Işimizin adı denizcilik olarak anılmakta, gerçekte de denizcilikle iştigal etmekteyiz. Ama denizcilik konuşulmaya başlanınca sadece tersane, yük taşımacılığından bahsediliyor. Hükümetin denizcilikle ilgili programında da denizcilik ulaştırma, taşımacılık, limancılık, tersanecilik diye geçiyor. Oysa denizcilik denildiğinde denizin her alanında iş yapılan tüm birimler olmalıdır ki de aslı öyledir.. Türk denizcilik zirveleri çırağan saraylarında yapılırken balıkçılık denizcilik zirvelerinde görüşülmemekte.
Biz balıkçılar neler yapmalıyız.?neler yapıyoruz?
Insanların gerçek çaresizlik mi,yoksa gerçek çaresizlikmi yaşadığına karar vermesi kolay değildir,çünki,sahte çaresizliği üretende onu gerçek çaresizlikten ayırd edecek olanda insan zihnidir.insan zihni her hangi bir problem durumunda bildiği algıladığı çözüm seçeneklerinin en iyisini seçer.her hangi bir durumda çok sayıda seçenek varken,ya onları göremiyorsak.?ya tıkanma önümüzdeki yollarda deyilde zihnimizde ise.?geleneksel düz mantıkla akıl yürütme tarzını kullanan insanlar,hayatın sunduğu neredeyse sınırsız seçenekleri göremezler.bu yüzden yollarının tıkalı olduğunu düşünüp çaresizlik pisikolojisine kapılıp,her önüne gelene eyvallah derler.(aynen bizlerin dediği gibi).öğrenilmiş çaresizlik önünde hiç bir seçeneğin olmadığını düşünürler.oysa,gerçekte güneşin doğduğu her ufukta,umuda giden bir yolun varlığını bilmemiz gerekir.kullanılan düz mantık kuralları,yaşadığımız sorunların çözümsüzlüğünü getirir.o mantık kalıbının dışına çıkabilirsek sorunlarımızı çözmüş olacağız.çıkmaz sokaklara girip yol aramamış olacağız.
Bir sorun onun üretildiği andaki zihin düzeyinde kalınarak çözülemez. Bunu şöyle bir örneklemeyle de anlatmak isterim.
Yaşlı bir adam hapisteki oğluna mektup yazar ve derki, patetes ekmek için tarlanın kazılması gerekiyor. Yaşlı ve hastayım yapamıyorum, yanımda olsaydın ne iyi olurdu.
Oğlu mektubu okur ama hapistedir, gerçekten çaresizdir. Yapılabilecek birşey yok gibi görünmektedir. Oysa genç adam böyle düşünmez ve hemen babasına mektup yazar ve derki, baba sakın tarlayı kazma tüm öldürdüğüm kişilerin cesetlerini oraya gömdüm. Polis genç mahkûmun mektubunu okurve harekete geçer. Cesetleri bulmak için tüm tarlayı kazarlar, fakat ceset bulamazlar. Bir kaç gün sonra yaşlı adam hapisteki oğlundan bir mektup daha alır. Mektupta, baba bu şartlar altında elimden gelenin en iyisini yaptım der. Aşılmaz görülen engelleri zekâ ve yaratıcı düşüncelerle aşmak gerekirken biz ne yapıyoruz.
Belli engelleri beynimizi kullanarak aşmak zorundayız, aklımızın önümüze koyduğu iç engelleri aşmak için de aklımızı kullanmalıyız. Aklımızın ikametgâhı beynimizdir, beynimiz en değerli organımız olduğu için yaradan onu vicudumuzun en üst bölgesine koymuştur. Gözlerimiz önümüzü daha geniş görüp kaplunbağalardan daha hızlı ilerleyelim diyede mevcut yerlerine konmuştur.
Kendimizi iyi analiz edip ne olduğumuzu ve olmadığımızı bilmek, ortaya koymak mecburiyetindeyiz. Nasıl ki hayatımızın belli anlarında yaşadığımız duygu ve düşüncelerimizin analizini yaparak haytımıza yön veriyorsak iş hayatımıza da o kavramkar içerisinde yön vermeliyiz.
