Kapkaradeniz

Önder Cırık Yeşil Gazete 03/04/2015


Bilim adamlarının sanayi devriminden bugüne kadar olan jeolojik devire antropojen devir diyelim mi demeyelim mi diye tartıştığı şu günlerde artık biliyoruz ki dünya ekosistemi bir ağ ve ekosistemin dengesini bozan en ufak bir müdahale tüm bu ağı etkiliyor. Denizler ve okyanuslar uçsuz bucaksız su kütleleri oldukları için biz insanlara asla kirlenmeyecekler, tükenmeyecekler, barındırdığı canlı yaşamı asla bitmeyecek gibi gelir. Oysa tarım ilacı DDT’nin dünyada kullanılması 1950ler ve kutuplardaki penguenlerin dokularında bile DDT bulunması ise sadece 1960lar. 15 sene önce ben lisedeyken Mersin’de babamla balığa giderdim. Oltamıza tek bir tane bile balon balığı (Uranoscopusscaber) takılmazken bugün Akdeniz’de oltanıza takılan her 10 balıktan 6 tanesi Kızıldeniz’den giren işgalci bu balık türü. Dünyanın yaşının 4,5 milyar olduğu göz önünde bulundurulduğunda bahsini ettiğim 10-15 yıl gibi sürelerin birazdan bahsedeceğim denizlerde damla bile olmadığı çok açık.
Karadeniz çok özel ve hassas bir deniz


Ülkemizin toplam kıyı şeridi uzunluğu 8300 km uzunluğunda. Her ne kadar Karadeniz sahil şeridi en uzun gibi görünse de aslında girintili çıkıntılı yapısı nedeniyle Ege kıyıları en uzun kıyı şeridimize sahiptir. Ama Karadeniz’e kıyısı olan ülkeler arasında Ukrayna’dan sonra en uzun kıyı şeridi Türkiye’ye aittir. Karadeniz kıyısı, kıyı şeridinin denize paralel dağlık yapısı nedeniyle Gürcistan sınırından Bulgaristan sınırına kadar kıyı şeridi boyunca sadece Yeşilırmak, Kızılırmak ve Sakarya deltalarında büyük düzlükler yapar. İnsan yerleşiminin bu kadar dar bir sahil şeridinde yoğunlaşması Karadeniz’in hassasiyetini arttırmıştır. Bu insan baskısı plansız enerji politikaları gereği kurulan HES, baraj, nükleer santral, vb. nedeniyle Karadeniz derelerine ve dağlarına da sirayet etmiştir.
Karadeniz çok özel ve hassas bir deniz. İstanbul boğazı oluşmadan önce bir göl olan Karadeniz dünyanın tek su altı nehirlerinden birine sahip. Boğaz bağlantısının oluşumuyla tuzluluğu ve sıcaklığı artmış, Atlas Okyanusu ve Akdeniz’den gelen türler Karadeniz’e ulaşmıştır. Bugün Karadeniz canlılarının %80’i bu türlerden oluşmaktadır. Öte yandan kalkan balığı gibi sadece Karadeniz’de bulunan türler ise halen hayatlarını sürdürebilmektedir. Bir çeşit yosun olan Phllophora ise yine sadece Karadeniz’de bulunur ve Karadeniz’deki yaşama kaynaklık eder.

Karadeniz dünyanın en büyük anoksik-sülfik su kütlesidir ve bu yüzden sadece yüzeydeki 150-200 metre derinlikte canlı yaşamı mevcuttur. Daha derinlerde ise yaşam yoktur. Yani uçsuz bucaksız gibi gözüken Karadeniz aslında çok kısıtlı bir alanda canlı yaşamına imkân sağlar. Peki, bundan bize ne? Türkiye’de tüketilen balıkların %90’ı yüzey balıkları olup, bu balıkların hemen hemen hepsi sadece Karadeniz’den, özellikle de Doğu Karadeniz’den soframıza gelir. Yani Türkiye’de protein ve fosfor ihtiyacımızın büyük bir kısmı için her gün biraz daha tükenen, kirlenen, fakirleşen Karadeniz’e bağımlıyız.
En son balık bolluğunun 2002 kışında olduğunu hatırlıyorum. Onun sebebi de 80lerdeki balık stoklarındaki krizden dolayı 90larda balık avcılığının Karadeniz’de kısıtlanması sonucu balık stoklarının kendini yenilemesiydi. O sene İstanbul çinakopa doymuştu. Ama ondan beri ucuza ve bol balık yediğimiz bir dönemi hatırlamıyorum. Bundan sonra da eğer bir an önce harekete geçmez isek uzun bir süre pek ucuza ve bol balık yiyebileceğimizi sanmıyorum. Çünkü hassas bir ekosistem olan Karadeniz’in hâlihazırdaki kirlilik, ötrofikasyon (insan nedenli atıklar sonucu sucul bitki varlığının artması ve sudaki çözülmüş oksijenin suda tükenmesine bağlı canlı yaşamının sona ermesi), işgalci türler, aşırı balıkçılık gibi sorunlarına son 10 yıldaki “müthiş” performansımızla çok daha yeni sorunlar ekledik.
Hamsi 50 yıl önce bol olduğu için çay tarlalarına gübre diye atılırmış


