9 sonuçtan 1 ile 9 arası

Konu: Kaykay doğal afet değil mi?

  1. #1
    Vıp üye İhtiyar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2009
    Mesajlar
    4.641
    Tecrübe Puanı
    957

    Standart Kaykay doğal afet değil mi?

    Selamlar dostlar

    Türk'ün aklı sonradan gelirmiş, benimki de öyle oldu.

    Üst yöneticilere danışayım dedim.

    Balıkçıların da bağlı olduğu Tarım Bakanlığı, karada, çiftçilere her türlü desteği vermek için gayret gösteriyor, az bulan, beğenmeyen olabilir ama bir gayret olduğu inkar edilemez.
    Dolu yağıyor, sel oluyor, mahsul zarar görüyor, tabii afet diye, mesela çiftçi borçları erteleniyor, belki başka destekler veriliyor.

    Denizde kaykay var kimse ağ atamıyor balık tutamıyor, büyük küçük ayırmadan söylüyorum, zaten yılın beş ayı yasak dönem, avcılık yapılamıyor, serbest olsa ne yazar, bu mevsimde kim balık tutabiliyor, öte yandan koruma altında diye balıkçının iflahını kesen, ağlarını bitiren yunusların bütün maliyeti küçük balıkçının omuzlarına yükleniyor.
    Devletten, Bakanlıktan hiçbir destek yok, (veya var da benim haberim yok)

    Her taraf yasa dışı olarak şamandıralarla doldurulmuş, ağ atacak yer yok, hatta denizden geçecek yol yok, bunlara karışan da yok.

    Kurallar gırtlağımızı sıkmış, sen küçüksen hep küçük kalmaya mahkumsun, tekneni istediğin kadar büyütemezsin diyor.
    Beş metrelik ruhsatı olan 6.30 tekneye sahip olamaz, en fazla 6m. olacak.
    Bu nasıl bir işkencedir, anlaşılmaz.

    Böyle birçok dert var ama en önemlisi karadaki dolu ve sel feklaketi gibi, denizde çalışmayı, ağ, hatta olta atmayı engelleyen kaykay (salya,lez).

    Bunu mutlaka Bakanlığa sormamız lazım, bu konuda balıkçıya bir destek vermeleri lazım.

    Maddi bir şey yapamıyorlarsa, en azından boğazdaki gırgır avına yasak bölgeyi, bilimsel raporlar doğrultusunda, kuzeyde Anadolu ve Rumeli fenerleri arasında varsayılan hatta kadar çekmeleri lazım.

    Yoksa küçük balıkçı, özellikle boğaz balıkçıları bu sene tamamiyle açlığa mahkum olacak demektir.

    Sesi çıkmayan, devlete baş kaldırmayan, sokaklara dökülüp hak arama adına başkalarını rahatsız etmeyen küçük balıkçıların bu içler acısı durumunu devletin görmesini veya birlik ve sürkoop yöneticilerinin her platformda dile getirmesini istersek çok şey mi istemiş oluruz?

    Lutfen bu konuyu olumlu bir sonuç alınıncaya kadar gündemde tutalım, olmazsa son çare olarak biz de sokaklara dökülelim, aksi halde küçük balıkçı diye bir şey kalmayacak, onların çocukları da potansiyel devlet karşıtları olarak büyüyecek.

    Çok acı ve derhal çözüm getirilmesi gereken bir durum, çözümü de çok zor değil, devletimiz Allaha şükür güçlüdür, yeter ki konuya eğilenler bulunsun.

    Selam ve sevgiler.
    Herkes, ne yaparsa kendisine yapar.

