Kafadanbacaklılar,






yumuşakçaların en aktif ve gelişmiş sınıfıdır. Bir dış kabuğa veya iç kabuğa (kalamar ve sübye) sahip olan türlerinin yanında ahtapotlarda olduğu gibi hiç kabuk yapısına sahip olamayan türleri de bulunmaktadır. Hepsi hızlı yüzen karnivor ve epibentik, pelajik, ya da epipelajikte yaşayan canlılardır . Kafadanbacaklılar, çok iyi gelişmiş göz yapıları, sinir sistemleri ve öğrenme kabiliyetleri gibi yüksek organizasyonlu omurgalı canlılara özgü karakteristik özeliklere sahiptirler.
Dünya kafadanbacaklı avcılığı, toplam su ürünleri üretiminin %3’ünü oluşturmaktadır ve ilk sırada kalamar (%73), ikinci sırada sübye (%15) ve üçüncü sırada ahtapot (%8.8) yer almaktadır. Ahtapot avcılığında Fas %35’le ilk sırayı alırken onu sırasıyla Japonya, Tayland, İspanya ve Meksika takip etmektedir.
Kafadanbacaklıların yoğun olarak tüketildiği ülkelerin başında Japonya, Kore, Arjantin, Tayvan ve Çin gelmektedir, bu ülkeleri sırasıyla İspanya, Portekiz, Fas, Moritanya, Yunanistan ve İtalya izlemektedir .
Günümüzde, levrek (Dicentrarchus labrax) ve çipura (Sparus aurata) gibi türlerin yanı sıra alternatif türlerin yetiştiriciliği ile mevcut su ürünleri pazarının çeşitliliğini arttırmak sektörün önemle üzerinde durduğu bir konudur. Bu noktada ahtapot yetiştiriciliğinin önemi daha iyi anlaşılacaktır. yetiştirilen kafadanbacaklıların yüksek fiyatlarda satışın olduğu ülkelerde (Japonya, İspanya, İtalya, Fransa ve Portekiz, ki bu ülkeler çeşitli yeni türlerin yetiştiriciliğinde öncülük yapan ülkelerdir) doğrudan tüketilmesi, yavru üretimi ile doğal stokların yenilenmesi, dev nörolojik hücreler (esas olarak kalamar) ile nöro-fizyolojik çalışmaların yapılması ve süs eşyası olarak değerlendirilmesi, yöntemleriyle pazarlanabileceklerini belirtmiştir. Açıklanan bu olasılıklardan dolayı kafadanbacaklıların yetiştiriciliği yavaş bir gelişim göstermiştir.

Biyolojisi ve Dağılımı:

Ahtapot’un mantosu kaslı ve sağlamdır. Kolları kuvvetli ve uzun olmasına rağmen eşit uzunlukta değildir; yanlarda bulunan kollar alttakilerden daha uzundur, üsttekiler ise en kısa olanlarıdır. Kol formülü 3>2>4>1 şeklindedir. Ayrı eşeylidirler. Erkek bireylerin sağ III. kolları başkalaşım geçirerek hektokotilize olmuştur ve erkeklik organı olarak işlev görür. Kollarda iki sıra vantuz vardır. Mürekkep kesesi mevcuttur. Solungaç lamelleri 7-11 sıralıdır. Ergin erkek bireylerin I. ve II. çift dorsal kollardaki vantuz boyları, diğerlerine oranla oldukça iridir. Mantonun dorsal yüzeyinde tüberkül adı verilen küçük kabartılar bulunur. Erkekler dişilerden daha büyüktür. Ağırlıkları 12 kg’a ulaşabilmektedir.

Ahtapot (O. vulgaris), 0-200 m arasındaki derinliklerde, taşlı, çakıllı ve kumlu zeminlerde yaşayan, dünya denizlerinde ılıman ve tropik bölgelerde dağılım gösteren ve Türkiye’nin, Marmara, Ege ve Akdeniz sahillerinde de bulunan, ekonomik değeri oldukça yüksek, kıyısal bentik bir kafadanbacaklı türüdür.

