Sayfa 1/3 123 SonSon
26 sonuçtan 1 ile 10 arası

Konu: Lüferi Başbakan Kurtaracak “Kırmızı Beneklinin Suçu Ne?”

  1. #1
    Meraklı
    Üyelik tarihi
    Sep 2009
    Mesajlar
    11
    Tecrübe Puanı
    12

    FF(ish) Lüferi Başbakan Kurtaracak “Kırmızı Beneklinin Suçu Ne?”

    Sevgili balıkçı dostlar, AQUAPENA ve SÜMDER HABER internet sitelerinde yayınlanan köşe yazım hakkında kıymetli görüşlerinizi bekliyorum.
    Saygılar...
    ---------------------------------------------------------------

    Lüfer tutkunu Hüseyin Eriş Başbakanlık İletişim Merkezi’ne bir mektup yazdı ve olanlar oldu. İlk defa bir başbakan balıkçılıkla ilgili bir konuya el attı. Sayın Başbakanımıza teşekkürler, Hüseyin Eriş’e tebrikler. Böyle bir girişim doğa tutkunu bizleri bahtiyar eyledi.
    Ancak, Sayın Başbakanımızın el attığı konu sadece Lüfer ile bitmiyor maalesef. Her ne kadar lüfer çok değerli bir balık olsa ve nesli tehdit altında olsa da, atladığımız çok önemli bir değerimiz var bizim. Benekleriyle kendine aşık eden alabalıklarımız. Bilimsel adları Salmo trutta fario (Kırmızı benekli alabalık, Dere Alası), Salmo trutta macrostigma (Büyük benekli alabalık, Dağ Alası), Salmo trutta abanticus (Abant alası) gibi 3 tane önemli alabalık türü iç sularımızda yaşam mücadelesi veriyor. Hele bunlardan bir tanesi (Abant Alası) endemik bir türdür. Yani sadece bulunduğu bölgede yaşayan, dünyanın başka hiçbir bölgesinde bulunmayan, ekolojik bir değer demektir. Aynı şekilde ülkemizde yaşayan Dere Alası ile Dağ Alası türleri de dünyanın diğer bölgelerinde yaşayan türdeşlerinden bazı alt özellikleriyle farklılaşmakta ve her bölge için önemli bir ekolojik değer yaratmaktadır.
    Peki, nereden çıktı bu alabalık hikayesi?
    Ülkemiz sularında şu an itibariyle 4 tür (yeni bazı çalışmalara göre 6 tür) alabalık mevcuttur. Bunlardan üçü yukarıda saydığım türler ki bunlar ülkemiz sularının doğal türleridir. Diğeri de kültür balıkçılığının lokomotifi, ucuz protein kaynağımız Gökkuşağı Alabalığı. Bu tür Kuzey Amerika kökenli bir tür olup, hastalıklara, su sıcaklık ve diğer değerlerinin değişimine oldukça dirençli, ortam ve yem adaptasyonu yüksek dominant bir türdür. Hemen hemen tüm akarsularımızda bir veya birkaç alabalık çiftliği kurulmuş durumdadır. Sayesinde bol ve ucuza balık yiyebiliyoruz.
    Neden önemli bu doğal alabalık bu kadar?
    Dünyada sportif olta balıkçılığının ekonomik hacmi 300 milyar dolardır. Evet yanlış duymadınız 300.000.000.000 USD. Bir sürü sıfır var. Bunun sadece 124 milyar doları ABD’dedir. Geri kalanın da çoğu AB ülkelerindedir. Yine dünyada 100 milyonun üzerinde kayıtlı sportif olta balıkçısı vardır ve bu parayı bu insanlar harcamaktadır. Sadece 30 milyonu ABD’dedir. ABD’nin bu kaynaktan topladığı vergi yıllık 17 milyar dolardır. Evet, sadece vergi 25.500.000.000 TL ediyor. Muazzam bir kaynak. Ülkemizde durum nedir biliyor musunuz? Valla işin doğrusu kimse bir şey bilmiyor. En son katıldığım Sportif Olta Balıkçılığı Çalıştayı’nda maalesef bu konuda Tarım Bakanlığı’nın elinde sağlıklı istatistiki veriler olmadığı ortaya çıktı. Bunun en önemli nedeni, belge zorunluluğunun olmaması. TUSOB (Türkiye Sportif Olta Balıkçıları Derneği) başkanı Sayın İsmail Atalay çalıştayda şunu söyledi. “Hiçbir ek yatırım yapmadan, sadece gerekli yasal düzenlemelerle yılda 1-2 milyar dolar hacme hemen ulaşabiliriz.” Bu inanılmaz bir fırsat. Ama tabii ki sularımızda balık kalırsa.
    Peki, tehdit nedir?

    • Son 25 yıldır, doğal türlerimiz çiftliklerden kaçan bu dirençli türle ve bu türün rekabet baskısıyla tanışmıştır. Gökkuşağı alabalığı ve doğal alabalıklar aynı yemlerle beslendiğinden besin rekabetine girdikleri bilinmektedir. Bu da doğal alabalık türleri üzerinde ciddi bir baskı oluşturmaktadır.
    • Bazen resmi kurumların, bazen de yöre halkının başka yörelerden getirdiği egzotik tür dediğimiz balık türleri, girdikleri alanda geri dönülmesi imkansız ekolojik tahribatlar yapabilmektedir. Bu tahribatlardan en çok etkilenenlerden birisi de doğal alabalıklardır.
    • İç sularımızda her ne kadar deniz gibi olmasa da sportif (!) olta balıkçılığı yaygındır. Özellikle tırıvırı, ince gözlü ağlar ile yapılan bu sportif (!) faaliyet sonucunda 10 gramlık yavrular bira mezesine kurban gidiyorlar. Aslen ağ ile bu balığın avcılığı sezon boyu yasak olmasına rağmen.
    • Aynı şekilde normalde sirkülerde günde kişi başına 3 adet, 20 cm. ’den büyük ve 01 Ekim – 31 Mart arası avlanabileceği yazılıyken, yılın her günün 5, 10, 15 cm lik balıklar, onar yirmişer adet avlanarak katledilmektedir.
    • Devam edelim. Ülkemizin enerji ihtiyacını karşılamak (!) için, hemen her su kaynağına HES’ler, sulama göletleri inşa ediliyor. Doğal alabalıkların yaşadığı alana bir tane HES yaptığınızda bu güzelliği belinden bıçaklamış oluyorsunuz. Hem de ona sormadan danışmadan. HES kurulan bir bölgede bu alabalığa hiç yaşama şansı tanınmamış oluyor. “Sen buradan git, ben evde 2 tane fazla ampul yakacağım” demiş oluyoruz.
    • Bitmedi, hemen her akarsuyun yanında veya yakınında mutlak suretle tarımsal faaliyetler oluyor. Aslen bazı zor arazi şartlarında şanslı olanlar olsa da genelde tarımsal faaliyetlerin buralarda yoğunlaştığını biliyoruz. Tarımsal faaliyetler önemlidir, çünkü tarım için gübre kullanılır. Tarım için bol bol ilaç kullanılır. Bu ilaçlar, gübreler de toprağa ve dolayısıyla da suya karışırlar. Alabalıklar için toksik etkisi yaratan bu maddeler bir darbe daha vuruyor.
    • Biter mi hiç, bu akarsuların doğduğu kaynakların bulunduğu alanlar çoğunlukla kırsal alanlardır. Bu alanlarda bulunan yerleşim yerlerinin hemen hiç birinde atık su yönetimi yoktur. Lavaboda elinizi yıkadığınız sabunlu su da, mutfakta kullandığınız deterjan da, tuvaletteki artıklarımız da bu sulara öylece boşalıyor. Kendi evimizi temiz tutacağız diye bu yavrucakların yuvasını pisletiyoruz. Onları kendi yuvalarında öldürüyoruz.

    Peki, neler yapılabilir?

