+ Yeni Konu aç
2 sonuçtan 1 ile 2 arası

Konu: kırmızı benekli alabalığın nesli hızla tükeniyor...

  1. #1
    __BALIKCI FORuM__ kenane - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Mesajlar
    2.897
    Teşekkür Edenler
    Tecrübe Puanı
    395

    Standart kırmızı benekli alabalığın nesli hızla tükeniyor...



    Kırmızı benekli alabalık için
    Avlanması yıl boyunca yasak olan kırmızı benekli alabalığın nesli hızla tükeniyor...


    Güncelleme: 12:14 TSİ 28 Ağustos. 2009 Cuma

    VAN - Yüzüncü Yıl Üniversitesi Su Ürünleri Bölümü Öğretim Üyesi ve Doğa Gözcüleri Derneği Başkanı Prof. Dr. Mustafa Sarı, 12 yıl boyunca yürüttüğü çalışmalar sonucu Van Gölü'nün endemik türü olan inci kefalinin korunma altına alınmasını sağlamasının ardından şimdi de kırmızı benekli alabalığın neslinin devam etmesi için uğraş veriyor.

    Prof. Dr. Sarı, kırmızı benekli alabalıkların, Anadolu'da doğal olarak dağılım gösteren balık türü olduğunu ifade ederek, bu balık türünün soğuk ve temiz sularda yaşadığını ve kendinden daha küçük canlılarla beslendiğini söyledi.

    Prof. Dr. Sarı, kırmızı benekli alabalığın kirliliğe, sele ve erozyona karşı fazla hassas olduğunu ifade ederek şu bilgileri verdi:''Aşırı avcılık dışında bu etmenlere bağlı olarak, son yıllarda ülkemizdeki kırmızı benekli alabalık popülasyonunda çok ciddi azalma vardır. Örneğin, Erzurum, Kars ve Ardahan civarındaki tüm derelerde, Karadeniz'deki bütün derelerde kırmızı benekli alabalık vardı, şimdi ise çok az derede balık kaldı. Doğu Anadolu Bölgesi'nde Fırat ve Dicle'nin bütün kollarında da bu balık türü vardı, ama artık kalmadı.''

    BALIKTAN ŞİFA BEKLİYORLAR

    Van'da sadece Bahçesaray ve Çatak çaylarında kırmızı benekli alabalık kaldığını bildiren Prof. Dr. Sarı, bunların da çok ciddi tehdit altında bulunduğunu, tehdidin suyun hızla kirlenmesinden, heyelan ve selden kaynaklandığını belirtti.

    Prof. Dr. Sarı, balığın neslinin tükenmesinde aşırı avcılığın da büyük bir etmen olduğunu belirterek, şunları kaydetti:''Aşırı avcılığa yol açan bazı özel durumlar bulunmaktadır. Alabalığın şifa olarak görülmesi gibi yanlış inanışlar, aşırı avcılığı tetiklemektedir. Alabalığın kendisi şifa kaynağı değildir. Özel olarak hiçbir alabalığın bir hastalığa doğrudan bir ilaç gibi şifa kaynağı gibi görülmesi, doğru bir yaklaşım değildir.''

    Dış taleplerin de aşırı avcılığa yol açtığını ifade eden Prof. Dr. Sarı, '' o bölgeye giden kamu görevlilerinin büyük bölümü, bu balıktan yararlanmak istiyor. O bölgedeki vatandaşlar da dışarıdan gelen birine en önemli hediye olarak kırmızı alabalık hediye ediyor'' diye konuştu.

    KORUMA ÇALIŞMALARI KÜRTÇE ANLATILIYOR

    Doğa Gözcüleri Derneği olarak kırmızı benekli alabalığın hızla tükenmesinin önüne geçmek için çalıştıklarını anlatan Prof. Dr. Sarı, geçen yıldan itibaren Çatak ve Bahçesaray'da eğitim çalışmaları başlattıklarını ifade etti.

    Bölgede kadınların büyük bölümünün Türkçe bilmediğini ifade eden Prof. Dr. Sarı, şöyle devam etti:''Bu kadınlara yönelik eğitimimiz, derneğimizdeki bir arkadaşımız tarafından Kürtçe olarak veriliyor, çünkü alabalığa ilişkin bilginin son derece yanlış olduğunu görüyoruz. Alabalık tükendiğinde orada eko sistemle ilgili başka sorunlar da çıkacak. Dolayısıyla bu riskleri anlatmamız için bu eğitimleri vermemiz gerekmektedir. inci kefalından elde ettiğimiz tecrübeler var. Bu tecrübelerimizi, kırmızı benekli alabalığın korunması ile ilgili projemize aktarmış olacağız.''