    M.Mahir Ersin
    İstanbul 1945

  2. #2
    Hıcaz

    Standart

    İhtiyar delikanlı selam sana....Düşüncende haklısın...
    Maalesef Kaykay Afet olarak nitelendirilmiyor....Çünkü Kaykay bizlerin tüm denizlerimizde bu kaykay olmuyor...Ağırlıklı olarak Çanakkale,Silivri..İstanbul adaların bir bölümü ve Körfezin bir kısmı....bu nedenle Kaykay Afet olayının Kapsama alanına girmiyor....paylaşımın için teşekkürler....Kader utansın...Küçük balıkçıya destek vermeyenler utansın....Kredi verirken dahi onca şartlar öne süren vede kefil isteyen İlğili bankalar utansın....

  3. #3
    Reİs tolgakertik - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2010
    Yaş
    42
    Mesajlar
    241
    Tecrübe Puanı
    0

    Standart

    Kay kay konusu açılmışken
    Kaykay yine başladı denizin üst yüzeyi kaplı deniz çok pis dip ise çamur
    Allah yardımcımız olsun

  4. #4
    TAYFA ADA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2008
    Mesajlar
    367
    Tecrübe Puanı
    54

    Standart

    Bu olayda cok arastırma yapıldı ve sezon sonunda unutuldu eylülayında balıkcılık basladımı ilk manyatcılar isyan eder arkasından gırgırcı onun arkasından volici sonra uzatmacı oltacı yani balıkcılıkta bütün kesim marmara artık balıkcıyı kabul etmiyecek sanki bir ceza gecen sene kişin boğazda vardı bu sene boğaz ağzında bas gösterecek ve ordakı avcılıkta bitecek buna bir an önce önlem alınmalı artık yoksa cok geç kalıncak .....
    adalı

  5. #5
    __BALIKCI FORUM__ özgürdeniz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2009
    Yaş
    57
    Mesajlar
    5.203
    Tecrübe Puanı
    0

    Standart

    Bir çok oluşumun kaykaya sebep olduğu,azot -sülfür oranlarının değişiminin azot dengesini negatif etkilediği ve alglerinde buna tepkisi sonucu enzimler ürettikleri ve musilaja bu değişimin sebep olduğu esas sorunun kirlilikten kaynaklandığı iddiaları yetkili ağızlardanda dile getirildi.Sanırım denize kıyısı olan belediyelere bir hayli görev düşecek,ne kadar uygularlar oda "STK" ların gücüne ve duruşuna bağlı olarak belirlenecek.
    Müfit Çıkrıkçıoğlu
    İstanbul

    KIYI BALIKCISI


  6. #6
    ___BALIKCI FORUM___ aFaLa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2008
    Yaş
    56
    Mesajlar
    12.942
    Tecrübe Puanı
    2443

    Standart

    HOCAMIZ Ö. Faruk KARA ALINTIDIR....



    Göndermiş olduğunuz, balıkçımızın mağdriyeti, yakınması ile ilgili bilgi notu ve kredi gereksinimine elimden geldiğince yanıt aramaya ve Marmara balıkçılığının sorunlarına mevcut balıkçılık bilgilerim çercevesinde recete yazabilmeye çalıştım.



    Sevgili arkadaşım, daha öncede ifade ettiğim gibi, Balıkçılık kaynakları daima iki afetin (feleketin) etkisi altındadır. Bunlar, DOĞAL AFETLER ve diğeri AŞIRI BALIKÇILIKTIR.. (Avlanma) Doğal afetlerin kontrol altına alınması zordur. Bu doğal afetlere, balığın yaşam ortamı olan su içindeki, sıcaklık, tuzluluk, oksijen değişimleri, akıntılar, kirlenme sonucu olan, plankton patlaması, bunun sonucu ortamdaki oksijenin azalması, bu bol planktonu yiyecek yeterli balık olmaması, suyun Ph sını değiştiren asidik kirleticiler, böyle ortama dayanamayan balıkların bulundukları ortamdan göç etmeleri, yırtıcı balıkların beslenmek için, stokları tüketmesi, ve benzeri stok içi aktiviteler, stokların azalması ve gelişimini önleyen nedenlerdir.