    • Mevcut Gökkuşağı Alabalığı üreticisi olup da doğal alabalık kaynaklarında üretim yapan işletmelere maddi kaynak (Hibe, kredi, AR-GE Desteği) ayrılarak, işletmelerin Gökkuşağı Alabalığı yanında her bölgenin kendi başat türünü de üretmesi sağlanabilir. İşletmeden kaçan doğal alabalıklar bölge sularının doğal olarak balıklandırılmasına katkıda bulunacaktır.
    • Hemen her bölgede bir Su Ürünleri Fakültesi, Balıkçılık Teknolojisi Fakültesi veya Su Ürünleri Meslek Yüksek Okulu var. Bu işletmelerin fiziki koşulları uygun olanlarına proje desteği verilerek, balıklandırma çalışmaları için rezervuar yönetimi desteği sağlanmalıdır. Örneğin bu konuda pilot bir çalışma yapan Süleyman Demirel Üniversitesi Aksu MYO ve ona destek veren Eğirdir Su Ürünleri Fakültesi ile Eğirdir Su Ürünleri Araştırma Enstitüsü’ne ciddi destek verilebilir. Bu çalışma ülkenin her yerinde örnek olabilir.
    • Adı sportif olup da kendi balıkçılık bile olmayan iç sulardaki alabalık katliamına hemen dur denmelidir. Bunun için yasal yaptırımlar olmasına rağmen yeterli denetim ve örnek oluşturacak uygulamalar yoktur. Çoğunlukla Jandarma bölgesine giren bu alanlarda ciddi denetimler yapılması için İç İşleri Bakanlığı’nın talimat yayınlaması yeterli olacaktır. Aynı şekilde yöre halkı da bu konuda eğitilmeli ve gördüklerini ihbar edebilmelidir.
    • Sirkülerde belirtilen boy ve adet ölçüleri, bölgesel bazda değerlendirilmelidir. Çünkü bazı derelerde neredeyse bu türler yok olmak üzeredir. Hatta mümkünse 2-3 yıl bu balığın avcılığı kesinlikle yasaklanmalıdır. 3 sene bir rahat etsin havyancağızlar.
    • Ülkemiz enerji ihtiyacını karşılamak için kurulan HES’lere sözümüz yok. Ama Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanımız hem enerjiden hem de tabii kaynaklardan sorumlu olduğunu unutmamalı. Bu kaynaklara HES kurulmadan önce, konu bilimsel platformlarda tartışıldıktan sonra faaliyete geçilmeli. Bu konuda kendini yetiştirmiş bol miktarda akademisyen memlekette var, merak etmeyin. Aynı şekilde kurulmasına karar verilen HES’lere mutlaka “BALIK GEÇİTLERİ” yapılmalıdır. Ama 6 metre yükseklikte değil. Bir insanın zıplayamayacağı yükseklikten balığın zıplamasını bekleyemezsiniz. Aslen bu konuda DSİ’nin kendi çıkardığı kitap da var. Ama uygulamada olan bir şey yok. Bana kalırsa yeterince Su Ürünleri Mühendisi yok ellerinde. HES’leri sadece İnşaat Mühendisi yapıyor. İşe sadece fiziki yapı olarak bakıyor. Yanlarına bir de Su Ürünleri Mühendis alsalar fena mı olur? Balıklar adına bir iki çift laf söyleyebilir.
    • Tarımsal faaliyetleri kaldırmamız mümkün değil. Aç kalırız alimallah. Ama bu şekilde önemli ekolojik değerlerin bulunduğu alanlarda “ORGANİK TARIM” desteklenmeli. Ama öyle böyle destek değil. Sadece bu tür alanlara özel, hibe oranı yüksek desteklemeler. Memlekette bir sürü yetişmiş Ziraat Mühendisi var. Bu adamcağızların birçoğu işsiz. Görevlendir bunlar o alanlara. Her bölgeye uygun organik tarım ürünlerini belirlesin ve çiftçiye destek versinler.
    • Son olarak da kırsal belediyeler için mutlaka Atık Su Yönetimi Çalışması yapılmalıdır. Birim bazında baktığımızda küçük gözüken bu kirlenme, uzun zaman dilimlerinde ciddi tahribatlara neden olmaktadır. Küçük belediyeler için AB hibe fonları kullandırılmalıdır.

    Özetle, sevgili vatandaşımıza ve Sayın Başbakanımıza teşekkür ettik. Ama yarım ağız etmiş olduk. Lüfer öz evlat muamelesi görürken Dağ Alası, Dere Alası, Abant Alası üvey evlat muamelesi görmemeli. Buna bir ağabey olarak Lüfer de üzülür, Alabalık da. Başbakanımız Lüfere el attığı gibi, Kırmızı Benekliye de el atmalıdır. Yoksa biz de yeni bir dizi çekmek zorunda kalacağız. “Kırmızı Beneklinin Suçu Ne?”
    Saygılarımla.
    Cem KADEŞ
    Su Ürünleri Müh.
    www.aquapena.com
    Cem KADEŞ
    Su Ürünleri Müh.

    www.aquapena.com

  2. #2
    __kaptan nazan__ kaptan nazan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Mesajlar
    1.056
    Tecrübe Puanı
    0

    Standart

    çok haklı bir sesleniş içindesiniz !!!
    inşallah lüferi evlat kabul eden sivil toplum kuruluşlarımız aynı hassasiyeti bu güzel canlı içinde gösterirler .
    bütün su canlıları hepimizin evladıdır .
    YA SEV ,YA TERKET !!!!

    Benim yaradılışımda fevkalade olan bir şey varsa ;TÜRK olarak dünyaya gelmemdir !!!

  3. #3
    Reİs Burhan Reis - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Yaş
    59
    Mesajlar
    5.695
    Tecrübe Puanı
    933

    Standart

    Alıntı buranaki Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Hidroelektrik Santral projesine tepki

    Rize'nin Hemşin ilçesinde yapılması planlanan hidroelektrik santral (HES) projeleri, sivil toplum örgütleri ve yurttaşlarca protesto edildi.


    Rize- Hemşin'de yapılması planlanan Yeşiltepe Regülatörü ve HES projesi için, yapımcı firma tarafından Hemşin Belediyesi toplantı salonunda Çevre Bölgesel Etki Değerlendirme Toplantısı yapılması planlandı. Rize Çevre ve Orman İl Müdürü Sabit Kandemir'in de katılmak amacıyla Hemşin'e geldiği toplantı, firmanın daha önce belediyeye izin başvurusu yapmaması ve belediyenin salonda toplantı yapılmasına izin vermemesi nedeniyle yapılamadı.

    Öte yandan toplantıyı protesto etmek amacıyla ilçede bulunan sivil toplum örgütü üyeleri ve yurttaşlar, Hemşin Belediyesi önünde toplanarak firmaya tepki gösterdiler, slogan atarak firma yetkililerini protesto ettiler. Bazı yurttaşlar, ilçede HES yapılmasına izin vermeyeceklerini söyledi. Kantarlı, Hilal ve Çamlıtepe Köyleri Dernekleri Birliği adına açıklama yapan Hasan Küçük, bölgede yapılması planlanan HES'ler ile su kaynaklarının kirletileceğini, çevrenin tahrip edileceğini, ekonomik faaliyetlere geri dönülemez şekilde zarar verileceğini söyledi.

    Davanın tüm Hemşinliler'in davası olduğunu ifade eden Küçük, ''Bu nedenle bu dava için hep birlikte mücadele etmeliyiz. Bölge insanını dikkate almadan yapılan projeler kabul edilemez. Ayrıca yapılması planlanan HES'ler heyelanlara da neden olabilecektir'' dedi.

    Rize genelinde 94, Hemşin'de ise 3 HES projesi bulunduğunu bildiren Küçük, ''Bu da ne büyük bir tehlike ile karşı karşıya olduğumuzu ortaya koyuyor. İlçede yapılacak olan santralden elde edilecek enerji, ülkenin kayıp kaçak elektrik kullanım oranının sadece 10 binde biri. Yani çok önemsiz bir enerji miktarı elde edilecek. Biz enerjiye karşı değiliz. Ama bölgenin tahrip edilmesine karşıyız'' diye konuştu.

    Hemşin Sosyal Sorumluluk ve Gelişim Derneği Başkanı Musa Abay ise dünyada su kaynakları ve oksijenin azaldığını savunarak, ''Böyle bir olgu varken Hemşin gibi dünyada nadir bulunan bir yerin tahrip edilmesine izin vermeyiz. 'Yakın zamanda su savaşları olacak' deniyor. Oysa bölgemizde su savaşları zaten başladı. Burada yapılan, enerji üretimi amaçlı bir olay değil. Su havzalarına sahip çıkma amaçlı bir olay yaşanıyor'' ifadesini kullandı.

    Konuşmaların ardından yurttaşlar, belediye binası önünde ve Hemşin Deresi'nin içinde horon oynadılar.27 Eylül 2010



    Kaynak


    Sıra geldi doğa harikası derelerimizi peşkeş çekmeye.
    HES'ler ile su kaynaklarının kirletilecek çevre tahrip edilecek, ekonomik faaliyetlere geri dönülemez şekilde zarar verecektir.
    Burada yapılan, enerji üretimi amaçlı bir olay değil. Su havzalarının paylaşımıdır.
    (HES) projeleri, sivil toplum örgütleri ve yurttaşlarca yapılan protestolarına canı gönülden katılıyor ve destekliyorum.
    HES Projeleri yeniden gözden geçirilsin .Daha çevreci santral projeleri hayata geçirilsin.Rüzğar santralleri gibi.
    QUOTE=buranaki;52987]ÇMO: Tedbir yetmez, HES'ler iptal edilmeli

    Çevre mühendisleri, Çevre ve Orman Bakanlığı ile Devlet Su İşleri'nin hazırladığı HES raporunda, sorunun "tedbir alınmaması" ile açıklanmasına tepki gösterdi. ÇMO İstanbul Şube Sekreteri Emine Girgin, tedbir alınsa da HES'lerin doğada geri dönüşü mümkün olmayan tahribatlara yol açtığı görüşünde.





    İSTANBUL- Çevre ve Orman Bakanlığı ile Devlet Su İşleri (DSİ)'nin Rize'deki vadilerde inceleme yaparak hazırladığı HES raporu, çevre örgütlerini haklı çıkardı.

