Rastgele Ey Balıkçı!
Seni ne zaman ' tırnak içine alsam'
dilim tutulurdu bilirsin
ne garip
dişimi sıkar dudağımı kanatır
düşüncelerimi ısırırdım
ismin aklıma düşünce
sadece sana susardım

başımı kaldırsam hasretinden tenimi dağlar
gözlerimi indirirsem sen diye ağlardım
sen ki
gözbebeklerimin ortasındaki adada
her rüzgârın gecesinde, her gecenin rüzgârında
berrak sularda
balıkçı teknelerinin ağlarındaydın
pul pul iyot kokuları içinde
koklardım seni içime çeke çeke


bilirsin
helâl haritamda ruhumu kazısam
denizimde köpüğümde
köleliğine çizilmiş sınırdım
tüm uyumlu dalgaların sonsuz çizgisi
göklerde binlerce mum ışığıydın
gecelerimi aydınlatan...
sen ki
sakin bir gecenin tek düşüncesiydin
yüreğim tiz çığlıkları duymadan önce
boranlar,tufanlar,kasırgalar,içimde dışımda sıkışan yaralar
aniden tenimin değişen renginde acıyan pareler
direnmeliyim dedim kaç kereler
nasıl bir istek,nasıl bir tutkuysa
hırçın dalgalara çarpıp çarpıp direndim
sen ki
bu efsunlu köpüğün kıymetini bilemedin

martıların sevinç çığlığı yok artık kulağımda
artık deniz kabukları gibi sertim
bir alkarna suskunluğunda
gecenin zemheriye soyunduğu yerde
'tırnak içine aldığım' seni
gözbebeklerimdeki adadan sıyırıp şu balıkçıya terk ettim!

üşüye üşüye...


rastgele ey balıkçı!
kırık oltanda aşkın yakıcı soluğunu
hiç görmediğim limanlara at


nice yorulduğum bu ölümcül aşk denen zehri
lokma lokma köpek balıklarına sat diyorum
kasırga nasıl sökecekse söksün
bu şiiri de yıkıntıların içine kat ve yak diyorum

uzanıp, sesini duymamalıyım

şiirler ağlar bilirsin

sustur,mısraları ayın gölgesinde

bir bulanık kıyında
bitmemiş şiirler gibi vurmasın yüzüme yüzüme


rastgele ey balıkçı!

şu şiirin diyetine
duygularımı da at balıklara yem niyetine




Alkarna; İstiridye, midye, tarak vb. kabuklu hayvanları avlamak için deniz dibini taramakta kullanılan, ağız kısmı demirden bir ağ.
Nihal Mirdoğan