Tarih Okulu
Mayıs - Ağustos 2011
Sayı X, 39-57.






The History School
May-August 2011
Number X, 39-57.




OSMANLI’DA BOĞAZİÇİ’NDE BALIKÇILIK
( 18. Yüzyıl- 20.yüzyıl)



Faruk DOĞAN*


Özet

Osmanlı Devleti’nde balık avcılığı genellikle dalyanlarda veya ağ kullanılarak yapılırdı.
İstanbul ve Boğaziçi’nde balıkçılık yapan esnaf hemen büyük ölçüde Rum Osmanlı
vatandaşlarından oluşuyordu. Bu durum Cumhuriyet’in ilk yıllarına kadar büyük bir
değişiklik göstermemişti. Balıkçı esnafı iki kısma ayrılarak örgütlenmişti. Bunlar balığı
avlayan ve balıkhaneye getiren “sayyâd” esnafı ile dükkânlarında balık satışı yapan
balıkçı esnafı idi. Boğaziçi ve çevresinde avlanan balıklar öncelikle İstanbul
Balıkhanesine getirilir ve vergileri alındıktan sonra semtlerdeki balıkçı esnafına
dağıtımı yapılırdı. Boğaziçi’nde balıkçılık ile geçinen halk ile dalyan ve voli sahipleri
arasında yazısız bir hukuk geliştirilmişti. Buna göre balıkçılıkla geçinen halk dalyan ve
voli sahiplerinden belirli bir ücret veya pay karşılığında avlanma hakkı elde ederdi. 20.
yüzyılın başlarından itibaren artan deniz trafiği nedeniyle dalyanların kurulma ve
işletilme şartları çıkarılan kanunlar ile daha sıkı hale getirilmeye çalışılmıştır.

Anahtar Kelimeler: Balıkçılık, Balıkçı Esnafı, Boğaziçi, Dalyan, Voli.



FISHING IN OTTOMAN BOSPHORUS
(18th century-20th century)

Abstract

Fishing in Ottoman Empire is usually done by using weirs or nets. Almost all of the
fishers in Istanbul and the Bosphorus were Ottoman Greek citizens. This situation
hardly had changed to the early years of the Republic. Fishing tradesmen were



*


Yrd. Doç. Dr., Kırklareli Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü. E-Posta:


faruk.dogan@hotmail.com[IMG]file:///...p_image001.png[/IMG]







Faruk Doğan

organized as two parties. Those go fishing and bring fishes to the fishstore called
“sayyad” and those sell fish at shops called fisher tradesmen. Fishes caught in
Bosphorus and around were first brought to the Balıkhane/Fishstore of Istanbul. After
taxing fishes, they were distributed to fisher tradesmen in various districts of Istanbul.
An unwritten code had developed between people who earn their lives with fishing and
owners of weirs and casts. Accordingly, people who live off fishing retain the right to
hunt from the weirs and casts owners in exchange for a fee or a share. From the very
beginning of twentieth century, establishment and exploitation of weirs had been tried
to restricted on tight clauses by some laws becuase of the increasing maritime traffic.

Key Words: Fishing, Fishing Merchants, The Bosphorus, Weir, Cast.

Giriş

İnsanoğlunun en eski iktisadi faaliyetlerinden biri olan balıkçılık, özellikle deniz
ve tatlı su kenarlarında yaşayan toplumlar için hayati bir faaliyet olagelmiştir.
Bu açıdan bakıldığında Anadolu’da ve Boğaziçi’nde su ürünleri avcılığının
temel bir faaliyet olması tabiidir.1 Nitekim M.Ö. 6. binden itibaren bu çevrede
avcılık-balıkçılıkla geçinen toplulukların varlığı bilinmektedir.2 Antik Çağ
yazarları Boğaziçi’nde avcılık-balıkçılık faaliyetlerinin öneminden sıkça
bahsetmişlerdir.3 İstanbul’un ilk kurulduğu dönemlerde hububattan sonra en
önemli ihraç ürünü ton balığıydı. Ton balığı mevsiminde ağların boş kalması
nadir rastlanan bir durumdu ve şeytanın işi sayılırdı.4 Bizans döneminde
özellikle Boğaz köyleri, Adalar, Kadıköy, Maltepe-Tuzla bölgesi, Yedikule’den
Bakırköy’e kadar uzanan sahillerde balıkçılık yapılırdı. İstanbul balıkçıları
başlarında bir balıkçı ustası olmak üzere lonca halinde örgütlenmişlerdi.5
Zaman içerisinde daha fazla balık yakalamak için yeni olta teknikleri,
yeni yemler ve yeni ağ sistemleri denenmiştir. Örneğin, en eski ağ çeşitlerinden





1




Murat Koç, Yeni Türk Edebiyatında Boğaziçi ve Boğaziçi Medeniyeti, M.Ü.S.B.E., Türk Dili ve


Edebiyatı Bilim Dalı, Doktora Tezi, İstanbul 1998, s. 14; Evliya Çelebi, “Günümüz Türkçesiyle
Evliya Çelebi Seyahatnâmesi”, Haz. Seyit Ali Kahraman-Yücel Dağlı, Yapı Kredi Yay., İstanbul
2003, s. 419.


2

Pınar Bursa, Antikçağ’da Anadolu’da Balık ve Balıkçılık, İÜ., Sosyal Bilimler Enstitüsü


Eskiçağ Tarihi Bilim Dalı, Basılmamış Doktora Tezi, İstanbul 2007, s. 82.


3
4
5

Pınar Bursa, a.g.t., s. 83.
Pınar Bursa, a.g.t, s. 86.
Ayşe Hür, “Balıkçılık”, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi. C. I, İstanbul 1993, s. 17.




40[IMG]file:///C:/Users/scg/AppData/Local/Temp/msohtmlclip1/01/clip_image002.png[/IMG]







Osmanlı’da Boğaziçi’nde Balıkçılık

biri olan “ığrıbın” (ağ) geçmişi Romalılara kadar gitmektedir.6 Bu dönemde
balık avlama teknikleri içinde kullanılan yaygın bir yöntem de dalyanlardır
(epoqhoi)7. Sığ sularda kurulan dalyanlar, etrafı çitlerle çevrili ağ ile genelde
balıklar içine girdikten sonra kapatılan ve kalaslarla desteklenen bir sistemden
ibarettir. Boğaz ve Marmara da oldukça fazla sayıda yer alan dalyanlarda,
işlenmiş bir topraktan elde edilen ürüne yakın bir gelir elde edildiğinden Bizans
Devleti yasal düzenlemeler oluşturmuştu. Mesela iki komşu dalyanın
birbirlerine zarar vermemesi için her iki dalyan arasında en az 700 metre mesafe
bulunması şartı getirilmişti.8
Osmanlı döneminde de Boğaziçi’nde balıkçılık faaliyetleri
sürdürülmüştür. Özellikle Avrupalı gözlemcilerin izlenimleri bunu kanıtlar
niteliktedir. Mesela 16. yüzyılda yaşamış Fransız bilgini Pierre Gilles, De
Bosporo Thracio (İstanbul Boğazı) adlı eserinde; İstanbul Boğazı’nın balık
bolluğu açısından Marsilya, Toronto ve Venedik’ten üstün olduğunu, her yıl
Boğaz’a güz mevsiminde ve baharda girip çıkan balıkların bol olması nedeniyle
burada herhangi birinin rastgele çok sayıda balık tutabileceğini, balık tutmada
deneyimsiz olanların da yemsiz olta iğneleriyle tüm Yunanistan’a ve diğer
uluslara yetecek kadar palamut tuttuğunu, tek bir ağla çok sayıda gemiyi
dolduracak farklı türdeki balığın avlandığını, hatta Boğaz’ın Nil’in kumlarından
daha fazla balık beslediğini ifade etmiştir.9 1555’de İstanbul’u tasvir eden
Busbecq ise, boğazın balık kaynadığını ve Türklerin genellikle temiz saydıkları
balıkları tüketmeyi sevdiklerinden bahsederek balıkçıların çoğunluğunun Rum
olduğunu belirtir.10 Aynı yüzyılın sonunda Baron Wratislaw da, ekseriyetle
Rum olan balıkçıların balık pişirme zenaatında da usta olduklarını
kaydetmiştir.11 Belgelerden edindiğimiz bilgilere göre Türkler damak zevklerine



6


Selim Somçağ, “Balıkçılık: Osmanlı Döneminden Günümüze”, Dünden Bugüne İstanbul


Ansiklopedisi, s. 19.