    Raporda "HES'lerin doğada büyük tahribat yarattığı" belirtiliyor: "Mevcut HES inşaatları nedeniyle açılan su iletim tünelleri ve cebri boruların geçtiği alanlardaki hafriyatların gelişigüzel eğimli arazilere bırakılmasıyla orman alanlarında büyük tahribatlar oluştu. Dere yatakları doldurularak, su akım rejimi ve kalitesi olumsuz etkilenmektedir. Yapılan çalışmalarda gerekli tedbirler alınmadığı için çevre kirliliği oluştu, işletmeye geçmiş tesislerde dere yatağına bırakılacak ihtiyaç suyunun yetersiz, balık geçitlerinin de hiç yapılmamış ya da uygun inşa edilmediği görüldü."

    Bakanlığın raporunda, "HES inşaatlarının düzenli olarak denetlenmesi, dere yataklarına debi ölçer cihazı konulması, koymayan şirketlere cezai işlem uygulanması, havza değişikliği teklif edilen projelere sıcak bakılmaması" gibi öneriler de yer alıyor.

    ÇMO: PROJELER İPTAL EDİLMELİ


    Çevre ve Orman Bakanlığı raporunda, HES'lerin uygun yapılmadığı için doğada tahribat yarattığı belirtiliyor ancak çevre mühendisleri aynı görüşte değil. ETHA'ya konuşan Çevre Mühendisleri Odası İstanbul Şube Sekreteri Emine Girgin, HES'in suyun bir bölümünü tutsa da geri kalan kısımda ekolojik dengenin sürmesini sağlayacak miktarda su olmadığına dikkat çekti ve projelerin iptal edilmesi gerektiğini belirtti.

    BALIKLAR ÖLÜYOR, DERELER KURUYOR

    Girgin, HES'lerin doğada geri dönüşümü mümkünün olmayan tahribatlar yarattığını söyledi. Girgin, HES'in suyun bir bölümünü tutsa da geri kalan kısımda ekolojik dengenin sürmesini sağlayacak miktarda olmadığına dikkat çekti. Girgin, bu nedenle balık ölümleri, bölgedeki tarım ürünlerinde düşme, toprağın verimliliğini kaybetmesi ve derelerin kuruma riski olduğunu ifade etti.

    Oluşan zararlar nedeniyle insan ve diğer canlıların çevreden göç etmek zorunda kaldığını belirten Emine Girgin, Bakanlığın raporunda tahribatların "tedbir alınmaması" ile açıklandığını ancak tedbir alınsa da olumsuz etkilerin giderilmeyeceğini vurguladı.

    ÇMO şube sekreteri, şöyle devam etti: "Bakanlığın görüşü 'burada bir ihmalkarlık var, biz bunları ortadan kaldıralım ve HES projelerine devam edelim. Nasılsa en temiz ve en iyi enerji, çevreye en zararsız enerji' şeklinde. Biz oda olarak bunu doğru bulmuyoruz. Suya müdahale ettiğinizde oradaki canlıların ihtiyacı olan suyu tutup başka bir yere taşırsanız, oranın doğasını tahrip etmiş olursunuz. Dolayısıyla geri dönüşü mümkün olmayan zararlarla karşı karşıya kalınır."

    1800 PROJE VAR


    Bakanlığın gündeminde 1800 tane HES projesi olduğunu hatırlatan Emine Girgin, bu projelere göre bir nehrin üzerinde ard arda birkaç tane baraj yapımı söz konusu olduğunu söyledi. Girgin, çevre tahribatının önlenmesi için HES projelerinin iptal edilmesi gerektiğini belirtti.

    ..............
    22 Mart Dünya Su Günü nedeniyle 'Türkiye HES Raporu' başlıklı bir rapor hazırlayan TTKD (Türkiye Tabiatını Koruma Derneği) Antalya Şubesi, son günlerde Türkiye'nin gündeminden düşmeyen HES'lerle ilgili çarpıcı ayrıntılara yer verdi. Raporda HES gerçeğinin toplumdan saklandığı vurgulanırken enerji gerekçesiyle Türkiye'nin derelerinin satıldığı öne sürüldü.
    TTKD Antalya Şube Başkanı Hediye Gündüz'ün açıkladığı raporda, Türkiye'nin kırsal bölgelerinde yaşayan halkın yaşamını etkileyen geniş kapsamlı iki kanunun öne çıktığının vurgulandı. Raporda, su kaynaklarının kullanım hakkının özel sektöre devredilmesini öngören Su Kullanım Anlaşmalarıyla, Maden Yasası'nın yarattığı tahribata dikkat çekildi. Bu iki yasanın ülkenin doğal kaynaklarını paylaşmaya dönük olduğunun vurgulandığı raporda, 'Dünyada kalkınma sağlayan ülkeler başlangıçta kendi kalkınmaları için başka ülkelerin kaynaklarını kullanmış ve gelişme sürecinde kendi ülkelerinde yıkım yapmamışlardır. Özellikle yıkımdan en çok etkilenen kıta Afrika olmuştur. Şu anda bile Afrika'da çok ciddi maden çıkarma faaliyetleri vardır. Günümüzde ise kalkınma için sömürgesi olmayan bizim gibi ülkelerin kendi öz kaynaklarını kullanarak kalkınma sağlaması gerekmektedir' ifadelerine yer verildi.

    DERELERİMİZ ENERJİ BAHANESİYLE SATILIYOR!
    Türkiye'deki HES'lerin enerji üretmek amacıyla yapılmadığının belirtildiği raporda, 'HES yapıp işletecek olan şirketlerin, baraj göllerindeki suyun kullanım hakkını da tümüyle ele geçirecek olması büyük önem taşımaktadır. Gelecekte enerji üretmekten çok, küresel ısınmayla birlikte daha da değerlenecek olan suyun pazarlanma konusu, bu yapımcı şirketlerin iştahını kabartmaktadır. Günümüzde ve gelecekte doğru kullanılmazsa 'petrol kavgalarının' yerini 'su kavgalarının' alacağı artık herkesçe tahmin edilmektedir. Bu da, enerjinin bahane edilerek derelerimizin birer birer satılmasını gündeme getirmektedir. Özel sektörle 'su kullanım anlaşmalarının' yapılması, suyumuza el koyma hesapları olarak ortaya çıkmaktadır. Yapacakları HES'lerle doğamızı yok edecekler ve birçok insanın yaşamını sürdürdüğü bu vadilerden de göç etmelerine neden olacaklardır. Yaşam için vazgeçilmez olan su, ulus ötesi şirketler ve onların yerli ortaklarına verilecektir. Bunun yanında bu işleri de Devlet Su İşleri'ne yaptırılarak ülkemizdeki suların pazarlanmasında devlet kurumu olan DSİ aracı kurum durumuna getirilecektir' denildi.

    HES'LER SUSUZLUĞA NEDEN OLACAK
    Suyun paylaştırılması sonucu insansızlaştırılan alanlarda madencilik görüntüsüyle ülkenin doğal değerlerinin paylaşılarak yağmalandığının belirtildiği raporda, Artvin'deki gelişmeler buna örnek olarak gösterilerek şöyle denildi: 'Santrallerin yapılmasıyla birlikte yörede yaşanan susuzlukla birlikte halk kısa bir süre içerisinde yüzyıllardır yaşadığı bölgesinden göçmeye başlamış ve yöre de hızla madencilik çalışmaları başlamıştır. (En çok korkulan durum Artvin'de oluşmaya başlamıştır) Önümüzdeki dönemde bu manzara tüm ülkemizde önümüze çıkmaya başlayacaktır.'

    ÇED KAPSAM DIŞI BIRAKILARAK YAĞMAYA ZEMİN HAZIRLANDI!
    Tahkim Yasası'yla birlikte Türkiye'de yapılacak faaliyetlere uluslararası bir hüviyet kazandırıldığının altı çizilen raporda, 'özellikle madencilik ve doğaya uymayan faaliyetleri bu kapsama almak yağmalama faaliyetine büyük kolaylık getirecektir. Tahkim yasası bu nedenle çıkarılmıştır' vurgusu yapıldı. ÇED Yönetmeliği'nin sınırlarının daraltıldığına da dikkat çekilen raporda, ÇED'in doğa ve yaşam dengesinin korunarak kalkınmada en önemli dayanak olduğunun altı çizilerek, özellikle madencilik ve enerji faaliyetlerinde ÇED'in neredeyse kullanılmaz hale getirildiği ve yağmaya zemin hazırlandığı ifade edildi.

    HES GERÇEĞİ TOPLUMDAN SAKLANIYOR!
    Türkiye'nin neredeyse her bölgesinde köy, kasaba, şehir ve beldelerde büyük eylemlere ve çalışmalara neden olan iki yasadan biri olan HES yasası nedeniyle yakın gelecekte çok büyük çevre felaketlerine gebe olunduğunun altı çizilen raporda, Türkiye'de 1600 civarında HES projesinin varlığının söz konusu olduğu vurgulanarak dünyanın alternatif enerji kaynaklarına yöneldiği bir dönemde, Türkiye'deki yatırımcıların HES lisansı bekledikleri vurgulandı. Türkiye'nin su fakiri bir coğrafyada yer aldığının hatırlatıldığı raporda, biyolojik çeşitlilik konusunda dünyadaki en önemli ülkelerden biri olması nedeniyle suyun ticarileştirilmesinin toplumun aleyhine olduğunun altı çizilirken bölgelere göre Türkiye'nin HES gerçeği de gözler önüne serildi.

