ÇOCUĞUN ADINI DOĞRU KOYMAK!

10 Kasım 2009 tarihinde afala@balikciler.net ‘ten e-posta adresime “Baş Müzakereci ve Devlet Bakanı Egemen Bağış, balıkçıların sorunlarını çözmek için Deniz Ürünleri Genel Müdürlüğü’nün kurulacağını açıkladı” içerikli bir bilgi iletildi.

Bu iletiyi aldığımda çoğu insanımızın, doğal olarak terminolojik kavramlara aşina olmamasından dolayı anlam ve yorumunu yakalama şansına sahip olamadıkları sözcüklere aklım takıldı, kaldı. Hoş sektör ilgilisi anlı şanlı fakültelerimiz ve onların öğretim üyelerinin bu tür konulara kafa yoracak zamanları olmadığı için; konuyu kamu oyuna yönlendirmek yine ülke balıkçılığına katkıda bulunmak isteyen elin parmakları kadar az sayıdaki dinozorlara kalıyor galiba.

Balıkçılık sözcüğü işlevsellik açısından tüm dünya ülkelerinde tanımına ve konumuna paralel olarak kullanılmaktadır. Ülkemizde ise 1970’li yıllardan beri balıkçılık sözcüğü yerine yapay olarak gündeme sokulan “su ürünleri” sözcükleri kullanılmaktadır. “Su Ürünleri Kanunu”, “Su Ürünleri Daire Başkanlığı”, “Su Ürünleri Kooperatifi”, “Su Ürünleri Derneği”, “Su Ürünleri Sirküleri”, “Su Ürünleri Tüzüğü” ve “Su Ürünleri Fakültesi” hep bu sözcüklerin yanlış kullanıldığı örneklerdir. Oysa konunun yani sektörün uluslararası terminolojide karşılığı tek kelime ile “balıkçılık” tır.

10 Kasım 2009 tarihinde bilgisunar üzerinden yapılan genel duyuru ile ülkemizde balıkçılıkla ilgili olarak sürdürülen yanlışlığın bu kere “deniz ürünleri” sözcüklerinin kullanılarak devam ettirileceği gözlemlenmektedir.

Bu nedenle devletin yönetim kadrolarınca ve özellikle siyasi otorite temsilcilerince “Balıkçılık”, “Su Ürünleri” ve “Deniz Ürünleri” sözcüklerinde doğrunun saptanabilmesi açısından konuyu sorgulamalarında yarar vardır.

Evvela doğru tanımlamayı ortaya koyalım ki diğer yanlışlığı ve yanlışlıkları belirleyebilmek kolaylaşsın.

Balıkçılık nedir? Balıkçılık en dar anlamıyla denizlerde, göllerde ve akarsularda balıkların ve diğer sucul ortam canlılarının (midye istakoz, yengeç, ahtapot, yunus, balina vs) çeşitli yöntemlerle avlanılmasıdır. Balıkçılık çok sayıdaki bilimsel disiplin dallarını içeren bir kulvardır. Bu çerçevede balıkçılığın birincil düzeyde ilgi alanına giren bilim dallarını; oseanografi (deniz bilimi), deniz biyolojisi, limnoloji (göl bilimi), hidrobiyoloji, balık bilimi (ihtiyoloji) ve balıkçılık biyolojisi oluşturur.

Şimdi bu sözcüklere bilimsel yönden minimal düzeyde açıklık getirmeye çalışalım. Buna göre;
l) Oseanografi (Deniz Bilimi): Okyanus ve denizleri tüm yönleriyle bilimsel olarak inceleyen ve tanımlayan bilim dalıdır.
2) Deniz Biyolojisi: Biyolojik oseanografi ve uygulamalı biyolojik oseanografi için gerekli olan, denizel ortamdaki tüm hayvansal ve bitkisel organizmaların tanımını yapar; daha sonra bunların fizyoloji, üreme, gelişme vb. biyolojik özelliklerini açıklamaya çalışır.
3) Limnoloji (Göl Bilimi): İç sulardaki biyolojik yaşamı, verimliliği ve bu olaya etki eden doğal faktörleri çeşitli bilimlerin (kimya, fizik, biyoloji, bakteriyoloji, jeoloji gibi) yöntemlerinden yararlanarak nitel ve nicel yönlerini belirler.
4) Hidrobiyoloji : Sucul ortamda yaşayan bitkisel ve hayvansal canlıları inceler.
5) Balık Bilimi (İhtiyoloji) : Tek tek balıklar üzerinde morfolojik, anatomik, histolojik, fizyolojik, çalışmaları konu olarak ele alır.
6) Balıkçılık Biyolojisi : Balık biliminden elde edilen bulguların ışığı altında, balık topluluklarının nerede, ne zaman, ne miktarda ve ne durumda olduğunu araştırır. Bu amaçla:
a)Sucul ortamda yaşayan canlı topluluklarının yaşam koşullarını, içinde bulundukları ortam koşullarıyla olan karşılıklı ilgi ve etkilerini inceler,
b)Bu toplulukların biyolojik özelliklerini ortaya koyar,
c)Ekonomik değerlerini, avcılık yöntem ve olanaklarını araştırır,
d)Bu konuda zorunlu olan sayılama çalışmalarını yapar.
e)Balık stoklarının belirlenmesinde, işletilmesinde çözümsel (analitik) ve bütünsel (holistic) modeller kullanır ve geliştirir. Bunu yaparken matematikten yararlanır ve sayılarla çalışır.