7

Dalyan, balık ve benzeri deniz ürünlerini avlamaya mahsus sahipli yer anlamına gelir. Voli ise,


sâhillerden açığa doğru sulara yayılan ağların iki kollarından karaya çekilmek suretiyle yapılan
balık avıdır. Ağların çevrildigi yere voli mahalli denir. Osmanlı hukukunda dalyan ve voli
arazileri de devlete aittir. 20. yüzyılın başlarında Boğaziçi ve Marmara Denizi’ndeki dalyan ve
voli yerlerinin bir listesi için bkz. Karekin Deveciyan, Balık ve Balıkçılık, Aras Yay., İstanbul
2006, s. 408-430.


8

Osmanlı Devleti’nde de bu uygulama devam ettirilmiş ve bu uzaklık 2500 adım olarak tespit


edilmişti. Bkz. Başbakanlık Osmanlı Arşivi (BOA), İ.MMS, 40/1655, 1287/1870.


9
10
11

Marianna Yerasimos, 500 Yıllık Osmanlı Mutfağı, Boyut Yay., İstanbul 2005, s. 162-164.
Busbecq, Kanuni Devrinde Bir Sefirin Hatıraları, Serdengeçti Yay., İstanbul 1953, s. 34.
Baron Wenceslaw Wratislaw, Anılar, Karacan yay., İstanbul 1981, s. 48.






41[IMG]file:///C:/Users/scg/AppData/Local/Temp/msohtmlclip1/01/clip_image002.png[/IMG]







Faruk Doğan

uygun birkaç balık çeşidi dışında balık tüketmemektedirler. 15 ve 16.
yüzyıllarda balık iaşesi ile ilgili özel denetim sistemlerinin kurulmaması, saray
mutfak masraf defterlerinde balık adından hiç söz edilmemesi de bu gözlemleri
doğrular niteliktedir.12 Nitekim 16. yüzyılın ilk yarısında İstanbul için
hazırlanan bir narh defterinde sadece iki çeşit balık,13 1600 tarihli narh
defterinde ise sadece balık yağı,14 17. yüzyılın sonlarına ait narh listelerinde ise
morina, kılıç ve kalkan balıkları kayıtlıdır.15 18. yüzyılın sonlarında İstanbul


için hazırlanan narh listelerinde balık

bulunmamaktadır.16 Nitekim balık,


Osmanlı saray mutfağına temel gıda maddesi olarak ancak on dokuzuncu
yüzyılın üçüncü çeyreğinden itibaren girebilmiştir.17 Boğaziçi’nde en çok
avlanan balıklar ise kılıç, kalkan, lüfer, kefal, levrek, karagöz, barbunya,
uskumru, torik, palamut, gelincik, iskorpit, izmarit ve istavrittir. Bunun yanında
ıstakoz ve midye de önemli su ürünleri arasındadır.
Balığın Osmanlı-Türk mutfağında tercih edilen bir gıda olmaması
fiyatının düşük olmasına neden olmuştur. Nitekim 16. yüzyılda Ege ve
İstanbul’daki hassa dalyanlardan elde edilen balıklar İstanbul piyasasında alıcısı
çıkmadığından Selanik’e hatta daha yüksek fiyatla Midilli’ye kaçırılmıştır.18



12


Arif Bilgin, Osmanlı Saray Mutfağı, Kitabevi Yay., İstanbul 2004, s.188; Fatih Sultan


Mehmet’in Saray Mutfak defterlerinde yalnızca istiridye ve karidye adına raslıyoruz. Bununla
birlikte aynı defterlerde “mâhî berâ-yi hâssa” tabir edilerek günlük 10 akçelik Terkos balığı satın
alındığı kayıtlıdır. Bkz. Süheyl Ünver, İstanbul Risaleleri, İ.B.Ş.B. Yay., C.III, İstanbul 1995, s.
86; Ayrıca 1473 yılı Mayıs ayı içerisinde saray mutfağı ile kuşhane mutfağında 500 adet balık,
116 istiridye, 87 karides tüketilmiştir. Bkz. Deniz Gürsoy, Tarihin Süzgecinde Mutfak
Kültürümüz, Oğlak Yay., İstanbul 2004, s.116; Busbecq, a.g.e., s. 34. Doksan çeşit yiyeceğin
sunulduğu, 35 ton etin tüketildiği 1539 yılındaki şenliğin harcamalarında bir kilo bile balıktan söz
edilmez. M.Yerasimos, a.g.e., s.161.; ,Ö. L.Barkan, İstanbul Sarayına Ait Muhasebe Defterleri, s.
239 ve 245.
13
Belgelerle Türk Tarihi Dergisi, 1/3(Aralık 1967), s. 50-53.
14
Hizmet Fiyatları”, Tarih Enstitüsü Dergisi, S.IX (1978), s. 1-85.
15
Belediyesi Yay., İstanbul 2007, C.II, s. 155-191.
16
Semineri(Bildiriler), İstanbul 1989, s. 231-238.


17
18

Marianna Yerasimos, s. 168.
Bu tarihte İstanbul piyasasında palamud ve lakerde cinsi balığın fıçısı 1500 akçeye alıcısı


çıkmamış ve 800 akçe fiyat verilmişken, Selanik’te 2000-2500 akçeye alıcı bulmuştu. Bkz.
Feridun M.Emecen, ”XVI. Asrın İkinci Yarısında İstanbul ve Sarayın İaşesi İçin Batı
Anadolu’dan Yapılan Sevkıyât”, Tarih Boyunca İstanbul Semineri (Bildiriler), İstanbul 1989, s.


42[IMG]file:///C:/Users/scg/AppData/Local/Temp/msohtmlclip1/01/clip_image001.png[/IMG]
Halil Sahillioğlu ,”Osmanlılarda Narh Müessesesi ve 1525 yılı Sonunda İstanbul’da Fiyatlar”,
Mübahat Kütükoğlu, ”1009(1600) Tarihli Narh Defterine Göre İstanbul’da Çeşitli Eşya ve
Arif Bilgin, “Narh Listeleri ve Üsküdar Mal Piyasası”, IV.Üsküdar Sempozyumu, Üsküdar
Mübahat S. Kütükoğlu, “XVIII. Yüzyılın Sonlarında İstanbul Piyasası”, Tarih Boyunca İstanbul








Osmanlı’da Boğaziçi’nde Balıkçılık

Daha sonraki dönemlerde de bu durumun değişmediğini anlıyoruz.
Nitekim 1911 yılında İstanbul Balıkhanesi müdürü Karakin Deveciyan, yiyecek
fiyatlarının gün geçtikçe artmasına rağmen torik balıklarının çok ucuza
satılmasından şikâyet etmekte ve bunun sebebinin de balık avcılık usullerinin
ilkelliği ile sanayinin gelişmemesi olduğunu belirtmektedir.19 Cumhuriyetin ilk
yıllarında ise balıkçılık sanayinin yokluğu ve bilimsel metotlarla çalışan balık
üretim çiftliklerinin olmayışı, balıkçılığımızın en önemli sorunudur.20
Biz bu çalışmamızda arşiv belgelerine dayalı olarak, 18. yüzyıl ile 20
yüzyıl ilk çeyreği arasındaki dönemde, Boğaziçi ve İstanbul’daki balıkçılık ve
buna bağlı faaliyetleri ana hatları ile ortaya koymaya çalışırken, balıkçılıkla
ilgisi olan kesimler hakkında da bilgiler vermeye çalışacağız.

a-Balıkçı Esnafı

Klasik Osmanlı sisteminde balıkçılık balık emininin denetimindeydi. Balık
Emini, İstanbul piyasasına getirilen balıkların balıkçılar tarafından devlet
kontrolü altında müzayede ile balık madrabazlarına ve tablakâr esnafına
satılırken kanun gereğince vergisinin devletçe tahsil edildiği müessesenin
başındaki kişiye verilen unvandı. Balık Emini, saraya balık sağlayan Balıkhane
Ocağı’nın başında bulunurdu. Balık eminleri, Bostancı Ocağı’ndan yetişen
Bostancı hasekileri arasından seçilirdi.21 Balık avcılığı esnaf halinde
örgütlenmiş bağımsız balıkçılar tarafından kayıklarda, ığrıb ve oltalarla, ya da
dalyan sistemiyle yapılırdı. Sarayın balık ihtiyacının karşılanması için bu işle
meşgul olanlardan vergi alınmazdı.22 Bunlar yakaladıkları balıkları Saray

197-213; “Şehrin balıkhanesinde balık o kadar bol ve ucuz ki, bazen yüz tanesini bir akçaya
almak bile mümkün olur.” Bkz. Kemal Beydilli, ”Stephan Gerlach’ın Ruznâmesi’nde İstanbul”,
Tarih Boyunca İstanbul Semineri (Bildiriler), İ.Ü.E.F. Tarih Araştırma Merkezi, İstanbul 1989, s.
83-105.
19
Deveciyan, s. 17.