Ahtapot Yetiştiriciliği:

Ömürlerinin kısa (12-24 ay) olması, günlük %13’ün üzerinde vücut ağırlığı kazancı ve %15-43 oranında yem dönüşüm katsayısı O. vulgaris’in yetiştiriciliğe alınmasının başlıca sebepleridir. Ahtapotlar, kontrollü koşullara çok çabuk ve kolay uyum sağlarlar . Akvaryumda, silindir-konik tanklarda, raceway tipi havuzlarda ve yüzer kafeslerde kolaylıkla yetiştirilebilirler. Taşımadan ve ellemeden kaynaklanan strese son derece dayanıklıdırlar, tanklarda kolaylıkla beslenirler ve hızlı bir üreme davranışı gösterirler.

Su Kalitesi:

En önemli su kalitesi parametreleri sıcaklık, tuzluluk, pH, O2, amonyak (NH3), nitrit (NO2-) ve nitrat (NO3-)’tır (Boyle 1991). Açık devre yetiştiricilik sistemlerinde sadece sıcaklık ve tuzlulukta ani değişimler olabilirken, kapalı devre yetiştiricilik sistemlerinde diğer parametreler daha değişkendir.
Ahtapot stenohalin bir canlıdır, bu yüzden tuzluluk değişimlerine gösterdiği tolerans çok azdır. O. vulgaris, ‰27-38 tuzlulukta ve pH 7.5’in üzerinde (pH 7.8-8.3) normal yaşamını sürdürebilir. amonyak üretimi ve oksijen tüketimi üzerine yaptıkları çalışmalarda, alınan besinin sindirilmesinden sonra 6-16 saat içinde oksijen tüketiminin iki kat arttığını ve yüksek proteinli (yengeç vb.) besinlerle beslenen ahtapotların, amonyak üretiminin ahtapot büyüklüğü ile doğru orantılı olduğunu bildirmişlerdir. Bu yüzden ahtapot yetiştiriciliğinde su sistemlerini planlarken amonyak ve oksijen göz önünde bulundurulması gereken en önemli iki parametredir. Kısacası amonyak ve nitrit konsantrasyonları <0.1 mg/l, nitrat konsantrasyonu <20 mg/l düzeyinde ve oksijen doygunluğu %70’in üzerinde olmalıdır.
İdeal ön büyütme (semirtme) sıcaklığı 10 ile 20°C arasındadır, ama gelişim, bu sıcaklık aralığında, daha yüksek sıcaklıkta daha iyidir. Bu türler canlı yeme eğilimlidirler, ancak ölü deniz canlılarını da besin olarak tüketmektedirler. Dolayısıyla, krustase kabukları ve balık kemikleri gibi yenmeyen materyallerin ortamdan uzaklaştırılması için su sistemlerinin kendi kendini temizleyecek şekilde dizayn edilmesi gereklidir. Bu istenilen kalitede suyun sağlanmasına yardımcı olacaktır .

Üreme:

Bir dişi ahtapot 100000-500000 adet yumurta üretebilir ve yumurtlama süresi 15-30 günü bulabilir. kontrollü koşullarda (13-20°C su sıcaklığında ve ‰32-35 tuzlulukta, üreme stok yoğunluğu 1 erkek : 1 dişi) bir dişiden 605000 adet yumurta aldıklarını rapor etmişlerdir.
Üreme davranışı, erkeklerin çiftleşme aktivitesi ile görülür ve erkeğin hektokotilusu dişinin manto boşluğundan içeri sokmasıyla gerçekleşir. Bundan sonra dişi bir yuvaya (kültür koşullarında bir kutu ve PVC boru olabilir) saklanır ve yumurta kümelerini yuvanın duvarlarına ve tavanına tutturur.

