+ Yeni Konu aç
4 sonuçtan 1 ile 4 arası

Konu: Kurucaşile

  1. #1
    Reİs egörgün - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Mesajlar
    1.192
    Teşekkür Edenler
    Tecrübe Puanı
    0

    Standart Kurucaşile

    KURUCAŞİLE

    Balta boyu-keser sapı ile tekne yapmak
    ‘Bizim işin aslı kayık marangozluğudur.’
    Elmacı Ali Usta

    Cadde ve sokaklarından ahşap kokusu yükselen Karadeniz kıyısındaki küçük şirin beldenin tekne yapımı alanındaki uzmanlığı tarihin eski dönemlerine doğru kök salıyor.

    Zeytin Burnu ve Sandal Burnu arasında yer alan Kurucaşile’nin kuruluş öyküsü çok eski çağlara uzanıyor. Sırasıyla İyon, Lidya, Pers, Amastris, Pontus, Roma, Bizans ve Osmanlı medeniyetlerine ev sahipliği yapan Bartın’ın küçük ilçesi, her dönemde ağaç işçiliğinin denizler üzerindeki en görkemli ürünlerini verdi. Mütevazı hayatların sessiz başarıları, denizcilik alanında dünyaya nam salmış bir şöhrete sahip. Sanatkârlarıyla ünlü bu sahil kasabasının neden iyi tekneler yaptığını anlayabilmek için geçmişe yönelen tarihi bir yolculuğa çıkmak gerekiyor.

    Tarihçilere göre Kurucaşile’yi Miletoslu ve Megaralı gemiciler kuruyor. MÖ 306’da bu özel kıyılarda Kromna uygarlığının egemenliği sürüyordu. Bölgenin gemi ve gemicilerle ilgisi hiç kesilmedi. Tarihi kayıtlara göre 1890’lara kadar Osmanlı İmparatorluğu’nun donanma gemileri de bu kıyılardan denize iniyordu. Kurucaşile 1957’de ilçe olana kadar Zonguldak vilayetinin bir nahiyesiydi. 1991’de vilayet statüsü kazanan Bartın’a bağlandı. Yeni kent merkeziyle uzaklığı 62 kilometre. Yerini tam olarak açıklamak gerekirse Amasra ile Cide arasında demek en doğrusu olur. Kurucaşile Karadeniz’in kıyısında uzun yıllar bir ada ruhuyla yaşadı. Varlığını sadece deniz yoluyla “izole” biçimde sürdürdü. Çünkü ilçenin karayolu yoktu. O yıllarda karayolunun olmadığı yerde doğal olarak elektrik de aranmazdı.



    Elektrik yok dev tekneler var
    Kurucaşile’yi en güzel olarak “çalışkan insanların yurdu” tanımlaması açıklıyor.

    Hani bir atasözü vardır: Alet işler el övünür! Sanki Kurucaşile tekne yapımcısı ustalar için söylenmiş. Çünkü atölyedeki bütün aletler geçmişte olduğu gibi bugün de hünerli ellere muhtaç!

    Elektriği olmayan Kurucaşile’de devasa tekneler sadece el emeğiyle yapılabiliyordu. Eski dönemin son sanatkârlarından olan Elmacı Ali Usta (Büyükböcek), ilçe sahilindeki durumu şöyle anlatıyor:

    - Sahilde 300 tonluk çektirmeler yapılıyordu. Her şeyini el emeği olarak tamamlardık. El testeresi, çekiç, çivi, rende ve ayak keseri bizim en başta gelen aletlerimizdi.

    Kurucaşile tekneciliğinin ölçü birimi de farklıydı. Tekne uzunluğu “balta boyu” diğer küçük mesafeler ise “keser sapı” hesabıyla yapılırdı. Bu ölçüler bugün de terk edilmedi. Tekne yapımında varlığını sürdürüyor. Kurucaşile sahilinin en büyük atölyesine sahip olan Hasan Büyükböcek “Balıkçı kayıkları için ‘7 balta boyu, 9 balta boyu’ diye ölçü verip, maliyet çıkartıyoruz.” diyor. Son derece özgün soyadından da anlaşılacağı üzere Hasan, Elmacı Ali Usta’nın oğlu ve babasından aldığı mesleğini aynı lakapla devam ettiriyor: Elmacı Hasan Usta.

    Elmacılık ile tekne yapımı arasında doğrudan bir bağlantı yok. Elmacı lakabı büyükbaba Mehmet’ten geliyor. Kurucaşile’nin ekonomisinde tarım da önemli bir yer tutuyor. Ali Usta’nın babası Mehmet Ağa, elma bahçeleriyle haşır-neşir oluyor ve “Elmacı Mehmet” olarak tanınıp biliniyor. Anadolu’da lakaplar soyadlarından öte bir yasallıkla babadan oğla geçtiğinden “Elmacı” adı da olduğu gibi Ali’ye geçiyor. Ali bir de yetenekli tekne ustası olunca “Elmacı” lakabı bir marka olarak bugünlere kadar geliyor.

    Kurucaşile’nin eski zamanlarında çıraklıktan mezun olmak kolay değildi. Ustalığa geçmenin zalim koşulları vardı. Tekne kurmayı öğrenene kadar haftalık ücret falan düşünmek bir çırak için ayıp kabul ediliyordu. Kurucaşile’nin en eski sanatkârı 1930 doğumlu Elmacı Ali Usta (Büyükböcek), öğrenmeye ahşap tekne işinde bu havarinin en büyük tekne yapımcısı kabul edilen Haşim Usta’nın (Demirel) yanında başlıyor:

    - Ben daha ilkokul 3. sınıftayken sahile gelir, kayık işinde çalışırdım. Beşinci sınıfı bitirince Haşim Usta’nın yanına artık temelli çırak olarak girdim. Ama para pul yok, sırf meslek öğrenme adına rende sallıyorum!

    Ali Usta’nın işe başladığı 1945’te Kurucaşile’de elektrik olmadığı için bütün çalışma kol gücüne dayanıyor. Teknelerin güverte yüzeylerini oluşturan düz zemini elde etmek için; planya tezgâhının işlevini bölgenin olağanüstü aleti “Ayak Keseri” yerine getiriyor. Ama bu aleti kullanma da öyle kolay bir iş değil. Berberin insan yüzünde ustura gezdirmesine benziyor. Eğer el acemiyse, teknenin alımlı yüzeyleri ustura kesiği gibi olabiliyor.

    Küçük Ali, Haşim Usta’nın yanında meslek öğrenme aşkıyla meteliksiz çalışmaya devam ederken bir yandan da kendi evinin altında boyundan büyük bir balıkçı kayığına başlıyor. Gündüz sahilde Haşim Usta’nın yanında dev çektirme yapımında çalışıyor, akşamları da kendi teknesine bir eğri tahtası daha yerleştiriyor. Bu şekilde bir yıl geçince küçük usta, büyük iş başarıyor. Kendi elleriyle ilk kayığını tamamlıyor. O tekneyi bir çuval buğday karşılığı veriyor. Küçük Ali bu başarısını bir transfer teklifiyle taçlandırıyor. Kurucaşile sahilindeki çektirme ustalarından Zülküf İnce, onu yanına çağırıyor:

    - Ali, benim yanımda çalışırsan sana para da veririm!

    Ne kadar vereceğini söylemiyor, Ali Büyükböcek de aldığı terbiye gereği ustaya “Kaç lira vereceksin?” diye soramıyor. Çünkü usta-çırak ilişkisi sert disiplin ve büyüğe ağır saygı üzerinden gelişiyor. Bu kıyılarda tekne yapmak sanat kabul ediliyor. Doğal olarak sanat ile para çabucak buluşamıyor. Genç bedenlerin üzerinden insafsız hayat rendeleri geçiyor. Eh, el sanatlarında da tecrübe böyle birikiyor.



    Sahil mısır tarlasıydı

    Eski çağlardaki güçlü gemicilerin neşesi, her yıl temmuz ayında yapılan Kurucaşile Ahşap Tekne ve Yat Şenlikleri’yle limana dönüyor. O zamanların ölçüleri de fazlaca değişmeden yerinde duruyor. Balta boyu hesabıyla tekne yapmak bu yörenin geleneği. Keser sapı ile derinlik ölçüsü almak da öyle…

    Metrenin uzun yıllar giremediği Kurucaşile’den çıkan teknelerin hepsi kusursuzdu. İmalat geleneği milattan öncelere giden limandan usta ellerin zaferi yükseliyordu.

    Ali Usta’nın hatırladıkları arasında daha şaşırtıcı olanlar da var:

    - Sahil mısır tarlasıydı, diye anlatıyor.

    Sonra yerini dev ahşap teknelerin yapıldığı tersaneler alıyor. Şimdi o tersanelerin küçük versiyonları varlıklarını sürdürüyorlar. Tekne yapımında kullanılan tomruklar açık havada sertleşiyor. Tekneye konulacak kestane ağacı ise, yağmurla sertleşip güneşle pişiyor.

    Kurucaşile’de her köşeyi döndüğünüzde bir tekne yapım atölyesiyle karşılaşıyorsunuz. Bütün olumsuz koşullara karşın gelenek inatla sürüyor. Burada tekne yapım işi aile boyu olarak gelişiyor. Çocuklar ya babalarının ya da amca ve dayılarının yanında işbaşı yapıyorlar. Çalışma günü denizin ikramıyla bölünüyor. Akşamüzeri çayı yerine burada sac üzeri midye yeme molaları veriliyor. Kurucaşile tekne üreticileri haftalık izinlerini cuma günleri kullanıyorlar. Osmanlı İmparatorluğu zamanından kalan bir gelenek bu… Dünyanın her yerinde tekne imalatı denize sıfır olan kıyılarda gelişti. Kurucaşile’de ise tekneler neredeyse sokak aralarında yapılıyor.

    Her sokakta bir atölye

    Halil ve Hayri Ustaların ortak atölyesi olan Soytürk Denizcilik, bu dar aralıkta mucizeler yaratıyor. Tekne bittiğinde atölyenin tavanı sökülüp tekne vinçle dışarı alınıyor. Bu kadar çile mecburi mi? Şöyle deniz kenarında rahat rahat tekne imalatı yapılabilecek bir yer yok mu?

    Kurucaşile’nin sayılı ustalarından, S.S. Küçük Sanayi Sitesi Kooperatif Başkanı Soner Yasa “Var” diyor:

    - Kurucaşile’de 10, Tekkeönü’nde 11, Kapısuyu’nda 3 olmak üzere ilçede toplam 24 tersane-atölye var. Hepimizin birleşerek kurduğumuz bir de kooperatif bulunuyor ama arsayı devletten alacak para yok!

    Kurucaşile’de kayık marangozlarının yaşadığı “yer darlığı” yüzyıllardır süren bir geleneği hızla bitiş noktasına doğru sürüklüyor. Sadece on yıl önce (1997-1998) Kurucaşile, Tekkeönü ve Kapısuyu’nda 38 adet tekne yapım atölyesi bulunuyordu. Aradan geçen kısa sürede bunlardan 12’si yöreye ve geleneğe veda etti. Ama bunca olumsuzluğa karşın tekne inşa etme aşkı bitmiyor. Çünkü bu zamana kadar babalardan, dedelerden kalan tek miras bu sanatın altın bileziği. Çocuklar tekne yapılan atölyelerde, buram buram ahşap taze kestane ağacı kokusu salan rende talaşları arasında büyüyorlar. İlkokulu bitirme yaşı gelenler ise gerçek teknelerin arasında ustalara, kalfalara çekiç, testere, rende gibi aletleri, boya, macun gibi hafif malzemeleri taşıyarak gelecek günlerin usta hayallerini kuruyorlar.

    Soytürk Denizcilik arması altında geleneği sürdüren Hayri ve Halil Ustalar üçüncü kuşak tekne yapımcısı bir aileyi temsil ediyorlar. Büyükbabaları Halil Usta’nın yaptığı çektirmeler Karadeniz’in bütün limanlarına girip çıkıyor, oralardan aldıkları yükü İstanbul’a boşaltıp, tekrar dolu olarak geri dönüyorlardı. Çektirme modeli tamamen yerli bir kayık tipiydi. Kayık dediğimize bakıp da balıkçı sandalı akıllara gelmesin. Karadeniz’de yüzen her ebattaki tekneye “kayık” denilir. “Çektirme”yi tarif edin derseniz bölgenin ustaları ağız birliği içinde şöyle derler:

    - Batı Karadeniz bölgesinde (tercihen Kurucaşile, Kapısuyu ve Tekkeönü) yapılan yerli gemi. İki başı sivri, yandan bakıldığında ay şeklinde kavisli, yüksek bordalı, parampetli, geniş karınlı yelkenli yük gemisi. 30 tonluktan 400 tonluğa kadar değişen boylarda modelleri vardı.



    Peki çektirme adı neyin nesi?

    Ustalar bu konuda büyüklerinden duyduklarını aktarmakla yetiniyorlar:

    - Biz de taşımacılığın adı yük çekmektir. Mesela İstanbul’dan Kastamonu’ya veya Sinop’a mal nakledilecek. Kaptan, “Malı nereye çekeceğiz?” diye sorardı. “Sinop’a çekilecek, İnebolu’ya çekilecek.” denilirdi. En fazla yükü de bu tekneler çektiğinden onlara çektirme adı verilmiş. Yani çeke çeke çektirme hâline gelmiş.

    Çektirmelerin kadersizliği deniz taşımacılığı alanına koster denilen küçük tonajlı gemilerin devreye girmesiyle başladı. Sigorta şirketleri yangın kazalarına karşı korumasız kalan ahşap gövdeli çektirmeleri taşımacılık için sigortaladılar. İşte bu uygulama çektirmelerin sonunu getirdi. 1960’larda yapılan son çektirmeler bugün hâlâ denizlerde dolaşıyorlar. Artık Boğaziçi’nde turizme hizmet veriyorlar.


    Kuşaktan kuşağa

    Kurucaşile’de ahşap tekne yapımı, aile içinde kuşaktan kuşağa devredilerek bugünlere gelmiş. Elmacı Ali Usta’nın el verdiği küçük oğlu Hasan, ailesinin namını limanın içinde kurduğu karargâhıyla sürdürüyor. Kocaman bir de tabela dikmiş: Elmacı Hasan Usta!

    Tekne yapımında boynuzun kulağı geçtiği yerler de var. Hasan Usta, “Ben babamın yaptığı çektirmeleri yapamam ama o da motor-yatları, alamatraları benim gibi yapamaz.” diyor.

    Üretim tezgâhı sorunu burada kendini gösteriyor. Koca atölyenin tavanı naylon tente ile kapatıldığından yaz aylarında içeride cehennem havası kol geziyor. Elmacı Hasan Usta, artık adı bütün Karadeniz’le birlikte, Marmara ve Ege’ye yayılmış ünlü bir tekne imalatçısı.
    Bir sanatın geleneksel olması için neler gerekiyor?

    Hasan Usta, bunu açıklarken aynı zamanda yaptığı işi de tarif ediyor:

    - Şimdi biz balta boyu-keser sapı ölçülerini biliyoruz. El ayarı ile göz kararı hepsinin önünde gelir. Tekneyi kurduk. Yani omurgasını yerleştirdik. Eğrilerini dizmeye başladığımızda “yalancı forma” (çıta) ile hizalarken hep göz ölçüsünü esas alırız. Bu işin okulunu da (Kurucaşile Endüstri Meslek Lisesi Ahşap Tekne Yapımı Bölümü) açtılar, benim oğlum Mehmet okulu bitirdi, şimdi yükseğine gidiyor. Metre ile ölçüp biçiyorlar ama bizim göz hizamız kadar düzgün olamaz. Ben bunu iddia ediyorum.

    Hasan Usta’nın metre karşısına koyduğu göz hizası, bir el sanatı olan ahşap tekne yapımında tam anlamıyla “geleneği” temsil ediyor.

    Elmacı Hasan Usta, kendilerine has tekne modellerini anlatırken Kurucaşile’nin farkı için şöyle diyor:

    - Ege’de gulet yapıyorlar, motor-yat da yapıyorlar. Biz de yapıyoruz ama bizim işimiz çırnık yapmak. İki başlı kayık da diyorlar fakat çırnık çok özeldir.

    Usta’nın sözünü ettiği model, olta ve ağ balıkçılığında kullanılan, küçük koylara girip çıkabilen, sığ adacıklara yanaşabilen, kayalıklar arasında dolaşabilecek incelikte, her türlü dönüş hareketini zamanında algılayan, manevra, siya ve dönüş yeteneği yüksek olan geleneksel Karadeniz teknesi, yaygın adıyla “çırnık” olarak biliniyor.

    Çırnık modelindeki hassas ölçüleri de baba Elmacı söylüyor:

    - Iskarmoz yeri, baş oturak ile orta oturak arasında olacak. İki oturak arası 70 cm mesafede tutulacak. Oturak ile ıskarmozun arası da 40 cm olacak. Iskarmoz boyu 20 cm’yi geçmemeli. Daha kısa olursa dalgalı havalarda kürek bağları ıskarmozdan atlayabilir. Livar için sabit bir ölçü yoktur, genişliği iki eğri de olabilir, dört eğri de…

    Balıkçı teknelerinde olta ile tutulan balıkların canlı kalması için hazırlanmış özel bölüme “Livar” deniliyor. Kayığı bir oturak yeri gibi enine kesen bu bölümün altındaki delik açık bırakılır ki, içeri taze deniz suyu girip çıksın. Elbette bu delik balıkların geçemeyeceği çapta olacaktır. Elmacı Ali Usta bunları, kendi yaptığı son tekne üzerinde anlatıyor. Oğlu Hasan ise artık işleri genişlettiğinden alamatra tekneler üzerine sipariş alıyor. Alamatralar hem gezi hem de balıkçı teknesi olarak hizmet verebiliyor. Elmacı Hasan Usta, alamatralar için bilgi verirken yine dededen kalma ölçüler kullanıyor:

    - 7 balta boyu bir teknenin eni 2,5 metre (7 keser sapı) olur, 10 balta boyu teknede ise en 3,5 metreye (10 keser sapı) denk gelir. Böylesi bir teknede omurgadan küpeşteye yükseklik 120 cm olarak hesaplanıyor. Bunun da 70 cm’si su kesimi olacaktır.
    Hasan Usta, 10 balta boyu bir teknede ortalama 7-8 metreküp ahşap harcandığını, bunun da net olarak 4 metreküpünün teknede kullanıldığını, geri kalanının oduna ayrıldığını söylüyor. Bir değişmez ölçü de tekne maliyetinde ortaya çıkıyor. Tekne boyları aritmetik, fiyatları ise geometrik olarak artıyor.



    Hasan Büyükböcek, Kurucaşile’de bütün teknelerin kestane ağacından yapıldığını söylüyor:

    - En iyi tekne kestane ağacından olur. Kestanenin makbulü de yamaç kestanesinden olanıdır.

    Yamaçlarda yetişen kestane ağaçları dirsek yaparak büyüdüğünden tekne imalatı sırasında omurgaya bağlanan yan ahşaplar, -gemicilik diliyle söylemek gerekirse- “eğriler” bu yamaç kestanelerinden yapılıyor. Hasan Usta’nın büyük oğlu Mehmet, büyükbabası Elmacı Ali Usta ve babasının izinden yürüyor. Kurucaşile’de bulunan Endüstri Meslek Lisesi’nin Ahşap Tekne Yapımı Bölümü’nü bitirmiş ve Muğla Üniversitesi’ne bağlı Meslek Yüksek Okulu’nda Ağaç İşleri Bölümü’nde okuyor. Yaz aylarında babasının ve dedesinin yanında çalışıyor. Ali Usta küçük atölyesinde kendi teknesini yaparken torunu Mehmet de zaman zaman ona yardım ediyor. Ancak Mehmet günün büyük bölümünü babasının atölyesinde geçiriyor. Geleceğin ustası olarak, dede-baba mesleğini yerinde çalışarak öğreniyor. El sanatlarının geleneksel olabilmesi için tartışmasız kabul edilen bir tez vardır: Dededen, babadan kalma yöntemlerin kullanılıyor olması! Kurucaşile’de gelişen teknolojiye karşın eski yöntemler terk edilmemiş.

    Tekne yapım genleri var

    Kurucaşile’deki denize uzak aykırı tekne inşa sürecinin en sivri örneğini Herbot Atölyesi oluşturuyor. Kemal Aytan’ın (1958’li) kardeşleriyle birlikte yürüttüğü iş yerine ulaşabilmek için ilçe merkezinden doğu yönüne 15 dakikalık bir yürüyüş yapmanız, biraz da rampa çıkmanız gerekiyor. Atölyenin adı biraz da işlevsel olması düşünülerek, denizci akraba Ali Astsubay tarafından verilmiş: Herbot!
    Kemal Aytan, kardeşleri Hayri ve Halil ile birlikte çalışıyor. Bir ağabeyleri daha var; Mustafa Aytan. O da inşaatçılık alanında faaliyet gösteriyor. Kemal Usta da (Aytan) 1976’ya kadar inşaat işinde çalışmış. Sonra birden, hiç sipariş falan almadan kendi kafasına göre tekne kuruyor. Kurucaşile’nin içinde, başkasına ait bir yerde işe başlıyor. Alet edevat olarak da hayli zenginmiş:



    - Bir keser, bir testere ile işe başladım!

    Hem de daha önce bir başkasının yanında çıraklık vb. yapmamış olmasına karşın bu işe girişiyor. Babası, ağabeyi de tekne imalatı görmemiş. Peki ailede tekne yapan hiç kimse yok mu? Kemal Usta’nın görüp tanımadığı büyük amcası Ahmet Aytan çektirmelerin filikalarını yaparmış. Yolcu gemileri Kurucaşile açıklarında durup yolcu ve yük indirirken servis yapan kayıklar, Ahmet Usta’nın elinden çıkarmış. İşte o amcadaki tekne yapım genleri Kemal Usta ve kardeşlerinde ortaya çıkıyor.

    Kemal Aytan bu güçlü damarı ailesinin dışına da taşırıyor:

    - Bizim Kargacak Mahallesi’nde 40 hane varsa, 38’inin altında tekne kurulurdu. Bu bölgede herkes tekne yapabilir. Şimdi bile yoldan geçen birini çevir, “Şunu tutar mısın?” de, onun tahta tutuşu bile farklıdır.

    Boşuna denilmiyor, Magaralılar zamanından beri bu topraklarda tekne yapımı sürüyor diye…

    Tekne yapım işinde aile geleneği için bir şart var: Okul olmayacak! Eğer çocuklar okula gitme imkânına kavuşurlarsa, babalarının, dedelerinin mesleğiyle bağları kopuyor. El sanatları geleneği ile tahsil hayatı ters orantı oluşturuyor. Kurucaşileli ustaların tümü ilçeden çıkamadıkları için bu el sanatının uğurlu basamaklarına adım atmışlar. Yoksa okul olsaymış hepsi bir bir uçup gideceklermiş gibi bir durum söz konusu… Mesela Kemal Aytan, bugünkü maharetini bir ölçüde Zonguldak’taki hayırsız akrabalarına borçlu. Eğer o liseyi Zonguldaklı akrabalarının yanında okuyabilseydi, belki de bugünkü gibi sağlam bilekli bir tekne ustası olamayacaktı. Kemal Usta da önce inşaatçılık, sonra da tekne yapımı alanında iki altın bileziği bileğine takmıştı. Bugün oturduğu evi de kendi inşa etmişti. Onun bir yıl önce burada bitirip denize indirdiği bir motor-yat Selanik’te Denizcilik Fuarı’nın en fazla dikkat çeken teknesi olmayı başarmıştı. Kurucaşile’nin geleneksel el sanatı Akdeniz’den ses getiriyordu.

    Kapısuyu: Bir köyde iki kent

    Kapısuyu’nun esas şöhreti çektirme modelinin son neslini üreten yer olmasından değil de minik bir köyü iki vilayetin paylaşamamasından geliyor. Kapısuyu Köyü’nün yarısı Bartın’a diğer yarısı ise Kastamonu’ya bağlı. Büyük tekneciler Bartın cenahında kalırken, ünü sınırlar aşmış yüz yıllık eski çektirme Kastamonu sınırları içinde kalan kayıkhanede duruyor. Rusya’ya sefer yapmış olmakla haklı bir şöhret kazanan Kapısıyu çıkışlı çektirmeye epeyce görücü gelmiş. Ama sahipleri satmamışlar. İleride belki bir ahşap tekne müzesi açılırsa bu kıyılarda, tarihi tekneyi orada teşhir edecekler.

    Kapısuyu’nda Tok kardeşler, Erenler ve bir de Palabıyıklar var. Tok kardeşlerin küçüğü Mustafa Tok aynı zamanda köyün muhtarı. Ağabey Mehmet Tok ile birlikte babaları Hayrettin Usta’dan aldıkları bayrağı bugünlere kadar getirmiş olmanın gururunu yaşıyorlar.




    Teknecilik babası Hayrettin Usta ile başlıyor. Baba Tok, 1971’de çalışmak üzere Almanya’ya gidiyor. Ama esas gidiş sebebiyse tefeciden aldığı borçlar yüzünden batmış olması. Hayrettin Usta Hamburg’da 9 yıl çalışıp tam 100 bin mark biriktirerek memlekete dönüyor. Ama onu buraya geri getiren esas sebep ise Alman doktorların aklını başından alan tıp mucizesi… Hayrettin Usta’nın, tek böbreği çalışmıyor. Kapısuyu’na gelip üç ay geçirince böbrek yeniden çalışmaya başlıyor. Alman doktorlar “Bu bir mucize.” diye teşhis koyuyorlar. O da “Ben de Almanya’da bir dakika daha kalmayacağım.” diyerek kesin dönüş yapıyor.

    Hayrettin Usta, 1980’de 21 metrelik bir tekne kuruyor. O kadar özene bezene imal ediyor ki, tekne bitmeden birkaç müşteri birden çıkıyor. Usta eski ününü yeniden diriltiyor. Çocuklarını da bu işe dâhil edip, hayatının geri kalanını bu sahillerde tekne yaparak tamamlıyor. Hayrettin Usta 1999’da 63 yaşındayken hayata veda ediyor ama onun imzasını taşıyan pek çok tekne Türkiye’nin bütün denizlerinde dolaşmaya devam ediyor. Mustafa Tok, “Hopa’dan Mersin’e kadar sayısız tekne yaptık. Kaç tane olduğunu biz de bilmiyoruz.” diyor.

    Kurucaşile’nin geleneksel el yapımı ahşap tekneciliği babadan, dededen kalan köklü mirası bir sonraki kuşağa devrederek geleceğe doğru yürüyor. Sayıları azalsa da ünleri artıyor. Bugün imalat yeri bakımından yaşadığı sıkışıklık, gelenek açısından bir “dar boğaz” oluşturuyor. Bunu aştıklarında önlerinde geniş bir ufuk açılabilir. Kurucaşileli ustalar asırları geride bırakan haklı şöhretlerini bugün yaptıkları teknelerle de kanıtlıyorlar.

  2. #2
    Meraklı
    Üyelik tarihi
    Nov 2010
    Mesajlar
    32
    Teşekkür Edenler
    Tecrübe Puanı
    7

    Standart

    ali büyükböcek dedem olur.. hasan büyükböcekde babam olur:)

    bunu nerden buldunuz acaba?

  3. #3
    __BALIKCI FORUM__ özgürdeniz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2009
    Yaş
    51
    Mesajlar
    5.992
    Teşekkür Edenler
    Tecrübe Puanı
    0

    Standart

    Babana selam söyle,bakırköy başkanı de.Gerçekten marmaraya uygun güzel tekneler yapmaktalar.
    Müfit Çıkrıkçıoğlu
    İstanbul

    KIYI BALIKCISI


  4. #4
    Reİs egörgün - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Mesajlar
    1.192
    Teşekkür Edenler
    Tecrübe Puanı
    0

    Standart

    Alıntı zafer7485 Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    ali büyükböcek dedem olur.. hasan büyükböcekde babam olur:)

    bunu nerden buldunuz acaba?
    googleda bakınırken denk geldi

+ Yeni Konu aç

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bookmarks

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •