Hazar Denizi yaklaşık 371.000 km karelik bir alanı kapsayan, denizlerle ve okyanuslarla nehir-kanal şebekesi dışında herhangi bir doğal bağlantısı bulunmayan bir tuzlu su kitlesidir. Volga ve Don nehirlerinin kollarına eklenen kanallar aracılığıyla Karadeniz ve Baltık Denizi’ne bağlanmıştır. Hazar Denizi kıyılarının kuzeyden güneye uzunluğu yaklaşık 1.200 km olup, doğudan batıya genişliği de 210 km ile 490 km arasında değişmektedir. Hazar Denizi’ne 10 büyük akarsu dökülmektedir.

Uzun yıllar boyunca sürekli düşme gösteren Hazar’ın su seviyesi 1977’den sonra aniden yükselmeye başlamıştır. Ortalama su seviyesi 1977’den bu yana yaklaşık 2 metre yükselmiştir ve halen de her yıl 10-15 cm yükselmektedir. Bu durum ciddi ekonomik zararlara neden olmuştur. Kıyı şeridindeki bir çok köy su altında kalmış ve balıkçılıkta ciddi kayıplar olmuştur. Kazakistan’daki alanlar yavaş yavaş su altında kalmakta ve bu durum ciddi sorunlar doğurmaktadır. Kazakistan’ın kuzey kıyı şeridindeki 1000’in üzerinde petrol kuyusu bu yüzden işe yaramaz hale gelmiştir ve bu kuyulardan Hazar’a petrol sızmaktadır.

Hazar havzası doğal kaynaklar açısından oldukça zengindir. Hazar’da balıkçılık önemli bir gelir kaynağıdır. Bölge dünya havyar ihtiyacının yüzde 90’ını karşılamaktadır (Bilici, 1998:43). Bunun yanısıra Hazar’da 163 milyar varil petrol ve 17.6 milyar metreküp doğalgaz rezervi vardır. Bu da 1996 rakamlarıyla dünya petrol rezervlerinin yüzde 16’sı ve dünya doğalgaz rezervlerinin yüzde 12’sine denk gelmektedir.

1991’e kadar Hazar’a tartışmasız olarak sadece Çarlık Rusyası/ Sovyetler Birliği ve İran kıyıdaş devletler olmuştur. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra onun halefi durumundaki Azerbaycan, Kazakistan, Rusya ve Türkmenistan kıyıdaş devlet durumuna gelmiş ve böylece İran’la birlikte kıyıdaş devletlerin sayısı beşe yükselmiştir. Yeni kıyıdaş devletlerle birlikte Hazar’ın hukuksal statüsü tartışmaları da gündeme geldi. Zengin petrol ve doğalgaz yatakları dolayısıyla Hazar sadece kıyıdaş devletlerin değil tüm dünyanın ilgi alanı olmuştur. Hazar’ın hukuksal statüsünün belirlenmesi konusu esasen 1994 yılından itibaren uluslararası bir sorun haline gelmiştir. Azerbaycan Hükümeti Eylül 1994’te Amerikan ve Avrupalı şirketlerin oluşturduğu bir konsorsiyumla 8 milyar dolarlık bir anlaşma imzalamıştır. Pek çok yorumcu tarafından “Yüzyılın Anlaşması” olarak nitelendirilen bu girişim ile Bakü’ye bitişik kıyılardaki Güneşli, Çırak ve Azeri sahalarından 4 milyar varil petrol çıkartılması öngörülmektedir. Bu üç sahanın üç yıllık dönemde 511 milyon ton ham petrol üreteceği umulmaktadır. Azerbaycan Eylül 1994 tarihli petrol anlaşmasından sonra 1995 ve 1996 yıllarında uluslararası konsorsiyumlarla sonuçlandırdığı üç ayrı anlaşma daha imzalamıştır. Azebaycan’ı Tengiz petrol sahasının ihaleleri ile Kazakistan takip etmiştir. Diğer kıyıdaş devletlerden Rusya ve İran ise bu ihalelere tepki göstererek Hazar’ın statüsü sorununu sürekli olarak gündemde tutmaya başlamışlardır.

Bu durum Hazar’ın statüsünün belirlenmesinde uluslararası hukukun yanında siyasi ve ekonomik unsurları da devreye sokmuştur. Bu yüzden her kıyıdaş devlet kendi hukuksal tezini oluştururken diğer kıyıdaş devletlerin yanında üçüncü devletlerin de desteğini almaya çalışmaktadır.

Hukuksal statüsünün belirlenmesi açısından ilk olarak Hazar’ın bir göl mü yoksa bir deniz mi olduğunun saptanması gerekmektedir. Hazar deniz olarak kabul edildiği taktirde, 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne (BMDHS) göre, her kıyıdaş devletin karasuları, kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölgesinin olması gerekmektedir.
Hazar göl olarak kabul edilirse, bu durumda ulusal sınırların belirlenmesinde iki yöntem ortaya çıkmaktadır. Bunlardan birincisi Hazar’ın tamamen ulusal sektörlere bölünmesi, ikincisi ise ortak kullanımdır.
Statü sorununu çözüme kavuşturmada öncelikle Hazar’a ilişkin yapılmış antlaşmalar, ikinci olarak da bölgesel yapılageliş (teamül) kuralları büyük önem taşımaktad