Bu hafta başı Bodrum’da gerçekleşen Balıkçılık Sempozyumu’nda gırgır reislerinin lüferde av alt boyu ve avlanma derinliklerine dair itirazlarını dile getirmelerini bekliyorduk. GTH Bakanlığı, Su Ürünleri ve Balıkçılık Genel Müdürlüğü konuya noktayı koymuş; Genel Müdür Durali Koçaksürdürülebilir balıkçılık adına ve AB kurallarına uyum sürecinde alınan bu kararların değişmeyeceğini ilan ederek neticelendirmiş toplantıyı.

Önemli, elbette.

Siyasiler, özellikle seçim gibi, ekonomik krizler gibi kendi varlıklarını tehdit eden dönemeçlerde çıkar gruplarının boğucu baskılarına boyun eğebiliyorlar. Diliyorum bu değerli bürokratın alınan kararları savunma ve sürdürmedeki kararlılığı bu ve benzeri hesaplar ile zora girmesin, yön değiştirmesin.

Durali Koçak’ın arkasında durduğu bu kararlar, beklenmedik anda alınmış, sebebi bilinmez kurallar değil. Evet, her ne kadar kooperatifler çalışmaları beklenen verimlilikte çalışmıyorlarsa da, mevcutlar. Bu kooperatiflerin bağlı olduğu birlikler ve bu birlikleri tek çatı altında birleştiren bir de üst birlik mevcut. Aksayan yanları olsa da bakanlığın karar alma süreci bu yapıyla diyalog içinde gerçekleşiyor. Siyasilerin kapalı kapılar arkasında verdikleri iltimaslara itirazımız baki; benim tecrübem, balıkçılıkla ilgili değerlendirmelerin ve neticesinde değiştirilen kuralların pek öyle kapalı kapılar arkasında falan alınmadığı; istişarelerin katılıma açık toplandığı, raporların paylaşıldığı şeklinde.

Peki, nasıl oluyor da gene de kimse mutlu değil, gırgırcı ayrı sıkıntı çekiyor, kıyı balıkçısı ayrı ve denizin bereketi her gün, her an biraz daha bozuluyor?

Katılıma açık olsa da kararlar elbette Bakanlığın ilgili birimi yani Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğü tarafından alınıyor, ancak Bakan tarafından onaylanarak yürürlüğe giriyor. Yani kararlar ile tutulan yol hükümetin siyaseti ile uyumlu olmak zorunda. Bu da yerel ekonomiden, uluslararası anlaşmalara, golabal eğilimlerden AB’ye giriş sürecine pek çok katmanı teşkil ediyor. İnsanın sınır tanımayan, her daim artan ihtiyaçlarının omuzlarında yükselen, büyüyen bir ekonomi kadar parçası olunmak istenen ekonomik sistemlerin talepleri de belirleyiciler ön sıralarında beliriyor.

Oysa balık, bir ekonomik değer olmaktan önce, çok önce ekolojik dengenin önemli bir parçası.

Koruyucu kurallar finansal bağlamda zora düşmüş gırgır reislerimizin ilan ettiği üzere birer zorlama değil; akademisyenlerin deniz bilmezliği, bürokratların art niyeti hiç değil; hele hele, hepimiz adına daha iyi, daha adil bir yarından daha başka hiçbir çıkarı olmayan stk’ların inadı hiç değildir. Sadece ve sadece ekolojiye hürmetin, çocuklarımızın varolacakları bir dünyanın dengesini koruma arzusunun işaretiler. İnsanın sınır tanımayan, her an biraz daha artan talepleri karşısında özenle korunması gereken bir ögesi.

Taleplere, itirazlara rağmen kararlı duruşunu kaybetmeyen Sayın Koçak’a buradan şükranlarımı iletiyorum. Zira korumacı kurallar ekolojinin, ekolojik denge de varlığımızın teminatı. Ancak, şüphem yok Sayın Koçak da biliyor, bu kurallar denetim ve caydırıcı cezalar olmadan eksik, çok eksik kalıyor. Tezgâhlarındaki bebe tekirlere, çinekoplara kahrolduğum, onları satan balıkçısıyla kavga edip durduğum, lüferinin tasasından bir an olsun düşmediğim bir İstanbul’dan, bereketine hasret kaldığım İstanbul Boğazı’nın kıyısından yazıyorum ve diliyorum ki yıllardır beklediğimiz 1380, yani su ürünlerinin avcılığını ve ticaretini düzenleyen yasa, ağustos gelmeden adil ve korumacı yanı caydırıcı unsurlarıyla kuvvetlendirilmiş bir şekilde yenilenmek üzere Meclis’e gelsin. Gelsin ki Sayın Koçak’ın arkasında durduğu korumacı kurallar sahiden uygulamaya konulabilsin.

Ağustos yaklaşıyor, balığa yeniden döneceğiz.




http://www.taraf.com.tr/yazilar/defn...ekoloji/29717/