20

“Daha bu sene (1935) Maltepe civarında birkaç dalyanda tutulan, beheri birkaç kiloluk


toriklerin adedi beş kuruşa, hatta yüz paraya verildiği halde alıcı bulamamakta ve sokaklarda
çocukların elinde kedilere, köpeklere yedirilmekte idi…Düşünmeli ki o beş kilosu birkaç kuruşa
satılan balığın konserve edilmiş yirmide bir parçası on beş, yirmi kuruşa her zaman , her yerde
alıcı bulabilir.” Salih Mahmud, Avcılık ve Balıkçılık, İstanbul 1935, s. 79; A. Cabir Veda,
Boğaziçi Konuşuyor ve Kanlıca Tarihçesi, Kitabevi Yay., İstanbul 2004, s. 122.


21

Selim Somçağ, “Balıkçılık: Osmanlı Döneminden Günümüze”, s. 17.


22


43[IMG]file:///C:/Users/scg/AppData/Local/Temp/msohtmlclip1/01/clip_image003.png[/IMG]
Bu tarihte İstanbul balıkhanesinde torik balığının kilosu bir kuruştan azdı. Bkz. Karekin
BOA, Cevdet Saray, 3119, (24 L 1114/13-03-1703). Vergi muafiyetinden yararlananlar








Faruk Doğan

Bostancıbaşısına teslim ederlerdi.23 Saray için balık tutan balıkçılara ığrıb (ağ)
ile balık tutmaları için özel izinler verilirdi.24 Bazan da belli bir yükümlülük
karşılığı avlanma hakkı kazanırlardı. Mesela 1795 senesinde iki zımmi balıkçı,
Ali Paşa Cami, Liman Reis Odası ve Başağa Odası’na 100 kıyye zeytinyağı
vermek şartıyla Boğaziçi’nde, Galata’dan Aynalıkavak İskelesi’ne kadar olan
yerlerde istiridye ve midye avcılığı hakkı kazanmıştı.25 Bir başka belgede ise;
Tersane-i Âmire divanhanesinde bulunan II. Mahmud Cami’ne senelik 50 kıyye
zeytinyağı ile üç kişiye 20 kuruş vermek şartıyla “Azapkapı’dan Surb
Mahzeni’ne kadar olan mahallerde midye ve istiridye çıkarmak” hakkını
Beraşkoh adlı bir zımmi almıştı.26 Ayrıca hazineye ve Balık Eminliğine bir
miktar para verilerek de balık avlama hakkı elde edilebilirdi. Örneğin
“Rumelihisarı Ağası Mehmed divan-ı hümayuna gelüb mîrî içün ber vech-i
maktu’ 3000 akçe teslim-i hazine idüb ve 1.000 akçe dahi balık eminlerine
vermek şartıyla” balık avlama izni almıştı. 27
Balıkçı esnafının sayısına baktığımızda zaman içerisinde bir artış
gözlenmektedir. Nitekim 1540 ve 1544 İstanbul cizye defterlerinde 182 Rum
balıkçı kayıtlı olup, bunların 18’ i ığrıpçı, 28’ i ise dalyancıydı.28 Evliya
Çelebi’ye göre balıkçı esnafının nüfusu 1300 kişiden ibaretti. Bunların 1.000
kişisi Esnaf-ı Düzenciyân-ı Çirnik (olta balıkçı esnafı ) geriye kalanı ise Esnaf-ı
Ağciyândır (ağ balıkçıları esnafı).29 Robert Mantran’a göre 17. yüzyılın ikinci
yarısı için bu iş ile ilgili alanlarda çalışanların sayısı 400 kişidir.301869
tarihinde İstanbul genelinde dalyan, voli, alamana, ığrıp gibi araçlarla balıkçılık

çoğunlukla zımmîlerdi. Bu konuyla ilgili şu belgelere balılabilir: BOA, Cevdet Saray, 5856, (17
B 1133/14-05-1721), 7680, (5 N 1097/26-07-1686), 3119, (24 L 1114/13-03-1703), 6606, (14 S
1158/18-03-1745); BOA. İE.MİT, 2/87, (12 Za 1115/18.03.1704).
23
Teşkilatından Kapıkulu Ocakları, Ankara 1943. Aynı müellif, “Bostancı”, İA, C. II, s. 737.
Abdülkadir Özcan, ”Hassa Ordusunun Temeli, Mu’allem Bostaniyân-ı Hâssa Ocağı Kuruluşu ve
Teşkilatı”, Tarih Dergisi, 1984, s. 347-396. 18. yüzyılın sonunda Bostancıların İstanbul’daki
toplam nüfusu 6000 idi. Bkz. P.G.İnciciyan, ”XVIII. Asrın Sonunda Osmanlı Devleti,
Bostancılar”, Hayat Tarih Mecmuası, II/11, Aralık 1965, s. 89.
24
Ayrıca bkz. Ahmed Refik, Onuncu Asr-ı Hicrî’de İstanbul Hayatı, s. 94.


25
26

BOA, Cevdet Maliye, 10998, (24 L 1209/14-05-1795).
BOA, Cevdet İktisat, 364, (3 R 1228/5-4-1813).


27


28
29
30

Stefanos Yerasimos, İstanbul 2003, s. 69.
Evliya Çelebi, Seyahatname, zikreden Robert Mantran, 17.Yüzyılın İkinci Yarısında, s. 191.
Robert Mantran, 17. Yüzyılın İkinci Yarısında, s. 47.




44[IMG]file:///C:/Users/scg/AppData/Local/Temp/msohtmlclip1/01/clip_image004.png[/IMG]
Bostancıbaşılık ve Bostancıbaşılık kurumu için bkz. İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Devleti
Asıtane-i Saadet bostancıbaşısına hüküm, BOA, Cevdet Saray, 5856, (17 B 1133/14-05-1721).
BOA, Cevdet .Maliye, 8106, ( 10 M 1136/10-10-1723).








Osmanlı’da Boğaziçi’nde Balıkçılık

yapanların sayısı 10.000 kişiyi aşmaktaydı. 31 Çok daha sonraları 1923 yılında
İstanbul’un iktisadi durumu ile ilgili olarak İstanbul Ticaret ve Sanayi Odası
İktisat Komisyonu’nun hazırladığı rapora göre ise İstanbul’da balıkçılıkla
geçinenlerin sayısı 15.000 kişi olup, bunların yarısı gayrimüslim idi.32
Balıkçı esnafı kendi içinde iki kısma ayrılmıştı. Bunlar balıkçı dükkânı33
olan ve balık satan esnaf ile balık avcılığı yapan ve “sayyâd taifesi “olarak
isimlendirilen esnaf gurubu idi. Sayyâdların dükkanlarda balık satmaları
yasaktı.34 Bu nedenle sayyâd esnafı ile dükkân sahipleri arasında sık sık
anlaşmazlıklar ortaya çıkardı.35 Devlet bu anlaşmazlıkları ortadan kaldırmak
için erken dönemlerden itibaren kanunlar yayınlamıştı.36
İstanbul balıkçı esnafı nizamnamesine göre 18. yüzyılın ikinci yarısında,
İstanbul balıkhanesine getirilen balıklar beş hisseye ayrılırdı. Bu hisselerin bir
buçuğu İstanbul Balıkpazarı’ndaki dükkânlara, bir hissesi Fener ve Balat’a, bir
hissesi Samatya ve Kumkapı’ya, bir hissesi Galata’ya ve yarım hissesi de
Tophane’deki balıkçı dükkânlarına paylaştırılırdı.37 Balıkçı esnafından birisi
öldüğünde hissesi yasal varislerine kalırdı.38 18. Yüzyılda balıkçı ve tuzlamacı


esnafı her sene Tersane-i Âmire’ye Hızır’dan Kasım ayına

kadar (Mayıs-


Kasım) 25 kişi, Kasım’dan Hızır’a kadar (Kasım-Mayıs) 40 kişi olmak üzere
senelik 60 kişi imdadiye adıyla bir vergi vermek zorundaydı. 1805 yılında

31
32
Sanayi Odası İktisat Komisyonu Raporu”, Tarih Boyunca İstanbul Semineri(Bildiriler), İstanbul
1989, s. 261-316.