Dolayısıyla balıkçılığın asli temel yapısını uygulamalı bağımsız bir bilim dalı olan balıkçılık biyolojisi oluşturur.

Evrensel açıdan konunun asli yönünün bu olmasına karşın; ülkemizde 1970’li yıllardan itibaren “balıkçılık” sözcüğü, kendisi de uygulamalı bir biyoloji dalı olan ziraat ekolü’nün bir bölüm temsilcileri tarafından özellikle gündemden düşürülmüştür.

Peki nedir su ürünleri? Aslında bu sözcükler bilimsel açıdan veya diğer yaklaşımla uluslararası terminolojide yeri olmayan ve dilimizde de kullanım içeriği açısından kastedilmek istenen anlamı ifade etmeyen iki sözcüktür.

Ülkemizde genel şekliyle avcılık yoluyla yakalanan balıklar, omurgasızlar ile yetiştiricilikten elde edilen sucul ortam canlı türleri için kullanılmakta olan “su ürünleri” sözcükleri anlam bakımından yanılgının ve hatanın bir sembolü konumundadır. Bu nedenle “su ürünleri” sözcükleri bilimsel manada hiçbir şekilde “balıkçılık” teriminin karşılığı olarak kullanılamaz. Bu terminolojik hata Türkiye’yi dünya ülkeleriyle bilimsel ve ekonomik açılardan bütünlüğü sağlamaktan soyutlamaktadır.

“Su Ürünleri” sözcüklerinin aslında seçilen kelimelerden dolayı bir anlamı vardır. “Su” ve “Ürün/Ürünleri” olarak bir araya getirdiğinizde oluşan tablo şudur. “Su Ürünü” veya “Su Ürünleri” doğrudan doğruya suyun kendisi ile ilgilidir. Yani suyun yapısında varolan unsur veya unsurlarla bağlantılıdır. Su ürünü esas olarak suyun içerisinde eriyik olarak varolan kimyasal yapının fiziksel olarak görüntüye giren halidir. Örneğin; deniz suyunda erimiş halde bulunan NaCl (Sodyum klorür) belli bir işlemden (evaporasyon/buharlaşma) geçirilmesi sonucunda elde edilen sofra tuzu bir su ürünüdür; diğer tanımlamayla suyun bir ürünüdür. Keza yine deniz suyu bünyesinde bulunan KCl (Potasyum klorür) yani silvin bir su ürünüdür. Benzer şekilde suyun bünyesinde eriyik halinde bulunan yüzlerce ham maddeyi, çeşitli fakat çok pahalı yöntemlerle elde etmek olasıdır ki bu ürünler geçirdikleri son aşama seviyesinde suyun ürünü olarak tanımlanırlar.

Temel olarak “su ürünü” cansız bir yapıyı veya oluşumu çağrıştırır. Oysa suyun içerisinde bağımsız olarak yaşayan organizmalar sudan oluşan/kaynaklanan bir yapı olmayıp, canlılar aleminin tek hücrelisinden en gelişmiş organizmasına kadar doğanın üretkenlik prensipleri içerisinde ilk canlıların devreye girdiği andan itibaren yani milyonlarca yıldır var olan türlerdir. Bu türler sucul ortamlarda yaşamlarını bağımsız olarak sürdürürler. Suyun ürünü olmak ayrı şey, suyun içerisinde yaşamını sürdürmek farklı şeydir. İşte sucul ortamda yaşayan canlı organizmaların tümü dünyada balıkçılık ürünü olarak isimlendirilmiştir. Burada bir yanılgıya düşmemek gerekir, balıkçılık tanımlaması içerik olarak sadece balık türleri ile sınırlı olmayıp, balık dahil tüm sucul canlıları içerisine alır.