    NEREDE KAÇ HES PROJESİ VAR?
    Türkiye'nin en çok yağış alan bölgesi olan Karadeniz'deki HES projesi sayısının 341 olarak açıklandığı raporda, Akdeniz bölgesi 225, Doğu Anadolu 30, Güney Doğu Anadolu 20 olmak üzere ülke genelinde toplam 1600'den fazla proje olduğu belirtildi. HES yapılacak su kaynakları arasında, Finike'deki Alakır Çayı, Isparta'dan doğup Antalya'dan denize dökülen Köprüçay, Kaş Kıbrıs Deresi, Kaş Gömbe Çayı, Finike Akçay Deresi, Isparta Aksu Çayı, Köyceğiz Yuvarlakçay, Rize Fırtına Deresi, Tunceli Munzur Çayı gibi yüzlerce dere ve ırmak yer alırken bir çok vadinin yaban hayatı sahası ve doğal park statüsünde bulunuyor.

    İŞTE RAPORDAN ÇARPICI SATIR BAŞLARI:
    Türkiye'nin HES'ler için uygun bir coğrafya olmadığının altı çizilen raporda, suyun ticarileşmesinin önünü açan bu girişimlerin Türk halkının aleyhine olduğu vurgulanırken, ayrıca şu görüşlere yer verildi:
    -DSİ'nin yapmış olduğu planlamalarda bir dere üzerinde yapılan HES miktarları Suyun kullanım hakkı devredildikten sonra birdenbire artmaktadır.
    -Suyun kullanım hakkını devralan şirket suyu sonuna kadar kullanmayı istemekte ve suyu son damlasına kadar HES için planlamaktadır. Tahsisler bilinçli olarak güçlü şirketlere yapılmaktadır.
    -İkizdere örneğinde olduğu gibi dere boyunda can suyu dahi bırakılmadan HES'ler kurulmak istenmektedir. (İkizdere'nin dere uzunluğu 74 kilometredir ve bu alan üzerinde toplam 21 adet HES kurulması hedeflenmiştir) Hedefi koyan Çevre Bakanlığı ya da devlet değil, kar amacıyla suyun kullanım hakkı devralmış olan şirket-şirketlerdir. Şirketlerin kuruluş amaçları kar olduğu için ortak toplumsal menfaatler ya da üstün kamu yararı gözetilmesi beklenemez.
    -HES tahsisleri topluma 'yatırımı kolaylaştırıyoruz' adı altında manipüle edilmektedir.
    İşlevsiz hale getirilen ÇED, bütün doğa koruma yasalarının görmezden gelinmesi ile başlayan süreçle yapılan hızlı tahsislerin ardından halk, ardındaki büyük yıkımı ve büyük planı ancak yaşadıkça kavrayabilmektedir. Bu durum Karadeniz'de yapılacak HES'lerde açıkça görülebilir. Başlangıçta karşı çıkmayan halk, olayları yaşadıkça tavrını değiştirmekte ve doğa yanında yer almaktadır.
    -Hes'lerin yapıldığı tüm tahsisler, genellikle el değmemiş vadiler ve eşsiz doğal alanlardır. Türkiye'de el değmemiş doğal alanlar eşsiz bitki, ağaç ve orman varlığını barındırmaktadır. Bu açıdan bakıldığında Türkiye'ye HES'lerin vereceği orman ve dolayısıyla ağaç tahribatı tahminlerin ve hesapların çok ötesinde olacaktır.
    -Örneğin Alakır Çayının her yanı ormanlarla kaplıdır. Karadeniz yine öyledir. Karadeniz'de tünelleri geçirecekleri güzergahlara ulaşabilmek için yeni 4-6 metre genişliğinde, 15 metre yüzey alanda yol çalışması yapılması gerekmektedir. Yolların uzunluğu kilometrelerce ise hektarlarca alanda çalışma demektir. Bu da hektarlarca alanda ağaç kesimini getirecektir. Bu nedenlerle tam anlamıyla ağaç katliamları yaşanacaktır.

    YABANCI BANKALAR HES KREDİSİ VERİYOR!
    -Ülkemizde yapılacak HES'lerde kullanılacak krediler bankalardan alınacak kredilerdir. Birçok bankanın ortakları yabancı bankalardır. Ve ülkemizde tahkim işleyen bir süreçtir. Bu durumda bankalarla yapılan anlaşmalar büyük önem taşımaktadır. Yerli kaynaklarla yerli enerji üreteceğiz başlığı altında kaynakların yerli olmaması yanında suyun en kolay ve en gizli şekilde yabancı kaynaklara geçmesinin önü açılmış olacak ve yine dışa bağımlılığımız değişmeyecektir.
    -Hidrolik Santraller için, Sanayi İşadamları Derneğinin (HESİAD) Çevre ve Orman Bakanlığı'na rapor sunarak; Sivil toplum örgütlerini yöre insanını kışkırtmakla ve Tabiat ve Kültür Varlıklarını Koruma Kurulları'nı etkilemekte diyerek suçlamaktadır.(Radikal Gazetesi)
    -Toplumun ortak değerlerin savunan kişi ve grupların bu şekilde suçlanması ve Bakanın kendi çalışma alanında kendi bakanlığına destek olanlara sahip çıkmaması bir handikaptır ve bilinçli olarak yapılmaktadır. Toplumda, değerlerini koruyanlara saldırarak yılgınlık yaratmak hedeflenmektedirler.


    Netten alıntıdır.
    [/QUOTE]
    Alıntı buranaki Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    HES Raporundaki acı gerçekler!
    Çevre ve Orman Bakanlığı ile DSİ yetkililerinin Rize'deki vadilerde inceleme yaparak hazırladığı rapor, çevrecileri haklı çıkardı: HES doğaya büyük tahribat verdi......


    Vadilerde yapımı süren hidroelektrik santral inşaatlarını yerinde inceleyen Çevre ve Orman Bakanlığı ile Devlet Su İşleri yetkililerinin hazırladığı raporda, ‘doğada büyük tahribatlar oluştuğu’ görüşüne yer verildi. HES inşaatlarının her ay denetlemesi için oluşturulan kurul da, doğayı tahrip eden 15 enerji şirketine 513 bin lira para cezası kesti.
    Rize’deki vadilerde yapımı süren hidroelektrik santral (HES) inşaatlarını inceleyen Çevre ve Orman Bakanlığı ile DSİ yetkilileri, mevcut durum ve alınacak önlemlerle ilgili rapor hazırladı. Yetkililerin hazırladığı ve doğada büyük tahribatlar oluştuğu görüşüne yer verilen rapor çevreci kuruluşların bugüne kadar öne sürdüğü iddiaları da doğruladı.
    Raporda şöyle denildi:
    “Mevcut HES inşaatları nedeniyle açılan su iletim tünelleri ve cebri boruların geçtiği alanlardaki hafriyatların gelişigüzel eğimli arazilere bırakılmasıyla orman alanlarında büyük tahribatlar oluştu. Dere yatakları doldurularak, su akım rejimi ve kalitesi olumsuz etkilenmektedir. Yapılan çalışmalarda gerekli tedbirler alınmadığı için çevre kirliliği oluştu, işletmeye geçmiş tesislerde dere yatağına bırakılacak ihtiyaç suyunun yetersiz, balık geçitlerinin de hiç yapılmamış ya da uygun inşa edilmediği görüldü.”

    Alınması gereken önlemler
    Raporda yapımı devam eden hidroelektrik santrallar için alınması gereken önlemlerden bazıları şu şekilde sıralandı:
    1- Projelerin sürdüğü alanlarda DSİ ile Çevre ve Orman Müdürlüğü ve Tarım Müdürlüğü yetkililerinden oluşan bir kontrol kurulu oluşturulmalı, inşaatlar her ay düzenli olarak denetlenmeli.
    2- HES projelerinde dereye bırakılacak can suyunun kontrolü amacıyla dere yataklarına debi ölçer cihazı konulmalı. Bu cihaz verileri düzenli olarak takip edilmeli, cihaz yerleştirmeyen şirketlere de cezai işlem uygulanmalı.
    3- Bundan sonra havza değişikliği teklif edilen projelere sıcak bakılmamalı. Dereler, havzasında akarak değerlendirilmeli. Kanal tipi planlanan projelere tünel tipi proje önerilmeli, bu projenin uygun olmaması halinde de o bölgede HES yapımından vazgeçilmeli.
    4- Balık geçitleri ile ilgili uygulamalar projelerde yer almalı ve uygulanmasında hassas davranılmalı.
    5- Dere yataklarına bırakılacak can suyu miktarı, son 10 yılın ortalamasının yüzde 10’u olmalı.
    6- Enerji nakil hatlarında öncelikle mevcut hatlar kullanılmalı, bunun mümkün olmadığı durumlarda, her projeden bir hat çekilmesi yerine bütün havzayı geçen ve tesislerin bu hatta bağlandığı bir iletim hattı projelendirilmeli.
    7- EPDK proje sahiplerinden gerekli taahhütleri almalı ve uymayanlara gerekli yaptırımlar yapılmalı.
    8- Proje sahipleri işe başlamadan önce kontrol kuruluna bilgi vermeli ve bilgi vermeden işe başlamamalı.
    Bu arada oluşturulan HES Kontrol Kurulu’nun yaptığı denetimlerde, doğayı tahrip eden ve gerekli önlemleri almayan 15 enerji şirketine 513 bin lira para cezası kesildi. Rize Çevre ve Orman Müdürü Sabit Kandemir, oluşturulan kurulun bundan böyle her ay inşaat sahalarında denetim yapacağını belirterek, doğayı tahrip eden çalışmalara karşı gerekli cezai yaptırımların uygulanacağını söyledi.


    Alıntı buranaki Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    'olmayan Balıkları Tutmak mı Yasak?'
    2010-07-08 -
    Çevre ve Orman İl Müdürlüğü'nün, hidroelektrik santral (HES) inşaatı yapan bir enerji şirketinin sponsorluğunda, 'Bu derede balık tutmak yasaktır' tabelaları yaptırması çevrecilerin tepkisine neden oldu. Derelerin Kardeşliği Platformu Dönem Sözcüsü Ömer Şan, asli görevi doğayı korumak olan Çevre ve Orman Müdürlüğü'nün, HES inşaatıyla doğaya geri dönüşümsüz zararlar veren bir enerji şirketi ile işbirliği halinde bu tür tabelalar hazırlatmasının etik olmadığını belirterek, "Kuruyan derelerde olmayan balıkları tutmak mı yasak?" diyerek tepki gösterdi.

    Çayeli İlçesi Senoz Vadisi'nde 43 megavat kurulu gücünde Uzundere hidroelektrik santral inşaatı yapan Karadeniz Enerji firmasının sponsorluğunda, 'Bu derede balık tutmak yasaktır' yazılı 50 tabela yaptırıldı. Rize Çevre ve Orman İl Müdürü Sabit Kandemir, firma adının da yer aldığı tabelaların balık tutmanın yasak olduğu özellikle Fırtına Vadisi ile SİT alanı olan diğer vadilere konulacağını belirtti.

    KURUYAN DERELERDE, OLMAYAN BALIKLAR

    HES inşaatı daha önce Rize İdare Mahkemesi tarafından durdurulan ve yöre halkının çevreye verdiği zararlar nedeniyle hakkında iki kez suç duyurusunda bulunduğu enerji şirketinin, Çevre ve Orman Müdürlüğü'nün yaptırdığı tabelalara sponsor olması çevrecilerin tepkisine neden oldu. Derelerin Kardeşliği Platformu Dönem Sözcüsü Ömer Şan, asli görevi doğayı korumak olan Çevre ve Orman Müdürlüğü'nün, yaptığı HES inşaatı ile doğaya geri dönüşümsüz zararlar veren bir enerji şirketi ile işbirliği halinde bu tür tabelalar hazırlatmasının etik olmadığını söyledi. Şan şöyle konuştu:
    Çevre ve Orman Bakanlığı ile DSİ yetkililerinin santral inşaatları ile ilgili hazırladığı ve kamuoyuna duyurulan raporlarında, canlı yaşamın sürdürülebilmesi için gerekli can suyunun dereye bırakılmadığı tespit edildi. Balık ve derelerdeki canlı yaşam tehdit altındayken, bu tabelalar neye hizmet ediyor? Dereler kurutularak balık yaşamı yok edilirken, hangi balıkların tutulmasının yasak olduğunu merak ediyoruz. Kuruyan derelerde olmayan balıkları tutmak mı yasak? Su, bulunduğu ortama hayat veren eko sistemin bir parçasıdır. Enerji üretim kaynağı olarak görülemez. Çevre ve Orman Müdürlüğü kuruluş temasında belirtilen doğayı koruma görevi adına vadilere geri dönüşümsüz zararlar veren santral inşaatlarını bir an önce durdurmalıdı
    Alıntı aFaLa Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster


    Hükümet, Trabzon Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nun sürpriz bir kararla Rize’nin İkizdere Vadisi’ni doğal sit alanı ilan etmesine yasa tasarısıyla rest çekti. TBMM’ye sunulan “Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu Tasarısı”yla mevcut doğal sit ilan edilmiş alanların statüsü sona erdirilecek. Doğal sit ilan etme yetkisi Çevre ve Orman Bakanlığı’na devredilecek. Böylece, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın “önümüzü kesiyorlar” dediği İkizdere Vadisi’nin doğal sit ilanı kararının iptal edilmesi ve 22 HES barajının yapılması yolu açılacak. Çevre örgütleri isyan ettikleri düzenleme için “Anadolu’nun ölüm fermanı” nitelendirmesinde bulundu.

    MEVCUT SİTLER
    Bakanlar Kurulu’nda onaylanan “Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu Tasarısı” TBMM’ye sunuldu. Tasarıya eklenen geçici maddelerle doğal sit alanı ilan yetkisinde radikal değişiklikler yapıldı.
    Tasarıya göre, mevcut doğal sit ilan edilmiş alanların statüsü sona erdirilecek. Sona erdirme kararını Çevre ve Orman Bakanlığı Müsteşarı’nın başkanlık edeceği “Ulusal Biyolojik Çeşitlilik Kurulu” verecek.

    Çevre Bakanlığı Müsteşarı’nın başkanlık edeceği 20 kişilik Kurul’da sadece 4 akademisyen ve bakanlıkça belirlenecek 2 sivil toplum kuruluşu temsilcisi bulunacak. Kurulun geri kalan üyeleri bürokratlardan oluşacak.
    Bakanlık müsteşarı ya da yardımcısı başkanlığında, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürü, Çevre Yönetimi Genel Müdürü, Ağaçlandırma Genel Müdürü, Orman Genel Müdürü, Özel Çevre Koruma Kurumu Başkanı, DSİ Genel Müdürü, Tarım Koruma Kontrol Genel Müdürü, Tarım Araştırmaları Genel Müdürü, Tarımsal Üretim Genel Müdürü, Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürü, Enerji Bakanlığı Maden İşleri Genel Müdürü, Enerji İşleri Genel Müdürü, Bayındır Bakanlığı Teknik Araştırma Genel Müdürü veya yardımcıları kurul üyesi olarak görev yapacak.
    Kurul, sulak alanlar, özel çevre koruma bölgeleri, milli parklar, tabiat parkları, tabiat anıtları, tabiatı koruma alanları, yaban hayatı koruma ve yaban hayatı geliştirme sahaları, orman rejimine tabi alanlar dışında kalan alanlardaki tescili yapılmış doğal sit ve tabiat varlıklarını değerlendirmeye alacak.
    Kurul, mevcut doğal sit alanlarından koruma özelliği taşımadığına karar verdiklerinin statülerini sona erdirecek. Böylece Kurul bir süre önce doğal sit ilan edilen ve Başbakan’ın büyük tepkisi çeken İkizdere Vadisi için de yeniden karar verme yetkisine sahip olacak. Kurul, İkizdere’nin doğal sit alanı ilan kararının yanlış olduğuna karar vermesi halinde bölgede 22 HES barajının yapılmasının yolu açılmış olacak.
    Tasarıya göre sadece UNESCO Kültürel Miras Listesinde yer alan sitlerin idaresi Kültür ve Turizm Bakanlığı’na ait olacak. Tasarı’nın ilgili madde gerekçesinde bu uygulama için “kanun yürürlüğe girdiğinde, önce ilgili kanunlarla koruma altına alınmış ve koruma stütüsü almış alanların yeniden değerlendirilmesi uygun olacaktır” denildi.
    Doğal sit alanı yetkisiyle yetinmeyen Çevre ve Orman Bakanlığı, tasarıyla, Turizm Teşvik Kanunu’na göre kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgesi ve turizm merkezi olarak ilan edilecek yerler için Çevre ve Orman Bakanlığı’nın uygun görüşünü alma şartı getirdi.
    Çevre ve Orman Bakanlığı’nın koruma kararı ile Kültür Bakanlığı’nın turizm koruma gelişim ve turizm merkezi ilan kararlarının çakışması halinde, Çevre ve Orman Bakanlığı’nın dediği olacak.

    Kurullarda STK ağırlığı
    Tasarıyla ayrıca bitki-hayvan tür ve habitat alanlarının korunmasına ilişkin şu radikal değişiklikler öngörüldü:
    - Tabii bitki ve hayvan türleri ve bunların belli popülasyonlarının yaşam ortamlarında güvenliğini sağlamak ve karşılıklı ekolojik etkileşimlerini iyileştirmek amacıyla “tabiatı koruma ağı” kurulacak. Korunan doğal alanlar arasında “tabii bağlantı koridorları” oluşturalacak.
    - Bitki ve hayvanların yaşam ortamlarının korunması anlayışını yerelleştirmek amacıyla, valilik bünyesinde “mahalli biyolojik çeşitlilik kurulları” oluşturulacak. Kurullarda sivil toplum kuruluşları ağırlıkla görev alacak.
    - Çevre ve Orman Bakanlığı’nın tabiatı koruma politikasını oluşturmak, bilimsel çalışmaları belirlemek, yönlendirmek ve izlemek amacıyla danışma organı niteliğinde “Tabiatı Koruma Bilim Heyeti” oluşturulacak.
    - Koruma alanları içinde kalan özel şahsa ait mülkiyetler kamulaştırılacak veya takas yapılacak.
    - Koruma alanlarının kontrolü ve korunması için “özel güvenlik görevlileri” tutulacak.
    - Doğal alanlara gelen ziyaretçilerin doğru bilgilendirilmesi amacıyla, korunan alan sınırına en yakın yaşayan çevre insanları “alan kılavuzu” olarak eğitilip görevlendirilecek.



    Tasarı geçerse yargıya taşıyacağız
    Çevre Mühendisleri Odaları Genel Başkanı Murat Taşdemir, Milliyet’e, düzenlemeyi TBMM’de yasalaşması halinde yargıya götüreceklerini söyledi. Taşdemir şunları kaydetti: “Elektrik santrallarını kurmak için ne gerekiyorsa yapacaklar. Girişimlerini yasayla legalleştirmek istiyorlar. Altına imza attıkları uluslararası sözleşmeleri gözardı ediyorlar. Bu düzenleme açıkça İkizdere kararına tepki olarak yapılmış. Anlamsız hidro güç politikası var. Doğal sit prosedürünü kaldırmak için ellerinden geleni yapacaklar. Doğal sit kararı bürokratların hâkim olduğu ve içine bir iki STK yedirilmiş kurulla olacak iş değil. Karşı duracağız. Tasarı geçerse yargıya taşıyacağız. uluslararası bilimsel platformları harekete geçireceğiz, destek arayışında olacağız.”


    Tasarıya göre İkizdere’nin yanı sıra mevcut doğal sit ilan edilmiş alanların statüsü sona erdirilecek.

    ‘AB müzakerelerini bile durdurabilir’
    Doğa Derneği Başkanı Güven Eken ise tasarıyı “Anadolu’nun ölüm fermanı” olarak nitelendirirken şunları söyledi: “Bu tasarı Anadolu’nun ölüm fermanı, bundan sonra bir şey kalmıyor. Tabiatı koruma adına yapılan ancak tabiatı katletme kanunu olan düzenleme Meclis’ten geçerse Anadolu’da bir tek sit alanı kalmaz. Son dört yıldır eşi benzeri görülmemiş bir doğa katliamı yapılıyor. Bu kanun çıkarsa son noktaya gelinecek. Türkiye’de doğadan eser kalmayacak. Anadolu’yu kurtarma seferberliği başlatmamız lazım. Doğa için kurtuluş savaşı başlatılmalı. Doğanın gördüğü en karanlık kanun tasarısı. Bu noktada bütün dünyayı bu karanlık tablo konusunda bilgilendirip, yargının bize verdiği engelleme imkânlarını kullanacağız. Bu tasarı Türkiye’nin imzaladığı hiçbir uluslararası anlaşmaya uymuyor. Dünya doğayı korumak için harekete geçerken Türkiye geriye giden düzenleme yapıyor. Bu tasarı AB müzakerelerini durdurabilecek nitelikte. Eğer geçerse Kültür ve Tabiat varlıklarını korumakla ilgili hukuk külliyatını çöpe atarak doğayı yağmalayan korkunç bir yasal düzenleme. Türkiye’nin başına dert olur.”



    ‘Devlette devamlılık prensibini kaldırır’
    TEMA Vakfı Hukuk Danışmanı Ömer Aykul bütün doğal sit kararlarının yenibaştan ele alınmasının tehlikeli sonuçlar doğuracağını belirterek şunları kaydetti: “Bugüne kadar alınmış kararlar var. Bu kararların bir bölümü uluslararası sözleşmelere bağlı olduğu için dünyaya, Avrupa’ya verilmiş sözler olduğu için dokunmayacaksınız. Ama dönüp sadece ulusal kurullarımızca alınmış kararları tekrar bütünüyle Türkiye çapında sonlandıracaksınız. En son verilen İkizdere kurul kararı da dahil olmak üzere kendinize göre oluşturacağınız kurullarla bu kararlarının tamamını yeniden gözden geçireceksiniz, keyfinize göre yeniden düzenleyeceksiniz. Kısıtlı sayıdaki doğal varlık dışında Türkiye’nin büyük alandaki doğal sitleri yeniden belirlenecek. Bu düzenleme, Türkiye’de açılan sayısız davanın yanında yine sayısız davalar açılmasına yol açar. Bundan sonra olacak olan şu; yargı karar verinceye kadar birilerine bir takım sit’ler verilecek, barajlar yapılacak. Bu HES’ler olur, maden arama faaliyetleri olur. Ortada mahkeme ve kurul kararları var. Tasarı devlette devamlılık prensibini ortadan kaldırıyor. Her gelen kendi oluşturacağı kurullara göre geçmişte aldığı kararları yok sayamaz. Bu devlette devamlılık anlayışına uymaz.”



    İkizdere’deki 22 HES’in enerjisi üretilen toplam elektriğin binde 2’si
    Türkiye’de 2010 yılında kurulu elektrik enerjisi 46 bin 600 megavat (MW). Bunun 32 bin 800 MW’ı termik santrallardan geliyor. Termik santralda; doğalgaz, kömür türü yakıtlar kullanılıyor. Ülkede 13 bin 230 MW elektrik ise hidroelektrik santrallarından geliyor. Hidroelektrik; su gücüyle üretim demek. Yenilenebilir enerji sınıfına giren bu modelde Ak Parti hükümeti daha çok üretim yapmak istiyor.
    Ancak geçtiğimiz günlerde Rize İkizdere için yargı, bölgeyi sit alanı ilan ederek 22 HES projesinin iptaline neden oldu. Hükümetin Enerji Bakanı Taner Yıldız bu iptal üzerine şöyle konuştu: “Buradan üretemediğimiz elektriği -ki bu yaklaşık 500 milyon metreküp civarında-, 5 ayrı ülkeden doğalgaz alarak karşılayacağız.”
    Türkiye’nin geçen yıl tükettiği doğalgaz miktarı 35 milyar metreküp. Bakanın söylediği rakam tüketimin yüzde 1.4’üne denk geliyor.
    Enerji bürokratlarının verdiği bilgiye göre İkizdere’deki iptal edilen santrallar eğer gerçekleşmiş olsaydı bu üretilen toplam elektriğin binde 2’sini karşılayacaktı. Bu da yaklaşık 100 MW’lık bir enerjiye denk geliyor.
    Bakanın bu konuşmayı yaptığı Bandırma’daki Sabancı Grubu’nun doğalgaz kombine çevrim santralının



    ><((((º>`·.¸¸.·´`·.¸¸.-> BALIKÇI FORUM <-.¸¸.·`´·.¸¸.·`<º))))><

  4. #4
    Meraklı
    Üyelik tarihi
    Sep 2009
    Mesajlar
    11
    Tecrübe Puanı
    12

    Standart

    Teşekkürler üstad... Güzel paylaşım... HES'lere hayır diyoruz biz de...
    Cem KADEŞ
    Su Ürünleri Müh.

    www.aquapena.com

  5. #5
    greenpeace
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Mesajlar
    183
    Tecrübe Puanı
    29

    Standart

    arkadaşlar,
    ''inşallah lüferi evlat kabul eden sivil toplum kuruluşlarımız aynı hassasiyeti bu güzel canlı içinde gösterirler .'' demişsiniz ya, tabi ki öyle:)

    seninki kac santim kampanyası bütün ticari balık türlerini kapsıyor, hatırlatmak istedim; www.kacsantim.org
    Hangi canlıyı önce kurtaracagız sıralaması yapmanın ötesinde temelde değişimi sağlamak için zorlayalım.

    Hazırladığımız cetvelde sadece birkaç tür için öneri verilmekte ama bütün mesajlarda acıkca bakanlıktan yasal avlanma boylarının acilen bilimsel gerçeklere dayalı bir şekilde yeniden düzenlenmesi isteniyor.
    Bugün palamuta 25 cm av izni verilirken hayvan 38-42 cm arasında ürüyor, kalkana 40 cm av izni varken üreme boyu 42 den baslıyor...lüfer güzel bir örnektir, soyu tehlike altına girmek üzeredir..kalkan daha da kötü durumda, orfoz-lagos türleri neredeyse bitti, orkinosların durumu zaten içler acısı.. sanmayalım ki palamut, istavrit daha iyi durumda.

    o kadar da çok zamanımız yok diyoruz bakanlığa. Sıraya sokmanın ötesinde biran önce bir bilim kurulu oluşturup önce listenin yenilenmesini , ardından da tabi uygulanmasını sağlamaları gerek.
    Zincir birkez bozulmuş denizlerde, hangi türün ne zaman tükeneceğini kestirmek bile şu aşamada çok zor..bir an önce balıkçılar da bakanlıktan bilimsel çalışmaların yapılmasını talep etmeli bence. Bir stok değerlendirmesi çalışmasını 5-6 yıldır yaptıramadılar örneğin.

    Su anda böyle bir baskıyı oluşturmanın sırası, çünkü konu yeterince gündemde, biliminsanları da verilerini paylaşmaya hazır. Yeni yılın başında toplantı yapılıp talepleri dile getirilecek ortam yaratılmalı.

    Dünya, filleri, gergedanları, zebraları koruma altına alıyor ama balık türlerine gelince sanki canlı bile degilmiş gibi görmezden geliniyor. Oysa bir balık türünün yokolması zincirin kırılmasına neden olur. Denizler, denizanası çorbasına dönmeden birşeyler değişmek zorunda..

    sevgiler,
    banu
    Banu Dökmecibaşı

    www.greenpeace.org

  6. #6
    Meraklı
    Üyelik tarihi
    Sep 2009
    Mesajlar
    11
    Tecrübe Puanı
    12

    Standart

    Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde; beyaz adam paranın yenmeyen birşey olduğunu anlayacak. Kızılderili Atasözü...
    Cem KADEŞ
    Su Ürünleri Müh.

    www.aquapena.com

  7. #7
    Amatör Balıkçı
    Üyelik tarihi
    Jun 2009
    Yaş
    63
    Mesajlar
    75
    Tecrübe Puanı
    29

    Standart

    [QUOTE=Aquapena;65040]Sevgili balıkçı dostlar, AQUAPENA ve SÜMDER HABER internet sitelerinde yayınlanan köşe yazım hakkında kıymetli görüşlerinizi bekliyorum.
    Saygılar...

    Aslında bu konuda yazmamaya kararlıydım ama yazınızı ciddi bulduğum için fikir belirtmek istedim.

    Çok uzun zamandır, Türkiyenin her bölgesinde Alabalık avcılığı yapan ve o bölgelerde, çok sayıda tanıdığı olan biri olarak yazıyorum.

    Yazdıklarınızın hemen hemen tamamı çok doğru tespitlerden oluşuyor.Bunları onaylamağa gerek yok zaten.Herkesin birleştiği noktalar bunlar.

    Ben ,siz de dahil tüm toplumun ortak fikirde olduğunu gördüğüm bir noktada tamamen zıt fikirdeyim.Bunun nedeni ,masa başında konuşulan bir çok tezin ,gerçek hayatta uygulanma imkanının olmadığının ,bilinmemesidir.

    Bu konu sizinde önemle vurguladığınız sportif balıkçılık konusudur.Sizler bu kadar sıfırlı dolarlardan bahsedince,köylüler bu kaynağın elinden alınacağı inancını daha da sağlamlaştırıyor.Köylülere (Rehberlik vs gibi ücretler) verilecek denmesine kimse inanmıyor.Çünkü zaten köylüler ,kendi kurdukları sistemde ,bu konuda gelir sahibi.Üstelik diğer bütün özel av sahalarında olduğu gibi ,bu zevkin ,sadece belli bir kesime sunulacağına da emin olarak bakıyorlar.

    Örnek Gökçeada gösterilebilir.Ve bence çok doğru ve net bir örnektir.Veya çeşitli trofe avlarının yapıldığı bölgelerde yerel halktan kaç kişi ve hengi kriterlerdeki köylüler menfaat sağlayabilmektedir.Kaç orta gelirli kişi Antalya da dağ keçisi avlayabilir.

    Şimdi siz Anadoluda (belli bir kalıp ve altyapıda bir halka) bunu anlatacağınızı ve inandıracağınızı mı savunuyorsunuz.

    Yani önce beni bir inandırın da sonra gerisine bakarız.

    Üstelik bu konu ,yerel halkı tahrik eden ve şüpheye düşürerek tedirgin eden çok tehlikeli bir konu olma yoluna gidiyor.Bu konuda bana konuşulanları burada yazmama imkan yok.Bence alabalıklara kötülük yapıyorsunuz.Benim yerindeki tespitlerim bu yöndedir.

    Esas doğru, burada olmayan gerçek sessiz çoğunluğun salak ve koyun olmadığını idrak etmek ve biraz gerçek hayatta analiz yapabilmekle bulunabilir diye düşünüyorum.

    Burada ortaya konulan tespitler doğrudur ama kurulması düşünülen sistem baştan yanlıştır.

    Bilimsel verileri eline alan kişi, fetva makamı olup çıkıyor.Alabalığın kaç yumurta yumurtladığını herkes artık biliyor.Amerikanın bundan kazandığı para da biliniyor.Hes'lerin zararını da biliyorlar.

    Dere kıyısında yaşayanlar için sorun çok başka..Bunlar kabul edildiğinde arkanızda insan görebilirsiniz.Aksi halde körler ile sağırlar birbirini ağırlar oluyor..

    Uslubumu lütfen şahsıma ait olarak kabul edin..

    Saygılarımla..
    Ahmet YAZICI

  8. #8
    Meraklı
    Üyelik tarihi
    Sep 2009
    Mesajlar
    11
    Tecrübe Puanı
    12

    Standart

    [QUOTE=aygroup;65246]
    Alıntı Aquapena Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Sevgili balıkçı dostlar, AQUAPENA ve SÜMDER HABER internet sitelerinde yayınlanan köşe yazım hakkında kıymetli görüşlerinizi bekliyorum.
    Saygılar...

    Aslında bu konuda yazmamaya kararlıydım ama yazınızı ciddi bulduğum için fikir belirtmek istedim.

    Çok uzun zamandır, Türkiyenin her bölgesinde Alabalık avcılığı yapan ve o bölgelerde, çok sayıda tanıdığı olan biri olarak yazıyorum.

    Yazdıklarınızın hemen hemen tamamı çok doğru tespitlerden oluşuyor.Bunları onaylamağa gerek yok zaten.Herkesin birleştiği noktalar bunlar.

    Ben ,siz de dahil tüm toplumun ortak fikirde olduğunu gördüğüm bir noktada tamamen zıt fikirdeyim.Bunun nedeni ,masa başında konuşulan bir çok tezin ,gerçek hayatta uygulanma imkanının olmadığının ,bilinmemesidir.

    Bu konu sizinde önemle vurguladığınız sportif balıkçılık konusudur.Sizler bu kadar sıfırlı dolarlardan bahsedince,köylüler bu kaynağın elinden alınacağı inancını daha da sağlamlaştırıyor.Köylülere (Rehberlik vs gibi ücretler) verilecek denmesine kimse inanmıyor.Çünkü zaten köylüler ,kendi kurdukları sistemde ,bu konuda gelir sahibi.Üstelik diğer bütün özel av sahalarında olduğu gibi ,bu zevkin ,sadece belli bir kesime sunulacağına da emin olarak bakıyorlar.

    Örnek Gökçeada gösterilebilir.Ve bence çok doğru ve net bir örnektir.Veya çeşitli trofe avlarının yapıldığı bölgelerde yerel halktan kaç kişi ve hengi kriterlerdeki köylüler menfaat sağlayabilmektedir.Kaç orta gelirli kişi Antalya da dağ keçisi avlayabilir.

    Şimdi siz Anadoluda (belli bir kalıp ve altyapıda bir halka) bunu anlatacağınızı ve inandıracağınızı mı savunuyorsunuz.

    Yani önce beni bir inandırın da sonra gerisine bakarız.

    Üstelik bu konu ,yerel halkı tahrik eden ve şüpheye düşürerek tedirgin eden çok tehlikeli bir konu olma yoluna gidiyor.Bu konuda bana konuşulanları burada yazmama imkan yok.Bence alabalıklara kötülük yapıyorsunuz.Benim yerindeki tespitlerim bu yöndedir.

    Esas doğru, burada olmayan gerçek sessiz çoğunluğun salak ve koyun olmadığını idrak etmek ve biraz gerçek hayatta analiz yapabilmekle bulunabilir diye düşünüyorum.

    Burada ortaya konulan tespitler doğrudur ama kurulması düşünülen sistem baştan yanlıştır.

    Bilimsel verileri eline alan kişi, fetva makamı olup çıkıyor.Alabalığın kaç yumurta yumurtladığını herkes artık biliyor.Amerikanın bundan kazandığı para da biliniyor.Hes'lerin zararını da biliyorlar.

    Dere kıyısında yaşayanlar için sorun çok başka..Bunlar kabul edildiğinde arkanızda insan görebilirsiniz.Aksi halde körler ile sağırlar birbirini ağırlar oluyor..

    Uslubumu lütfen şahsıma ait olarak kabul edin..

    Saygılarımla..
    Ahmet Bey,
    Endişelerinizi ve öngörülerinizi anlayışla karşılıyorum. Aslen yazmış olduğum köşe yazısı belirli altyapı çalışmalarının ardından gelen bilgi birikimiyle yazılmıştır. Farklı bazı platformlarda (Aquapena.com, SÜMDER gibi) Aksu İlçesi'nde Dağ Alabalığı balıklandırma çalışmalarımız ile ilgili bilgilendirme yazılarını da daha önceden yazmış bulunmaktayım.
    Olayı temelden alıp, en başından anlatmak isterim.
    Ben Isparta İli Aksu İlçesi'nde oturuyorum. Eşim burada eczacılık yapıyor. Ben de Süleyman Demirel Üniversitesi Aksu MYO Su Ürünleri Bölümünde dışarıdan derslere giriyorum. Aynı zamanda da Danışman Mühendis olarak görevliyim. Bulunduğumuz ilçe 2300 nüfuslu (bu nüfusun yaklaşık 200 kadarı MYO öğrencisi) Isparta'nın en yüksek rakımda bulunan (yaklaşık 1200 m), temel gelir kaynağı elma yetiştiriciliği ve biraz da hayvancılık olan küçük bir ilçe. Anlattıklarımdan da anlaşılacağı üzere ilçenin genç nüfusu işsizlik nedeniyle sürekli olarak dışarıya (Isparta, Antalya) göç vermektedir. İlçe nüfusu giderek yaşlanmakta ve ilçe ilçe olmaktan çıkıp bir köy havasına bürünmektedir. Elma yetiştiriciliği her ne kadar ilçenin baş gelir kaynağı olsa da elmanın para etmemesi ve üreticilerin çoğunun küçük ölçekli tarımsal arazi sahibi olması nedeniyle çoğu kez üreticinin cebine yaptığı masraf kadar bile para girmemektedir.
    Bununla birlikte bölge doğal güzellikleri ile özel bir yere sahiptir. Bunlar:
    - Muhteşem lezzette içilebilir suyu,
    - Harika yaylaları, ormanlık alanları,
    - 2220 rakımda Dedegül Gölü ve
    - Dünya güzeli Dağ Alabalığı
    Nisan 2010 ayında yapılan Isparta'nın Değerleri Sempozyumu'nda benimle birlikte Aksu İlçesi ile ilgili 2 sunum yapıldı. Bu sunumlarda özellikle Dağ Alabalığı'nın bölgenin en önemli ekolojik ve ekonomik değeri olduğu ve ciddi tehdit altında olduğu tesbitini yaptık. Sunumlarımız sonucunda Isparta Valiliği bu çalışmanın projelendirilmesini istedi. Biz de Dağ Alabalığı Balıklandırma Projesi'ni hazırldaık ve valiliğe sunduk. Projemiz onaylandı. Fakat daha bütçelenmedi. 2011'de bütçelenmesini umuyoruz.
    Temelde hedefimiz öneclikli olarak bölgedeki türün doğal stoklarının korunması ve dışarıdan desteklenmesi, ardından da bölgenin Sportif Dağ Alabalığı Olta Balıkçılığı için bir pilot bölge haline getirilmesine çalışılacak. Bu çalışma neticesinde bölgeye dışarıdan turizm amaçlı tersine göç olmasını bekliyoruz.
    Tersine göç için İlçemizde yılda bir defa "Dağ Alabalığı ve Sportif Balıkçılık Festivali" düzenlemeyi planlıyoruz. Bu festival kapsamında her yıl, ilköğretim ve lise öğrencileri, kendi tesismizde ürettiğimiz dağ alabalığı yavrularını dereye atarak balıklandırma çalışmalarına sembolik katkıda bulunacaklar ve bölge değerlerine sahip çıkacaklar. Bu süreç içinde, kahvelerde ve başka platformlarda sürekli bilgilendirme çalışmaları yapılacak. Balık ve balıkçılıkla ilgili çeşitli etkinlikler düzenlenecek (3 yıl içinde). Devamında Eko Turizm dediğimiz doğayla dost turizm örneklerinden bir tanesini de bu bölgede (dağcılık, trekking, triatlon, kampçılık vs) uygulamaya başlatacağız (4. yıl). bu süreç içinde de ilçenin eksik olan altyapı çalışmaları için çeşitli projeler üretilecek.
    Bir anda kısaca özetleyebildiklerim bu kadar.
    Yani amaç, sadece sportif balıkçılığı desteklemek değil, kırsal kalkınma için örnek bir model oluşturmaktır. Bu zaten yeni bir keşif de değil. ABD ve AB ülkesi bir çok yerde sportif balıkçılıkla iç içe bu tür projeler mevcut. Bu projeleri bölgemize adapte etmeye çalışacağız. Eksikliklerimiz olabilir. Süreç içinde yeniden değerlendirip, güncelleyeceğiz. Ama uzun bir süreç.
    Ben aslen iyi bir amatör balıkçı değilim. Ancak, mesleğim gereği bu konuya ilgiliyim. Bu projenin de bölge insanına katkıda bulunacağına inanıyorum.
    Umarım kafanızdaki soru işaretlerine cevap bulabilmişimdir.
    Saygılarımla.
    Cem KADEŞ
    Su Ürünleri Müh.

    www.aquapena.com

  9. #9
    Amatör Balıkçı
    Üyelik tarihi
    Jun 2009
    Yaş
    63
    Mesajlar
    75
    Tecrübe Puanı
    29

    Standart

    Cem Bey..

    Detaylı izahatinize çok teşekkür ederim.Aksu konusunu, başından beri, ilgi ile takip etmekteyim.

    Açılamalarınız ,yörenizin gelişimine ne kadar önem verdiğinizi de açıkça göstermektedir.Ba bağlamda da emeğiniz, bence kutsaldır.

    Lakin ben bir tek şekilde sportif balıkçılığa sıcak bakarım.Benimle ilgisi olan herkes te aynı fikirde olduğunu defalarca belirtmiştir.

    Bir hevesli çıkar.Devlet ,doğal kaynakların dışında bir yer tahsis eder.Desteklenebilir.Suyunu bulur.Deresini veya gölünü yapar.Balığını getirir.Üretir..Geliştirir..

    Sonra, istediği kadarını ,istediği şartlarda ,istediği fiyata, ister satar, ister avlandırır.Bu beni hiç ilgilendirmez .Hatta takdir edilmelidir.

    Amma,her hangi bir gerekçe ile ,doğal kaynaklara el koyup ,onu bazı kesimlerin istifadesine sunmak,siz o kadar savunsanız dahi ,bizce asla kabul görmez.

    Yapacaksanız doğal kaynakların dışında yapın.Ben yine de bu girişimlerin Alabalığın zararına olacağını adım gibi biliyorum.Çünkü yerel halkın kafa yapısını biliyorum.Sizler de zaman içinde göreceksiniz.

    Benim bir önce yazdığım yazıyı da bir daha dikkatli okursanız, kuracağınız sisteme ,kimlerin göç edeceğini analiz edebilirsiniz.Gökçeada'ya kimler göç ediyorlarsa onlar gelirler..

    Gökçeada halkından (yani yerel halktan) kaç kişi kurulan özel avlak saysinde iş bulmuş bir zahmet araştırın.

    Bizim için bu güne kadar ,diğer özel yerler konusunda yapılanlar ,kanıttır.Gerisi de hikaye..

    Saygılar..
    Ahmet YAZICI

  10. #10
    Meraklı
    Üyelik tarihi
    Sep 2009
    Mesajlar
    11
    Tecrübe Puanı
    12

    Standart

    Ahmet Bey,
    Yazdıklarınızı dikkatlice okudum. Bahsi geçen örnekler hakkında siz yazana dek bir bilgim yoktu açıkçası. Ancak Aksu'nun bu konuda farklı bir yer edineceğiniz düşünüyorum. Sportif Balıkçılık çalışmaları bölgedeki ekolojik değer olan dağ alasının korunmasına katkı sağlayacaktır. İşin asıl merkezinde öncelikle bu türün korunması vardır. İkinci olarak, yöre halkı sportif balıkçılıktan direk olarak maddi gelir elde edemeyebilir ki bu da doğaldır. Muhtemelen Isparta İli çevresinden girişimciler çeşitli yatırımlar yapacaklardır. Hedefte bulunan kişi sayısı 2000 olunca ve bunların da özellikle 500-600 kişisi (özellikle gençler) hedefin orta noktasında olunca işimiz kolaylaşıyor. Çünkü mevcut alan içinde en azından bu gençlerin bir kısmını itihdam etmemiz mümkün. Yaz aylarında buralarda çeşitli mesire alanları yaratılabilir ve yöredeki genç girişimciler bu konuda desteklenebilir.
    Her şey bir tarafa yazdıklarınız şahsım adına çok önemli. Bugüne kadar işin bu penceresinden bakmamıştım. Önümüzdeki dönemlerde bahsettiğiniz konuyu yerel yöneticilerimizle de istişare yaparak değerlendireceğiz. Keza sizin de bu konuda bize önerebileceğiniz fikirleriniz olursa memnun oluruz.
    Saygılar.
    Cem KADEŞ
    Su Ürünleri Müh.

    www.aquapena.com

Sayfa 1/3 123 SonSon

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bookmarks

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
BALIKCI FORUM