"Seninki kaç cm "

Anlatacağımız olay santim mevzusu olunca balıklama dalmak gayet normal.

Çünkü balıklardan bahsediyorum.

Bu yüzden utanmadan rahatlıkla okuyabilirsiniz.

Küçük balıkları sofrada afiyetle yerken bu balıkları tutanlara bizim memlekette hatırı sayılır küfürler edilir.

"Ulan bu kadarcık balık tutulur mu? Neden bu trolcülere önlem alınmıyor" atıp tutarız.

Bu durum ne kadar ikiyüzlü bir toplum olduğumuzu gösteren bir detay değil mi?

Dün Ereğli'de bir gelişme yaşandı.

Ama önce daha öncesine bakalım.

Greenpeace gönüllüleri, küçük balıkların avlanması, satılması ve tüketilmesinin önüne geçmek amacıyla bilinçlendirme kampanyası başlattı.

Denizlerin geleceğini koruma adına başlatılan kampanya kapsamında İstanbul Beşiktaş Balık Pazarında balıkçılara ve tüketicilere balıkların hangi boyda avlanması ve tüketilmesi gerektiğini gösteren cetveller dağıtıldı.

O cetvellerden Zonguldaklıklara da dağıtılması gerekiyor.

Ama biz ulusça o cetvellerle neyi ölçeriz acaba?

Eylem sonrası şu veriler dikkat çekici;

Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı'nın yayınladığı su ürünleri sirkülerinde pek çok ticari türün avlanma boyları gerçek üreme boylarına kıyasla son derece küçük kalmakta.

Örneğin, Bakanlığın sirkülerinde lüferin avlanma boyu 14 cm verilmişken aslında bu balığın üreme boyu en az 20 ila 25 cm'dir.

Bazı türlerin bilinen stok durumları o kadar risk altında ki, üreme boyuna erişen bireylerin yumurtlaması çok önemli.

Aynı şekilde kalkan için yasal avlanma boyu 40 cm, ancak bilimsel olarak üreme boyu 42-44 cm. Ancak stokları kötü durumda olduğu için Greenpeace min. 45 cm öneriyor.

Greenpeace, tüketicileri, www.kacsantim.org sitesinde de yer alan önerilen balık boyları sayesinde doğru balık tüketimi konusunda bilinçlendiriyor.

Ereğli limanına giren balıkların büyük bölümü standart ölçülerin altında.

Liman girişinde Tarım İl Müdürlüğü'ne bağlı Su Ürünleri istasyonu var.

Yani devlet o istasyondaki görevlilere görevlerini doğru yapmalarının karşılığında maaş veriyor.

Onlar ne yapıyor.

Denetim yapmaya korkuyorlar.

Rahat değiller.

Minik istavritleri, mezgitleri, barbunları, kalkanları getiren, elini kolunu sallaya sallaya satıyor.

Şikâyet üzerine bir balıkçıya ceza yazıldı.

Ancak balıklar tutana geri iade edildi.

O da aynı yöntemle aracıya verdi.

Türkiye'de herkesin şikayet ettiği yerde Greenpeace önemli bir çalışma başlattı.

Üstelik bir de cetvel dağıttı.

Ülkede vatandaş küçük balık almasın avlananlar mecburen akıllarını başlarına alacaklar.

Vatandaşın cetvele ihtiyacı yok.

O cetvelden Tarım İl Müdürü'ne ve Su Ürünleri'ndeki görevlilere de şiddetle vermelerini tavsiye ediyorum.

Belki işlerine yarar!

Ha bu arada balık lokantalarında yan masadakilere kampanyanın meşhur; "Seninki kaç santim?" sorusunu yöneltirseniz başınıza türlü türlü işler gelebilir.

Siz siz olun küçük balık yerken dikkat edin!

Ha bu arada siz çıkıp vatandaşa; "Küçük balık yemeyin" diyebilecek bir tane yerel siyasetçi, bir tane milletvekili, milletvekili aday adayı, STK temsilcisi, sorumlu, sorumsuz yetkili görebiliyor musunuz?

Merak etmeyin.

Göremeyeceksiniz.

Bir kampanya yapıp Karadeniz'e kıyısı olan tüm Belediyelerin Başkanları bu konuda bir duruş ortaya koyamaz mı?

Koyabilir?

İyi de bizimkiler çölde yaşıyor?

Onların bu durumlarla ilgilenmeye zamanı yok.

İmar düzenlemeleri, kanalizasyon, yol, su ve diğer konulardan bunlara zaman gelmiyor.
Akıllarına bile gelmiyor.
Santim onların neyine.
Yetmiyor.
Onlara metre lazım!

Atilla Öksüz:

Eklenti 7641