Greenpeace’in kadın kaptanı

GREENPEACE gemisinde birbirinden ilginç insanlarla tanıştım.

Mesela Alman Julke Brandt.
Geminin ikinci kaptanıydı.
Bir kadının, “ikinci kaptan” olmasına ben şaşırdım, benim şaşırmama o şaşırdı!
“Haklısın” dedim.
28 yaşındaki bu genç kadının vizyonunu, hayallerini dinleyince, Allah sizi inandırsın, kendi ülkemin gençleri adına üzüldüm.
Julke 18 yaşında liseyi bitirdiğinde “Üniversite hangi bölümde okumak istediğimi bilmiyorum, her şeye bir sene ara vereyim, sonra okumaya devam ederim” diyor.
Siz Türkiye’de kaç gencin bu tür bir ara (sebatical) verebileceğine inanıyorsunuz?
Kimin böyle bir lüksü olabilir?
Biz yarış atlarıyız, haldır haldır hep bir şeylerin peşindeyiz.
Oyse Julke kalkıyor, Avustralya’ya gidiyor. Meğer hep yelken öğrenmek istermiş, öğreniyor, Avustralya’da yelkenlilerde çalışıyor, tayfalık yapıyor, bulaşık yıkıyor, gemiyi toparlıyor ediyor.
19 yaşında genç bir kadın.
Hangimizin anası babası ona “Tamam, git evladım, kendi paranı da kazan, o arada ne okumak istediğine karar ver, gel oku” der.
Başka bir vizyon, başka bir anlayış.
İşte orada anlıyor ki en büyük tutkusu deniz.
Denizcilik bilimi okuyor. Üç senesini Almanya’da, bir senesini Yeni Zelanda’da. Derken bir sene de denizde fiili eğitim alıyor ve mezun oluyor.
Sonra da büyük konteynır gemilerinde çalışmaya başlıyor.
Tek kadın olarak.
Bütün dünyayı defalarca turluyor.
“Zorlanmadın mı o kadar erkek, tek kadın?” diyorum.
“Zorlandım. Ama onlarla başa çıkmayı öğreniyorsun” diyor.
“Asılan olmadı mı?”
“Olmaz mı? Çok. Ama onları da idare ediyorsun.”
“Peki nasıl olur da, bu kadar kadın kalmayı başardın?...”
“Ben bir kadınım, bunu hiçbir şey değiştiremez dedim, dikkat ettim” diyor.
“Hâlâ kadınların deniz yolculuğunda uğursuzluk getirdiğine inanan var mı?” diye soruyorum.
“Çooook” diyor.
Ama sonra yalnızlık canına tak ediyor.
Greenpeace’e başvuruyor, aktivist olarak.
Greenpeace onun aldığı eğitimi öğrenince, kaptanlık teklifinde bulunuyor.
İki senedir Artric Sunrise’ın ikinci kaptanı.
Bu gemiye binmeyi başarabilen herkes, hem işini yapıyor hem de kampanyalara kanının son damlasına destek veriyor.
Julke de onlardan biri...

Kutup ayısı deyip geçme olağanüstü bir yaratık
ÖNCE faydalı bir bilgiyle başlayayım:
Penguenler Güney Kutbu’nda, kutup ayıları Kuzey Kutbu’nda yaşıyor.
Güney Kutup’una gidip, penguenleri sevmeye kalksanız, kendilerini sevdiriyorlar, kutup ayıları ise tam tersi...
Sevmek, yanına yaklaşmak, ne kelime...
Gördüğünüz anda kaçmanız gerekiyor!
Çünkü yeryüzündeki en tehlikeli “avcı”.
Zaten şöyle deniyor: “Tek bir kutup ayısı, Güney Kutbu’na çıkabilseydi, yanmıştık. Bütün penguenleri yerdi...”