    Diğer önemli ve balıkçılık kaynaklarını tüketen afet, aşırı avlanma olup, kontrol altına alınabilme imkanı olan bir olaydır. Eğer kontrol altına alınmazsa balıkçılık kendi kendine yasak koyar. Şöyle ki, balıkçı avlayabildiği balıkla geçinemez ise, balıkçılık mesleğini terk eder, kendine yeni bir geçim mesleği aramak zorunda kalır. Yani balıkçılar ortadan kalkarsa, zaman içinde (uzun vadede) balık stokları kendini yenileyerek stokların gelişimi sağlanır.



    Gelelim kaykaya, bu meret, evsel ve sanayi atıklarının yeterli derecede arıtılamadan denize verilmesinin bir sonucu oluşan bir afet olsa gerek. Çünkü, kaykayın balıkçılar tarafından yoğun görüldüğü bölgeler (Silivri, adalar, İzmit körfezi v.b) yoğun sanayi bölgeleri olduğu gibi, Karadeniz’den Çanakkale’ ye doğru yönelen Karadeniz orijinli yüzey suların akıntı güzergahı da bu yöreler. Sanayi ve evsel atık kökenli bu kirli sular bir ölçüde Marmara denizini gübrelemektedir. Bu gübrelenme sonucu, uygun sıcaklıkta ve tuzlulukta, bu kirliliği seven birçok, fito ve zooplankton aşırı derecede çoğalmakta, bu tür fito ve zooplanktonla beslenen yeterli miktarda balık yoksa, bu besin bir müddet sonra kendi için yeterli oksijeni suda bulamaz ölür. Ölürken besinin parçalanması için, yine oksijen tüketilir. Bu da sudaki oksijenin daha da azalmasına neden olur. Tabi kaykay oluştuğunda deniz suyunun oksijen, sıcaklık, tuzluluk konsantrasyonları ile ilgili bilgi ve veri olamadığı için ahkam kesmek tabiî ki doğru değil. Diğer yönden Marmara denizi hem yüzey hemde alttan devamlılık arz eden ters akıntıya sahip. Bu nedenle, Marmara denizinde oksijen azlığından söz etmek, denizin sahip olduğu akıntı nedeniyle yorum yapanı çelişkiye düşürür. Kaykayın balıkçıların anlatımına göre, jelimsi bir yapıya sahip ve akışkan olması, bu yaratığın bir medüz türü olmasını kuvvetlendiriyor. Ben görmedim balıkçıların yalancısıyım. Çünkü bir hücreli şeffaf yapıda hatta çapı 1 metreyi bulan medüz türü planktonlarda var. Fakat, İstanbul’daki Fakülte bu kaykaya bir isim bulabilirdi. Eminim yeterli bilimsel çalışma olanağı bulunamadı.



    Bu nedenle, Marmara denizinin, fiziksel, kimyasal ve biyolojik açılardan şiddetle araştırılmaya ihtiyacı var. Gerek deniz ve balıkçılık konularında bilgi birikimi gerekse alt yapısı olmayan Tarım Banklığı bu işi yapamaz.



    Üniversiteler ise, finansal sorun ve bir ölçüde alt yapı yetersizliği nedeniyle yapamayabilirler.



    Balıkçı arkadaşımız, devletten yardım istemekte yerden göğe kadar haklı. Fakat bu haklılığını, bireysel olarak gündeme getirmesi imkansız. Bu türlü afet destek istekleri ancak örgütlü bir yapı içinde mümkün olmaktadır. Tüm dünyada STK ları bu günler için vardır. Bizim balıkçılığımızda her ne kadar, kooperatif adı altında hatta merkez kooperatiflerine kadar bir kurumsal yapı varsa da bu yapı, balıkçılıktan sorumlu kurum olan Tarım Bakanlığında etkinlik sağlayamamıştır. Çünkü kooperatifler ve merkez yapı kurumsal ve konu uzmanlarınca yönetilmemektedir. Bilimsel anlamda, balıkçının hak ve hukukunu koruyacak ve savunacak kadrolardan yoksundur. Bireysel ve bölgenin menfaati çoğu kez üstün gelmekte, sağlanan geçici olanaklarla birçok balıkçılık türünün menfaati göz ardı edilebilmektedir. Zamanla, kabzımallar balıkçıdan daha balıkçı olmakta ve Tarım Bakanlığında onlar söz sahibi olmaktadır.