Genellikle, dişiler yumurtaların bakımını tek başlarına üstlenirler; bu süre içerisinde çoğunlukla beslenmedikleri için ağırlıklarında %60’a varan kayıplar olur ve yumurtadan son yavruların çıkışı ile kuluçkaya yatan dişilerin %98-99’u ölür. Dağılım bölgelerine göre, Akdeniz’de ve Japonya kıyılarında, yılda iki üreme periyoduna sahiptirler: birincisi ve Akdeniz için önemli olan ilkbaharda Nisan-Mayıs aylarında, ikincisi ve Japonya için önemli olan sonbaharda Ekim ayında kıyılara doğru grup göçleri ile olur . Gücü ve Salman, Ege Denizi’nde O.vulgaris’in, Akdeniz’de olduğu gibi Nisan-Mayıs aylarında üremek için kıyılara geldiğini bildirmişlerdir.
sıcaklığın tüm kafadanbacaklıların embriyonik gelişimi üzerinde birincil etkiye sahip olduğunu bildirmiştir. Akdeniz’de yumurtlamadan ilk yavru çıkışına kadar geçen süreyi 20±1°C’de 34 gün olduğunu, Dakar’da (Senegal) doğadan toplanan ve beton havuzlara konulan ahtapot anaçlarından alınan yumurtaların 17-27°C arasında bu süreyi 87-15 gün arasında tamamladığını ve sıcaklık arttıkça yumurtaların kuluçka süresinin kısaldığını ,Şubat ve Kasım ayları arasında yumurtlama periyodunun olduğunu ve embriyonik gelişimin 80 ve 135 gün arasında tamamlandığını bildirmişlerdir.

Paralarva ve Yavru Dönemi:

Ahtapotlarda yumurtadan çıkan yavrular türlere göre iki formda olmaktadır: birincisi, yumurtadan çıkan bireyler büyüktür ve tıpkı ebeveynleri gibi hemen bentik forma geçerler ve bunlara jüvenil denir.

Ahtapot Yetiştiriciliği:

Ömürlerinin kısa (12-24 ay) olması, günlük %13’ün üzerinde vücut ağırlığı kazancı ve %15-43 oranında yem dönüşüm katsayısı O. vulgaris’in yetiştiriciliğe alınmasının başlıca sebepleridi. Ahtapotlar, kontrollü koşullara çok çabuk ve kolay uyum sağlarlar. Akvaryumda, silindir-konik tanklarda, raceway tipi havuzlarda ve yüzer kafeslerde kolaylıkla yetiştirilebilirler. Taşımadan ve ellemeden kaynaklanan strese son derece dayanıklıdırlar, tanklarda kolaylıkla beslenirler ve hızlı bir üreme davranışı gösterirler.

Su Kalitesi:
En önemli su kalitesi parametreleri sıcaklık, tuzluluk, pH, O2, amonyak (NH3), nitrit (NO2-) ve nitrat (NO3-)’tır. Açık devre yetiştiricilik sistemlerinde sadece sıcaklık ve tuzlulukta ani değişimler olabilirken, kapalı devre yetiştiricilik sistemlerinde diğer parametreler daha değişkendir.
Ahtapot stenohalin bir canlıdır, bu yüzden tuzluluk değişimlerine gösterdiği tolerans çok azdır. O. vulgaris, ‰27-38 tuzlulukta ve pH 7.5’in üzerinde (pH 7.8-8.3) normal yaşamını sürdürebilir. amonyak üretimi ve oksijen tüketimi üzerine yaptıkları çalışmalarda, alınan besinin sindirilmesinden sonra 6-16 saat içinde oksijen tüketiminin iki kat arttığını ve yüksek proteinli (yengeç vb.) besinlerle beslenen ahtapotların, amonyak üretiminin ahtapot büyüklüğü ile doğru orantılı olduğunu bildirmişlerdir. Bu yüzden ahtapot yetiştiriciliğinde su sistemlerini planlarken amonyak ve oksijen göz önünde bulundurulması gereken en önemli iki parametredir. Kısacası amonyak ve nitrit konsantrasyonları <0.1 mg/l, nitrat konsantrasyonu <20 mg/l düzeyinde ve oksijen doygunluğu %70’in üzerinde olmalıdır.
İdeal ön büyütme (semirtme) sıcaklığı 10 ile 20°C arasındadır, ama gelişim, bu sıcaklık aralığında, daha yüksek sıcaklıkta daha iyidir. Bu türler canlı yeme eğilimlidirler, ancak ölü deniz canlılarını da besin olarak tüketmektedirler. Dolayısıyla, krustase kabukları ve balık kemikleri gibi yenmeyen materyallerin ortamdan uzaklaştırılması için su sistemlerinin kendi kendini temizleyecek şekilde dizayn edilmesi gereklidir. Bu istenilen kalitede suyun sağlanmasına yardımcı olacaktır.