    Kırmızı benekli alabalığın endemik bir tür olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Sarı, şunları kaydetti:''Ancak çok kıymetli bir tür. Soğuk ve temiz su istediği için her yerde yaşayamayacak bir türdür. Bölgemizde sadece Çatak ve Bahçesaray'da kaldı. Bunların korunmasında bütün yetkililerden destek istiyoruz. Yeni bir vali, bölge müdürü, kurum müdürü atandığında, vatandaş kendince en değerli olan kırmızı benekli alabalığı hediye etmek istiyor. Buna saygımız vardır, ama yetkililerimiz bu tür durumlarla karşılaştıklarında, bunun kıymetli bir tür olduğunu ve korunması gerektiği bilgisini mutlaka onlara aktarmalıdırlar.''
    .



    "Denizlerimize içtiğimiz suya gösterdiğimiz özeni gösterelim."

    Kenan Haydan
    (Tevellüt; Teşrini evvel miladi 1964)
    YENİKÖY-İSTANBUL

    http://www.amazing-animations.com/animations/fish40.gifhttp://img451.imageshack.us/img451/3605/coadmin7nz9.gif


  2. #2
    Amatör Balıkçı
    Üyelik tarihi
    Jun 2009
    Yaş
    58
    Mesajlar
    73
    Teşekkür Edenler
    Tecrübe Puanı
    23

    Standart

    Değerli Arkadaşlar...

    Uzun yıllar boyunca Alabalık avcılığı yaptığımdan dolayı,oldukça sık olarak ,Alabalık ile tedavi yöntemleri konusunun içinde, mecburen bulunmak zorunda kaldım.
    Bunun sonucu olarak ta konu ile ilgili bir araştırma içine girdim.Uzun bir zaman süresinde ulaşabildiğim herkesten bu konu hakkında fikir aldım.Bildiklerini öğrenmeye çalıştım.Sonuçta çıktığım nokta ,doğru olduğunu kesinlikle ve bilimsel verilere dayanarak söyleyebileceğimiz bir neticenin bulunmadığı gerçeği idi…

    Önce isterseniz internet ortamında konunun nasıl değerlendirildiğine bir bakalım..Bir çok şeyde olduğu gibi bu konuda da bilgilendirici bir şeye rastlamak mümkün değil.Yabancı kelimeler ve anlamsız cümleler ile kafaları karıştıran ifadeler..Hiç biri diğerine benzemiyor…

    Önce tarifler:

    Zeytinyağında kaynatılan alabalığın bekletilip çürütülmesiyle elde edilen, romatizma ve bel ağrılarının iyileştirilmesinde yararlı olan bir yağ. (bir sözlük sitesindeki tarif)

    Alabalıkgillerden, soğuk ve duru sularda yaşayan, eti turuncu ve lezzetli bir tatlı su balığının yağı (bir forum sitesi) (Not.Alabalığın eti beyazdır.)

    Genelde sitelerde tarif olarak yazılanlar…
    Yurdumuzda bolca doğal ve tabi ortamlarda yetişen alabalığın halis yağ içerisinde emiştirilmesiyle elde edilen hayvansal ve bitkisel karışımlı bir drogtur.
    (Ben bu cümlenin anlamını çözemedim)

    Alabalıktan elde edilen halis yağ içerisinde emiştirilmesiyle elde edilen hayvansal ve bitkisel karışımlı bir yağ olan alabalık yağı (Bir üstte başka yağ kullanılıyor , bunda yağ alabalıktan)

    Alabalık yağı
    Alabalık yağı eldesi en zor yağlardan biridir. Bu sebeble son teknoloji olan basınç farkına dayanan SCS (Super Critical System) yöntemi kullanılarak elde edilmiştir. Bu sistem sayesinde ürüne sıcaklık uygulanmamakta bu sayede içeriğini korumakta ve oksitlenmesi önlenmekte ve dahili olarak güvenle kullanılabilmektedir.(bu tarif te bilimin sınırlarını aşmış görünüyor)

    Ve rastgele bir tedavi yöntemi ..Doktor olmayan biri tarafından ifade edilmiş..