    Balıkçı örgütleri, Bakanlık sorumlularının sorunlara sağlıklı çözüm üretebilme bilgi ve yeteneklerinin yeterli olmayışını fırsat bilerek, kendileri için uygun gördükleri günlük politikaların esiri olarak, çoğu balıkçının uzun vadedeki sürdürülebilir balıkçılık imkanlarının yok olmasına ve bugünkü içinde bulunulan balıkçılık kaynak çöküntüsü ile yüz yüze gelindi.



    Şimdi, ASİYE NASIL KURTULUR suali ile karşı karşıyayız.



    Öncelikle bilinmesi gereken husus, BALIKÇIYI BALIKÇIDAN BAŞAKA KİMSE KURTARAMAZ. Neden derseniz?



    Türkiye balıkçılığından sorumlu olan kurum, sorumlu olduğu kuruma henüz isim bulmuş değil.( Su ürüleri balıkçılık Genel Müdürlüğümü olsun, Yoksa Balıkçılık Genel Müdürlüğümü?) Genel Müdüründen daire başkanına kadar olan, etkin ve yetkili kadro yapısı içinde, gerek denizde gerekse iç sularda teorik ve uygulamalı olarak gerek ticari av teknelerinde gerekse balıkçılık araştırma gemilerinde denizde çalışma günü olmayan bu balıkçılıktan sorumlu kadro nasıl balıkçıların sorunlarına çözüm üretebilir. Siz buna inanıyor musunuz?



    Eğer bu kadrolar Türkiye balıkçılığının gelişmesine hizmet için kurulmuş ve bu konuda uğraş vermek isteselerdi. 4 denizi olan Türkiye sahillerinde en az 4 balıkçılık araştırma enstitüsü ve en az bu denizlerin balıkçılık araştırma ve sorunlarına çözüm üretecek özel maksatlı 3 balıkçılık araştırma gemileri olurdu.



    Eğer isteselerdi, Türkiye balıkçılığı sorumluluğunu aldıkları 1972 yılından bugüne, onlarca deniz ve balıkçılık bilgisine sahip, uzman balıkçılık araştırma kadroları oluşturabilirlerdi. Bakanlık yalnız ayakları karada olan kültür balıkçılığına önem verdi. Tüm paraları bu sektöre yönlendirdi. Yaklaşık 10 senedir kalkan balığı üretiyor. Türk halkını doğal deniz balığı ile beslemeyip, kültür balığı ile beslemeyi yeğliyor. Balığa yedirdiği yem az balık unu ile veya balık unu yerine genetik yapısı değişmiş soya unu ile takviye edilmiş tavuk yemi. Oysaki; besi değeri yüksek kültür balığı ancak, en az 3 kg ekonomik değeri düşük deniz balığı veya 600 gr. balık unu ile harmanlanmış karbonhidratlı yem rasyonu ile beslenerek bir kg kültür balığı elde edilir. Demek istediğim şu ki; deniz balıkçılığı olmadan ne kültür balıkçılığı nede tavukçuluk gelişebilir. Dünyada da kültür balıkçılığı ve tavukçuluğun gelişebilmesi ancak, ekonomik değeri düşük olan deniz balıklarının yoğun gelişim ve üretimine bağlıdır.