Neden bazı insanlara anında kanımızın kaynıyor, ama en sevdiğimizin arkadaşına ilk tanıştığımızda bizi rahatsız edebiliyor, neden bir çocuğumuzu kandimize yakın hissederken diğerine aynı duyguyu hissedemiyoruz. Neden ilk bakışta âşık olduğumuz insanın bir süre sonra bizi ilk anda çeken özellikleri itici hale gelebiliyor.
Bonkörlüğü müsriflik, rahatlığı sorumsuzluk kendine güveni ukalalık haline getirebiliyoruz. Neden başkasıyla çalışırken bin bir zahmetle kadromuza aldığımız eleman hiç yaramıyor duygusuna kapılırız. Neden yıllardır en derin sırlarımızı paylaştığımız dostumuzla artık iletişim kopukluğu hissederiz.
Iş, aşk ve arkadaşlık boyutlarında ilişkiyi başlatmanın ne denli zor olduğunu herkez deneyimlemiştir. Diyelim ki siz çok kolay başlatıyorsunuz, ya sürdürmesi?
Sağlıklı bir iletişim için karakter (doğuştan getirdiğimiz bir özelliktir)ve kişilik (aile, okul, çevre vb.etkisiyle sonradan edindiklerimiz)bunların uyumu son derece önemlidir. Sağlıklı bir iş, evlilik, birliktelik ve arkadaşlık ilişkisi oluşturmak zordur. Ama bu ilişkiyi oluşturmanın ağır bir bedeli vardır. Yanlış anlaşılmak, anlaşılmamak, aldatılmak, başarısızlık ve yanlızlık. Hep anlaşılmamaktan şikâyet ederiz, hiç başkalarını anlamayı denedikmi?
Kendi davranış kalıplarımızın farkında olmak ve başkalarının üzerindeki etkiyi gözlemleyebilmek, otomatikman tepkilerimizin farkında olarak tepkilerimizi yerinde ve zamanında koyabilmek iletişimin değişik yollarını bilinçlice deneyimlemek, çelişkilerle yüzleşebilmek, kontrolcu baskı ve otoriteyi reddebilmek. Duygularımızı içtenlikle ifade edebilmek ve başkalarının duygularına sağlıklı tepkiler verebilmek, gerçekten haklı olduğumuz durumlarda çoğunluğun bize karşı olsade etkin olabilmek, tepkiselliğimiz yüzünden de haklıyken haksız duruma düşmemeyi öğrenmek, olumlu karşılık verebilmek, ilk kez karşılaştığımız insanlara merhaba demek ve iletişim kurabilmek, hayır demek istediğimizde hayır, evet demek istediğimizde de evet diyebilmek. Gurup dinamiğini ve öz güvenini kazanabilmek.
Insan, yaşamı boyunca karşısına çıkan olaylar, insanlar, koşullar sayesinde deneyimler kazanarak,kendisini tanıma,olgunlaşma yolunda ilerler.şimdiki aklım olsaydı diye yakınanları duymuş,kendimizin de söylediğini bu tür yakınmaları söyler ve duyarız.bu,bizlerin eğer yaşamlarımızı yeni baştan yaşama imkanımız olsaydı tercihlerimizi farklı şekilde yapacağımızın göstergesidir.kendimizle yüzleşelim,yıllar sonra birikmiş ''keşke''lerimizin olmaması için,amaçlı biryaşam için,daha objektif,tutarlı ve isbetli yaşam seçenekleri için,tepkisel değil etkisel duygusal değil duyarlı birer insan olmak için kendimizle barışık,kendimizi ve birbirimizi olduğu gibi sevmeyi öğrenmek ve başarmakiçin,kendimizden sevgiyi esirgemeden,ilişkilerimizi sabote etmeden hayallerimizi ve başkalarından gizlemeden,enerjimizi tüketen ve bizi güçsüz kılan davranışların farkında olarak,suçluluk duygularından uzaklaşarak,geçmişle barışarak,kendimizi ve başkalarını af ederek başlayarak bşarmalıyız,başarmak zorundayız.
çünki!
Suçluluk, utanç ve bastırılmış kızgınlık duyguları bizi geçmişe esir kılar. Geçmiş esaretinden özgürleşerek, şimdiyle sağlıklı kucaklaşarak, iş dünyamızı iyileştirmek, kendimizi sevmek, kendimizle barışık olmanın ön koşuludur.iç dünyamızın iyileşmesi,dış dünyamızın da iyileşmesi demektir.olabileceğimiz en iyi versiyon olmak en doğal hakkımızdır.ışığımız gölgemizin ardında sevgiyle bizimle kucaklaşmayı bekliyor.kendi ışığımızın yaşam yolumuzu aydınlatmasına izin verelim.gölgeden aydınlığa çıkalım,yaşamımızı dönüştürelim.kendi gücümüze,yaratıcılığımıza biricikliğimize ve hayallerimize sahipçıkalım.yaşamımızı derinden değiştirelim.mesleki hedeflerimizi belirleyip,yaptığımız işten zevk alarak,doğru zaman da,doğru kişilerle,doğru soruları soruyor olalım.iş arkadaşlarımızın ilham kaynaklarıolarak,topluluklar karşısında özgün ve etkin konuşmalar yaparak,liderlik ve yöneticilik potansiyelimizi maksimum düzeyde kullanarak,takım arkadaşlarımızı motive ederek,verileri,eğilimleri ve riskleri değerlendirerek optimal kararlar alarak,bizleri besleyen ilişkileri yaşatarak,bizleri tüketen ve tüketecek olan ilişkileri yok ederek,endişe,öfke,kızgınlık ve hayal kırıklığı gibi duyguların esiri olmadan,kendi kendimizi sabote etmeden,bşkalrının içindeki en iyiyi ortaya çıkartarak ve kendi iyiliklerimizle,kişisel algılarımızla çalışmalara çözüm üreterek,doğru kararlar alarak,negatif bakış açılarımızı pozitife çevirerek ve daha ilerisine geçerek,yaşamımızın her alanında en iyiyi elde etmemiz ve kendimizin en iyi versiyonunu yaşayıp yeteneklerimizi,kaynaklarımızı,zamanımızı,iletişim becerilerimizi ve enerjimizi maksimum düzeye çıkartarak başarmalıyız ve başarmak zorundayız.
Japon araştırmacı masaru emoto su molekullerinin düşüncelerimizden,duygularımızdan ve kullandığımız kelimelerden etkilendiğini ıspatlamıştır.suyun söylenen sözlerle,hissedilen duygulara,gösterilen görüntülere ve dinlenen müziğe göre nasıl bir değişim gösterdiğini bir birinden muhteşem su kristalleri fotoğraflarıyla gözler önüne sermiştir.
Hem dünyamız hem de bizler büyük ölçülerde sudan oluştuğumuz için,suyun mesajı hepimizin bireysel sağlığı,doğanın yenilenmesi ve dünya barışı açısından muazzam önem taşımaktadır.dünyamızın 4/3 den fazlasının ve insan vicudun da %60 su olması nedeniyle ve suyun sözlere,hislere ve duygulara,gösterilen görüntülere ve dinlenen müziğe göre deyişim göstermesi biz insanları değişik olarak etkilemektedir.bu vesile ile nasıl bakar,nasıl düşünürsek öyle yaşarız.demek ki herşey iyi düşünmekle iyi konuşmakla ve iyi duygular beslemekle başlıyor.her şeyin başına iyi koyarak başlarsak herşey iyi olacaktır.biz bunu başarmak zorundayız,başarmalıyız ve başaracağımıza da inanıyyorum.sizlerinde böyle düşüneceğinden emin olarak hepinize gelecekte mutlu huzurlu ve sağlıklı yaşam dilerim.saygılarımla.