- Karasularının ötesindeki münhasır ekonomik bölge, açık deniz
alanını olusturmaktadır. Sadece belli amaçlar için kullanılır. 1982 tarihli
BMDHS’ inin 88. maddesi gereği açık denizler, barısçı amaçlar için
kullanılacaktır. Gemilerin seyrüseferi, deniz dibine kablo ve boru hatlarının
dösenmesi gibi konularda açık denizler kullanılır. Buna karsılık, karasularının
ötesindeki balık avlanma bölgesi, açık denizlerin bir bölümünü olusturmaktadır
ve bu bölgenin üçüncü devletler bakımından kullanılmasında herhangi
bir sınırlandırmaya gidilmezken, sadece balık avlanma bakımından 3.
devletler sınırlandırılabilir.
dd- Balık avlama bölgesinde -1982 tarihli BMDHS’ inin 3. maddesi
gereği- karasuları genisliği en çok 12 deniz mil olabilir ve karasularının dıs
sınır çizgisine kadar kıyı devleti münhasır balık avlanma egemen hakkı ve
yetkisine sahiptir. Oysa, münhasır ekonomik bölge söz konusu olduğunda,
belli kosullarda, somut olarak “kıyıdan uzak, kara” ve “özel coğrafi karaktere”
sahip olan üçüncü devletlere karasularının ötesinde balık avlanma hakkı
tanınmaktadır. Örneğin bugün Türkiye bakımından karasuları; Ege Denizi’nde
6 deniz mil, Karadeniz ve Akdeniz’de 12 deniz mildir. Yunanistan’ın da Ege
Denizi’ndeki karasuları genisliği 6 deniz mildir.
ee- Bir devlet, münhasır ekonomik bölge tespit edip, benimseyince, bu
yöntemle aynı zamanda balık avlanma bölgesi de kabul etmis olmaktadır.
Ancak buna karsılık bir devlet, balık avlanma bölgesi tespit edip, benimseyince,
aynı zamanda münhasır ekonomik bölge kabul etmis olmamaktadır.
SONUÇ
Denizin canlı kaynakları “su ürünleri” olarak adlandırılmaktadır. Ancak
Türkiye’de balıkçılık su ürünleri içinde %89.5’luk bir oranla temsil
edildiğinden, halk arasında su ürünleri denince, balıkçılık anlasılmaktadır33.
Türkiye, 8.333 kıyı uzunluğu ile bugün 25 milyon hektar kullanılabilir
deniz alanına sahiptir. 1.3 milyon hektar alan büyüklüğünde 1118 adet içsu
kaynağı ile 177.714 kilometre uzunluğunda nehirleri mevcuttur. Bu büyük
sayılabilecek su potansiyeline rağmen, Türkiye’de, denizlerinden yapılan
balık avcılığı üretimi kıyı balıkçılığına dayanmaktadır. Gerekli altyapı
tamamlanamadığından açık deniz balıkçılığına hâlâ tam olarak geçilememistir.
“Türkiye denizlerindeki balık stoklarının belirlenmemis olması nedeniyle
yıllık avlanabilir miktar ile avcılık filosu arasında bir iliski sağlanamamaktadır.
1997 yılından itibaren balıkçılık filosundaki artısı önlemek
amacıyla yeni teknelere ruhsat verilmemektedir. Diğer taraftan, denizde
yapılan balık yetistiriciliği üretimi artmaktadır. Bu da deniz çevre kirliliğine
neden olmakla birlikte turizmi de olumsuz yönde etkileyebilecek niteliktedir
Dünyada icra edilen deniz balıkçılığını dört sınıfta toplamak mümkündür.
Yine dünya balıkçılığının büyük bir çoğunluğu uzun menzil ve açık
deniz balıkçılığı iken, Türkiye’deki balıkçılığın büyük bir kısmı kıyı balıkçılığı
-ki kıyı balıkçılığı gidis gelis en çok 24 saattir-, çok az bir kısmı da sahil
balıkçılığıdır. Türkiye’deki balıkçı gemileri uzun yola çıkabilecek nitelikte
değildir. Bu nedenledir ki Türk balıkçıları, Karadeniz’deki münhasır ekonomik
bölgesinden önceki dönemde kalkan avı dısında pek açık deniz balıkçılığı
yapamamaktadır. Ege Denizi’nde Türkiye ile Yunanistan arasında deniz
alanlarının sınırlandırılması sorunları ve zaman, zaman Yunan sahil güvenlik
gemilerinin Türk balıkçılarına ates açtıkları ölü ve yaralıların da olduğu
düsünülürse, özellikle Ege Denizi’nden Türk balıkçılarının yararlanamadığı
ortaya çıkmaktadır. Türkiye, gerekli altyapıyı tamamlayarak bir an evvel açık
deniz balıkçılığına da geçmelidir.
Türk balıkçılarının sadece Ege Denizi’ndeki uluslararası sularda (açık
denizlerde) değil diğer açık denizlerde de balık avlanma hakları vardır. Bu
nedenle balıkçılarımızın, özellikle de Ege Denizi’ndeki Türk balıkçıları,
hukuki haklarını, karasularını, balıkçılık bölgelerini, Türk-Yunan deniz
sınırlarını, balıkçılık haklarını ve yükümlülüklerini iyi bilmeleri gerekmektedir.
Bu bakımdan Türkiye, bir taraftan balıkçılarını bu konularda bilgilendirmeli
ve diğer taraftan da ilgili devletlerarası andlasmaların da yapılması için
çaba sarf etmelidir.
Deniz ve okyanuslardaki insanlığın ortak mirası olan zengin kaynaklardan
kavga ve savas yapılmadan, barıs ve isbirliği içersinde bütün insanların
yararlanmaları gerekmektedir ve bu da esasen mümkün görünmektedir.
Öteden beri Avrupa Birliğinin ortak bir balıkçılık siyaseti olup, üye
devletlerin balıkçılık tesviklerini ve sübvansiyon kurallarını basitlestiren
önlemler alarak, 1 Ocak 2003 tarihinden itibaren yeni bir balıkçılık siyasetine
sahiptir. Türkiye’nin de deniz balıkçılığını tesvik edici sübvansiyonlarda
cömert olması ve ihmalkâr davranmaması gerekmektedir.


Kaynak




.......