NE YERSEK OYUZ 03.11.2013
Defne Koryürek
Mirasyedi‏
“Tıkırında” derler ya, öyle işlediği düşünülen bir düzene doğmuşluğun şımarıklığı ve aymazlığının, idraksizliğinin neticesinde o düzenin işleyişini de hiç ama hiç sorgulamamış bir adam düşünün; düzen her ne sebepten olursa olsun bozulduğunda hayatını idame ettirme yeteneği olmayan birini.. anneannenin taşlı broşundan başlayıp, haminnenin düğün hediyesi gümüş takıma elindeki göz kamaştıran ancak pek limitli varlığı idare etmeye yetmeyen yeteneğini, onları satarak kapatan bir mirasyedi mesela.
Bizim denizlerin balıkçısının bir farkı yok o adamdan.
Karadeniz’in meşhur ailelerinden birine dair söz var; herkes bilirmiş vaktiyle, denizden üç balık çıkacak olsa ikisi onların, biri Allah’ın sayılır diye. Öyle eş koşarmış reisler kendilerini Allah’la, konu balık oldu mu. Vaktiyle demek gerek, belki de. E, babasından, dedesinden öğrendiği zira, denizin onların olduğu. Doğduğu düzende balık kum gibi. Kayıklar küçük. Talep makul. Eder belli, karşılığı net. Tüketim değil kanaat üzerine işleyen bir hayat hâkim. İkisi onunmuş, biri Allah’ın; sahi, çok mu?
Balık bol, balıkçı kazandığıyla ev bile yapabiliyor ama kimi aslen “çok değersiz” şey, elbette yok olduğundan, “çok değerli” ve birileri denizde balıktan daha fazlasının olduğunu bilmiş besbelli. Kaçakçılık had safhada. Hatta denizin sahibi sayan kendini reislerin köyleri İstanbullunun kaçak malları almaya gittikleri uç şehirleri gibi, Dentyne çikletler, Nescafe’ler ve Kent mi Marlboro mu diye sorabilen tezgâhlar!
Afrası tafrası yerinde, konu deniz ve balık oldu mu hiçbirinin eline zaten su dökülmez, adıysa adı, sanıysa sanı olan ama başka da bir şeyi kalmamış; anadan yadigâr taşlı iğne, haminneden gümüş şamdan satar gibi Allah’ın hamsisini kilosu bir liraya satar hâle düşmemiş daha reisler, o vakit. Her şeyi satıp savacak, çoluk çocuğa tek çivi bırakamayacak birer mirasyedi değiller, henüz. Henüz yasakların herkese el ayak çektirdiği yaz aylarında kota alıp orkinosa, kışın da hamsiye giden; gene de dört ay yasak var diye “ama biz avlanmıyor, hakkımızdan feragat ediyoruz” diye bağıran ağaları yok.
Henüz hepsi oldukça eşitler.
Henüz o avlayıp çiftliklere koydukları orkinoslara yem olsun diye tutulacak ve kasa kasa balık unu fabrikasına dökülecek boy altı balıkları hamsi kotasına dâhil ettirmeyecek “şeytana pabucu ters giydirir” lobiler oluşmamış. Henüz balık unu fabrikasına da, orkinos çiftliğine de, denizdeki hamsi avına da kendini ortak etmiş “entegre” reisler oluşmamış.
Ama birileri taa o zaman “çok değersiz” şeylerin, yok olduğunda “çok değerli”olduğunu bilmiş, görmüş besbelli. Aynı şimdi olduğu gibi.
Aynı 80’lerde “daha kuvvetli gemilerimiz olmalı ki av sahamızı koruyabilelim” dendiği, sürdürülebilir boyutlar aşılıp, büyüme makulleştirildiği gibi, bugün de yeni bir sistem gelmek üzere denizlerimize, “yok olan”ın değerini bilenlerin eline üzerinde bir fiyonk eksik ama hediye niyetine verilmek üzere. Adı da taa en başından çok makul: Hak tabanlı balıkçılık!
Balığın bir mülk olduğu ve bu mülk üzerindeki hakkın nasıl pay edileceğini konuşan, buna yönetim diyen ve aynı orkinostaki gibi kotaların oluşturulacağı, o kotaların alınabilecek, satılabilecek, devredilebilecek olduğu ve bu şekilde tek elde dahi toplanabilecek bu hakların karşılığında hasat edilecek bir sucul hayatın planlaması, bu.
Müşterek kavramının içini boşaltan bir gasp projesi, yani.
Bu kaçıncı giriş demeyin, konu dallı budaklı! Başlangıca sayın, zira haftaya devam edeceğim.

dkoryurek@fikirsahibidamaklar.org

http://www.taraf.com.tr/defne-koryur...syedi-8207.htm