4 sonuçtan 1 ile 4 arası

Konu: İhracatta Yüz Akımız; Kültür Balıkçılığı

  1. #1
    _Amatör_ Levent - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2009
    Yaş
    46
    Mesajlar
    3.298
    Tecrübe Puanı
    368

    Standart İhracatta Yüz Akımız; Kültür Balıkçılığı


    25 Temmuz 2011 Saat 09:37



    İHRACATTA YÜZ AKIMIZ: KÜLTÜR BALIKÇILIĞI
    Bu yaz tatilinde Muğla tarafındaydım. Eskiden gidişlerimde de dikkatimi çeken ancak detaylı araştırma fırsatım olmayan Kültür Balıkçılığını (çiftlik balıkçılığı) biraz yakından irdelemek istedim. Sektörden değişik kişilerle görüşerek bilgi almaya çalıştım.
    Temmuz ayının ilk yarısı, Muğla’nın Milas ilçesinin Güllük beldesindeyim. Çalıştığım kurumun tatil kampı olması nedeniyle, eskiden hemen her yıl gittiğimiz bir yerdi burası. Son 5-6 yıldır gitmemiştim. Balık çiftlikleri o zamanlar da vardı ama son gidişimde gördüm ki bu iş daha bir profesyonelce yapılır olmuş. Eskiden kıyılara daha yakındı, şimdilerde kıyılardan uzaklaştırılmış, açık denizlere alınmış.
    Bir ara, balık çiftliklerinin çevreyi kirlettiği, kaldırılması gerektiği yazılarını takip etmiştik gazetelerden. Sonra da üretim yerleri değiştirildi ve açık denizlere taşındı. Balık üreticilerine göre, balık çiftliklerinin çevreyi kirletmesi yaygara koparıldığı kadar değil. Bu iş propaganda ve rant meselesi. Her şey yansıtıldığı gibi değil. Balıklar için atılan yemler çevreyi kirletmez, çünkü o yemlerin balıkların yiyemediği ve alt taraflara doğru giden kırıntılarını da denizdeki diğer canlılar tüketiyor. Böylece diğer deniz canlı türleri de bundan faydalanıyor.
    Tatil esnasında çıktığımız tekne turlarında balık çiftliklerini yakından görebildim. Özellikle Bodrum yönüne doğru gittiğimizde, tekne açık denizden gitmişti ve ne kadar çok balık üretim merkezi olduğunu görmüştüm. Hayretle ve hayranlıkla izledim, gördüklerimi fotoğrafladım. Denizlerin ortasında, bu kadar zor bişi başarmak, bu kadar büyük tesisler kondurmak, azimle üretim yapmak kolay değildi. Bu sektörde, altlarında yüzlerce derinlikte deniz, başlarının üzerinde kavurucu güneş, her türlü tehlikeye aldırış etmeden, yatırımından üretimine kadar görev almış, Türkiye ekonomisine önemli bir ihracat kapasitesiyle destek veren ve insanlığa önemli bir gıda ürünü sunan herkesi kutlamak gerekir.
    ***
    Güllük’te, sabah yürüyüşlerim esnasında, balıkçı koyunda birikmiş bekleşen kadınlı, erkekli kalabalık dikkatimi çekmişti. Bu insanların balık üretim merkezlerine çalışmaya giden işçiler olduğunu öğrendim sonradan. Onlarla sohbet edebilmek için bir sabah oraya gittim. Ancak geç kalmıştım, bulabildiğim birkaç kişiyle konuşmaya çalıştım. İçlerinden birisi üretici idi. Çok gergindi ve birşeylere kızıyordu. Buz kamyonu geç kalmış, işe çıkmaya gecikmişler. “Buz ne için?” diye sorduğumda, toplanan balıkların nasıl bir işlem gördüğünü anlattılar. Balıklar toplandıktan sonra önce buzda şoklanıyor, sonra da tüketiciye ulaştırılacak şekilde ambalajlanıyormuş.
    Sinirli halleri arasında, ayaküstü, kısacık konuşmaya çalıştığım üreticinin önemli sayıda kafesi varmış. Bu üretim kafesleri için devlete yılda belirli miktarda vergi ödüyormuş. Dönüm başına kira bedeli bin lira olduğuna göre, her üretici sahip olduğu alan kadar kira bedeli ödüyor olmalı. Balıklar tıpkı bir bebek gibi bakılıyorlar. Günde 7 ile 11 kez arasında yem veriliyor. Samsun’dan Adana’ya kadar her yerde yem fabrikaları var. Bu beldede ne kadar balık işçisi varsa hepsi çalışmaya gidiyorlar, çünkü mevcut işçiler yeterli bile değil. Yani bu sektörde istihdam çok yüksek. Tüm işçiler sigortalı, aldıkları ücret asgari ücretin biraz üzerinde.
