HAYDi ‘LÜFER BAYRAMI’NA


‘İstanbul Lüfere Hasret Kalmasın’ kampanyasının lideri Defne Koryürek, Tarım Bakanlığı’nın lüfer için avlanma limitini 14’den 20 santimetreye çıkartmasıyla kazanılan zaferin kamuoyuna ait olduğunu söylüyor ve...

“Bundan böyle her ekim ayının üçüncü cumartesini İstanbul’da lüfer bayramı olarak kutlayacağız. ‘En Büyük Lüfer Balığını Yakalayın’ diye bir yarışma yapmak istiyoruz” diyor



* ‘İstanbul Lüfere Hasret Kalmasın’ kampanyasının kazandığı başarıyı nasıl yorumluyorsunuz?
Türkiye adına güzel bir örnekti. Greenpeace ve Slow Food işbirliğini, hedeflerini ve dostluğunu hiç kaybetmedi. Bu anlamda birden fazla grubun, özellikle kamuoyunun, bilimadamlarını zaferidir bu, zaferse adı. Zaferi de yeniden denize bakmak, günlerdir gündemden düşmemek olarak görüyorum. Santim meselesi olarak görmüyorum.

* Lideri olduğunuz Slow Food, Fikir Sahibi Damaklar Hareketi’nin, bu başarıdaki rolü nedir?
Masanın etrafında balıkçı var, akademisyen var, bürokrat var, kamuoyu var. Hepsinin bu masada bir araya gelmediğini fark ettik. Aracı olmaya çalıştık. STK’nın işi budur. Kaybetmenin canımızı yaktığı bir örnek üzerinden bakmayı doğru bulduk ve “İstanbul lüfere hasret kalmasın” dedik.

* Böylesine büyük bir kampanya hedefliyor muydunuz?
Hayır, bizimki daha ziyade naif bir idrak denemesiydi. Lokal bir farkındalık pratiğiydi. Ama öngördüğümüzden daha derin olduğunu fark ettiğimizde denizlere ilişkin meseleden elimizi çekemedik.


“Alaçatı barbununa, Bodrum dil balığına, Samsun kalkanına, Trabzon hamsisine hasret kalmasın. Her bölge böyle bir değeri üzerinden denizine, politikalarına baksın. Buna güzel bir örnek yapmak istedik.”

“Seninki kaç cm.?”
* Greenpeace’le paralel bir kampanya yürütmek sinerji yarattı mı?
Çok şanlıydık. Biz daha yerel götürdük. Onlar ulusal götürdü. Onlar “Bütün balıklara bakalım. Avlanma alt boyutuyla ilgili bir kurul oluşturalım” diyor. Bizim kampanyada yavru balığın yenmemesi, onların santim meselesi üzerinden konuşuluyor olması lüfere yaradı. Herkes “Seninki kaç santim?” diye sorup, “Çinekop” demeye başladı. İki kampanya birbiriyle kaynaştı.

* Bir de balığın ‘çatal boy’ ve ‘toplam boy’ tartışması var.
Bugünkü sirkülerde balığın boyu kılıçbalığı hariç ‘toplam boy ’ olarak uygulanıyor. Çenesinin alt ucundan, kuyruğunun bittiği nokta olarak kabul ediliyor. Lüfer bu haliyle 14 santimetre olarak geçiyordu, inanabiliyor musunuz? Biz başından itibaren “Toplam boyda en az 24 santimetre” dedik.

* ABD’de ve Güney Afrika’da 30 cm. olarak geçiyor. Türkiye’de hedef neden 24 cm.?
Biz, Türkiye sularından alınan örneklerle yapılmış en yeni araştırmayı veri kabul ettik. Buna göre lüfer popülasyonunun yüzde 50’sinin üremeye başladığı aralık 24 cm. Daha fazla olması üzerine tartışmalar akademisyenlerin işi.

* Tüketicilerin bu kampanyadaki etkisi ne oldu?
Sosyal medyayı çok kullandık. Ankara’ya eğlenceli, esprili kartpostallar gönderdik. “Hadi Ankara imzala artık” yazılı ‘Lüfer Koruma Timi’ diye bir logo kullandık. Tarım Bakanlığı müsteşarları ve Koruma Kontrol’daki bürokratların şahsi maillerine giden kartlarla ciddi destek verildi. Ama tüketicinin esas desteği; tezgahta, masada, tabakta gördüğüyle ilgili.