Üniversitelerimiz bünyesinde yer alan konumuz ilgilisi fakültelerimizde bu yanlışlık umursamazcasına çağdışı bir zihniyetle sürdürülmektedir. Oysa akademik kuruluşlarda bilimsel olarak hiçbir yanlışlığın olmaması gerekir. Bu oluşum da, “böyle gelmiş böyle gider” zihniyetinin egemen olduğu dikkati çeker. Bu konuda ilgili fakültelerimizdeki uygulamalar tutarsız ve güven yitirticidir. Bu sözcüklerin kullanımında uluslararası uygulamalarda farklı kendi ülkesel ortamımızda farklı uygulama yadırganacak boyuttadır. Bu ikilemin düzeltilmesi hususunda akademisyenlerin resmi makamlara başvuruda bulunmamaları, ayrıca kendi akademik ortamlarında da girişim yapmamaları bilimsel zihniyetle bağdaşmayan düşündürücü bir tablodur. Bu düşündürücü tabloyu açmakta ve analiz etmekte yarar var.

Türkiye’de çoğu üniversiteler Türkçe sözcüklerle sürdürdükleri hatalı uygulamayı, yani “su ürünleri” sözcüklerini İngilizce’ye çevirme sürecinde çok ilginç bir şekilde zorunlu olarak düzeltme durumunda olmaktadırlar. Örneğin Ege Üniversitesi tarafından yayınlanan Su Ürünleri Dergisi’nin kapağında hem Türkçe hem de İngilizce başlıklar bulunmaktadır. Yazılar aynen şu şekildedir. ‘Ege Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi’ oysa İngilizce’sinde ise ‘Ege University Faculty of Fisheries’. Yine aynı şekilde kapakta ‘Su Ürünleri Dergisi’nin İngilizce karşılığı ise ‘Journal of Fisheries’ olarak verilmektedir. Bu uygulama bir yanlışlığı açık bir şekilde gözler önüne sermektedir. Neden Türkçe’de kullanılan sözcüğün eşdeğer karşılığı İngilizce olarak verilmemektedir. Çünkü kullanılması gereken kelime amaçtan çok uzakta ve bilimsel terminolojide yeri olmayan sözcük konumundadır. Bu nedenle İngilizce yazılanı doğrudur. Türkçe olarak yazılan ve uygulanan yanlıştır. Buna göre Ege Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi kullanımı hatalı ve yanlış, buna karşılık ‘Ege University Faculty of Fisheries’ yani tercüme edilmiş haliyle ‘Ege Üniversitesi Balıkçılık Fakültesi’ doğrudur. Aynı şekilde Su Ürünleri Dergisi yanlış, ‘Journal of Fisheries’ yani tercüme edilmiş haliyle ‘Balıkçılık Dergisi’ doğrudur.

Oysa, kamu kuruluşlarında, yasada, tüzükte, sirkülerde su ürünleri sözcüklerinin hatalı olarak kullanılması akademik kuruluşları bağlayan bir durum değildir. Çünkü akademik kuruluşlar özerktir. Yayınlarında yabancı dilde isimlendirmeyi doğru yapan bu kuruluşların, uygulamalarını kendi diline de taşımaları gerekmez mi? Hatta Su Ürünleri Fakülteleri’nin isimlerini “Balıkçılık Fakültesi” olarak düzeltmeleri gerekmez miydi? Bunu yapmadıklarına veya yapamadıklarına göre ortada ya bir umursamazlık veya işin kolayına kaçma var demektir. Çünkü eğitim ve araştırma dünyasında özel uğraşı bölümü ne olursa olsun tek temel hedef gerçekleri ortaya koyabilmek ve en sağlıklı uygulama ortamlarını oluşturabilmektir. Bu nedenle akademisyenlerce özellikle araştırmalarda, hatasızlık veya en azından gerçeğe en yakın sonuçları elde etmek ana ilkedir. Dolayısıyla, bu sözcüklerin konumu da genel felsefeden doğal olarak soyutlanamaz. Ama bu örnekte bunun soyutlandığı görülüyor, peki neden soyutlanıyor? Bunun cevabının da realist akademik çevrelerce verilmesi gerekiyor.

Dünyadaki ülkeler sucul ortamdan elde edilen gerek hayvansal ve gerekse bitkisel ürünlere ‘balıkçılık ürünü’ adını vermekte, bu sektöre de ‘balıkçılık sektörü’ demektedir. Dolayısıyla uluslararası kuruluşlarda/örgütlerde/komisyonlarda hiçbir şekilde ülkemizde kullanılan “su ürünleri” sözcüğüne yani İngilizce’siyle “water products” sözcükleri kullanılmaz ve kullanılmamaktadır; çünkü bu sözcükler hiçbir şekilde ‘balıkçılık’ olarak algılanmamaktadır. Konumuz itibariyle uluslararası terminolojide kullanılan tek sözcük “fisheries” yani Türkçe karşılığı olarak “balıkçılık” tır. Örneğin;
International North Pacific Fisheries Commission (INPFC) - “Uluslararası Kuzey Pasifik Balıkçılık Komisyonu”.
Indian Ocean Fishery Commission (IOFC) - “Hint Okyanusu Balıkçılık Komisyonu”.
Latin American Organization for the Development of Fisheries (OLDEPESCA) - “Latin Amerika Balıkçılığı Geliştirme Organizasyonu”.
European Inland Fisheries Advisory Commission (EIFAC) - “Avrupa İç su Balıkçılığı Danışma Komisyonu” gibi.

