24 Ekim 2011 tarihinde gönderildi
Ali Ekber Yıldırım




Genetiği değiştirilmiş ürünlerin (GDO) insan sağlığı ve çevre konusunda zararlı olup olmadığı yıllardır tartışılıyor. Bundan sonra da tartışılacak. Peki Türkiye’de işler nasıl yürüyor?
Genetiği değiştirilmiş ürünlerin (GDO) insan sağlığı ve çevre konusunda zararlı olup olmadığı yıllardır tartışılıyor. Bundan sonra da tartışılacak. Türkiye’de genetiği değiştirilmiş ürünlerin üretimi yok. Fakat özellikle yem sanayinin hammadde girdisi olarak kullandığı mısır, soya, kanola ve tekstil sektörünün hammaddesi olan pamuktaki dışa bağımlılık GDO’lu ürünlerin Türkiye’ye girmesine neden oluyor. Yıllarca kaçak ve izinsiz olarak bu ürünler ülkeye girdi ve tüketildi. Yetkililer her defasında ülkeye GDO’lu ürün girmediğiniiddia ediyordu.
Fakat soya, mısır, pamuk ve kanola ithal edilen ülkelerde bu ürünler ağırlıklı olarak GDO’lu üretiliyor. Örneğin üretilen soyanın yüzde 95’i GDO’lu. Dolayısıyla GDO’suz ürün ithal etmek neredeyse olanaksız. Yılda 2 milyon ton civarında soya ithal eden Türkiye’ye GDO’lu soya girdi. Nitekim 2009 yılında Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı GDO ile ilgili yönetmelik çıkarırken, “Türkiye’ye GDO’lu ürünler zaten giriyor, biz bunu yasal bir düzene sokacağız” yönünde açıklamalar yapıldı. Kamuoyu tepkisi üzerine buyönetmelikle GDO’lu ürünlerin yasaklandığı bile iddia edildi. Yönetmelik yasaya dayanmadığı için mahkeme kararıyla iptal edildi. Bunun üzerine Biyogüvenlik Yasası kabul edildi. Biyogüvenlik Yasası’nın yürürlüğe girmesinden bu yana bir yılı aşkın bir süre geçti.
Bu süreçte yasa ile kurulan Biyogüvenlik Kurulu, genetiği değiştirilmiş 3 soya çeşidine ithalat izni verdi. Ayrıca toplam 13 çeşit genetiği değiştirilmiş mısır çeşidinin ithalatına izin verilmesi için Bilimsel Risk Komitesi ve Sosyo Ekonomik Risk Değerlendirme Komitesi “ithal edilebilir” kararı verdi. Yakın zamanda bu ürünlerinde ithalatına izin verilecek.
Türkiye Yem Sanayicileri Birliği Derneği İktisadi İşletmesi, Beyaz Et Sanayicileri ve Damızlıkçılar Birliği Derneği ve Yumurta Üreticileri Merkez Birliği’nin başvurusu üzerine genetiği değiştirilmiş mısır ve soya çeşitlerinin ithalatına izin verilirken bu ürünlere ilişkin risk raporları hazırlanıyor. Biyogüvenlik Kurulu’nun seçtiği 11 kişiden oluşan Bilimsel Risk Komitesi GDO’lu ürünlerin bilimsel açıdan insana ve çevreye zararlı olup olmadığını, Sosyo Ekonomik Risk Değerlendirme Komitesi ise bu ürünlerin sosyal ve ekonomik olarak ülkeye zararını değerlendiriyor. Her başvuru için ayrı ayrı risk değerlendirme raporları hazırlanıyor. Bu raporlarda dikkat çekici bir sonuç ortaya çıkıyor. Komite raporları GDO’lu ürünlerin zararlı olduğunu söylüyor. Fakat aynı raporlarda GDO’lu ürün ithalatına da izin verilmesi isteniyor. Bu ürünler zararlıysa neden ithal ediliyor?