    Türkiye balıkçılığının gelişmesinde ve ekonomik değeri olan balık türleri stoklarının sürdürülebilir işletilmesinde Marmara denizi çok önemli rol oynamaktadır. Özellikle her sene Palamut-Torik- Lüfer-kofana hatta Orkinos Akdeniz’den ilkbahar başlarında Çanakkale yoluyla Marmara denizine giriş yapmaktadır. Buna paralel, Uskumru-kolyoz, Sardalye gibi balıklarında Kuzey Ege denizi Marmara arasında göç yaptıkları genelde Marmara’da yatak yaptıkları bilinen bir gerçektir. Adı geçen bu balıklar, bunlara Hamsi ve istavrit dahil, bir çok dip balıkları ilk bahar ve yaz aylarında Marmara’da yumurta dökerler. Yaz aylarında yumurtadan çıkan bu balıkların yavruları, av yasağı sona eren ay olan Eylüle kadar, yavrular türlerine göre, 5-10 gram ağırlıktan çinokop 30-40 grama, palamut vonozu 100-125 gram ağırlığa ulaşabilir. Siz Marmara balıkçıları başta Marmara gırgır balıkçıları olmak üzere, istavrit, sardalye, uskumru, çinekop, palamut vonuzu gibi, daha 3-5 aylık yavru balıkları yoğun bir şekilde nara atarak avlıyorsunuz. Diğer taraftan, siz balıkçıların yoğun avından kaçıp, Karadeniz’e beslenmek için boğazdan çıkmaya hazırlanan çinekop ve vonozu, Boğazda ve Boğazın açığında Karadeniz’e açılmasına imkan vermiyorsunuz.



    Biliyorsunuz, Marmara denizi yüzey alan açısından en küçük denizimiz. Bu denizdeki balığı, Türk balıkçılarının dışında özellikle Marmara denizi balıkçısının dışında kimse avlamaz ve avlayamaz. Bu balıklar özellikle çinokop, palamut vonozu yüzey alan bakımından daha büyük ve besi değeri açısından daha verimli Karadeniz’de beslenmek için göç eder. Mutlaka deniz suyu sıcaklığına bağlı olarak, Kasım ortası-Aralık başında Karadeniz den Boğaz yoluyla Marmara denizine kışlamak için gelecektir.. Bu arada, Marmara denizinde Eylül ayında sona eren av yasağını 2.5-3 ay daha uzattığımızı düşünsek Marmara denizinde, bu süreçte, uskumru kolyoz, hamsi, sardalye istavrit gibi türlerde hem ağırlık hemde boyca büyüme imkanı bulacaktır. Bu süreçten sonra avlanacak söz konusu balıkların pazardaki satış fiyatları da artacaktır.



    Marmara denizi ve balıklarının bu hayat döngüleri ışığında siz Marmara balıkçıları olarak, Eylül ayında olan av yasağını Kasım 15 e kadar uzattığınızda, Mayıs 15 e kadar Marmara denizinde av yapacağınız balıklar çinekop yerine lüfer 400-500 gr. ve ya kofana, palamut vonozu yerine palamut 800- 1000 gram veya torik olacaktır. Şüphesiz, İstavrit, Hamsi, Sardalye, Kolyoz, Uskumru gibi balıklarda da hatırı sayılır boyca ve ağırlıkça büyümeler de olacaktır.



    Diyeceksiniz ki; Karadeniz’e çıkmasına müsaade ettiğimiz palamut vonozu ve çinekopu Karadeniz’e sahili olan devletler ve Türk balıkçıları yakalayıp tüketirler. Karadeniz yüzey alan bakımından çok büyük bir denizdir. Deniz sıcak olduğu için balık sürü oluşturmaz. Avlanan balıklar Karadeniz balıkçısının daha önceki seneler avladığı veya avlayabileceği kadar olacaktır.



    Gelelim önemli sorunuza, Biz eylül ayı yasağına kadar zor dayanıyoruz, eylülden Aralık ayına kadar 3 ay daha nasıl dayanacağız? Siz kayıtlı Marmara balıkçıları olarak 2570 küçük balıkçı yaklaşık 6150 personel yine 164 gırgır balıkçısı yaklaşık 3500 personel toplam olarak yaklaşık kayıtlı 10 000 balıkçısınız.



    Marmara denizi gırgır balıkçısı bu süreçte isterse, ege denizinde veya Karadeniz’de avlanabilir. ( Karadeniz Boğaz ağzı ve açığı) Kasım 15 e kadar muayyen bir mesafede örneğin 30-40 mil yarı çaplı bir alan olarak tüm balıkçılar için yasak alan olacaktır.



    Örgütlü yapınız içinde, yukarda belirttiğim Marmara balıkçılığının sürdürülebilirliği için önerilen av yasağının Kasım 15 e alınması sürecinde 10 bin balıkçının geçimi açısından mağduriyetinin önlenmesi için, kamu bankalarından 3 aylık süreç için Marmara denizine kayıtlı her balıkçıya 5-6 bin TL düşük faizli (Tarım niteliğinde) 12 ayda ödenmek üzere kredi verilmesi sağlanabilir. Bunun tutarı 60 milyon TL dir. Türkiye’nin 900 milyar TL GSMH içinde bunun lafı bile olmaz. Siz ödenmek üzere kredi istiyorsunuz. Hükümetler çiftçiyi, kendi için oy potansiyeli olarak görüyor, tarla büyüklüğüne göre, her sene çiftçiye yaklaşık 2-3 milyar TL hibe olarak veriyor. O da gidiyor kahvede pişpirik oynuyor. Siz aktif çalışan balıkçılar olarak Türkiye genelindeki sayınız 50 bin kadar. Ruhsat teskeresi olup çalışmayanlarla birlikte sayınız bildiğim kadarıyla 80 bin. O nedenle, bir parlamenter çıkaracak kadar dahi sayınız yok.



    Tüm bu değerlendirmelerin ışığında, farklı balıkçılık türlerine sahip olmakla beraber (Gırgır, Trol, Küçük balıkçı, iç sular balıkçısı kültür balıkçısı, dalyan balıkçısı gibi,) asgari müştereklerde birleşip, güçlü bir örgüt yapısıyla kurumsallaşmanız gerekir.



    Yukarda önerdiğim, ASİYE için olan çözüm önerilerini destekleyen bir çalışma ise, Marmara Denizinin bu zamana kadar yapılamayan bilimsel balıkçılık araştırma çalışmalarına başlanması olmalıdır.



    Bu araştırma çalışması en az 3 sene güdümlü, her mevsim denizde 10-15 gün süreçli, ekonomik önemi olan pelajik ve demersal balıkların stok ölçüm çalışmaları olacaktır. Bu çalışmalara paralel denizin verimliliğini oluşturan, plankton, yumurta –larva ve suyun fiziksel kimyasal özellikleri de araştırılacaktır.



    Tabi bu araştırmayı Tarım Bakanlığı sahip olduğu eğitim ve bilgi birikimi ile yapamaz. Bununla beraber, Su Ürünleri yasasında Tarım Bakanlığı balıkçılık araştırmalarını yapar veya yaptırır der. Bildiğiniz gibi, 1972 yılından beri böyle bir ağalık yapamadı.



    Çalışma için önce bir Marmara denizi stok ölçüm projesinin hazırlanması ve hazırlanan projenin tartışılıp eleştirilmesi ve yapılabilirliğinin ortaya konması. Projenin balıkçıya balıkçılığa olacak katkıların açıklanması gerekir. Böyle bir projeye karar verildiğinde, proje için finans kaynaklarının belirlenmesi zorunludur.



    Marmara yöresinden balıkçılık konusunda aldığım duyumlara göre, Marmara yerel yönetimleri balıkçının sorunlarına el atan ve konuya sıcak bakan bir yapılanma içindelermiş. Yukarda sözünü ettiğim Marmara denizi Balıkçılığını geliştirme ve stok ölçüm projesine sıcak bakabilirler. Ayrıca, STK dan İstanbul Ticaret Odası, Türkiye Odalar Birliği Marmara yerel Yönetimleri, Marmara’ya sahili olan Vilayet ve kazaların Özel idareleri konu hakkında bilgilendirilir ve ikna edilebilirse proje finansmanı gerçekleşebilir.