    “Pamuk üretimi gibi zor bir iş değil mi?” dediğimde, “Ben pamuk üretimi de yaptım efendim, bu iş pamuk üretmekten çok daha zor” diye yanıtlıyor üretici bey.
    Sahildeki hummalı çalışmayı izliyorum bir süre. Yem taşıyan, buz getiren kamyonlar, vinç yardımıyla bunları vinçli teknelere yükleyen balıkçılar, çalışanlar ve benzr işlerle uğraşanlar... Biraz sonra sahildeki tüm telaş bitiyor, şimdi denizin ortasındaki çiftliklerde çalışma zamanı başlıyor. Ta ki akşamın 6’sı, 7’sine kadar.
    ***
    Gün içinde iki kez ziyaret ettiğim Yalçınkaya Balıkçılık’ın sahibi Fazlı-Zübeyde Yalçınkaya ile sohbet ediyoruz. Aktarılan bilgileri özetlemeye çalıştım.
    Fazlı Bey aslen Elazığlı. Çocukken babasının işi vesilesiyle buraya gelip yerleşmişler. Tam bir deniz tutkunu. Eşi Zübeyde Hanım, aslen Arnavut kökenli. O da Fazlı Bey gibi bu işleri seviyor. Şirketin patronu rolünde ve tam bir Hanımağa profili çiziyor.
    Yalçınkaya Balıkçılık, aslında komisyonculuk yapıyor. Üreticiden aldığı balıkları tüketiciye aktarıyor. Eskiden balık üretimi de yapan Fazlı Bey, üreticinin tüm sorunlarını çok iyi bildiğini söylüyor.
    “Biz Türk insanı balık yemeyi bilmeyiz, çünkü bizim kadınlarımız balık pişirmeyi bilmezler” diye söze başlıyor Zübeyde Hanım. “Avrupa’da tüketim bize göre çok fazla, o nedenle üretimimiz genellikle Avrupa’ya ihraç ediliyor” diye devam ediyor.
    Bilimsel adı Kültür Balıkçılığı olan çiftlik balıkçılığı, Akdeniz ve Ege’de yapılıyor. Asıl merkez burası, yani Güllük. Her ne kadar başka yerlerde de yapılsa da, bu iş Bodrum civarında ağırlıklıdır ve buradan yönlendirilip yönetiliyor.
    Bir havuzun maliyeti büyüklüğüne göre değişiyor. Ortalama büyklükteki bir havuz yaklaşık 10 bin Euro’ya mal oluyor. Suyun altına tonoz denilen beton bloklar yerleştiriliyor, kafesler zincirlerle tonozlara bağlanarak kuruluyor.
    Çiftlik balıkçılığı olmasaydı, bugün, tegahtaki balık fiyatları çok daha pahalı olurdu. Çipura, levrek gibi, gerçek deniz ürünleri iç pazarda, bilhassa bu civardaki turistik işletmelerde tüketiliyor ve fiyatları da çok yüksek.
    Bugün, Türkiye’nin balık ihracatı, turizm gelirinin üzerindedir. Geçmiş yıllarda aşılamamış sıkınıtılar vardı ve bu iş pek karlı bir iş değildi. Mesela balık telefleri, hastalık nedeniyle ölümler olabiliyordu. Ama bugün bu sıknıtılar aşıldığı için balık üreticisi biraz daha iyi konumdadır. Balıklar, kafeslerden toplanır, tek tek aşılanıp tekrar kafese bırakılır. Yani bugün daha bilinçli yapılmaktadır bu iş. Türk firmalarının yanısıra yatırım yapan yabancı firmalar da mevcuttur. Bunlar genellikle Yunan, İtalyan, İsrail, Hollanda firmalarıdır.
    Bu civardaki çiftliklerin büyük çoğunluğu Güllük Koyu içindeki Ziraat Adası etrafında kurulmuştu, kaldırıldı. Buradan, adanın, ileriye dönük değerlendirileceği düşünülüyor. Bu değerlendirmenin hangi yönde olacağı merak uyandırıyor.
    Çiftliklerde kış-yaz üretim aynıdır. Sadece kışın balıklar biraz daha geç büyür, yazları ise daha çabuk büyürler. Bu işte stres çok fazladır. Gördüğünüz gibi ‘buz gelmedi, yem ulaşmadı’ türünden...
    Fazlı Bey biraz da avlanmalar konusunda bilgi veriyor. Bu mevsimde avlanmak yasakmış. ‘Torik’ denilen koskoca ağları gösteriyor, “bu ağlar yaklaşık 120 metre derinliğe kadar iner, her tarafı süpürür, alabora eder, o nedenle bu mevsimde izin verilmez bunların kullanılmasına” diyor. Diğer küçük ağlar ise 1.5 metre kadar derinden topladığı için torikler kadar zararlı değilmiş.
    Bu işin en zor yanlarından birisi de sektörde işçi olarak çalışmak. “Siz gelinde o bayaların halini bir görün, geminin üzerinde, sabah 7, akşam 7, tepelerinde güneş” diyor Fazlı Bey. Ben bunları yazarken yüreğim yoruldu, Allah onlara kolaylık versin.
