4 sonuçtan 1 ile 4 arası

Konu: Balıkçılık kaynaklarının yönetiminde herkes yerini bilmeli (1)

Threaded View

önceki Mesaj önceki Mesaj   sonraki Mesaj sonraki Mesaj
  1. #1
    dökülük

    Standart Balıkçılık kaynaklarının yönetiminde herkes yerini bilmeli (1)

    Eklenti 9560

    “Türkiye, denizlerindeki canlı kaynakların ticari gücünü büyük ölçüde yitirmesi nedeniyle balıkçılıkta gizli bir kriz ile karşı karşıyadır. Ne yazık ki bu konuda yetkili olan resmi otorite, sorunları bilimsel anlamda çözebilmekte yeterlilik gösterememektedir” diyen yazarımız Nezih Bilecik şöyle devam ediyor makalesine; Resmi otoritenin canlı doğal kaynakları koruma konusundaki kısırlığı son bir yıldır gündemi işgal eden Lüfer balığı ile ilgili olan gelişmelerde çok belirgindir. Lüfer balığı günümüzde yok edilmeye çalışılan canlı doğal kaynakların sembol bir ismi durumuna gelmiştir. Buradaki sorun Lüfer balığının kendisi değildir; esas olan denizel canlı kaynakların korunmasında Türkiye’nin geldiği dramatik noktadır.”




    Balıkçılık kaynaklarının yönetiminde herkes yerini bilmeli (1)

    Aslında lüfer balığı adının yörüngesinde oluşan fikirler, öneriler, tartışmalar ve gelinen nokta her kesimden ülkemiz insanının zihniyetini su yüzeyine çıkarmıştır. En dikkat çekici görüntü konu ilgilisi resmi otoritenin acizliği ve otoriter oluşumdan uzaklığıdır. Diğer ilginç görüntü ise akademik çevre temsilcilerinin bir bölümünün bilimsel araştırma parametreleriyle örtüşmeyen yorumlarıdır. Endüstriyel balıkçı kesiminin önü alınamayan sömürü isteği ve bu konudaki pervasızlığı da konunun diğer farklı bir görüntüsüdür. Bunların haricinde bazı sivil toplum kuruluşları ile mesleki balıkçıların isyanları oynamasının yanı sıra kamuoyunun büyük bir kesiminin konunun öneminden uzak olması ve umursamazlığı gelişmelerin farklı başka bir boyutudur.

    Oysa denizlerimizdeki doğal canlı kaynaklarımızın verimlilikteki devamlılığını sağlamak için ülke olarak son derece dikkatli ve akılcı olunmasını gerektiren bir süreci yaşamaktayız. Bu olumsuz süreci akılcı ve radikal kararlarla olumlu sürece döndürme zorunluluğumuz vardır. Bunu gerçekleştirebilmek için devlet, siyasi partiler, akademik kuruluşlar, balıkçılık sektörü ve toplum olarak kendimizi ilkin bir öz eleştiriye tabi tutmamız gerekmektedir.

    Av yasağıyla ilgili en sağlıklı kararı kim verecek?

    Doğa ve doğanın herhangi bir unsurundaki olumsuz gelişmeler için her kesimin konuya ilgisini yansıtması ve tartışma platformu oluşturması olması gereken bir olgudur. Fakat burada üzerinde durulması gereken can alıcı nokta, balıkçılık av yasaklamaları ile ilgili en sağlıklı kararı kimin alabileceğidir. Dolayısıyla konu ilgilisi resmi otoriteyi dar boğazdan kurtaracak ve nihai karara damgasını vuracak rapor/bildirim konusunda kimlerin yetkili olduğunu, tartışmaları kesecek şekilde ortaya konulmalıdır. Temel sorun budur.

    Lüfer balığı örneğinde olduğu gibi her kafadan bir ses çıkmakta, sonuç itibariyle olan olumsuzluklar lüfer stokuna ve balıkçılığımıza olmaktadır. Oysa konu çok sade ve anlaşılabilirdir. Nasıl mı? Konuyu somut ve akılda kalıcı dolaylı bir örnekle yorumlamaya ve değerlendirmeye ne dersiniz!

