Romanlara, filmlere konu olacak kadar özel bir balık; Kılıçbalığı.
Denizlerin gladyatörü olarak nam salmış bu kıymetli balığın peşinde harcanan zamanlar, balıkçılık mesleğinin çok ötesine geçmiş, günümüz de benzersiz bir keyfe, bir yaşam biçimine dönüşmüştür . Avın izinde geçen süreç, ona yetişmek için yapılan plan ve yakalamak için verilen çetin uğraş bambaşka bir atmosfere bürünmüş dünyanın pek çok yöresinde.
Sıcak ve ılık sularda yaşayan bir açık deniz balığı olan kılıçbalığı, 800 metre derinliğe inebildiği gibi deniz yüzeyinde, zaman zaman da suyun dışına fırlayarak dolaşır. Ortalama 60-150 kg kadar ağırlıkta olabilirler, boyları da 4-5 metreye kadar ulaşabilir. Etçil bir balık olup, sürü halindeki diğer küçük balıkları yiyerek beslenirler. Etinin lezzetinin yanında, güzelliği, İri ve güçlü bir balık olması, saatte 70-80 mile varan müthiş hızıyla hasmına meydan okuyan güçlü bir rakip olarak, birçok kişiyi peşinden büyülü dünyasına sürüklemiştir.
Kılıçbalığı avı ülkemizde de babadan oğla geçen bir miras ve av zamanı özlemle beklenilen bir aktivite olarak yaşamda yerini almıştır. Mayıs ve haziran aylarında şenliklerle başlayan av sezonu, ekim aylarına, balık Girit’ten Ege’yi terk edene ve hatta Akdeniz kıyıları boyunca Cebelitarık’tan Atlantik’e çıkana dek sürer.
Kılıçbalığı bir zamanlar etinin lezzetiyle İstanbul'un en gözde balıkları arasındaydı. Mayıstan yaz ortasına kadar Ege ve Marmara'dan Karadeniz'e çıkar, Eylül-Kasım arasında da Marmara'ya dönerdi. İstanbul'da kılıçbalığı geleneksel olarak Boğaziçi dalyanlarında avlanırdı. Evliya Çelebi 17. yüzyılda Beykoz’u ve dalyanında kılıçbalığı avını şöyle anlatır:
“(…) lebi deryadan bağlar kenarından gitmek üzere Servi Burnu’nun üç bin adım güney tarafında, bir liman-ı âzimin kenarındadır. Sekiz yüz haneli, bağ ve bahçeli, mamur bir kasabadır. Camii, mescidi, hamamı, sübyan mektebi, küçük sokakları, ağaçlarla mü-zeyyen çarşı ve pazarı vardır. Çarşı ve pazarı çok bakımlıdır. Halkı bahçıvan, oduncu ve balıkçıdır. Ab-ı havası nefistir. İskelesinde bir kılıç balığı dalyanı vardır. Beş altı gemi di-reğini birbirine bağlayıp denize dikmişlerdir. Karadeniz tarafından kılıçbalıkları geldiğinde direğin tepesindeki âdemler ellerindeki taşları kılıçbalıklarının arkasına doğru atınca ba-lıklar emin yerdir diye liman ağzına doğru girer. Burada ağlara takıldıklarında balıkçılar kayıklarla kılıçbalıklarına yanaşıp kargı ve tokmaklarla bunları avlarlar. Buradan içeride Akbaba, Sultan, Ali Bahadır, Dereseki, Alemdağ, Koyun Korusu, Yuşa Nebi mesireleri vardır.”
Kılıçbalığı 1935'ten itibaren zıpkınla da avlanmaya başlanmıştır. Kılıçbalığı Nisanda suların ısınmasıyla su yüzüne çıkarak bir süre yatar, işte zıpkınla da bu sırada avlanabilirdi. Kılıçbalığı 1970'lerde Boğaz'da görülmez oldu. 1989'dan beri Çanakkale Boğazına kadar gelip Marmara'ya girmemektedir.
Kılıçbalığının lezzetli etiyle Osmanlı Mutfağında önemli bir yer tuttuğunu Sn. Sunay Akın’ın bir makalesinden şöyle öğreniyoruz:
“Saray sofrasından kılıçbalığı eksik olmazdı. Resmini devlet dairelerine astırdığı için "Gâvur padişah" olarak bilinen II. Mahmut'un, her akşam yemeğinde bu balığın tadına mutlaka baktığı söylenir... 1812'de, avlanmak üzere denize açılan İstanbul balıkçıları bir tek kılıçbalığına rastlamaz. Bu hiç de alışık olmadıkları bir durumdur. O gece balıkçıların gözüne uyku girmez. Ertesi sabah, erkenden, yine açılırlar denize... Gez, gez, bir tek kılıçbalığı bile çıkmaz karşılarına. Üç gün, dört gün derken, Marmara'da kılıçbalığı olmadığı anlaşılır.