    Balıkla tedavi her türlü ortodoks tıbbi tedavi yönteminden daha etkilidir. Her türlü bel ağrısına karşı somon balığı veya alabalık ince ince dilimlenir ve enseden bele kadar 20-25 sm eninde dizilir ve üzerine plastik folie ile bütün gövde sarılır. Sarğıdan sonra sıkca giyinip sıkca bir odada 18-24 saat böyle durduktan sonra sarğı çıkarılır ve sıcak su ile banyo yapılır veya duş alınır.

    Bunlar gibi birçok şey…

    Ben açıklamalarının içinde hiçbir bilimsel kanıt olmadığı için bunların hiçbirini inanılacak bir şey olarak görmüyor ve asla kabul etmiyorum.

    Lakin asla inkar edemeyeceğimiz bir gerçekte karşımızda duruyordu..Yıllarca benim yanımda rica minnet gelip bir tane canlı balığı yutmak için yalvaranlar oldu.Üstelik oldukça yaygın bir yöntem olarak biliniyordu. Araştırınca bu yöntemi deneyenlerin şifa bulduğuna inandıklarını gördüm….

    Dikkatimi bu noktada yoğunlaştırdım.

    İnsanları canlı balığı yutmaya nasıl ikna edilebileceğini düşündüm..Ben desem “canlı istavrit yut” diye…Yutacaklarını aklım almıyordu..O halde başka bir şey insanları buna inandırmıştı..

    Acaba gerçekten olabilir miydi…????

    Neden canlı balık isteniyordu… Canlı balıkta olup ta ölü balıkta olmayan fayda unsuru ne idi…??

    Olayı biraz bilmece boyutuna getirerek düşündüm.Sıra ile takip ettim.Biz balığı yakalayana kadar her şeyin normal olduğunu varsayarsak ,ölü balığın da bu konuda işimize yaramadığını bildiğimiz için ,biz yakaladığımız andan itibaren.ölene kadar farklı bir olay olması gerek dedim.

    Birçok bilimsel kuruma akıl danışarak balıklarda bir savunma sistemi olduğuna ve sudan dışarı çıktığında bu sistemin otomatik olarak ve çok fazla çalışmaya başladığını öğrendim.

    Bunun adı balığın derisindeki hücrelerden salgılanan mukus salgısı idi..

    Bilimsel izahı şöyle:

    Epidermis (üst deri):Çok katlı yassı epitel dokusundan yapılmıştır.Epidermis katında kan damarları bulunmaz.Bu katta mukus dediğimiz sümüksü maddeyi salgılayan kadeh hüreleri*(cellula caliciformis) vardır.Balılarda mukus salgınsın oluşturduğu koku kendilerine özgü kokulardır.Vücutta üretilen mukus endokrin sistemin kontrolündedir. Miktarı çevre şartları ve değişik şartlarda artabilir.Mukus; N-asetil neuraminik asit ve N-glikol neuraminik asit yapısında olup nötralizan, bakterisidal ve fungisidal etkenleri vardır.Ayrıca suyun sürtünmesini de çok aza indirir.Aslen otonomik bir işleve sahip olan mukus bezleri tehdit altındaki balığın kurtulma olasılığını arttırarak, yemlik cazibesini azaltmak için oldukça yoğun ve çok miktarda salgı üretimi yaparlar.

    Balığın salgıladığı bu kaygan madde hem parazitlere ve mantarlara karşı koruma sağlıyor, hem mikrop öldürücü ,hem derisine gelen sert bir darbeyi kaydırarak zararı azaltıyor, kendisini avlamaya çalışan balığın ağzında kötü bir tat bırakıyor, hem de her balıkta değişen muhteşem bir karışım olarak karşımıza çıkıyor.

    Çok fazla bilime daldık ama daha ilginç olan bir konu daha var.


    Araştırma yapılan bazı balıklarda mukus sıvısı birçok amino asit içeriyor ve bu amino asitler dışarıdan malesef alınması olanaksız amino asitler,,, Lysine, valine, arginin gibi amino lar büyümeyi arttırıcı özelliklerinden dolayı çok önemliler....Ve başka hiçbir şekilde temin edilemezler…Çok küçük yavrular bu sıvıyı yiyerek her ihtiyacını karşılayabiliyor. Eğer böyleyse buda mukus yiyen yavruların bağışıklık sistemlerinin daha kuvvetli olacağı anlamına geliyor.

    Yani anne sütüne eşdeğer bir madde…

    Elime geçen bilgiler ilginç ama yeterli değildi..Canlı olduğu andan ölene kadar salgılanan mukus miktarını araştırdım.Enteresan bir sonuca ulaştım.