33

18.yüzyılın ortalarında İstanbul Balıkpazarı’nda 6, Balatkapısı’nda 10, Fenerkapısı’nda 4,


Kumkapu da 8, Samatya’da 5, Galata Balıkpazarı’nda 10 ve Tophane’de 2 adet olmak üzere
İstanbul’da toplam 45 balıkçı dükkânı vardı. Bkz. Ahmet Kal’a, Ahmet Tabakoğlu vd., , İstanbul
Ahkam Defterleri, İstanbul Esnaf Tarihi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Yay., İstanbul 1997,
C.I, s. 93, Hk.no, 3/346/1257.
34
1260/16-07-1844).
35


36

“İstanbul’un öte ve beri yakasında kim uğurlayın balık avlarsa,tutup balığı elinden alına ve


gereği gibi hakkından geline. Balıkçılarda avladıkları balıkları getirip amilin eminine
göstermeden satmayalar. Satarlarsa gereği gibi haklarından geline”. Bkz. Ahmet Akgündüz,
Osmanlı Kanunnameleri ve Hukuki tahlilleri (Fatih Devri Kanunnameleri), C. I, s. 454.


37

Bu konuyla ilgili bir kaç hüküm kaydı hakkında bkz.. İstanbul Ahkam Defterleri, İstanbul


Esnaf Tarihi, C.I-II, Hüküm no: 2/94/987, 3/343/1250, 3/345/1255, 3/346/1257, 4/274/820,
4/275/821.


38

İstanbul Esnaf Tarihi, C.I., s. 89, Hüküm no: 3/343/1250, 2-10 Mart 1758.




45[IMG]file:///C:/Users/scg/AppData/Local/Temp/msohtmlclip1/01/clip_image002.png[/IMG]
BOA, İ.MMS, 40/1655.
İlhan Tekeli-Selim İlkin, “1923 Yılında İstanbul’un İktisadi Durumu ve İstanbul Ticaret ve
BOA, Cevdet Maliye, 15124, (5 M 1148/28-05-1735); BOA. Cevdet Maliye, 11512, (29 C
BOA. Cevdet Maliye, 15124, (5 M 1148/28-05-1735).








Faruk Doğan

balıkçıların isteği üzerine çıkarılan bir ferman ile bu vergi 25 kişiye indirilmiş 39
fakat bir süre sonra tekrar eski düzeyine çıkartılmıştı.40
İlke olarak tutulan her balık öncelikle balıkhaneye getirilmek ve vergisi
ödendikten sonra yine balıkhane emini gözetiminde esnafa tevzi edilmek
zorundaydı. Bu vergi 18. yüzyılın ortalarına kadar 1/3 oranında aynî olarak
alınırdı. Bu nedenle balık avcıları bu vergiyi ödememek için geceleri gizlice
satış yaparlardı. Mesela İstanbul Balıkhanesi Mukataası Emini Muhammet’in
verdiği bir şikâyet dilekçesi konuya güzel bir örnek oluşturmaktadır.41 Buna
göre, Boğaziçi’nde bahçe ustaları bahçe önlerinde, ev sahipleri evlerinin önünde
dalyan, karidye ve ığrıplarla balık yakalamış ve yakaladıkları balıkları
balıkhaneye getirmek yerine gizlice bostancılara ve madrabazlara satmışlardı.
Hatta Rumeli ve Anadolu hisarları dizdarları da kendilerine ait dalyan ve ığrıb
kayıkları ile balık avlamışlar, kendilerinden avladıkları balığın vergisi
istendiğinde ise “biz avladığımız balıktan vergi vermeyiz elimizde hüccetimiz
vardır” diyerek itiraz etmişlerdi. Bazıları ise kadı, müderris, sipah, yeniçeri,
cebeci, topçu, kale neferi, tersane halkı, müsellem yamağı gibi askeri sınıftan
olduklarını iddia ederek balık vergisini vermekten kaçınmışlardı. Bu durumdan
dolayı mukataa gelirlerinin düştüğünü ileri süren Muhammed, vergisini
vermeyen tüccarların balıkçı kayıklarına el konulmasını talep etmişti. Yapılan
inceleme sonucunda Balıkhane mukataası emininin şikâyetinin haklı olduğu
anlaşılmıştır. Mukataa sınırları içerisinde her kim balık avlarsa avlasın vergisini
ödemeden satışı yasaklanmış ve eminden “icazet tezkeresi” almayanların balık
avlamasının yasak olduğu bildirilmişti. Fakat bu uygulamalara rağmen bir türlü
kaçakçılığın önü alınamadı. Nitekim 1131/1718 tarihinde balık sayyâdı, oltacı
ve dökma ağcı taifesi ile balık emini arasında yine vergi konusunda anlaşmazlık
çıkmış, önceden ödedikleri 1/3 resm-i miri vergisi yerine 1/5 miri vergisi
vermelerine karar verilmişti.42 Konuyla ilgili bir başka örneğimiz de 1734
tarihinde Beykoz ve Kilyos dalyan eminleri Seyyid Muhammed Ragıp ve
Seyyid Abdurrahim ile balık emini arasında ortaya çıkan anlaşmazlıktır. Bu

39
olduğundan sudûr eden emr-i âlileri mucebince sâyite-i merhamet ve sezâvâr-ı inayet
olduklarından bahisle elyevm tersane-i amireye verdikleri kırk nefer imdadiyenin adem-i
takatlerine binaen af ve tenzil..”BOA, Cevdet.Belediye, 6995, (14 Ra 1220/12-06-1805).


40
41
42

BOA, Cevdet Bahriye, 8445, (1236/1821).
BOA, Cevdet .Maliye, 17158.
BOA, Cevdet Maliye, 14124, (5 M 1148/28.5.1735), BOA, Cevdet Maliye, 8244, ( Z


1247/Nisan 1832).


46[IMG]file:///C:/Users/scg/AppData/Local/Temp/msohtmlclip1/01/clip_image002.png[/IMG]
“Balıkçı esnafı esnaf-ı sâire gibi olmayub kâr-ı kesbleri zuhûrât-ül himmiyeye mevkûf








Osmanlı’da Boğaziçi’nde Balıkçılık

tarihte dalyan eminleri Boğaziçi’nde avlanan bütün balıkların vergisi 1/5 iken
söz konusu dalyanlarda avlanan kılıç, palamut gibi balıklardan balık emininin
1/3 vergi talep ettiğinden şikâyet etmişlerdi. Yapılan inceleme sonucu şikâyet
haklı bulunmuş ve haksızlığın giderilmesi için emir yazılmış, daha sonra 1773
ve 1802 tarihlerinde emir yenilenmiştir.43 1853 tarihinde ise yeni bir düzenleme
daha yapılmıştır.44 Buna göre esnaf avladığı balıkları Balıkhaneye getirdiğinde
önce Balık Emini tarafından dükkânlar teftiş edilecek, dükkân sahipleri
kapasitelerine göre balık alacaktı. Mevsiminde gelen çirozları kurutmak için
esnaf öncelikle Galata ve Dersaadet’te mevcut bulunan dükkânları üzerindeki
çardaklarında kurutma işlemini yapacak, çiroz çok olup çardaklarda yer kalmaz
ise dalyan sahipleri tarafından ücretle yer gösterilerek buralarda tuzlama ve
kurutma işlemi de yapabileceklerdi. Esnafın satın alacağı her çeşit balığın satışı
sırasında “kapatmak” suretine gidilmeyip “usulü ve nizamı ve rayic-i vakte”
göre her iki tarafın rızası ile satışı yapılacak, dalyan sahipleri yalnız balık
avlamaya hakları olduğundan tuzlama ve kurutma işlemine karışmayacaklardı.
Yukarıda kısaca değindiğimiz dükkân sahibi balıkçı esnafının balık satışı
hakkında yasal düzenlemeleri bulunmasına rağmen balık avlayan esnafın
(sayyâd) yazılı bir nizamnamesi yoktu. Aslında tarihi süreç içerisinde dalyan ve
voli sahipleri ile balıkçılık yapan halk arasında yazısız bir hukuk geliştirilmişti.
Buna göre dalyan ve voli sahası içinde avlanan halk, avladığı balık karşılığında
“ondalık veya ücret” adı ile anılan bir vergiyi dalyan sahibine öderdi.45 Fakat bu
geleneğe rağmen kimi zaman dalyan ve voli sahipleri balıkçı esnafını avlanma
sahasına sokmaz, bu da şikâyet konusu olurdu. Aslında dalyan sahiplerinin
temel sıkıntısı boğaz köylülerinin dalyanlara verdikleri zararlardı. Belgelere
göre Boğaz köylerindeki balıkçılar dalyan mahallerinde kaçak kulübeler inşa
edip buralara kayıklar çekmekte, geceleri ateş yakarak dalyana girecek balıkları
kaçırmakta, dalyanın ağız tarafına ağlar gererek balıkları yakalamakta ve
böylece dalyanlara ve vakıf gelirlerine büyük zarar veriyorlardı.46 Nitekim
Haremeyn evkafına bağlı Büyükdere47 ve Kefeli48 köylerinde bulunan dalyan,



43
44
45


BOA, Cevdet Maliye, 25213, ( 24 Ş 1217/20.12.1802).
BOA, A.MKT. NZD, 1/78, (30 B 1269/9.5.1853).
“…geçerli teamüle göre bazı voli sahiplerine her kayık başına senelik 100 kuruş, ve bazısında


binde 60 kuruş ücret vererek, bazısı da ondalık vererek balık avladıkları aşikardır…”BOA,
İ.MMS, 40/1655, ( 11 R 1286/21.7.1869).


46

BOA, HSD. CB, 1/3, (18 M 1199/1.12.1784).


47
İnciciyan, Boğaziçi Sayfiyeleri, Haz. Orhan Duru, Eren Yay., İstanbul 2000, s. 138.


47[IMG]file:///C:/Users/scg/AppData/Local/Temp/msohtmlclip1/01/clip_image002.png[/IMG]
Bu köyde Türkler, Rumlar ve Avrupalılar oturuyordu ve önemli bir sayfiye yeriydi. Bkz.








Faruk Doğan

sahil ve voli sahası mültezimi Cemaleddin Efendi ile Sarıyer, Kavakhisarı ve
Büyükdere halkı arasında böyle bir anlaşmazlık çıkmıştı. Söz konusu köylüler
ondalık ve ücretlerini vermek istemelerine rağmen Cemaleddin Efendi’nin
kendilerini voli sahasına sokmadığını bu durum nedeniyle tek geçim kaynakları
olan balıkçılıktan mahrum kaldıkları şikâyetinde bulunmuşlardı. Cemaleddin
Efendi de dalyan ve voli sahasının kendi tasarrufunda olduğunu, dolayısıyla
istediği gibi davranabileceğini iddia etmiş ve bunun üzerine yapılan uzun
araştırmalara rağmen konu ile ilgili kayıtlarda herhangi bir yasal düzenlemeye
rastlanmamıştı. Neticede bu işi en iyi bilen ve “ehli hibre” konumunda olan
balıkhane mültezimlerinden durum sorulmuş ve “voli mahalleri dalyanların
merası hükmünde olduğundan oralarda ahali dahi balık avlar ise de; dalyan
mutasarrıflarından da izin alınmak gerektiği” belirtildikten sonra, voli
mahallerinin de boş kalması halinde balıkhane mukataasının gelirlerinin
azalacağı vurgulanmıştı. Ayrıca evkaftan Cemaleddin Efendi’ye verilen senette
voli yerinin de hudutları çizilmiş olmasına rağmen hakikatte voli mahalli, ığrıp
çevrilecek boş denizalanı olduğundan Cemaleddin Efendi’nin isteğinin reddine
karar verilmişti.49 Böyle durumlarda eski geleneklere uyularak ya voli
sahiplerine kayık başına senelik 60 ila 100 kuruş ücret verilecek ya da avlanılan
ürünün 1/10 verilerek balık avlama hakkı elde edilecekti.
Bu şikâyetlerin artması sonucu devlet balık avcılığı faaliyetine kapsamlı
bir düzenleme getirmek için harekete geçti. Nihayet 29 Zilkade 1297/2 Kasım
1880’de Balık Saydı Nizamnamesi50, 18 Safer 1299/29 Aralık 1881’de Zabıta-i
Saydiye Nizamnamesi adıyla kara ve deniz avına dair bir nizamname
yayınlandı.51 Nizamnameye göre; özel şahıslarda bulunan dalyan veya voliler
kanunlara ve eski geleneklere aykırı olmamak kaydıyla sahiplerine terk edildi.
Bir vakfa ait olanlar ise Evkaf Nezareti’ne bağlandı. Sahipsiz dalyanların ise
hazineye alınarak açık artırma yoluyla kiralanması kararlaştırıldı. Nizamnameye
göre dalyanlarda yakalanan balıklar kiracılarına ait olup istedikleri gibi
tasarrufta bulunabilecekler, ancak yakalanan balıklar, dalyanın kiracıları
tarafından tuzlanıp yumurtaları alındıktan sonra satılırsa %20 gümrük vergisini
ödeyeceklerdi. Ertesi sene Boğaziçi ve çevresi balıkçılığına ait hususi bir

48
İnciciyan 1794’te yazdığı eserinde bu köyde oturanların Kefeli Türkler olduğunu ve balıkçılıkla
geçindiklerini belirtir. Bkz. İnciciyan, Boğaziçi Sayfiyeleri, s. 135.
49
50
51


48[IMG]file:///C:/Users/scg/AppData/Local/Temp/msohtmlclip1/01/clip_image004.png[/IMG]
Bu iki köyde Şehzade Cami vakfına bağlıydı. Bkz. DVİA., “Boğaziçi”, C.VI. s. 256; G.V.
BOA, İ.MMS, 40/1655, (11 R 1286/21.7.1869).
Balık Saydı Kararrnamesi Zeyli, Düstur, 1.Tertip, I.C., s. 71.
Zabıta-i Saydiye Nizamnamesi, Düstur, 1.Tertip, II.C., s. 122.








Osmanlı’da Boğaziçi’nde Balıkçılık

nizamname daha yayınlandı. 52 Bu nizamnamede de balıkçı esnafı, gedikli
madrabazlar, ağ balıkçıları, olta ve alkarna balıkçıları, gediksiz madrabazlar,
sardalya avlamak için ateş ve kurtina kayıkçıları, midye, istiridye gibi
yumuşakçaların geçici satıcıları olarak bölümlere ayrılmış ve her birinin
Balıkhane’den avlanma izin belgesi alması gerektiği belirtilmişti. Nizamnameye
göre Balıkhane’de fiyatın açık artırma usulünce belirlenmesi esastı. Ayrıca
usulsüzlüklerin önlenmesi için Balıkhane’de görevli memurların her ne şekilde
olursa olsun balıkçılık faaliyetine katılmaları kesinlikle yasaklanmıştı.
Balıkçı esnafı boğazda balık avcılığı yanında, midye ve istiridye avcılığı
da yapardı. 1871 yılında yayınlanan midye ve istiridye avcılığı nizamnamesine
göre; bu esnaf gurubuna ait midye tarlaları 44 gedikten oluşuyordu. Midye
tarlaları Boğaziçi’nde dokuz bölgeye ayrılmıştı. Buralarda midye tarlalarının
sahipleri veya ondalıkçıları, Balıkhane tarafından kendilerine verilen ruhsat
tezkiresi ile avlanabilirlerdi. Gedik sahipleri dışında başkalarının buralarda
avlanması yasaktı.53
Burada balıkçı esnafını yakından ilgilendiren iki esnaf gurubundan da
kısaca bahsetmek yerinde olacaktır. Bunlar balık tuzlayıcı esnafı ile iplikçi
esnafıdır. Kurutulmuş balık önemli bir gıda olduğundan bu işle uğraşan esnafta
gedik usulü örgütlenmişti. 18. yüzyılın sonlarında balık tuzlayıcı esnafı İstanbul
ve Galata’da yerleşmiş 29 adet dükkânda faaliyet gösteriyordu.54 1912
verilerine göre İstanbul Balıkpazarı’nda faaliyette bulunan 200 havyarcı ve
balık tuzlayıcı esnafı vardı. 55 İstanbul dışından gelen havyar ile tuzlu balığın
satışı 1180/1766-67 senesinde bu esnafın tekeline verilmişti. Fakat daha sonra
tekel hakkı bu maddelerin “ekvâd-ı zaruriye-i yevmiyeden” olmadığı
gerekçesiyle 1210/1795-96 tarihinde çıkan bir ferman ile kaldırıldı.56
Balık avcılığının vazgeçilmez aracı olan ağların imalatı da önemli bir
faaliyet alanı idi. Balık ağlarının örülmesi için iplikçi esnafına gelen iplikler



52
53
C.III, MEB, Yay., İstanbul 1983, s. 64-65.


54

BOA, Cevdet.Belediye, 430, (4 M 1210/31-07-1795).


55
Kapalıçarşı Modelinin Geçmişten Günümüze Yeri” II. Uluslar arası Eminönü Sempozyumu
(Tebliğler Kitabı), Eminönü Belediyesi Yay., İstanbul 2007, s. 170-171.
56
Temmuz 1795).


49[IMG]file:///C:/Users/scg/AppData/Local/Temp/msohtmlclip1/01/clip_image002.png[/IMG]
Dersaadet ve Tevabi-i Balıkhane İdaresi’ne Dair Nizamname, Düstur, 1.Tertip, C. III, s. 113.
Düstur, 1.Tertip, II.C., s. 609; Mehmet Zeki Pakalın, Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü,
Ahmet Kal’a,“Tarihi Süreç İçinde Kapalı Çarşı ve Hanlar Bölgesinde Üretim: Geleneksel
BOA, Cevdet Belediye, 430, (4 M 1210/31-07-1795); BOA, Cevdet İktisat, 1745, (17 Z 1209/5








Faruk Doğan

genelde Karadeniz’den gelirdi.57 Bu bölgeden gelen iplikler önce İstanbul
gümrüğüne gelir, daha sonra boyanmak için iplikçi esnafına dağıtılırdı. Balık
ağı için gelen ipler ise bu işle uğraşan ve Galata’da oturan iplik bükücü esnafı
tarafından örülerek balıkçı esnafına satılırdı. Bazen iplikçi esnafı ile balık ağı
ören esnaf arasında balık ağı örüp satma konusunda sürtüşmeler ortaya
çıkardı.58

b- Balık Dalyanları

Osmanlı Devleti’nin klasik döneminde dalyanlar tımar sahiplerine, sancak beyi
veya subaşılara hâssa yazılmış ve yıllık bir mukataaya konu olmuştur. Boğaziçi,
Tuna, Silistre, Kılya, Ege kıyıları, Ayasoluk, Kefe59 ve imparatorluk dahilindeki
göller dalyanların bulunduğu başlıca yerlerdi. 16. yüzyıl kanunnamelerine göre,
dalyanlarda avlanan balıktan devletin payı dörtte bir veya yarısı idi.60 Aynı
yüzyıl sonunda Arnavutluk sahillerinde bilhassa Avlonya’da oldukça gelişmiş
olan dalyanlar, büyük gelir kaynakları halinde padişah ve paşa haslarına dahil
edilmişti.61 İstanbul ve Marmara çevresindeki dalyanlar bir mukataa olara k
İstanbul Emtia Gümrüğü’ne bağlı idi. 1074/ 1663-64 senesinde bu mukataaya;
Tuzla, Darıca, Pendik, Kartal, Beykoz, Büyükdere, Sarıyer, Kavak, İncirli,
İstinye, Rumeli ve Anadolu Hisarları, İstavroz, Kuruçeşme, Beşiktaş,
Kuzguncuk dâhil bulunuyordu.62 Bu mukataa Bostancıbaşı tarafından her sene
iltizama verilirdi. Mesela 1799 senesinde iltizam bedeli 20.383 kuruş 40 akçe
olmuştu.63 Aynı yıl bu miktarın 583 kuruş 40 akçesi ceyb-i hümâyun için, 300
kuruşu bostancıbaşılara, 5.000 kuruşu İstanbul Gümrüğü ümerasına, 14.000
kuruşu bostancı ocağı neferlerinin günlük yiyecek masraflarına, 1.500 kuruşu
ise kalem odası halifeleri ve müfettişlerine maaş olarak ayrılmıştı. II.Mahmut


döneminde Bostancıbaşılık örgütü

kaldırıldığında İstanbul Balıkhanesi




57


58

BOA. Cevdet Belediye, 6251, (25 Ca 1211/26-11-1796).


59
Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 2000.
60
İmparatorluğunda Ziraî Ekonominin Hukukî ve Mali Esasları(Kanunlar), s. 287,329.


61

Halil İnalcık, Hicri 835 tarihli Sûret-i Defter-i Sancak-ı Arvanid, Türk Tarih kurumu Yay.,


Ankara 1987, s. .xxxı.


62

BOA, Cevdet Maliye, 8244, (Z 1247/5. 1832).


63


50[IMG]file:///C:/Users/scg/AppData/Local/Temp/msohtmlclip1/01/clip_image001.png[/IMG]
BOA, Cevdet Belediye, 6251, (25 Ca 1211/26-11-1796).
Kefe’deki balıkçılık hakkında bkz. Yücel Öztürk, Osmanlı Hakimiyetinde Kefe (1475-1600),
Arnavutluk’taki dalyanlar için bkz. Ömer Lütfi Barkan, XV ve XVI. Asırlarda Osmanlı
BOA, Cevdet Saray, 1434, (13 N 1213/18-02-1799).








Osmanlı’da Boğaziçi’nde Balıkçılık



Mukataası mansûre
Hazinesi’ne bağlandı.




64


ordusunun masraflarına karşılık olarak


Mukataat


Devlete ait dalyanlar iltizama verilirken genellikle eski sahibine öncelik
tanınırdı. Nitekim Orta-i kebir vakfına bağlı Eski Fener’de bulunan mîrî
dalyanın Hıristo, İsmail Ağa ve Kosti adlı şahıslar tarafından işletildiği
hatırlatılarak, İstanbul’un fethinden beri kendi atalarına verilen izin ile bu
sahipliğin sürdürüldüğü ifade edilmişti.65 Dalyan mültezimleri iltizam ettikleri
dalyanın bulunduğu mahallin temizlenmesini ve dalyanın masraflarını da
üstlenirdi. Mesela Küçük Çekmece gölü dalyanının iltizamına talip olan
Barutçubaşı Hoca Bagos gölün temizliği ile dalyanın masrafları dahil iki senelik
10.000 kuruş teklif vermişti.66
Her sene Tersane-i Âmire’den Hassa-i Hümayûn Balıkçıbaşısına Hassa
dalyanları ihtiyacı için 98 kuruş 17 para hazine tezkeresi67 verilirdi. Buna
ilaveten 6 kantar saf tel, 132 kıyye pamuk yağı, 315 zira (yaklaşık 250 metre)
kullanılmış bez ve 3 kantar çeşitli ihtiyaç malzemeleri tevzi edilirdi. 68
1219/1804 tarihli bir emir ile hem bu mühimmatların, hem de her sene


tersaneden “mühimmat baha” namıyla verilmesi

gereken

miktarın,


balıkçıbaşılığın gelirlerinin artması öne sürülerek kaldırılmasına karar verildi. 69
II.Mahmut döneminde yapılan bir düzenleme ile Boğaziçi’ndeki dalyanların
büyük bölümü Evkaf-ı Hümayûn Nezareti’ne bağlandı. Vakıflara ait olsun veya
olmasın bütün dalyanlar çeşitli hisselere ayrılarak müzayedeye çıkartılabilirdi.
Dalyanın belirli bir hissesini kiralayan kişi hissesi oranında dalyana ortak olur,
hatta sahip olduğu hisseyi üçüncü bir şahsa satabilirdi. Voli mahalleri ise
yukarıda belirtildiği gibi ya ondalık ya da senelik kira karşılığı işletilirdi. 70
Dalyan ve voliler ya işleticisinin adıyla ya da numaralandırılarak
isimlendirilirdi.71 Dalyan kurulması önemli bir sermayeyi gerektirdiğinden

64
edilmişti.. BOA. Cevdet Maliye, 25060, (16 N 1245/11-03-1830).
65


66
67

BOA, İrade Dahiliye, 163/8527, (14 M 1264./23.12.1847).
BOA, Cevdet Saray, 7212, (7 S 1194/13-02-1780).


68
7212, (1194/1780), 7622, (1200/1785), 1313, ( 1215/1800).
69


70
71

BOA, İ.MMS, 40/1655, ( 11 R 1286/21.6.1869).
“Sultan II. Mahmut vakfından Bebek karyesi ve caddesinde ve deniz kenarında olan 5 numaralı


dalyan ve voli mahalli ile 46 numaralı çayırı müştemil bir bab sahilhane ve dalyan odası ve
müştemilatı saireyi…”, bkz. BOA, Y.PRK.EV, 1/75,( 2 Ş 1307/23.03.1890); BOA, BOA, Kepeci,


51[IMG]file:///C:/Users/scg/AppData/Local/Temp/msohtmlclip1/01/clip_image001.png[/IMG]
Aynı yıl mültezim taifesinden Ebubekir Efendi’ye senelik 200.000 kuruş bedel ile ihale
BOA, HSD.CB, 1/3, (18 M 1199/01.12.1784).
BOA, Cevdet Saray, 8849, 5084, (17 M 1190/08-03-1776). Ayrıca bkz. BOA, Cevdet Saray,
BOA, Cevdet Saray, 1392,(2 R 1219/11-07-1804).