Balıklar, Ege Denizi'ne göç etmiş, orayı mesken tutmuştur. Günümüzde Marmara Denizi'nin dibindeki fay hattı nasıl İstanbulluların derdiyse, o yıl da kılıçbalıklarıyla sıkıntı yaratmış!
Balıkçılar, mübarek hayvanları küstürdüklerine karar verir ve toplantı sonrasında şu kararı alırlar: Herkes sandalını kıyıya çekip altına kılıçbalıklarından özür dilemek için güzel sözler, dualar yazacak. Karar uygulanır; İstanbul'daki tüm kayıklar aynı günde karaya alınır. O gün sahilde gezecek olursanız, balıkçıları ellerindeki renkli boyalarla sandalların altına bir şeyler yazarken görürdünüz! Boyalar kuruyunca, sandallar denize sürülür yeniden... Ne var ki balıkçılar o gün de elleri boş dönerler avdan... Marmara'da kılıçbalığı yoktur! Bunun üzerine sarayda Divan toplanır! Ege Denizi'ne gidilip, kılıçbalıklarının yakalanmasına ve Marmara'ya getirilerek yeniden üremelerini sağlamak amacıyla çiftleştirilmesine karar verilir. Ama buna gerek kalmadan kılıçbalıkları sürüler halinde geri döner Marmara Denizi'ne. Balıkların geçici olarak göç etmelerinin nedeni, deniz suyundaki ısı farklılığından başka bir şey değildir.”
Dünyanın pek çok yerinde, kılıçbalığı avı belli dönemlerde düzenlenen turnuvalar şeklinde yapılmaktadır. Bu faaliyetin Amerika Birleşik Devletleri’nde bir spor dalı ve güçlü bir sektör haline dönüşmesi süreci ise çok ilginçtir.
1930-40’lı yıllarda Florida sahillerinin sadece birkaç mil açığı Blue Marlin ve Blue fin Tuna kaynıyordu. Bu haber kısa sürede tüm dünyadaki balıkçılar arasında hızla yayıldı. Bir süre sonra ise rekabet içinde geçen kılıçbalığı avı, bir mücadele ve spor dalına dönüşmeye başladı.
Bu yeni sporun halk arasında hızla yayılan ününe rağmen, kullanılan tekneler başına ödül konmuş bu muhteşem balıklarla mücadele için hiç de ideal değildi. O günlerde kullanılan teknelerin çoğu mevcut motorlu teknelerden dönüştürülmüş, oldukça yavaş ve manevra kabiliyeti kısıtlı teknelerdi.
1946 yılında Batı Palm Beach’te ticari balıkçılık ve küçük tekne imalatıyla uğraşan Rybovich Ailesi bu ilginç ve benzersiz meydan okuma sporunu özel tasarlanmış bir tekne üreterek geliştirmeye karar verdi. Bu Tekne dünyanın ilk kez karşılaştığı spor balıkçı teknesi olan Miss Chevy II idi. Teknenin gövde yapısında minimum ağırlıkla birlikte, maksimum dayanım gücü sağlayan benzersiz ahşap birleşimleri meydana getirilmişti. Ayrıca açık denizde ünlü bir denge, manevra kabiliyeti ve kullanıma sahip olan ilk gövde tasarımlarını da meydana getirdiler.
Miss Chevy II ile kılıçbalığı avı ani bir yükseliş gösterdi ve bu tekne ile yeni bir endüstrinin doğu-şu için de ilk adım atılmış oldu.. Rybovich teknelerinin performansına tanık olan balıkçıların gün geçtikçe bu benzersiz teknelere olan talebi arttı.
Rybovich ailesinin icatları sadece gövde tasarımıyla sınırlı değildi. Her yeni tekneyle birlikte, yeni yeni özellikler icat etmeye devam ettiler; tuna kulesi, Arka aynalık kapısı, modern avcı sandalyesi, alüminyum avara demirinin geliştirilmesi…
Teknelerde altına rahat yerleşebilmek için yükseltilmiş ön güverte ve geniş havuzluk bölümü gibi özellikleri ilk defa uyguladılar. Yarım yüzyıl sonra bu gün Bu Rybovich özellikleri tüm spor balıkçı teknelerinde kullanılan karakteristik elemanlar olmuşlardır.
Benim spor balıkçı tekneleri ile tanışmam ise 2003 yılına rastlar. O dönemde Proje tasarımcısı ve müdürü olarak görev yaptığım Vicem Yat Ltd. Şti.’nde üretilen Amerikan Lobster motor yatları, Amerika Birleşik devletleri’nde katıldığı fuarlarda beğeni toplamaya başlamıştı.