    Tüm balıkçı dostlara kucak dolusu selamlarla rastgele derim.

    Ö. Faruk KARA





    Büyük balık küçük balıktan uzun yaşar
    Metabolizması yüksek balık düşük olandan uzun yaşar
    Soğuk sudaki balık sıcak sudakinden uzun yaşar


  7. #7
    __BALIKCI FORUM__ özgürdeniz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2009
    Yaş
    57
    Mesajlar
    5.203
    Tecrübe Puanı
    0

    Standart

    Emeğinize sağlık hocam anlaşılabilir bir dilde konuyu özetlemiş,çözümlerinide sunmuşsunuz.Bende bana düşeni yani "STK" VE "Kooperatif" leri yazayım istedim.

    Balıkçı arkadaşımız, devletten yardım istemekte yerden göğe kadar haklı. Fakat bu haklılığını, bireysel olarak gündeme getirmesi imkansız. Bu türlü afet destek istekleri ancak örgütlü bir yapı içinde mümkün olmaktadır. Tüm dünyada STK ları bu günler için vardır. Bizim balıkçılığımızda her ne kadar, kooperatif adı altında hatta merkez kooperatiflerine kadar bir kurumsal yapı varsa da bu yapı, balıkçılıktan sorumlu kurum olan Tarım Bakanlığında etkinlik sağlayamamıştır. Çünkü kooperatifler ve merkez yapı kurumsal ve konu uzmanlarınca yönetilmemektedir. Bilimsel anlamda, balıkçının hak ve hukukunu koruyacak ve savunacak kadrolardan yoksundur. Bireysel ve bölgenin menfaati çoğu kez üstün gelmekte, sağlanan geçici olanaklarla birçok balıkçılık türünün menfaati göz ardı edilebilmektedir. Zamanla, kabzımallar balıkçıdan daha balıkçı olmakta ve Tarım Bakanlığında onlar söz sahibi olmaktadır.
    Yukarıdaki yazınıza cevap değil elbette lakin Kooperatifler ve Birlikler,bunun üstünde Merkez Birlik yani Sürkoop bulunmaktadır.Bilindiği üzere Kooperatiflerin geliri balık satışından kesilen müstahsil bedeli+tekne bağlama ücretleriyle sınırlıdır ki özellikle İstanbulda satış yerine öncelikle Büyükşehir Belediyesi izin vermez,her nedense!
    Birlikler ise kiralama yapmış Kooperatiflerin net karından alınan % 7 kesinti ve yıllık aidat alır.Malum olacağı üzere birliklerdeki bir çok Kooperatif henüz kiralama yapamamıştır,her nedense!

    Sürkoop ise Birliklerin ödediği aidatla sorunu çözmek zorunda ve yukarıda saydığım nedenlerle geliri kısıtlı Koop ve Birlikler kendi ekonomik sorunlarını çözememiş durumdayken Merkez Birliğe nasıl bir ekonomik katkı sağlayabilir.Geriye Bakanlığın Sürkoop'u desteklemesi kalır ki durumda şu an öyle, parayı verenin düdüğü çalacağı bilgisine ulaşırız.

    Çıkacak sonuç yukarıda yazılanların ışığında bireysel ekonomileriyle ayakta kalabilen kabzımallık kurumunun ekonomik olarak balıkçıdan,Kooperatiflerden ,Birliklerden daha iyi durumda olduğu ve sorunların çözümünde lehlerine karar çıkarabilmek için çalıştığı ve çalışacağıdır.Balıkçılığın kurtuluşu için Kooperatiflerin desteklenmesi,birlik ve Merkez Birliği güçlendireceğide düşünülerek bir an önce hayata geçirilmeli,10 gün içinde çıkmazsa yeniden komisyona dönecek olan 1380 sayılı kanunun bir an evvel meclisten çıkması sağlanmalıdır.Saygılarımla.
    Müfit Çıkrıkçıoğlu
    İstanbul

    KIYI BALIKCISI


  8. #8
    Vıp üye İhtiyar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2009
    Mesajlar
    4.641
    Tecrübe Puanı
    957

    Standart

    Konuya ilgi gösteren ve fikirleriyle katkıda bulunan dostlara teşekkür ederim.