Rizeli arkadaşım Süleyman babası küçükken okul dönüşü kıyıya vurmuş hamsi sürülerini görünce pantolonunu çıkardığını, paçalarını bağlayıp bir torba yaptığını ve pantolonuna bu hamsileri doldurup eve getirdiğini anlatırdı. Bundan 40-50 yıl önce hamsi inanılmaz bol olduğu için resmen kıyıdan toplanır, çay tarlalarına gübre diye atılırmış Doğu Karadeniz’de. Bu süre içinde Batı Karadeniz, tıpkı Marmara Denizi gibi endüstriyel kirlenmenin ve ötrofikasyonun kurbanı olurken Doğu Karadeniz direnmeye devam etti. Direnmeye devam edebilmesinin en önemli sebeplerinden biri Doğu Karadeniz’de nehirlerin ve derelerin özgürce ve tertemiz denize ulaşabilmesiydi. Yani Orman ve Su İşleri Bakanımız Veysel Eroğlu’nun deyimiyle suyun akması ve Türk’ün bakmasıydı. Akan suyu sadece boşa akan su olarak gören anlayış 10 sene gibi bir sürede o derelerin hemen hemen hepsinin önünü HES ve baraj projeleriyle kesti. Dereler denize ulaşamaz oldu. Bunun karadaki etkilerini çok çabuk görebildik. Karadeniz vadileri artık yemyeşil ormanların kapladığı, içinden derelerin aktığı yerler değil, bitki örtüsü tahrip edildiği için erozyon ve heyelanların yaşandığı kızıl toprak ve kayaç yapıyla kaplı içinden kuru derelerin akmaya çalıştığı vadiler haline geldi.
Çoğalabilmemiz için neler gerekli? İlk önce üreyebilmemiz ve sonra da beslenebilmemiz. Peki, balığımızın %90’ının geldiği Doğu Karadeniz’de birçok balık türü üremek için nehirlere ve derelere girip yukarı kesimlere göç ediyor. Balıklar baraj setlerini ve HES borularını aşamadığı için artık üreme alanlarına ulaşamıyor. Bir zamanlar boyları 4 metreyi, ağırlıkları 1300 kilogramı bulan, bugün ise yok olma noktasına gelmiş Mersin balıkları bu türlerden sadece bir tanesi. Velev ki ürediler, bu balıklar neyle besleniyor? Karadeniz’e besin nereden geliyor? Türk’ün bakıp suyun aktığı dereler sadece su taşımaz denizlere. Su dağlardan denizlere yolculuğunu yaparken birçok besin ve minerali de beraberinde taşır. Bunu yapabilmesi için taşları, toprağı aşındırması, bunun için hızlı bir şekilde akması gerekir. Baraj setleriyle siz akışı durdurursanız ve olan besin ve minerali de buralarda toplar denize ulaşmasına müsaade etmezseniz denizlerde balıklar yiyecek bir şey bulamaz. Karadeniz’de balık varlığı için iki ana faktörü böylelikle kendi ellerimizle ortadan kaldırdık. 1970lerde 30 ticari tür varken bu sayı Karadeniz’in mevcut sorunları nedeniyle 2000 başlarında 10-15 türe kadar düştü. Bakalım daha ne kadar azalmaya devam edecek?
Doğa ve Yaban Hayatı Koruma Derneği’nden Temiz Nehirler – Temiz Deniz Projesi


Karadeniz sadece bizim değil. Bu denizi bizim gibi benzer sorunları olan birçok Karadeniz ülkesi ile paylaşıyoruz. Yapılan hatalar siyasi sınırları aşıyor ve herkesi etkiliyor. Yani hatalarımızdan sadece kendimize karşı sorumlu değiliz, komşularımıza karşı da sorumluyuz. Çoruh’un üzerine 9 baraj ve kollarına sayısız HES yaparak uzun vadede Çoruh’un verimli deltası kenarına kurulmuş Batum şehrini bitirdik aslında. Bizdeki ve komşularımızdaki siyasi gündem hepimizin hayatına birebir etki eden bu gibi sorunların gündeme gelmesine bir türlü izin vermiyor. Ama sorunumuz ortak. Tüm bu olumsuzluklara rağmen hem Türkiye’de, hem de komşularımızda sivil toplum ve gönüllü kuruluşlar bir araya gelerek ufak da olsa Karadeniz’de bir dalga yaratmaya çalışıyorlar. Samsun’da Doğa ve Yaban Hayatı Koruma Derneği’nin yürüttüğü, Avrupa Birliği tarafından desteklenen Temiz Nehirler – Temiz Deniz Projesi bunlardan sadece bir tanesi. Türkiye, Bulgaristan, Romanya, Moldova ve Gürcistan’dan sivil toplum kuruluşlarının bir araya geldiği bu proje ortak bir dil geliştirip Karadeniz’in varlığının nehirlerimizin temizliğine ve doğallığına ne kadar bağlı olduğunu kamuoyuna anlatmaya çalışıyor. Hedef, karar vericilerin dikkatini çekip ulusal ve uluslararası düzeyde harekete geçmelerini sağlamak.
Siz de kendi çapınızda ufak bir dalga yaratabilirsiniz aslında. En basitinden balığı neden bu kadar pahalıya yediğimizi, piyasada neden bu kadar az balık bulunduğunu ve Eminönü’nde neden Norveç uskumrusu yediğimizi kendinize sorarak ve bulduğunuz cevapları etrafınızla paylaşarak dalga yapmaya başlayabilirsiniz. Kim bilir? Belki yaptığınız ufacık dalga koskoca bir Karadeniz dalgasına dönüşür. Birkaç ağaç bile nelere dönüşmedi ki bu ülkede?
Fotoğraflar: Nizamettin Yavuz


Önder Cırık
Yaban Hayat Uzmanı