Üreme:

Bir dişi ahtapot 100000-500000 adet yumurta üretebilir ve yumurtlama süresi 15-30 günü bulabilir. kontrollü koşullarda (13-20°C su sıcaklığında ve ‰32-35 tuzlulukta, üreme stok yoğunluğu 1 erkek : 1 dişi) bir dişiden 605000 adet yumurta aldıklarını rapor etmişlerdir.
Üreme davranışı, erkeklerin çiftleşme aktivitesi ile görülür ve erkeğin hektokotilusu dişinin manto boşluğundan içeri sokmasıyla gerçekleşir. Bundan sonra dişi bir yuvaya (kültür koşullarında bir kutu ve PVC boru olabilir) saklanır ve yumurta kümelerini yuvanın duvarlarına ve tavanına tutturur.

Genellikle, dişiler yumurtaların bakımını tek başlarına üstlenirler; bu süre içerisinde çoğunlukla beslenmedikleri için ağırlıklarında %60’a varan kayıplar olur ve yumurtadan son yavruların çıkışı ile kuluçkaya yatan dişilerin %98-99’u ölür. Dağılım bölgelerine göre, Akdeniz’de ve Japonya kıyılarında, yılda iki üreme periyoduna sahiptirler: birincisi ve Akdeniz için önemli olan ilkbaharda Nisan-Mayıs aylarında, ikincisi ve Japonya için önemli olan sonbaharda Ekim ayında kıyılara doğru grup göçleri ile olur. Gücü ve Salman , Ege Denizi’nde O.vulgaris’in, Akdeniz’de olduğu gibi Nisan-Mayıs aylarında üremek için kıyılara geldiğini bildirmişlerdir.

sıcaklığın tüm kafadanbacaklıların embriyonik gelişimi üzerinde birincil etkiye sahip olduğunu bildirmiştir. Akdeniz’de , yumurtlamadan ilk yavru çıkışına kadar geçen süreyi 20±1°C’de 34 gün olduğunu, Dakar’da (Senegal) doğadan toplanan ve beton havuzlara konulan ahtapot anaçlarından alınan yumurtaların 17-27°C arasında bu süreyi 87-15 gün arasında tamamladığını ve sıcaklık arttıkça yumurtaların kuluçka süresinin kısaldığı görülmüştür.


Paralarva ve Yavru Dönemi:


Ahtapotlarda yumurtadan çıkan yavrular türlere göre iki formda olmaktadır: birincisi, yumurtadan çıkan bireyler büyüktür ve tıpkı ebeveynleri gibi hemen bentik forma geçerler ve bunlara jüvenil denir.

Villanueva (1995), planktonik safhada yengeç (Liocarcinus depurator ve Pagurus predaux) zoeleri ile beslediği, Akdeniz O. vulgaris’ini yumurtadan bentik forma geçene kadar başarılı bir şekilde yetiştirmiş ve 21.2°C’de 40. günde %32.1 yaşama yüzdesi elde etmiştir. 42. günden itibaren yengeç (Carcinus maenas) ovaryumları verdiği paralarvalarda ilk dibe inme reflekslerini inceleyen araştırmacı, çalışmasında ağırlıklı olarak planktonik olan bireylerin kolları ile tutunarak tank zemininde veya duvarında dinlendiğini veya yine kolları ile sürünerek kısa mesafeleri kat ettiklerini tanımlamış ve 60. günde %0.8 yaşama yüzdesi elde ettiğini bildirmiştir. Villanueva ve diğ. (2002), vitamin kompleksi ilave edilmiş Artemia nauplii ve milikapsül ile beslenen paralarvaların gelişimini ve proteolitik aktivitesini inceledikleri çalışmada (32 paralarva/l yoğunluğunda ve 4 nauplii/ml/gün oranında besleme), 20. günde %38 yaşama yüzdesi elde etmişlerdir. Bu erken dönemden sonra daha büyük besine yada uygun mikrodiyete ihtiyaç olduğu rapor edilmiştir.