Yeri gelmişken şu hususu da belirtmekte yarar var. AB çerçevesinde balıkçılık ile ilgili olarak yıllardır toplantılar yapılmakta ve teknik raporlar yazılmaktadır. AB tarafından balıkçılık ile ilgili olarak kullanılan sözcük “fisheries” ten başka sözcük değildir. Hiç olmazsa bu konudaki uygulamada AB ile fikirsel açıdan örtüşmemeyi nasıl izah edebilirsiniz?

Gelelim “Deniz Ürünleri” sözcüklerine. Bu sözcükler de “Su Ürünleri” sözcükleri ile eşdeğer anlamdadır. Tek farkı, su kelimesinin yerini deniz sözcüğünün alması ile bir makyaj işleminin yapılmasıdır. Konunun özünü su sözcüğü içermektedir. Dolayısıyla gelişimi analiz etmek yorumlamayı da kolaylaştıracaktır. Evvela su ile ilgili sınıflandırmayı hatırlatmakta yarar var. Genel şekliyle sular; tatlı sular, acı sular ve tuzlu sular diye üç ana grupta toplanırlar. Tatlı sular içeriğinde tuz bulunmayan sulardır. Örneğin nehir suları, göl suları, baraj suları gibi. Acı sular ise tatlı sular ile deniz suları arasında geçit teşkil eden ve düşük oranda tuz içeren sulardır. Örneğin nehirlerin denize aktığı yerlerde düşük tuzluluktaki ortamlar acı sular olup, Azak Denizi ve deniz ile bağlantılı olup tatlı sularla da beslenen pek çok lagün gölü bu sınıflamaya dahildir. Deniz ise; Bir okyanus ile bağı olan ve büyük bir alan kaplayan su kütlesidir. Yani denizin özü ve özelliği tuzlu su olmasıdır. Dolayısıyla ha “su ürünleri” denilmiş ha “tuzlu su ürünleri” yani “deniz ürünleri” denilmiş hiç fark etmemektedir. Kurulması öngörülen “Deniz Ürünleri Genel Müdürlüğü” nün isim düzenlemesi “Su Ürünleri Genel Müdürlüğü” ile ayni eşdeğerde bir kelime düzenlemesidir; yani “su ürünleri” yerine “deniz ürünleri”. Dolayısıyla “balıkçılık” teriminin karşılığı olarak “deniz ürünleri” sözcüğünü de kullanamazsınız. Üstüne üstelik bu sözcükleri yanlış kullanmanın ötesindeki bu tanımlama ile bir yerde göllerdeki, barajlardaki ve ırmaklardaki sucul ortam ürünleri de devre dışı bırakılmış olmuyor mu?

Sonuç olarak tüm dünya balıkçılık sözcüğünü kullanmaktadır. Ülkemizde de 1970’li yılların başına kadar kullanılan sözcük doğal olarak balıkçılık olmuştur. Hal böyleyken o yıllardan beri belli kesimce yapay olarak birdenbire gündeme oturtulan ve bilimsel oluşumlarla hiçbir şekilde örtüşmeyen “su ürünleri” sözcüğünün, ilgili kanun, tüzük, sirküler, kooperatif, hal, dernek, bakanlık birimleri ile üniversitelerde dahi ısrarla sürdürülen bu yanlışlığın komple düzeltilmesinin zamanı hala gelmedi mi? Fırsat bu fırsat Sayın Egemen Bağış. AB ile ilgili konulardan da sorumlu Devlet Bakanı olarak; doğacağı varsayılan çocuğun adını “Deniz Ürünleri Genel Müdürlüğü” olarak değil “Balıkçılık Genel Müdürlüğü” olarak düzeltirin ve bu uygulamayla hem AB hem de diğer dünya ülkeleri ile Türkiye’nin hem bilimsel hem de ticari alanda entegrasyonunu sağlayan isim olunuz. Sizden 40 yıldır ulusal düzeyde sürdürülen bir yanlışlığı gidermenizi umuyor ve bekliyoruz. 12.11.2009



Nezih Bilecik
Yalıkavak Çevre ve Fok Araştırmaları Derneği Başkanı
(Deniz ve Balıkçılık Bilimcisi)
nezihbilecik@gmail.com ; nezih1941@yahoo.com
GSM: 0533 – 666 83 97