Faruk Doğan

işletmeler genellikle ortaklık şeklinde işletilirdi.72 Mesela Çırağan sarayı inşa
edilirken Altıparmak Hamit Bey’in yalısı bitişiğinde bulunan Hüseyin ve
Mehmet Emin Ağa’nın işlettiği dalyan yıkılmış ve karşılık olarak önce başka
yerde dalyanın inşası için ruhsat verilmiş, fakat uygun yer bulunamadığından
hazine-i hassadan 20.000 kuruş tazminat verilerek ruhsat geri alınmıştı. 73 Bir
dalyanda ortalama on beş yirmi kişi çalışırdı.74 Dalyanın müştemilatı; dalyan
odası, dalyana ait çayır, voli mahalli ve sahilhaneyi kapsayan75 geniş bir alanı
içine alırdı. Voli mahallerinin sınırları konusunda ise herhangi bir nizamname
bulunmamaktaydı. Ortaya çıkan sorunların niteliğine göre günlük kararlar
alınmaktaydı. Örneğin Bebek karyesine ait voli mahallinde ortaya çıkan
anlaşmazlık sonucunda voli alanı, sahilden uzunluk olarak akıntı sularının
başlangıcına kadar, genişlik olarak ise karadan 140 kulaç olarak belirlenmişti. 76
Dalyanların ilke olarak ilk kuruluş amacı dışında kullanılmasına izin verilmez
ve ilk kuruluş niteliklerinin aynı kalmasına dikkat edilirdi. Zira dalyanlar
büyüklüklerine göre veya kullandıkları malzemenin niteliklerine göre çeşitli
adlar alırlardı.77 Mesela Sarıyer’de bulunan Kepasti dalyanının Şıra dalyanına
tahvil edilmesi, bitişiğinde bulunan Şıra dalyan sahipleri tarafından şikâyet
konusu olmuştu.78 Çünkü Kepasti dalyanı Şıra dalyanına göre daha küçük
olduğundan ve Şıra dalyanı deniz içerisinde büyük bir alanı işgal ettiğinden
diğer dalyana zarar vermişti. Genelde Boğaziçi’ndeki dalyanların birbirinden
uzaklıkları 2-3 bin hatve (adım) uzaklıkta olduklarından bu dalyanın 300 adım
uzaklıkta olması bitişik dalyana zarar vermesine neden olmuştu. Verilen karara

7451.
72


73

BOA, İ.MVL, 150/4245, (23 L 1265/12.09.1849). Karekin Deveciyan’ın verdiği bilgilere göre


Boğaziçi’ndeki çeşitli dalyanların kuruluş maliyetleri 1915 yılında şöyleydi: (Altın Lira), Büyük
Şıra 1000, Yarım Şıra ve Kurt Ağzı 500, Kırma Kepasti 300, Moda 200. Bkz. Karekin Deveciyan,
s. 316-333.
74
Vaniköy ve Kuleli’deki 3 dalyanda 21, Tarabya’da ki dalyanda 7, İstinye dalyanında 2 kişi
çalışmaktaydı. Bkz. Hüseyin Necdet Ertuğ, Osmanlı Kefalet Sistemi ve 1792 Tarihli Bir Kefalet
Defterine Göre Boğaziçi, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Basılmamış Yüksek
Lisans Tezi, İstanbul 1997.


75
76

BOA, Y.PRK.EV, 1/84, ( 20 Ra 1308/03.11.1890); Deveciyan, s. 317.
BOA, Y.PRK.EV, 1/70, ( 15 R 1307/08.12.1889).


77
kullanılan Kurtağzı dalyanı; Kurtağzı dalyanından daha küçük olup palamut, lüfe r, kefal, torik
avında kullanılan dalyana ise Kepasti dalyanı adı verilirdi.


78

BOA, A.MKT.MVL, 110/49, (3 R 1267/06.1.1851).




52[IMG]file:///C:/Users/scg/AppData/Local/Temp/msohtmlclip1/01/clip_image004.png[/IMG]
BOA, A.MKT.NZD, 74/70, (5 C 1269./16.03.1853).
Karekin Deveciyan, s. 316; 1792 Tarihli bir Esnaf Kefalet Defterine göre Boğaziçi’nde
Orkinos, torik, palamut için kullanılan dalyana Şira dalyanı; uskumru, kefal, lüfer balıkları için


Osmanlı’da Boğaziçi’nde Balıkçılık

göre; herhangi bir kişi dalyanını yeniden inşa etmek istediğinde veya mevcut
durumunu şıra dalyanına çevirmek istediğinde civarındaki dalyanlara 2500 adım
uzaklık olmadıkça inşasına izin verilmesi yasaklandı.
Birinci dünya savaşı döneminde, Marmara Denizi’nin deniz kuvvetleri
için tatbikat ve ulaşım alanı olması sıkı güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına
neden olmuş ve bundan balık avcılığı olumsuz etkilenmiştir. Mesela bu
dönemde Marmara denizi çevresinde Edip Efendi adlı bir müteşebbis Bandırma,
Celaliye, Mürefte, Erdek, Tekirdağ ve Marmara Ereğlisi’nde yedi adet orkinos
dalyanı kurmak istemişti. Dûyûn-u Umumiye İdaresi olur vermesine rağmen
Bandırma, Celaliye ve Erdek dalyanlarının denizyolu trafiğini engelleyeceği,
Erdek dalyanının donanmamın eğitim sahasında olduğu ve Tekirdağ ile Ereğli
dalyanlarının ise askeri nakliyatı engelleyeceği öne sürülerek kurulmasına izin
verilmemişti.79
20. yüzyılın başından itibaren artan deniz trafiği balık dalyanlarının
tehlike saçan bir hal almasına neden olmaya başlamıştır. Bu nedenle yeni
dalyanların kurulması konusunda daha ciddi tedbirler alınması gereği
duyulmuştur. Nitekim önce 3 Şubat 1315/15 Şubat 1900 tarihli taşra liman
reislerine mahsus talimatname yayınlanarak limanlarda yeni dalyan kurulmasına
bazı sınırlamalar getirildi.80 Daha sonra 22 Nisan 1330/5 Mayıs 1914 tarihli bir
talimatname ile dalyan kurulma şartları belirlenerek bu konudaki yetki ve
sorumluluk Bahriye Nezaretine bırakıldı.81 Buna göre; kurulacak dalyanın
sahildeki sınır noktaları belirlenip dalyan sahası tayin edilecek, her bir dalyana
bir isim veya numara verilecek, her dalyanın 1/500 ölçekli, pusulalı ve kulaçlı
üçer nüsha krokisi çizilerek mahalli idarecilere onaylatılacaktı. Ayrıca söz
konusu dalyanın herhangi bir zararının olmadığına dair mahalli hükümet ve
belediye reisleri ile liman reislerinden mazbata alınacak, çizilecek haritada
dalyan kurulacak sahil, sahilden dalyan için tahsis edilecek denizalanı
gösterilecek, söz konusu yerin kime ait olduğu belirtilerek kendisinden rızası
alınacaktı. Kurulacak dalyan, hükümet veya belediyece belirlenen şartnameye
sahip olacak ve ruhsat süresi belirlenecek, sınırları çizilen dalyan sahası dışında
herhangi bir sebep ile iddiada bulunulmayacak, dalyanın sahilden açıklığı deniz
ulaşımını aksatmayacaktı. İttihat Terakki ile belirginleşen millî iktisat
politikasına uygun olarak inşa edilecek dalyanlarda söz konusu dalyan sahası



79
80
81


BOA, İD, 17/76, (6 K.anunuevvel 1330/19 Aralık 1914).
BOA, DH. İD, 151/14.
BOA, MB.HPSM, 13/6, (22 Nisan 1330/4 Mayıs 1914).

53[IMG]file:///C:/Users/scg/AppData/Local/Temp/msohtmlclip1/01/clip_image002.png[/IMG]
Faruk Doğan

çevresinde eskiden beri balıkçılık yapan Osmanlı vatandaşları öncelikli olarak
istihdam edilecekti.

Sonuç

Boğaziçi’nde balık avcılığı tarih boyunca önemli bir ekonomik faaliyet olmuş
ve bu faaliyet Osmanlı Devleti’nin yıkılışına kadar da devam etmiştir.
Balıkçılıkla ekseriyetle gayrimüslimlerin ilgilenmesinin nedeni Osmanlı-Türk
mutfağında balığın temel gıda olmamasından kaynaklanmıştır. Boğaziçindeki
balıkçılık faaliyetleri zaman içerisinde düzenlenen kanunlar ile bir nizam altına
alınmaya çalışılmıştır. Buna göre, balıkçı esnafı balık tutucu (sayyâd) ve balık
dükkânı sahibi olarak iki kısma ayrılmıştır. Birinci kısım esnafın dükkânlarda
veya pazar yerlerinde satış yapmaları yasaklanmıştır. Sonraları balık avlamak
için dalyan denilen özel sistemler kurulmuştur. Dalyanların bir kısmı hassa
dalyanı adıyla padişah ve çevresinin balık ihtiyacını karşılamıştır. Dalyanlar
Cumhuriyet’in ilk yıllarına kadar Boğaziçi’nde faaliyetlerini sürdürmüş ve balık
avlama tekniklerindeki gelişmelere paralel olarak varlıklarını yakın dönemlere
kadar korumuştur.

KAYNAKÇA

Arşiv Kaynakları
BOA,Cevdet Saray, no: 1313, 1392,1434, 3119, 5084, 5856, 6606, 7212,
7622, 7680, 8849.
BOA, Cevdet Maliye, no: 8106, 8244,10998, 11512, 14124,15124,
17158, 25060,25213
BOA, Cevdet Belediye, no: 430, 6251,6995,
BOA, Cevdet İktisat, no: 364, 1745
BOA, Cevdet Bahriye no: 8445
Sadaret Mektubi Kalemi Nezaret ve Devair (MKT.NZD), no: 1/78, 74/70
BOA, İrade Dahiliye, no: 17/76, 151/14, 163/8527
Cavit Baysun Evrakı (HSD.CB), no: 1/3
BOA, Kepeci, no: 7451
BOA, İbnülemin Muafiyet (İE.MİT), no: 2/87
BOA, İrade Meclis-i Vâla (İ.MVL), no: 150/4245
BOA, Yıldız Perakende Evrakı (Y.PRK.EV), no: 1/70,1/75, 1/84

54

Osmanlı’da Boğaziçi’nde Balıkçılık

BOA, Sadaret Meclis-i Vâla ( A.MKT.MVL), no: 110/49
BOA, MB.HPSM, no: 13/6
BOA,İrade Meclis-i Mahsus (İ.MMS), no: 40/1655

Araştırma Eserleri, Makaleler

Düstûr
Ahmed Refik, Onuncu Asr-ı Hicrî’de İstanbul Hayatı, Enderun Yayınları,
İstanbul 1988.
Akgündüz, Ahmet, Osmanlı Kanunnameleri ve Hukuki tahlilleri (Fatih
Devri Kanunnameleri), İstanbul 1990.
Barkan, Ö.L., İstanbul Sarayına Ait Muhasebe Defterleri, Belgeler,
Ankara 1979.


______,

XV ve XVI. Asırlarda Osmanlı İmparatorluğunda Ziraî


Ekonominin Hukukî ve Mali Esasları (Kanunlar), İstanbul 1943.
Beydilli, Kemal, ”Stephan Gerlach’ın Ruznâmesi’nde İstanbul”, Tarih
Boyunca İstanbul Semineri (Bildiriler), İ.Ü.E.F. Tarih Araştırma Merkezi,
İstanbul 1989, s. 83-105.
Bilgin, Arif, Osmanlı Saray Mutfağı, Kitabevi Yay., İstanbul 2004.
_____, “Narh Listeleri ve Üsküdar Mal Piyasası”, IV.Üsküdar
Sempozyumu, Üsküdar Belediyesi Yay., İstanbul 2007, C.II, s. 155-191.
Bursa, Pınar, Antikçağ’da Anadolu’da Balık ve Balıkçılık, İÜ., Sosyal
Bilimler Enstitüsü Eskiçağ Tarihi Bilim Dalı, Basılmamış Doktora Tezi,
İstanbul 2007.
Busbecq, Kanuni Devrinde Bir Sefirin Hatıraları, Serdengeçti Yay.,
İstanbul 1953.
Deveciyan, Karekin, Balık ve Balıkçılık, Aras Yay., İstanbul 2006.
Emecen, Feridun M., “XVI. Asrın İkinci Yarısında İstanbul ve Sarayın
İaşesi İçin Batı Anadolu’dan Yapılan Sevkıyât”, Tarih Boyunca İstanbul
Semineri, Bildiriler, İstanbul 1989, s.197-213.
Ertuğ, Hüseyin Necdet, Osmanlı Kefalet Sistemi ve 1792 Tarihli Bir
Kefalet Defterine Göre Boğaziçi, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler
Enstitüsü, Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul 1997.
Evliya Çelebi, “Günümüz Türkçesiyle Evliya Çelebi Seyahatnâmesi”,,
Haz. Seyit Ali Kahraman-Yücel Dağlı, Yapı Kredi Yay., İstanbul 2003.
Gürsoy, Deniz, Tarihin Süzgecinde Mutfak Kültürümüz, Oğlak Yay.,


55
Faruk Doğan

İstanbul 2004.
Hür, Ayşe, “Balıkçılık”, İstanbul Ansiklopedisi.
İnalcık, Halil, Hicri 835 tarihli Sûret-i Defter-i Sancak-ı Arvanid, Türk
Tarih kurumu Yay., Ankara 1987.
İnciciyan, P.G., ”XVIII.Asrın Sonunda Osmanlı Devleti, Bostancılar”,
Hayat Tarih Mecmuası, II/11, (Aralık 1965).
Kal’a, Ahmet ,Ahmet Tabakoğlu vd., , İstanbul Ahkam Defterleri,
İstanbul Esnaf Tarihi, İstanbul Büyük şehir Belediyesi Yay., İstanbul 1997.
Ka’a, Ahmet, “Tarihi Süreç İçinde Kapalı Çarşı ve Hanlar Bölgesinde
Üretim: Geleneksel Kapalıçarşı Modelinin Geçmişten Günümüze Yeri” 2.
Uluslararası Eminönü Sempozyumu (Tebliğler Kitabı), Eminönü Belediyesi
Yay., İstanbul 2007, s.170-171.
Koç, Murat, Yeni Türk Edebiyatında Boğaziçi ve Boğaziçi Medeniyeti,
M.Ü.S.B.E., Türk Dili ve Edebiyatı Bilim Dalı, Doktora Tezi, İstanbul 1998.
Kütükoğlu, Mübahat, “1009(1600) Tarihli Narh Defterine Göre
İstanbul’da Çeşitli Eşya ve Hizmet Fiyatları”, Tarih Enstitüsü Dergisi,S.
IX(1978), s.1-85.
Kütükoğlu, Mübahat S., “XVIII. Yüzyılın Sonlarında İstanbul
Piyasası”,Tarih Boyunca İstanbul Semineri (Bildiriler), İstanbul 1989, s.231-
238.
Mantran, Robert, 17.Yüzyılın İkinci Yarısında İstanbul, Çev. M.Ali
Kılıçbay, V yayınları, Ankara 1986.
Özcan, Abdülkadir, “Hassa Ordusunun Temeli, Mu’allem Bostaniyân-ı
Hâssa Ocağı Kuruluşu ve Teşkilatı”, Tarih Dergisi, 34/1984, s. 347-396.
Öztürk, Yücel, Osmanlı Hakimiyetinde Kefe 1475-1600,Kültür Bakanlığı
Yayınları, Ankara 2000.
Pakalın, Mehmet Zeki, Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, C.3,
MEB.,Yay., İstanbul 1983.
Sahillioğlu, Halil, “Osmanlılarda Narh Müessesesi ve 1525 yılı Sonunda
İstanbul’da Fiyatlar”, Belgelerle Türk Tarihi Dergisi, 1/3(Aralık 1967), s. 50-53.
Salih Mahmud, Avcılık ve Balıkçılık, İstanbul 1935.
Somçağ, Selim, “Balıkçılık: Osmanlı Döneminden Günümüze”, Dünden
Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, C. 2, Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih
Vakfı Yayınları, İstanbul 1994.
Tekeli, İlhan -Selim İlkin, “1923 Yılında İstanbul’un İktisadi Durumu ve
İstanbul Ticaret ve Sanayi Odası İktisat Komisyonu Raporu”,Tarih Boyunca

56

Osmanlı’da Boğaziçi’nde Balıkçılık

İstanbul Semineri (Bildiriler), İstanbul 1989, s. 261-316.


Uzunçarşılı, İsmail Hakkı,

Osmanlı Devleti Teşkilatından Kapıkulu


Ocakları, Ankara1943.
Uzunçarşılı, İsmail Hakkı, “Bostancı”, İA.
Ünver, Süheyl, İstanbul Risaleleri, İ.B.Ş.B.Yay., C.3, İstanbul 1995.
Veda, A.Cabir, Boğaziçi Konuşuyor ve Kanlıca Tarihçesi, Kitabevi Yay.,
İstanbul 2004.
Wratislaw, Baron Wenceslaw, Anılar, Karacan yay., İstanbul 1981.
Yerasimos, Marianna, 500 Yıllık Osmanlı Mutfağı, Boyut yay., İstanbul
2005.

57

OSMANLI’DA BOĞAZİÇİ’NDE BALIKÇILIK
http://www.johschool.com/Makaleler/1...b1l%c4%b1k.pdf