Bu türün yetiştiriciliğinde paralarval dönem sınırlayıcı bir rol oynadığı için mevcut yetiştiricilik halen, avcılık yolu ile sağlanan yavrularla yapılmaktadır. Yapılan bilimsel çalışmalara göre, giderek artan paralarval yaşama yüzdesi umut verici olmasına rağmen şimdilik, yumurtadan itibaren yavru eldesi, ancak laboratuar ve pilot çalışmalarda mümkün görünmektedir.
Yapılacak çalışmalarda araştırılması gereken esas etkenler paralarvaların yaşama yüzdesini arttırmak için besin olarak kullanılacak uygun canlıların temin edilebilirliği ve sıcaklıktır. Sıcaklığın, paralarvaların kritik büyüklüğe (yaşa bakmaksızın >7.5 mm manto boyu) ulaştığında meydana gelen zemine geçiş dönemi (bentik safha) üzerinde doğrudan bir etkiye sahip olduğuna inanılmaktadır.
Besinsel ihtiyaçlarının daha iyi anlaşılabilmesi için, paralarvaların, yumurtalıkların, yumurtaların ve doğadan yakalanan yavruların yağ asidi kompozisyonları incelenmiştir. Bu araştırıcılar, besin içeriklerinin yağ asidi profilleri ile yetiştirilen bireylerin yağ asidi profilleri arasında kuvvetli bir ilişki olduğunu bulmuşlardır. Düşük gelişimin ve yüksek ölümlerin, yapay beslemede DHA/EPA oranına bağlı yağ asidi profilindeki besinsel dengesizlikten kaynaklandığı düşünülmektedir. Aynı araştırıcılar, polar lipid ve PUFA ile zenginleştirilmiş Artemia ile birlikte yenebilir peletlerle yapılacak bir besleme tekniğinin, laboratuar çalışmalarında paralarva ve yavru yetiştiriciliğini arttıracağını düşünmektedirler.

Semirtme:

Ahtapotlar yavaş beslenmeyi tercih ederler; bu özellik tanklarda yapılacak besleme çalışmalarında göz önünde bulundurulmalıdır. O. vulgaris’in loş-ışıkta beslendiği göz önüne alındığında, araştırıcıların bazıları gece boyunca bu türün daha aktif olduğunu bildirirken, diğerleri karanlık yaklaşırken daha aktif olduğunu bulmuşlardır. Bu araştırıcılar bu türlerin fırsatçı beslenme özellikleri nedeniyle günün herhangi bir saati beslenmeye hazır olduklarını da belirtmişlerdir.
Ahtapotlar beslenme alışkanlıklarını gelişimleri süresince, küçük krustaselerden daha büyük olanlarına doğru değiştirirler. Yenilen besinlerin miktarı, kafadanbacaklılarla yapılan tüm çalışmalarda, bireylerin aşırı yemi reddetmesi ile kontrol altında tutulmuştur. Bu da deneysel olarak bir ahtapotun sürekli besin verildiğinde dahi aşırı beslenmeyeceğine işaret etmektedir. Canlı yemleri tercih etmelerine rağmen, yengeç, balık veya yumuşakça parçaları gibi cansız besinlere de adapte olabilmektedirler.
Bu türlerin bir avantajı da bentik safhaya geçtikten sonra kontrollü koşullara kolay adapte olmaları ve yoğun olarak doğal besinleri tüketmeleridir. Bu, sadece hali hazırda kafadanbacaklılar için tatmin edici yapay bir yemin olmamasından değil, aynı zamanda tüketiciler için bu yeni ürünün tanıtımını (örneğin, organik yani tamamen doğal yollarla yetiştirilmiş ahtapot) arttırması açısından da çok önemlidir. Bununla birlikte, besleme açısından bu türün yetiştiricilik potansiyeli doğal besinlerden ticari yemlere geçildikçe artacaktır. ahtapot ve sübyede pelet yemlerin yenebilirliği ve kabul edilirliği üzerine yaptıkları çalışmada, pelet yemlerin ahtapot ve sübyeler tarafından alındığını, ama canlı yemlerin ve çiğ besinlerin püre haline getirilip peletlenen besinlerden daha çabuk kabul edildiğini ve balık diyeti uygulaması olduğunu bildirmişlerdir.
Avcılık yolu ile yakalanan tüm türlerde olduğu gibi, O. vulgaris de birkaç tip parazitin doğal taşıyıcısıdır.

Kaynak