* Balıkçılar çok öfkeli, onların feryadını duymamak mümkün mü?
Dedemin lakabı ‘Torik Erto’ydu. Kardeşine ‘Hamsi Mehmet’ denirdi. Şimdi ben gırgır reisine nasıl “Bizden değildir” diyebilirim? Reddetmem mümkün değil. Onların argümanlarını denizlerimizin sürdürülebilirliğiyle örtüştürebilecek şekilde çalışmak boynumuzun borcu. Ama biz balıkçının yerine bunları yapamayız. Balıkçı STK’larıyla derslerini çalışmaları durumunda işbirliğimiz olur.

* Bugün 20 cm. dendi. Yarın belki 24 cm. denilecek. Ağların her değişiminde maliyet artıyor. Fatura balıkçıya çıkmadı mı?
Haklısınız. Avlanma teknolojisini yeni kurala göre düzenlemeleri gerekiyor. Bir tane ağla her şeyi avlıyorlar, belki onu değiştirmeleri gerekiyor. Açıkçası devlet tarafından teşvik verilmesi gibi sorular balıkçı STK’larının meselesi. Bugün İstanbul’da 34 ko-operatif var. Bir de üst birlik ‘Sür-Koop’ var. Bunların zaten kampanyamızın devam ettiği 17 aydır bu çalışmaları yapmış olmasını dilerdim.

“Kaynaklara sahip çıkmalı”

* Balıkçılardan beklentiniz?
Balıkçı çıkıp da “Geçen yıl biz şu kadar lüfer, şu kadar çinekop, şu kadar sarıkanat avladık ” diye rakamları ortaya koymadığı sürece, bunun ekonomisinin Türkiye için manasını ifade etmediği sürece sadece ‘bağırıyor’ görünecek. İşini çok iyi bilen, belgeleyebilen, ortaya koyabilen hale gelmesi gerekiyor. “Çinekop ve lüfer ayrı türlerdir” diyerek olmaz.

* Lüfer İstanbullunun İstanbul’u sahiplenmesinin parçası olarak misyonunu tamamladı mı?
Hayır. Bundan böyle her ekim ayının üçüncü cumartesini İstanbul’da lüfer bayramı olarak kutlayacağız. ‘En Büyük Lüfer Balığını Yakalayın’ adında bir yarışma yapmak istiyoruz. İstanbullu olmak, kaynaklarına sahip çıkmaktan geçiyor.

* Sırada ne var?
Gıdamızda ciddi sıkıntılar var. GDO’lar, paketli gıdaların içerikleri, etiketlerin minik puntolarla yazılması ya da günlük süt bulabilmeyi konuşamaya da fırsatımız olmalı. Keşke düzenimizi oturtabilsek de ‘Yerli Malı Yurdun Malı Haftası’nı başlatabilsek. Lüfer öncelik aldı, ‘Boğaz’ın Sultanı’ olmasının hakkını verdi.

Bugün lüfer yarın yoğurt, süt!
* Destek için bugünden sonra ne yapmalı?
Balığı karışınızla ölçün. Kaç cm. olduğuna bakın. Eğer 20 cm.’nin altındaysa ‘174’ü arayın. Adresi ve şikayeti belirtin. Dilekçe yerine geçiyor. 15 gün içinde denetleme yapılıp size geri dönülmesi gerekiyor. Her gün sekiz kişi yapsa büyük değişiklik olur. Bu destek yeni bir hayatın başlangıcı olacak. Gıdaya ilişkin her türlü şikayeti yapabileceğiniz bir merciiyle ilk temastır mühim olan. Bunu lüferle yapın. Bir canlıyı korumak için yapın. Yarın yoğurdu, sütü de şikayet edebilirsiniz.


ALO 174Tarım Bakanlığı’nın çağrı merkezi
NEŞE MESUTOĞLU / nese.mesutoglu@milliyet.com.tr

Eklenti 9004