    Balık sudan çıktığı an normalin üstünde bir mukus salgılaması yapmaya başlıyor.Savunma sistemi bunu gerektiriyor. Bunu refleks olarak yapıyor.Tabii ölünce de bu işlev sona eriyor.

    Veriler birbirine uymaya başlamıştı…Naturel olarak üretilen mukusu alabilmek için balığı sudan çıkartıp ,dışına elimizi değmeden ,mümkün olan en uzun sürede ölmesini sağlayarak,
    en fazla oranda mukus alabileceğimizi anladım..

    Bu esas üzerine mide şikayeti olan bir arkadaşı yanıma alarak ava çıktım.Yakaladığım bir balığı sadece alt çenesinden tutarak elimde ve uzun sürede ölmesini sağladım.Dışında salgılanmış olan sıvıyı isteği üzerine arkadaşıma verdim.

    Bir hafta sonra ifadesine göre midesindeki yanma, kaynama, ekşime gibi dertlerinden eser yoktu.Bu şekilde açıklamama rağmen ben kendi kannatim olarak hastalığın iyileştiğine pek inanmadım.

    Bu sonuca göre canlı balık yutmanın herhangi bir gereği olmadığı açığa çıkıyordu.Mühim olan bu mantık ile en fazla salgıyı alabilmekti..Harhangi birinin getirdiği ufacık balığın şifa unsuru olması imkansızdı.

    Bu esaslar üzerine alabalık yağı konusuna eğildim.Genelde ortopedik sorunlarda ve bazı romatizmal hastalıklarda kullanılıyordu.Tüm deneyen arkadaşlar preparatta iki madde kullanmışlardı.Alabalık ve zeytinyağı….

    Ben bir çok ayak travması geçirdiğimde ,doktor kontrolü ve müdahalesinden sonra sadece zeytinyağı tedavisi uygulamışımdır.Çok etkili olduğuna da ben şahidim.Yani zaten sadece zeytinyağı bile başlı başına bir ilaç…

    Bu doğrultuda Alabalık avına gittiğimizde yanımıza küçük bir şişe içinde naturel yol ile elde edilmiş ve rafinasyondan geçmemiş (asit oranı yüksek) saf zeytinyağı alıyor ve içine yine aynı şekilde uzun zamanda ölmesi sağlanmış bir adet Alabalığı koyuyorum.Daha sonra bunu serin bir yerde iki ay civarı bekletiyorum.İçindeki Alabalık eriyerek bir tortu halinde dibe çöküyor.

    Kapağını açınca dayanılmayacak kadar kötü kokmasına rağmen arkadaşlarım istiyor ve kullanıyorlar.Sorduğumda da çok iyi geldiğini söylüyorlar..O yağ ile sorunlu bölgeye masaj yapıyorlarmış.Ağrıları geçiyormuş…

    Ben bu olaylarda psikolojik etkinin de çok önemli olduğunu düşünüyorum.İyi geleceğine inanarak bir ilacı kullanmak hastalığı yok eden en önemli faktör…Ayrıca çok yaşlı olmayan kişilerde ,bir çok travma 10-15 günde kendiliğinden geçiyor.

    Alabalık bağlayarak tedavi yöntemine ise ,konu ile ilgili ve mantıklı hiçbir açıklama bulamadığım için inanmıyorum.Hatta bunu deneyenler hiçbir işe yaramadığını ve deride irritasyona sebep olduğunu söylediler…


    Değerli Arkadaşlarım…

    Ben bu konularda bütün bilgiyi başka yerlerden edindim.Benim konu ile ilgili herhangi bir dalda bilimsel bir eğitimim yoktur.Gerçekte benim yaptığım rızaen yapılmış bir deneydir.Herkese iyi gelecek diye de bir garanti söz konusu olamaz.Hatta bir kişiye iyi gelebilir ama diğer bir kişiye zarar verebilir.Müspet bilimlerle makul olarak izahı yapılamayan olaylara şüpheli yaklaşmak daha doğrudur.Bu yazıdaki amacım bilimsel gerçekliği kanıtlanmayan herhangi bir tedavi usulünün daima bir çok risk taşıma ihtimali olduğunu vurgulamaktır.



    Saygılarımla...

+ Yeni Konu aç

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. benekli alabalığın
    By LüFerCi in forum Güncel Deniz Haberleri
    Cevap: 0
    Son Mesaj: 29.08.09, 16:29

Bu Konudaki Etiketler

Bookmarks

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •