Kasımda Çanakkale kıyılarında sahte yemle levrek avcılığı bir ritüeldir
Eklenti 6650
Serhan YEDİG 18 Ekim 2010
Web yazılımcısı Cüneyt Alpay (48), levrek peşinde Türkiye kıyılarını gezen tutkulu bir amatör balıkçı. Sadece kıyıdan ve sahte yemle avlanıyor. Bu sayede ayak basılmamış kıyıları keşfediyor. Geçen yıl kasım ve aralıkta, 21 günde Enez’den Sebdülbahir’e Trakya sahilini geçti. “Saros’ta unutulmaz bir serüven yaşadım” diyen Alpay, bu sahilde en sevdiği koylardan Koyun Limanı ve Ece Limanı’nı anlattı.

Sahte yemle kıyıdan levrek avlamak, amatör balıkçılıkta özel bir branş. Tıpkı nehirlerde uçurtma yöntemiyle, yani tüylü oltayı suyun üstünde kamış yardımıyla savurarak alabalık yakalamak kadar zor, uzmanlık isteyen bir uğraş. “Levreğin hangi saatte, hangi kıyılara ineceğini bilmek, hangi balığın peşinde olduğunu tahmin edip ona göre suni yem seçmek, ışık koşullarını değerlendirip balığı aldatmak gerekir. Kimi zaman kilometrelerce yürürsünüz, yani sportif bir faaliyettir. Oysa bir tekne arkasından sıyırtma çektiğinizde, bu sorunlarla karşılaşmazsınız” diyor Alpay. Av için gece yarısı yola düşmek, sabah ayazında özel giysilerle bel hizasında suya girmek, sabırla, defalarca oltayı atıp çekmek gerekiyor. Alpay’ın söylediğine bakılırsa, 3 kiloluk bir levrek yakaladığında (bir kilodan küçüğünü denize bırakıyor) ya da oltanın peşinde koşan dev levrekleri gördüğünde yaşadığı haz tüm bu zorluğa değiyor. Issız sahillerde gördüğü manzaralar, akşam sofra başında yaşanan sohbetler de yanına kâr kalıyor.

HAYATIMI DEĞİŞTİRMEYE BİR GECEDE KARAR VERDİM

Alpay, dört yıldır hayatını tamamen amatör balıkçılığa vakfetmiş durumda. Gülerek öyküsünü anlatırken, 2006’da bir gecede “aydınlanma” yaşadığını ve hayatını değiştirdiğini söylüyor. “1992 sonrasında web yazılımcılığı yaptım. En çok okunan web sitelerinden Erkekadam’ı kurdum. uzun yıllar büyük firmalara web çözümleri geliştirdim. Çılgınca çalışıyordum ve çok mutsuzdum. Bir gece yatakta uyumaya çalışırken, çocukluğumda Tuzla’da balık tuttuğum günleri hatırladım. Sabah evdeki sekiz bilgisayarı kamyonete yükleyip depoya gönderdim. Eylüldü, lüfer zamanıydı. Salacak sahiline gittim, oradan bir kamış alıp balıkçıların arasına karıştım. Sonraki bir yılımı Boğaziçi’nde balık tutarak geçirdim. Sabahları herkes işe koşarken ben yüzümü denize dönüp balık tuttum. Bizi köleleştiren hayat biçiminden intikamımı aldım.”
Tekne almak yerine, sahilden avcılığı tercih etti Alpay. Bir yıl sonra, adı balıkçılar arasında efsane gibi dolaşan levreğe yöneldi. Kıyıdan, sahte yemle levrek avcılığını branş seçti. Çünkü bu branş, doğayı iyi gözlemlemeyi, koşulları iyi analiz edip, zeki ve ürkek bir balığı kandırmayı gerektiriyordu, maharet ve zeka istiyordu. Stajını Marmara ve Karadeniz kıyılarında yapıp geçen kış başında Türkiye’nin en zengin denizi Saros Körfezi’ne gitti. “Gurur duyduğum yegane maceram” dediği 21 günlük kıyı safarisine çıktı. Enez sahilindeki bataklık dere ağızlarından başlayıp, Google Earth’ün uydu görüntülerinden saptadığı levreğe uygun tüm koyları, dere ağızlarını yürüdü. Kimi sabahlar eksi iki dereceyi bulan soğukta özel tulumlarıyla yarı beline kadar suya girip avlandı. Safarisini Sebdülbahir’de noktaladı. Ağırlıkları üç kiloya ulaşan sekiz levrek yakaladı. Bu arada sarp kayalara tırmandı, karadan ulaşımın zor olduğu koylara indi. Akşamları köy kahvelerinde halkla sohbet etti, levrek öykülerini dinledi.


