KABUKLU ÜRÜNLER NASIL İHRAÇ EDİLİYOR?

Öncelikle Tarım Bakanlığı’na başvurarak, Bakanlık’tan izin almak gerekiyor. Bakanlık AB’nin 1994’ten beri uyguladığı standartlar kapsamında koşullar getiriyor. İhracatta ilk şart ürün menşeini göstermek ancak bu ürünlerin daha sonra depurasyona yani belli özellikleri olan havuz sistemlerine alınarak arıtılması gerekiyor. Bunda her toksik maddenin arıtılması söz konusu değil, ağır metallerin depurasyon işlemi ile bünyesinden atılması ise çok zor. Bu nedenle kabuklu ürünlerin kesinlikle toksik bölgelerden toplanmaması gerekiyor.

İHRACATIN SON GÖZDESİ KABUKLU ÜRÜNLER

Karides, kalamar, ıstakoz gibi bilinen deniz ürünlerinin yanı sıra artık kabuklu deniz ürünleri de ihracatın yeni gözdeleri arasına girmeye başladı. Girişimcileri bekleyen midye, aktivides, kidonya, istiridye talebi hazır ürünler. İtalya, İspanya, Yunanistan başta olmak üzere Avrupa ülkelerinde bolca tüketiliyorlar. İç piyasada da dünya mutfağı çalışan restoran ve oteller bu ürünleri kullanmaya başladı. Ege üniversitesi’nden Aynur Lök kısa bir zaman sonra balık çiftlikleri gibi “akivades, istiridye, midye” çiftliklerini görmeye başlayacağımızı söylüyor. Bu ürünlerin Akdeniz ülkelerinin geleneksel yemeklerde kullanıldığını ve büyük bir talep yaşandığını aktaran Lök, bu ülkelerdeki ürünlerin popülasyonunun korunması amacıyla kendi denizlerinden toplamadıkları dönemde ihracat talebinde patlama yarattıklarını anlatıyor.

İhracatta girişimcilere bu ürünlerin yepyeni bir şans doğuracağına inandığını belirten Lök, ayrıca Türkiye’de oldukça iyi bir potansiyelin bulunduğuna da işaret ediyor.

Lök’e göre; Tarım Bakanlığı, üniversite ve işletmeler birlikte projeler gerçekleştirirse kabuklu ürünler gerçekten büyük bir gelecek vaat ediyor.

İstiridyede Fransa ve İtalya Türkiye’den ihraç edilen istiridye türünü özellikle istiyor. Ege kıyılarında yetişen midyede de genellikle et verimi yüksek olmasından dolayı talep hazır.

Lök, ayrıca kabuklu ürünlere Marmara ve Karadeniz’den çıkan halk arasında “cikcik” olarak bilinen Vongola’yı da eklemek mümkün. Akivades ve kidonya Ege Denizi’nden, midye ise her bölgeden toplanabiliyor.

NASIL YETİŞİR?

Kabuklu ürünler Türkiye’de halen çeşitli bölgelerde denizden toplanarak ihracatı yapılabiliyor. Bugün 4 işletme bu ürünlerin arıtılmasından sonra ihracat izni almış durumda. Ancak Lök bu ürünlerin aynı zamanda denizler içinde oluşturulacak havuzlarda yetiştirilebileceğini vurgulayarak, ilgi çekici bilgiler veriyor: Şu an için bu kabuklu ürünler özellikle körfez bölgelerinden toplanıyor. Ancak bu ürünlerin yetiştirilmesi söz konusu. Bu ürünlerde; deniz içlerindeki özel havuzların oluşturulması gibi yüksek maliyetli yatırımlar da gerektirmiyor.

Bizde bilinmediği için denizden toplanıyor. Oysa yetiştirilmesi mümkün ve kolay. Çünkü dışarıdan yemleme yapmıyorsunuz. Öncelikle denizde uygun alanının seçilmesi gerekiyor. Seçtiğiniz bu alanda yavrularınızı koyup bırakıyorsunuz. Yetiştirilmesi düşük maliyetli. Halbuki yetiştiriciliğe başladıktan sonra pazarlaması ile ilgili sorun yoksa rahatlıkla satış yapılabiliyor.

Ayrıca Akdeniz ülkeleri bu ürünleri yetiştirmek amacıyla yavru kabuklu ihracatı da yapıyor. 1-2 yıl içinde Pazar boyuna ulaştırılıyor. İlk etapta başlangıç için 100 bin dolarlık bir yatırım yetebiliyor. Aynı alanda birden fazla tür yetiştirilebiliyor. Yani zeminde akivades, üstte midye yada istiridye yetiştirmek mümkün. Elbette bu çiftliklerin yerleri için bazı kriterlere uyulması gerekiyor ama öncelikli kriter, zeminin kumlu olması. Yalnızca midye çiftliği de kurulabilir. Bu çiftlikleri halat, sal veya raf sistemi ile yapmak mümkün.”

KABUKLU ÜRÜNLERDE İHRACAT

Öncelikle Tarım Bakanlığı’na başvurarak, Bakanlık’tan izin almak gerekiyor. Bakanlık AB’nin 1994’ten beri uyguladığı standartlar kapsamında koşullar getiriyor. İhracatta ilk şart ürün menşeini göstermek. Ancak bu ürünlerin depurasyona yani belli özellikleri olan havuz sistemlerine alınarak arıtılması gerekiyor.

Bunda her toksik maddenin arıtılması sözkonusu değil, ağır metallerin depurasyon işlemi ile bünyesinden atılması ise çok zor. Bu nedenle kabuklu ürünlerin kesinlikle toksik bölgelerden toplanmaması gerekiyor. Ayrıca bu ürünleri talep eden ülkeler de kendi testlerine tabi tutuyorlar. Bu nedenle yetiştirme ürünün ihracatı da daha kolay.

Girişimciler, bu ürünleri kendi havuzlarında yetiştirdikten sonra kendi depurasyon işletmesini kurabilirler veya Türkiye’de depurasyon sistemi de bulunan 4 işletmeye gönderebilirler.

Depurasyon sistemini kurmak ise yaklaşık 500 bin doların üzerinde maliyet gerektiriyor.

Aynur Lök, bu tesislerde deniz suyuyla depurasyon gerektiği için deniz kenarında olması gerektiğine dikkat çekiyor.



Ege Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Aynur Lök.