NEREDEYSE KUTSAL SAYILIYOR
İnsanlar oldum olası kutup ayılarının heybetine, büyüklüğüne (şu anda kadar bulunan en büyüğü 1530 kg) hayran olmuş.
Ve tabii bembeyaz postuna...
Dünyada 25 bin tane var, 3 bini bizim gittiğimiz bölgede.
Gördüğünüz beyaz bir kılın kutup ayısına ait olup olmadığını anlamanın yolu kılı kırmaya çalışmak, kırılmıyorsa bir “ursus maritimus” (deniz ayısı) kılıyla karşı karşıyasınız.
Bir teoriye göre normal “kara ayısı”dan evrimleşmişler.
Buzulda, karda, denizde yaşaya yaşaya, bu doğanın şartlarına uyum sağlamışlar, “yüzen beyaz deniz ayı”ları olmuşlar. Sadece çok çok soğukta yaşayabiliyorlar. Mutlaka kar ve rüzgâr olacak, o zaman kendilerini iyi hissediyorlar. Fok ile besleniyorlar. Ortalama 30 yıl yaşıyorlar. Yüzde 50’si, iki yaşından önce ölüyor. Açlıktan. Yazın pek yemek bulamıyorlar, aylarca yemek yemeden hayatta kalabiliyorlar...
ÖLDÜRDÜN MÜ HAPSİ BOYLUYORSUN
Bizim gittiğimiz Svalbard bölgesinde, kutup ayısı neredeyse “kutsal”.
O bölgenin sembolü.
Havaalanına indiğinde seni bir kutup ayısı heykeli karşılıyor.
Resmen kutup ayılarına hayranlık duyuyorlar.
Kendini korumak için değil de, zevk için vurdun mu, direkt hapsi boyluyorsun.
Ayrıca toplum içinde kınanıyorsun, aşağılanıyorsun.
1900’lerde başlayan avcılık furyasında pek çok kutup ayısı katledilmiş, 1970’de tamamen yasaklanıyor, 73’de koruma altına alınıyorlar.
Şu anda buzulların erimesiyle, onların yaşam alanları da elden gidiyor, tehlikedeler.
Soyları tükenecek diye korkuluyor.
DİKKAT KUTUP AYISI ÇIKABİLİR

Kutup ayısının bir de yakın ahbabı var, “kutup tilkisi...”
Çok uyanık bir hayvan kutup tilkisi, kutup ayısının kuyruğu gibi, hep onu takip ediyor, ikisinin ayak izlerini peş peşe görebiliyorsunuz.
Onun arta bıraktığı yiyecekleri topluyor.
Kutup ayısı meraklı bir hayvan, her an, her yerde karşınıza çıkabiliyor. Kasabalara da inebiliyor. O yüzden anaokulları, okullar hep çelik tellerle çevrili. Öyle elini kolunu sallaya sallaya Svalbard’da oradan oraya gidemiyorsun, hep tetikte olman gerekiyor, her sene bir kaç vukuat yaşanıyor. Ya da evlere giriyor kutup ayıları, şilteleri, koltukları yiyorlar.
Yollarda zaten, “Dikkat kutup ayısı çıkabilir!” işaretleri var.
Yine de o bölgede müthiş bir saygı duyuluyor onlara.
Çok yalnız hayvanlar. Asla çift dolaşmıyorlar. Sadece çiftleşmek için bir araya geliyorlar, sonra ayrılıyorlar. Bir tek çok büyük bir “av” buldularsa, bir araya gelip yiyorlar, sonra herkes “vınnn” kendi dünyasına.
Evet tehlikeli ama çok sevimliler. Meraklı meraklı bakıyorlar. Biz, Kuzey Buz Denizi’ndeki deniz buzlarının üzerinde üç tane gördük. Gemide, “kutup ayısı uzmanı” vardı: Adreas Bergstram. Zaten sizinle paylaştığım bu bilgileri de ondan aldım. Gemide, dürbünle sürekli uzaklara bakıp kutup ayısı arıyordu. Arayan bulur. Buldu. Hem de üç tane. Hepimize gösterdi.
Bizim de başımız göğe erdi. Gerçekten.

REZİL DURUMDAYIZ
- Türkiye sera gazı salımlarını 1990’dan beri % 95 artırdı.
- Türkiye’de 57 kömürlü termik santral planı var. 40’ı hâlâ izin aşamasında, 17 faaliyet halinde 17’si de inşaat aşamasında.
- Türkiye’de planlanan 50 kömürlü termik santral var ve bunlar hayata geçtiği takdirde Türkiye’nin karbon salımı % 50 artacak.
- Kömür, dünya üzerindeki karbondioksit salımlarının % 41’inden sorumlu ve iklim değişikliğine neden olan en tehlikeli enerji türü.
- Türkiye, rüzgâr ve güneş enerjisi potansiyeli (ikisi bir arada) açısından Avrupa’da bir numara. Ancak bu potansiyelin % 1’ini bile kullanmıyoruz.