Devamında büyük bir sektör olan spor balıkçı teknelerinin üretimi ile ilgili bir teklif gelince bu tip tekneler üzerinde çalışmaya başladık. Teknelerin bende uyandırdığı ilk izlenimi sadece GARİP terimiyle anlatabilirim. Yüksek ön güvertesi, ilk anda kör olarak tabir ettiğim havuzluk ve salonda ön tarafa tamamen kapalı yapısı, köprü haricinde kontrol noktası bulunmaması, yüksek kulesi ile işleyişi ve görüntüsü hepimiz için gerçekten garipti.
Amerikan spor balıkçı teknelerinin tasarım süreci benim için çok büyük bir deneyim oldu. Bir objenin tasarımının, alışılmadık fonksiyonel kurgu ve kullanım amaçları doğrultusunda nasıl yeniden biçimlenebileceğini en açık şekliyle bu teknelerde gördüm ve uyguladım. Yeni özellikler, tasarımın tümüne hakim olarak büyük bir biçimsel değişiklik yaratmıştı. Tamamen büyük balık avcılığı ve sporu için tasarlanmış bir tekne vardı karşımızda. Balığı bulmak, peşinden gitmek, yetişmek, yakalamak ve teknede muhafaza etmek, teknenin tüm kurgusu bu senaryo üzerine kurulmuştu.
Kılıçbalığı familyası ve tuna balıklarını yakalamak için 2 - 6 günlük turnuvalar düzenlenir. Amaç en çok balık yakalamak, en büyük balığı yakalamak, en çeşitli balığı yakalamaktır. Bu balıkların peşinden uzun süre açık denizde mücadele etmek için teknelerde aranan önemli özellikler bulunmaktadır.
Her şeyden önce acık denizde, çok sert şartlarda kullanıldığı için sağlam ve güçlü olmaları gereken bu teknelerde, hız ve manevra kabiliyetinin de çok yüksek olması istenir. Seyir hızının yüksek olması yanında çıkış anında en kısa sürede yüksek hıza ulaşmak önemli kıstaslardan biridir. Derinliği fazla olmayan sularda da kullanılabilmesi için su çekiminin az olması gereklidir. Motorlar güçlü ve yakıt kapasiteleri fazladır. Deniz suyundan kullanım ve içme suyu elde etmek için çeşitli kapasitede sistemler kullanılır. Balığın yakalanması ve seyir için kullanılan elektronik cihazlarda son yenilikler devamlı takip edilir ve güçlü sistemler kurulur.
Teknenin arka havuzluk kısmı tamamen balığın yakalanması için organize edilmiştir. Oltalıklar, olta saklama alanları, suyun devridaimi sağlanarak yem olarak kullanılacak balıkların muhafaza edildiği canlı yem livarı, soğutuculu büyük balık saklama livarları, çekmeceli kanca, çengel vs. malzeme dolapları, büyük zıpkın muhafaza bölümleri, balığın kesilip temizlenmesi ve saklanması için gerekli alanlar ve donanımlar teknenin tasarımını özellikle de havuzlu kısmını şekillendiren etmenlerdir. Tüm bu donanımlar ve mekânlar tuzlu suya dayanıklı, su ve kir tut-mayan, basınçlı suyla rahatça temizlenebilen özelliklere sahip olmalıdır. Büyük miktarda suyun kısa sürede tahliyesi çok önemlidir. Bu alanların balık avı sürecindeki işleyişe göre uygun bir senaryo ile tasarlanması çok büyük bir önem taşımaktadır. Zamanla ve açık denizle mücadele ederken her şeyin doğru yerde olması gerekir.
Havuzluktan girilen salon, oturma, mutfakla birlikte yemek yeme, av sırasında dinlenme amaçlı olarak kullanılır. Salon kısmı klasik teknelerin aksine öne değil, arkaya yönlenmiştir. Ön kısımlar bir arka duvar görünümünde, mutfak, depolama alanlarına ayrılmıştır. Birçok balıkçı teknesinde salonda otururken nereye gittiğinizi göremezsiniz, ön tarafta pencere yoktur. Bunun en büyük nedeni ise tüm manzara ve heyecanın arkada, balık avında olmasıdır. Hatta oturma düzeni bile salonda dinlenen kişilerin arkada devam eden mücadeleyi rahatça izleyebileceği şekilde tasarlanmıştır. İşte bu özellik de teknelere benim kör olarak tabir ettiğim görünümü vermektedir. Dışarıda zorlu ve çoğu zaman kanlı bir mücadele sürerken, iç bölümlerde denizde geçirilen uzun zamanlar için yüksek bir konfor istenmektedir.
Balıkçılığın spora, sporun konfora ve sanata dönüştüğü, tüm bunların iç içe yaşandığı mekânlar birbirini izler, birbiriyle iç içe geçer bu teknelerde. Şık döşenmiş, kullanışlı kabinler, pahalı malzemelerin kullanıldığı özel banyolar, klima sistemleri, ileri teknolojiye sahip uydu bağlantılı müzik, televizyon, telefon ve internet sistemleri. Özel aydınlatma sistemleri, aksesuarlar ve dekorlarla çok farklı atmosferler yaratılır. Boyu 30 metrelere kadar ulaşan lüks balıkçı teknelerinde ise, lüks gezi yatlarında bulunan konfor ve gösteriş ile balıkçı teknelerinde olması gereken özelliklerin bir arada harmanlandığını görülmektedir. Bu tekneler balıkçılık sporunda bir ¤¤¤stij göstergesi olarak yerlerini alırlar.Büyük teknelerde salon kısmında içerde veya dışa, havuzluğa açık bir günlük tuvalet tercih edilen bir özelliktir. Bu mekân balıkla uğraşan kişilerin, ortamdan ayrılmadan ve iç mekânları kirletmeden, temizlik ihtiyaçlarını giderebilecekleri küçük fakat kullanışlı bir alan olarak tasarlanmalıdır.
Teknenin yönetildiği köprü kısmı ise balığın gözlendiği ve izlendiği bir mekân olarak karşımıza çıkar. İsteğe bağlı olarak, açık ya da kapalı olarak tasarlanabilir. Gelişmiş cihazlarla Donatılmış bir dümen panosu, dinlenmek ve yemek yemek için geniş bir oturma alanı, buzdolabı, buz yapıcı, ızgara, lavabo gibi ikrama yönelik cihazlarının bulunduğu küçük bir servis dolabı, açık tiplerde dahi istenen klima tertibatı ve depolama alanları bu bölümü oluşturan elemanlardır. Arka kısım oltalıklarla donatılmıştır ve aşağıdaki balık avının izlenebileceği bir te-ras fonksiyonuna sahiptir. Buradan yukarıya Tuna Kulesi tabir edilen fiber ve alüminyumdan imal edilmiş hafif konstrüksiyonlu yüksek bir kuleye çıkılır. Çoğu kez yukarıda balığın rahatça izlenebildiği bir dümen bölümü daha vardır. Teknenin yan taraflarında, olta misinalarını ayırmak için iki yana acılan çarmıh payandalı dirsekli iskeleler mevcuttur. Bir tasarımcı olarak burada izlenmesi gereken ise değişen koşulların ve ihtiyaçların objeleri nasıl yeniden biçimlendirebildiği, değişime uğratabildiğidir. Kılıçbalığı peşinde biçimlenen yaşantılar, yeni bir sporun, yepyeni bir tekne tasarımının doğmasıyla sonuçlanmıştır. Bu neden sonuç ilişkisini kurmak ve dünyaya her zaman yeni bir pencereden bakabilmeyi başarmak ise tasarımcıların en önemli görevi olmalıdır.
En iyisi, son sözü Halim Şefik Güzelson’ un dizelerindeki kılıçbalığına bırakmak .
Bu bir kılıç balığının öyküsü
yazılmasa da olurdu.
Ama bizi yeni sulara götürecek akıntı durdu
uskumrunun arkasından gidiyorduk
sürünün içinde ben de vardım
sırtımda bir zıpkın yarası
mutlu olmasına mutluydum
nedense gitmiyordu kulağımdan
bir türlü
o "ağ var" sesleri
denizkızı girmiş düşünceme
ben iflah olmam
dalyanları birbirine katmak orkinosların harcı
dolanınca ağa çok geçmeden küserim
bir çocuk bile çeker sandala beni
bu kadar ağır olmasam
beni böyle koşturan yaşama sevinci
kanal boyunca bir o yana bir bu yana
siz yok musunuz, siz derya kuzuları
kestim kılıcımla karanlığını dibin
yakamoz içinde bıraktım suları
ah ayaz gecelerde olur ne olursa
sırtımda bir zıpkın yarası
alın beni mor kuşaklı bir takaya götürün
iri gözlerimde keder
kılıcımda hüzün
satın beni, satın beni
rakı için!
Kaynaklar:
Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, Cilt 2, 1994.
Sunay Akın, Bir kılıçbalığı öyküsü. Sabah Gazetesi 06-05-2006
[SÜFSAK] İstanbul Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Sualtı Kulübü - Kılıç balığı.mht