Bugüne kadar kamuoyuna da açıklanan 13 çeşit genetiği değiştirilmiş mısır için hazırlanan risk raporlarında ve komite kararlarında dikkat çekici bazı görüşler şöyle:
1)İthal izni verilen mısır çeşidinin Türkiye’de üretim izni olmadığı için Türkiye’de üretilen mısır çeşitlerinde üretim alanlarından veya piyasaya sunulan mısır dane veya işlenmiş ürünlerinden yıl içersinde örnekler alınarak Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının akredite kabul ettiği laboratuarlarda analizlerinin yaptırılması önerilmektedir. GDO olarak Türkiye’ye yem sanayinde kullanılmak üzere izin verilen mısır çeşitlerine aktarılan genlerin ve bu genlerin kodlanmış olduğu proteinlerin analiz sonuçlarına göre Biyogüvenlik Yasası çerçevesinde Türkiye üretimi yapılan mısır çeşitlerine bulaşık olup olmadığına karar verilmesi gerekir. Bulaşık olma durumunda, ilgili ürünlerin toplatılarak imha edilmesi ve ekim alanlarında risk yönetimi kapsamında karantina tedbirleri uygulanmalıdır.
2)Mısırın piyasaya sunulurken, ürünün etiketi üzerinde aktarılan gen ve ifade edilen transgenik proteinin ne olduğu açıkça belirtilmesi gerekir. Ambalajlı ürünlerde etiket büyüklüğünün yem ürünlerinde toplam ambalaj alanının yüzde 5’ine karşılık gelecek şekilde hazırlanması önerilmektedir. Dökme ürünler için de etiket bilgilerine ilişkin yönetmelik hükmü uygulanmalıdır. Ayrıca yem olarak kullanılacak genetiği değiştirilmiş mısırla beslenen hayvanlardan elde edilen ürünlerin etiketlerinde de GDO içeren yemle beslendiğini belirten ibare bulunmalıdır. Bunun için mevzuatta gerekli değişikliğin en kısa zamanda yapılması gerekmektedir.
3)Taşıma ve nakil işlemlerine dayanıklı olduğu kabul edilen ve ürünün her türlü taşıma ve nakli sırasında çevreye dağılımını engelleyebilecek mukavemete sahip ambalaj malzemesinin/materyalin seçilerek kullanılması önerilmektedir. Bu ambalaj malzemesi/materyalinin her türlü taşıma koşullarına mukavemetli olduğuna dair analiz sonuçlarının ithalatçı firma tarafından sağlanıp, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı yetkililerine sunulması zorunlu tutulmalıdır.
4)Tespit edilen izinsiz GDO ürünlerinin kontrollü koşullarda yakılarak imha edilmesi zorunlu tutulmalıdır.
5)Genetiği değiştirilmiş mısır tohum ve ürünlerinin ülkeye girdikten sonra yanlış veya amaç dışı kullanımlarının denetlemeler sırasında tespit edilmesi durumunda Biyogüvenlik Yasası kapsamındaki yaptırımlar uygulanır. Ayrıca bu durumdaki ürünler toplattırılarak imha edilir. Bu ürünler Türkiye’de piyasaya sürüldükten sonra Bakanlık denetimde piyasa izlenmesi yapılması, herhangi bir gen kaçağının olup olmadığı takip ve varsa tespit edilmelidir. Herhangi bir riskin ortaya çıkması durumunda ilgili bakanlıklarla işbirliği kapsamında acil durum tedbirleri uygulanmalıdır.
6)İthalatçı firmalar tarafından ithal edilen genetiği değiştirilmiş mısırın tohum ve ürünlerinin yem olarak ne kadar ve nasıl kullanıldığına dair bilgilerin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığına aylık rapor olarak sunulması ve bakanlığın da bu durumu yerinde denetlemesi gerekmektedir.
7)Tüketicinin geleneksel ürünler ile GDO ürünler arasında serbestçe seçimler yapabilmesini garanti altına almak amacıyla geleneksel ürünlerin üretilmesinin özendirilmesi yönünde bir devlet politikası olarak teşvik edici önlemler alınmalıdır.
8)Mısır ithalatında halen uygulanmakta olan yüzde 130 oranında gümrük vergisi uygulamasına taviz verilmeden devam edilmesi gerekmektedir.
9)İthalat miktar ve zamanına yurtiçi üretimi tehdit etmeyecek şekilde izin verilmelidir.”
Bu kararları okuyunca GDO’lu ürünlerin ne kadar zararlı olabileceğini kestirmek mümkün. Çünkü bulaşma durumunda ürünün yakılarak imha edilmesi, “acil durum” tedbirlerinin devreye sokulması gibi ürkütücü önlemler öneriliyor. O zaman bu denli zararlı olan GDO’lu ürünlere neden ithalat izni veriliyor?


http://www.tarimhayvan.com/