    ***
    Güllük Su Ürünleri Derneği’ne yöneliyorum en son. Dernek Genel Sekreteri Ufuk Bey’le paylaşmaya çalışıyoruz konuyu. Ufuk Bey’in verdiği bilgiler özetle aşağıdadır.
    Ülkemiz Su Ürünleri Yetiştiriciliği
    Bugün dünya toplam su ürünleri üretimi avcılık ve yetiştiricilik dahil 146 milyon ton civarındadır. Bu üretimin % 35’i balık çiftliklerinden elde edilmektedir. Ülkemizde ise bu oran % 19 civarındadır.
    Ülkemizde karasal alanlara eşit 26 milyon hektar su alanı olmasına karşın yetiştiricilik yolu ile elde edilen üretim 126 bin ton kadardır (bu rakam, yaklaşık bir yıl veya bir balığın yetişme ömrü olan 14-18 ay kadarlık süre içindir). Bu üretimin % 50’si denizlerde kurulan çiftliklerden elde edilmektedir. Yetiştiricilik ürünlerinin % 21’ni çipura, % 26’sını levrek, % 53’ünü ise alabalık teşkil etmektedir. Üretimin % 60’ı başta Avrupa Birliği ülkeleri olmak üzere yurt dışına ihraç edilmektedir.
    Avrupa Birliği ülkelerinde kişi başına balık tüketimi ortalama 23 kg. Ülkemizde ise, 8.9kg dır.
    Balık yetiştiriciliği ülkemizde 1980’li yıllarda başlamış, 1990 yılından itibaren gelişme göstererek, 2000’li yıllarda önemli bir sektör haline gelmiştir.
    Balık çiftliklerinin büyük bir çoğunluğu bugün açık ve derin sularda kurulmuş ve faaliyet göstermektedir. Off-shore olarak adlandırılan bu tesisler, dünyanın en modern ve gelişmiş teknolojisini kullanmakta, uyguladıkları çevre yönetim sistemleri ile çevreye olan duyarlılıklarını göstermektedirler.
    Bugün kültür balıkçılığı sektörünün 1 milyar doların üzerinde sabit yatırımı, 650 milyon dolar değerinde canlı balık varlığı bulunmakta, 25 bin kişiye iş imkanı sağlamaktadır. Kırsal kalkınmada büyük rol oynadığı gibi 400 milyon dolarlık ihracatı ile ülkemiz ekonomisine ve katkıda bulunmaktadır.
    Ancak su ürünleri yetiştiriciliği sektörü bir başka ifade ile kültür balıkçılığı bir çok sorunla uğraşmakta, bu alanda yatırım yapan veya yapacak olan girişimci ileriyi görememenin endişesini taşımaktadır.
    Sektör çoğu zaman turizm başta olmak üzere bir çok sektör ile karşı karşıya getirilmek istenmekte, balık çiftliklerinin denizi kirlettiği yönünde gündem yaratılmaya çalışılmaktadır.
    Oysa denizlerimiz 56 faaliyet tarafından kullanılmakta, balık çiftlikleri kamu araştırmalarına göre denizlerimizi % 2-3 oranında kirletmektedirler.
    Su ürünleri yetiştiriciliği sektörü, ülkemiz potansiyeli dikkate alındığında tarım ve gıda sektörü içersinde gelişmeye en çok açık olan bir sektördür. Yapısal ve yasal sorunlar çözüldüğü takdirde üretimin kısa vadede 250 bin tona, ihracatın 1 milyar dolara ulaşması olasıdır.
    * Kültür balıkçılığında çipura ve levrek üretiminde Muğla İli ilk sırada yer almaktadır.
    * Anadolu’nun hemen her yöresindeki akarsular ve baraj göllerinde yapılabilen alabalık üretimi 40.000 ton/yıl’dan 50.000 ton/yıl seviyesine ulaşmıştır.
    * 2000 yılında 59 milyon $ olan ihracat, 2010 yılında 350-400 milyon $ civarındadır.
    * İhracat başta Almanya, İngiltere, Hollanda, İtalya olmak üzere diğer AB ülkeleri, Rusya, Lübnan, Suriye, Irak ve dünyadaki yüze yakın ülkeye yapılmaktadır.
    * Türkiye’nin çipura-levrekte Avrupa pazarındaki payı %25 civarına ulaşmıştır.
    * Kültür balıkçılığının gelişmesi için yeni üretim sahalarının tespit edilerek yatırımcılara tahsisi önem arz etmektedir.
    * Balıkların pazar boyuna gelmeleri için çipura ve levrekte 14-18 ay, alabalıkta ortalama 6 ay süreye ihtiyaç vardır.
    * Sektörde yatırımcıların büyük çoğunluğu yerli firmalardır.
    dsucuka@hotmail.com



    Duygu Sucuka

  2. #2
    Vip Üye bnymnblr - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2009
    Yaş
    41
    Mesajlar
    1.158
    Tecrübe Puanı
    185

    Standart

    Ülkemize katkı sağlaması çok sevindirici
    Ancak balık unu, vitamin, mineral ve diğer bileşenler konusunda dışa bağımlı olduğumuz da dile getirilmekte. Bu da ihracat yapmak için bile hammadde için ithalat yapmak anlamına gelir. O zaman da bu ihracat müspet bir kazanım da sayılmayabilir.

    -Kültür balıkçılığında yem yapımında kullanılacak balık unu, hamsiden olmasa da, piyasa değeri olmayan çaçadan olsa daha iyi olmaz mı?

    -Çaça balığı ile hamsi balığının avlanma miktarına baktığımızda çaçanın 5 katı oranında hamsi avlanmakta

    -Yanlış hatırlamıyorsam çaça balığnın stoku 5.000.000 ton(tüm Karadeniz'de mi bilemiyorum) olarak ifade edilmişti. Bu balığın %10 u avlansa 500.000 ton demektir. Şu anda avlanan hamsinin 2 katına tekabül eder. Bu çok güzel bir rakamdır. Bu da halihazırdaki kültür balıkçılığı için gerekli hammaddeyi dışa bağımlı olmadan karşılayabilir.

    Yanlış hatırlamıyorsam, hamsinin yarısı kadarı yem fabrikalarına veriliyormuş. Hamsi yem fabrikalarına verilmese de çaça verilse daha iyi olmaz mı? böylece zamanla artarak hamside ucuzlar halk da hamsiden nasiplenir.

    Bunu sağlamak için Hamsiye yıllık toplam kota konur. Daha sonra bu kotada mevsimsel ve hava şartları ile ilgili hassasiyetler gözönüne alınarak kota detaylandırılarak, her geminin büyüklüğüne bağlı olarak kotalar belirlenirse daha olumlu sonuçlar elde edilebileceğini düşünüyorum.

    TÜİK
    Bünyamin

  3. #3
    _Amatör_ Levent - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2009
    Yaş
    46
    Mesajlar
    3.298
    Tecrübe Puanı
    368

    Standart

    Çaça yı hamsi diye satmıyolarmı Anadoluda.........

  4. #4
    Vip Üye bnymnblr - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2009
    Yaş
    41
    Mesajlar
    1.158
    Tecrübe Puanı
    185

    Standart

    satsalar da sonuçta tutulan hamsi ve çaça miktarı ortada. iş orda bitiyor.
    Bünyamin

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. Eksik tellefon ve emailleri tamamlar mısınız?
    By kenane in forum Balıkçı Barınaklarımız & Balıkçı Koop'lar
    Cevap: 0
    Son Mesaj: 19.09.10, 01:29
  2. Denizcilik bakanlığı için kampanya başlatalım...
    By sondakika1 in forum Balıkçı Kahvesi
    Cevap: 47
    Son Mesaj: 14.04.10, 06:01
  3. Karadeniz'de kültür balıkçılığına ilgi arttı
    By aFaLa in forum Güncel Deniz Haberleri
    Cevap: 3
    Son Mesaj: 05.04.10, 10:18
  4. Midye Biyolojisi ve yetiştirme teknikleri
    By kenane in forum Diğer Balık ve Canlılar
    Cevap: 0
    Son Mesaj: 09.09.09, 15:26
  5. Kültür Balıkçılığı Nedir ?
    By Hıcaz in forum Balıkçılık Hakkında Genel Bilgiler
    Cevap: 1
    Son Mesaj: 25.08.09, 12:35

Bookmarks

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
BALIKCI FORUM