BU MODELİ OLUŞTURAN DEĞERLER.


Türkiye balıkçılığı açısından son derece
önemli ve güncel olan bir konunun, “Balıkçılık
Yönetimi” konusunun, belli bir sınırlama ile
anlatmanın zorluğunu yaşayarak bu yazıya
başladığımı belirtmek istiyorum. Japonya’da
kaldığım bir aylık zaman diliminde, gerek
katıldığım kursta bizlere sunulan bilgiler,
gerekse tanıtım gezilerindeki gözlemlerim, bu
ülkedeki balıkçılığın bizdeki gibi merkezi
yönetim tarafından ve sadece resmi otoritenin
koyduğu kurallarla yönetilmediği gerçeğini çok
net bir şekilde sergilemektedir. Japonya’da
balıkçılık, bu kaynağı kullanan kişiler yani
balıkçılar tarafından yönetilmektedir. Bu
yönetim modelinde temel olarak insanın
sahiplenme, mal edinme, koruma ve bireysel
başarısını etkileyen temel kriterler ön plana
çıkarılmaktadır. Bir tarafta kolektif, katılımcı ve
toplumsal sorumluluğu paylaşma bilinci, diğer
tarafta ise bireyin başarısını ön plana çıkaran,
onun başarı ve kazanma güdüsünü kamçılayan
bir anlayış egemen kılınmıştır.
Japonya’da balıkçılık yönetimi, hayatın
diğer alanlarında olduğu gibi geleneksel ve
çağdaş değerlerin bir sentezi olarak uzun bir
tarihsel süreçten sonra oluşmuş ve birçok
deneyim geçirerek bu günlere kadar gelmiştir.
Burada Japon halkının tarihten gelen
birikimlerine ve geleneksel değerlerine
gösterdiği önemin de payı büyüktür. Balıkçılık
kaynaklarının yönetiminde doğrudan etkili ve
söz sahibi olan kooperatiflerin gelişimi
incelendiğinde, bu oluşumların daha 1800’lü
yılların sonundan itibaren izlerine
rastlanmaktadır. Feodal dönemde samuray
kanunları, balıkçı ve balıkçı köylerinin de
yönetimini kapsıyordu. Bu dönemde her feodal
idare kendi avladığı ürünün karşılığında ihtiyacı
olan mal değişimini balıkçı birlikleri yoluyla
sağlıyor ve merkezi otoriteye (Tokugawa
Shogun) adil olmayan vergiler ödüyordu. 1868
yılında Japonya’da feodal sistem son buldu ve
balıkçıların kendi haklarını da içeren ve ilk sivil
balıkçılık birliği ve bunun yönetim ilkelerini
belirleyen “Balıkçılık Kanunları” doğmuş oldu.
Bu tarihten sonra giderek geliştirilen ve
değişime uğrayan balıkçılık yönetim modeli
İkinci Dünya Savaşının bitimini izleyen yıllarda,
1948 yılında bugünkü modern şeklini aldı.
Ancak bu yönetim modeli hiçbir zaman statik
olmamış, birbirini izleyen yıllardan günümüze
kadar demokratikleşme süreci devam etmiş,
balıkçıların hak ve sorumlulukları sürekli olarak
ekosistemin değişen durumuna ve balıkçıların
sosyo-ekonomik konumlarına göre
şekillenmiştir. Bu gelişmede en önemli referansı
sosyo-ekonomik ve biyolojik araştırma sonuçları
oluşturmuştur.
Japonya’daki balıkçılık kooperatifleri ve
bunların oluşturduğu üst birliklerin işlevi,
ülkemizde olduğu gibi salt balıkçıların
gereksinim duyduğu bazı av araç ve gereçlerini
temin etmekle sınırlandırılmamıştır. Bu yönetim
birlikleri çok fonksiyonlu işlevleri sayesinde; av
sahasındaki avcılığın düzenlenmesinden,
balıkçı lisanslarına, avlanan ürünün satışına,
kredi ve finans teminine, balıkçılık
araştırmalarına destekten, balıkçılık
politikalarını belirlemeye ve en önemlisi kaynağı
kullanırken her türlü kararı verme ve
uygulamada yetkili olmaya kadar çok geniş bir
sorumluluk yelpazesini üstlenmişlerdir. Son
derece komplike bir yapı sergileyen bu sistem
sayesinde Japonya bugün, su ürünleri
konusunda dünyada en fazla üreten ve en fazla
tüketen ülkelerin başında yer almaktadır.
Kıyı balıkçılığı yönetim modelinde, temel
olarak bu kaynağı kullanan balıkçının,
sahiplendiği kaynağın kendisine ait olduğu fikri
ön plana çıkartılmıştır. Balık üretiminin
sürekliliğini sağlayabilmek, stokları belli
seviyelerde kullanmak ve korumak için ülkedeki
idari yapılanmaya bağlı olarak alt alanlar
sistemi getirilmiştir. Bu sistemde, her idari bölge
kendi sınırları içerisinde kalan av sahasında
avcılığı düzenleyecek önlemler almaktadır. (devamı 2'de)

''ALINTIDIR''

Dr.Mustafa ZENGİN –SÜMEA Balıkçılık biyolojişi bölüm başkanı.