Geçtiğimiz Eylül ayında keşfedilen Gliese 581 g’de yaşam olabileceği iddiası, astronomi dünyasında bomba etkisi yaptı. Gezegen resmi olarak Gliese 581 g olarak isimlendirilmiş olsa da, bazı astronomlar, varlığı henüz kesin olarak kanıtlanmamış olan bu gökcismini çoktan “Yerküre’nin İkizi” olarak görmeye başladılar bile. Ancak, gezegene en dokunaklı ya da en matrak adı (tercih size kalmış), gezegeni keşfeden Amerikalı gökbilimci Steven Vogt takmış. Profesör Vogt karısına ithafen ona Zarmina’nın Dünyası diyor. Bugüne kadar televizyonda ya da sinemada izlediğimiz bilimkurgu filimlerinde geçenlerden geri kalmayan, eksantrik bir isim Zarmina.


Amerikalı gökbilimcinin ısrarla var dediği ve üzerinde yaşamın gelişmesine aday gezegen olarak gösterdiği Zarmina’nın Dünyası’nı, bugün için uzaktan izlemek ve tahmin yürütmekten başka seçeneğimiz yok. Bizden tam 20 ışıkyılı ya da 193.121.280.000.000 km uzakta, varla yok arasında bocalayan bir gezegendeki yaşam olasılığını tartışırken, gezegenimizin hızla tükenen kaynakları aklımızın köşesinden bile geçmiyor. Ve ne yazık ki bu ilk kez olmuyor! Sahi neden uzayda yaşam aramaya kafayı bu kadar taktık ve bildiğimiz anlamda yaşamın başladığı dünyamızı bir kenara attık? Dahası, okyanusların karanlık çukurlarında, mercan resiflerinde ya da buzların altına hapsolmuş kutup okyanuslarında keşfedilmeyi bekleyen milyonlarca yeni canlı türü olduğundan söz edilirken, doğal dengeyi altüsteden gayretkeşliğimizle dünyanın son kullanma tarihini hergün biraz daha erkene alırken, artık gözümüzü kendi gezegenimize çevirmenin zamanı gelmedi mi?