GELİBOLU’NUN ZENGİNLİĞİ

“Yapılaşmaya, Akdeniz’deki genel kirlenmeye karşın Türkiye karasularında su altı zenginliğini koruyabilen yegane bölge Saros’tur” diyor Alpay. Körfez, bu nedenle levreğin en bol olduğu sahillerin başında geliyor. Eylülde sahillerdeki su soğuyup, berraklaşınca yazı açıklarda geçiren iri levrekler kıyıya iniyor. Aralık soğuğunda beslenme ihtiyacı artınca saldırganlaşıyor. Eskisi gibi büyük sürüler halinde gezmediği, dinamitle avlanma engellendiği için balıkçılar açısından ekonomik değeri olmayan balıklar amatörlere kalıyor. Köylüler kıyıdan kamışla, kendi icatlerı ‘Gelibolu sahtesi’yle ocak ayının ortalarına kadar ağırlığı 10 kiloyu bulan levrekler avlıyor. En iyi zamanı kasımdan aralık ortasına. Her köyün bir iyi avcısı, avlanmanın ritüeli var. Köylülerle av sohbeti bile bir zevk.”
Cüneyt Alpay, amatörler levrek avcılarına Eceabat ve Gelibolu ilçelerinin sınırındaki iki koyu tavsiye ediyor: Kainbeyli’den ulaşılan Koyun Limanı ve Beşyol kıyısındaki Ece Limanı. Beşyol Köyü, Eceabat’a 25 kilometre uzaklıkta. İki köy arasındaki uzaklık ise 9 kilometre. “Koyun Limanı, içine dere akan 800 metrelik bir koy. Sağ tarafı sarp kayalıklarla son buluyor, sol tarafında avlanmaya uygun kısa bir parkur var. Ece Limanı kayalık burunla bölünen iki koydan oluşuyor. Sağdaki, içine dere akan koy ve devamındaki taşlıklar levrek yerleri. Soldaki koy ise sarp kayalıklardan oluşuyor. Limanın içinde de levrek tutulabilir. Meraklılara Kabatepe’den kuzeye, Büyük Kemikli Burnu’na kadar uzanan sahilde yürümelerini öneririm. Çanakkale Savaşı’nın en kanlı sahnelerinin yaşandığı bu kumsallar görülmeye değer. Özellikle Küçükkemikli ve Büyükkemikli burunları levreğin indiği yerler.”
Alpay, Eceabat’ta konaklayıp, koylara günübirlik gitmenin mümkün olduğunu söylüyor. Bir başka seçenek kamp kurmak... Levrek sahte yemlerinin (rapala) en etkilileri Japonya, Finlandiya, ABD’den ithal edilenler. Fiyatları 10-50 TL arasında değişiyor. Spin kamışların fiyatı ise 45 - 200 TL arasında.

GIRGIRCILAR OKUMADIĞI İÇİN KİTAP YAZDIM

İki ay önce Denizler Kitabevi’nce yayımlanan Balık Avı Hikayeleri’nde Alpay, 2006 sonrasında yaşadığı ilginç öyküleri anlatıyor. Karadeniz levreği uğruna İstanbul’dan Sinop’a gidip tepeler aşmasını, sarp kıyılarda safariye çıkmasını, acemilik şansıyla yakaladığı dev balıkları kaçırmasını esprili bir dille aktarmayı tercih etmiş. 1990’larda yazılarını kurduğu popüler internet sitesinde yayımlarken, bugün anılarını kitaplaştırma gereği duymasını ise esprili bir örnekle açıklıyor: “Ege’nin bir sahil kasabanında uzun yıllar sonra ilk kez uskumru çıkmıştı.

Bunu keşfeden dostumuz avlandığı bölgeyi tüm amatör balıkçılara internetten açıkladı.
İki dev balıkçı teknesi gidip, bölgeyi kuruttu.
Gırgırcılar kitap okumaz. İşte bu nedenle anılarımı internet yerine kitaplaştırdım.”

OTOSTOPLA TÜRKİYE VE AVRUPA’YI GEZDİM

Meraklı bir çocuktum. 1960’ların sonunda Tuzla’dan yazlık aldı ailem. Bölgenin zengin faunasında tüm canlıları merak ediyordum. 128 türden oluşan örümcek koleksiyonum vardı. Balıkları, avcılığı yerel balıkçılardan öğrendim. 15 yaşında, Avusturya Lisesi öğrencisiyken, macera için Büyükada’ya çadır kurmaya giderdim. Boğaziçi Üniversitesi’nde Turizm ve Otel Yöneticiliği bölümünde öğrenim görürken dağcılık kulübüne girdim, tırmanışlara başladım. Sultanahmet’te tanıştığım genç Almanlarla, otostop ve otobüsle Türkiye turlarına çıkardım. 20 yaşında Doğu Beyazıt’tan Kaçkarlar’a, birçok önemli yeri görmüştüm. Yine üniversite yıllarında otobüs ve otostopla Almanya’ya gittim. Almanya ve çevredeki ülkeleri otostopla keşfettim. Uzun yıllar dağ rehberliği yaptım. 1992’de web yazılımcılığına başlayınca gezginliği ve balıkları unutmak zorunda kaldım.

LEVREKÇİLERE TAVSİYELER

* Şafak sökmeden deniz kıyısında olmalısınız, en iyi avlanma saati gün doğumundaki alacakaranlıktır. * Saat 10.00’dan sonra balık yakalama ihtimali azalır. Akşam alacakaranlığı beklemeniz gerekir. * Levreği sahte yemle kandırmak için öncelikle hangi balığın peşinde olduğunu tahmin etmeniz gerekir. Gümüş, sardalye, uskumru şeklinde sahtelerden birini bu öngörüyle seçersiniz. * Işık koşulları da sahte yem seçiminde önemlidir. * Sığ suda oltanın takılmaması için yüzen sahte yemler kullanılır, derin suda ise farklı derinliğe inen sahte yemler mevcuttur. En az 100 sahte yemle ava giderim. İçlerinden en iyisini tecrübe gösterir. * Levrek yakalandığı anda misinayı ani darbeyle kopartmayı ya da galsamalarıyla kesmeyi dener. Boşluk bırakmadan çekmeniz, çok esnek kamış kullanmanız gerekir. * Yanınızda mutlaka kepçe bulundurun, son aşamada kullanın.* Çok lezzetlidir. Size önerim fırında tuza gömüp pişirmeniz ya da sadece domates, zeytinyağı ve limonla buğulama yapmanız.



Kaynak