Olanaksız diye birşey yok. Yaşadıkça görüyoruz.
Hele Günseli Kato’nun tuvallerinde hiç yok.

Günseli’nin tuvallerindeki altın dalgaları bu kez ağaç dallarındaki balıklara, sudaki kuşlara uzanmış. Ressam kendi kişisel imgelerine ağırlık vermiş; bolluk simgesi olan balığı kişisel simgeleriyle bağdaştırmış ve ağaca çıkarmış. Bu çıkış hem sergideki yapıtlara egemen olan absürd yaklaşımın, hem de balığın tüm dünya kültürlerindeki pek çeşitli anlamlarına işaret ediyor.

Günseli’nin kişisel simgelerindeki seçimlerinden biri de bambu; öyle kolay kolay yaşanmayan, dimdik ayakta duran bambu...

Günseli’nin resimlerinde suyu, dalgaları görüyoruz, yaşamın kaynağı olarak, suyun sesini duyuyoruz. Su simgeleri birbirine bağlıyor.

Ve sanatçının yansıtmayı en çok istediği, imgelemini en çok meşgul eden unsur; “dönüşüm” var karşımızda şimdi. Kuş balığa dönüşüyor, balık da kuşa, böylece özgürlüklerine kavuşuyorlar, aslında tanımadıkları, bilmedikleri bir özgürlüğe...

Altın damlalar her yanda, altının bereketi saçılmış her yana, ressamın kişisel simgeleriyle birleşmiş, resme dönüşmüş, dönüşen dünyayı var etmiş tuvallerde. Öyle bir dünya ki bu, burada kuş kanada gereksinmiyor, balıksa yüzgece. Günseli’nin hayalleriyle fırçası onlara bundan fazlasını veriyor.

Bir parça tuvalin üzerindeki balığın öyle bir sıçrayışı var ki o altın sudan, kendi dünyasını zorlayıp aşmak isteyen her yaratığı simgeliyor o sıçrayış, bu arada Günseli’yi de... Balığın eriştiği hedef bulutların ötesi, gökyüzünden ta ufka inmiş bulutların ötesi. Bulutları iletense ağacın gövdesi...

Kuşlara gelince, onlar renklerini altınla bezemiş, hotozları gururla dimdik, güzelliklerinden eminler. Bambuların arasından sonsuz bir hızla altın dalgalara dalan bir kuş bir anı bin an yapıveriyor bakınca. Bir an sonrayı ise umursamıyor o anı yakalamış mavi kuş. Tıpkı ağacın üzerinde sanki hep yeri varmış gibi oraya çıkmış balık gibi.

Güneş tam olan bitene tanık, sessiz bir izleyici. Başka izleyiciler de var: İnsan kızı da karışmış bu dönüşüme, saçlarını altına bulayıp deniz kızı dönüşümüne doğru ilerlemiş, kucağında altınlı giysilerin sarmaladığı balıkları salıverip ardından merakla gözlerini diken. Birer muhafız tavrıyla, duruşuyla sessiz, kararlı. Biraz da dışlanmış sanki. Balıklarla konuşma yeteneğini kullanan efsanevi yaratıklar bunlar mı yoksa?

Günseli Kato’nun her biri ayrı tablo olup, aynı zamanda birleştirildiğinde bir bütün oluşturan yapıtları izleyeni içine çekiyor, aradan su sızmayan bir bütün olarak. İster bir parça alınır sahiplenilir içinden, ister bir duvarın tamamı.

Olur a, baktıkça kendi dönüşümümüzü görürüz bu resimlerde...

Prof. Dr. Gül İrepoğlu