    Konu, gerçekten, çoğu sadece olta ile avlanan pek çok küçük balıkçı için hayati önemdedir, özellikle av alanları çok dar olan ve büyük tekneler gibi başka av sahalarına intikali mümkün olmayan boğaz balıkçıları için durum daha da vahimdir.

    Aslında bu balıkçı grubu bütün güçleriyle avlansalar bile stoklar üzerinde bir baskı oluşturabilecek avlama potansiyeline sahip değildir.

    Daha önce de bazı vesilelerle belirtmeye çalıştığım gibi burada asıl mesele, balıklara yaşama şansı verilmesinin ötesinde, küçük balıkçılara yaşama şansı verilmesi (ya da bunların açlığa terkedilmesi) meselesidir.

    Bunu, masa başında yasaklar ve kısıtlamalar koymaktan öteye, balıkçıyla bir ilgisi olmayan ve balıkçının verdiği hayat mücadelesinden bihaber olan zevattan beklemek safdillik olur.
    Ancak bu acı gerçeğin mutlaka en üstteki karar mekanizmalarına bir şekilde duyurulmasınınn da yolu bulunmalıdır.

    Balıkçının sesi çıkmıyor, çıkamıyor, belki akademik kariyer sahipleri konuya biraz daha vakıf olmaları hasebiyle bu sesin yükseltilmesinde ve duyurulmasında katkıda bulunabilirler, bilimsel raporlarında birkaç cümleyle de olsa küçük balıkçının durumunu dile getirip hayır dualarını alabilirler.
    Bundan bir sonuç alınmasa bile, sıkıntıda olan birçok kişi için birşeyler yapmanın, en azından bu gayreti göstermenin vereceği iç huzurunu yaşayabilirler.
    Aynı şey, diğer meslek mensupları ve vicdan sahipleri için de geçerlidir.

    Bendenizin gücü, ancak bu kadar yazarak, derdi dostlara duyurabilmeye yetiyor.
    Umarım dostlarımızın gücü, küçük balıkçının sıkıntısını en üst makamlara kadar duyurabilmeye yeter.

    Selam ve sevgiler.
    Herkes, ne yaparsa kendisine yapar.

    M.Mahir Ersin
    İstanbul 1945

  9. #9
    Balıkçı
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Mesajlar
    4
    Tecrübe Puanı
    0

    Standart

    Hayrı dokunana elbette dua ederiz, ama hayır duasıyla olmayacak galiba.
    Ya örgütleneceğiz ve var olacağız yada ...........

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. Kıyı balıkçılığı ayaklar altında!
    By Levent in forum Kıyıdan Balıkçılık
    Cevap: 92
    Son Mesaj: 01.01.14, 23:06
  2. Balıkçılığımızı bitiren faktörler
    By Burhan Reis in forum SORUNLARIMIZ
    Cevap: 106
    Son Mesaj: 11.12.11, 22:34
  3. Doğal ve Ekolojik Yaşamı Destekleyen Sivil Toplum Kuruluşları
    By bnymnblr in forum Güncel Deniz Haberleri
    Cevap: 5
    Son Mesaj: 18.03.11, 21:53
  4. Amatör balıkçılık raporu.!!! (M.Zengin)
    By yeşil in forum Balıkçı Kahvesi
    Cevap: 7
    Son Mesaj: 19.05.10, 17:23
  5. Doğal Hayatı Koruma Vakfı Çiftlikler Karşı
    By kenane in forum Kültür Balıkçılığı
    Cevap: 0
    Son Mesaj: 17.09.09, 20:08

Bookmarks

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
BALIKCI FORUM