    Tıp bilimindeki uygulama

    Toplumun ciddiye aldığı birincil önemdeki konu insan sağlığı ile ilgili gelişmelerdir. Çünkü burada bireylerin veya yakınlarının canı ve sağlığı söz konusudur. Bunun dışındaki konuların insanlar için pek asli bir önemi olmadığı gün gibi belirgindir.
    İnsan sağlığı ile ilgili bilimsel araştırmalar, uygulamalar, işlemler ve tartışmalar salt tıp bilimcileri tarafından yapılır. Toplum kendilerine yansıtıldığı kadarıyla gelişmeleri ve verilen bilgileri merak, heyecan ve beklenti ile izler. Burada toplum tamamen tıp bilim insanlarının elde ettiği sonuçlara ve tartışmasız onlardan gelecek mesajlara endekslenmiştir. Bir örnekleme ile konuya daha da açıklık getirmeye çalışalım. Tıp uygulamalarında 30’u aşkın uzmanlık bölümü vardır. Her tıp doktoru kendi uzmanlık alanında nihai karar vericidir. Örneğin; Ortopedist kemik ve eklem cerrahisinde, romatolog eklem hastalıklarında, hematolog kan hastalıkları tanı ve tedavisi konusunda yetkili karar vericidirler. Yine benzer şekilde insanın cinsel ve üreme konumlarına dahil 2 tıp uzmanlık alanı vardır. Bunlar jinekolog yani kadın doğum uzmanı ve diğeri ise ürolog yani erkek üreme organları cerrahisidir. Tıp doktoru olmak ve genel tıp eğitimi görmek tıp biliminin her konusunda bireyleri yetkili kılmaz ve uygulamada uzmanlık alanı esas alınır. Uzmanlık ilgilisi bulunduğu alanda doktora müdahale ve tedavi hakkını vermektedir. Hal böyle olunca olası hatalar minimal seviyeye indirilmiş olur. Yapılacak en küçük bir hata tazminat taleplerinin devreye girmesi ve gazetelere manşet olmanın da nedenini oluşturur. Çünkü olay doğanın bir unsuru olan insan ile ilgilidir. Toplum veya hastalar bu konuda tamamen konu uzmanlarının elde ettikleri sonuca ve onların aldıkları tanı kararına bağlıdırlar. Bu konularda hastanın veya yakınlarının kendilerince bir ahkam kesme durumu hiçbir şekilde söz konusu olamaz ve olamamaktadır. Toplum veya hasta kendilerine verilen bilgilerle yetinme ve bunlara uyma durumundadırlar. Varsayımsal olarak ilgili konularda olası hatalar yine ilgili tıp uzmanlarınca giderilir.

    Tıp insan sağlığı ile ilgili uygulamalı bir biyoloji alanıdır. Aynı şekilde yani tıp gibi uygulamalı bir biyoloji alanı olan balıkçılık biyolojisinin ilgi alanına giren konularda ülkesel çerçevede karşılaştığımız tablo ise tam bir keşmekeşliktir.


    Balıkçılık bilimindeki üreme ile ilgili özel konum

    Balıkçılık biyolojisinin temel araştırma konularından birini balıkların üreme organlarının geçirdiği evrimin izlenmesi, balığın hangi boyda, hangi ağırlıkta ve hangi yaşta eşeysel olgunluğa ulaştığının saptanması teşkil eder. Bunun yanı sıra beslenme ve iklimsel nedenlere bağlı olarak üreme organlarının işlevselliğindeki dalgalanmalar da ortaya konulur. Ayrıca gelişmeler sucul ortamlarda ihtiyoplanktonolojik (yumurta ve larva) araştırmalarıyla pekiştirilir. Yani tıp biliminde olduğu gibi balıkçılık biliminde de bu konuda durum bildirimi ve rapor verme yetkisi etik olarak salt bu konunun uzmanlarına aittir. Resmi otorite de elde edilen sonuçlara/karara uyma durumundadır. Hal böyle olmakla beraber mesleği balıkçı olan yani balığı avlayan ve bundan gelir sağlayan kesim, balıkçılık bilimcilerinin olası önerileri ve önlemleri karşısında, kendilerinin tapulu malı olarak gördükleri canlı kaynaklar, adeta ellerinden alınıyormuşçasına isyanları oynamakta, saygısız tavır takınmakta, kuru gürültü yaparak merkezi resmi otoriteyi baskı altına almaktadırlar. Neticede endüstriyel balıkçı kesimi gerek siyasi kulvar gerekse sektör gücü ile merkezi otoriteyi bunaltmakta dolayısıyla her şey balıkçılık sektöründeki bu kesimin benimsediği şekilde sahneye konulmaktadır. Oysa gelişmeler etik, sosyal, kültürel, ekonomik, hukuk kavramı, kaynak yönetimi ve hatta ilahiyat açısından şaşırtıcıdır, insanlık adına utandırıcıdır.

    Türkiye son yarım yüzyılda yaptığı olağanüstü atılımlara ne yazık ki balıkçılığımızı dahil edemedi. Sadece balık yetiştiriciliğinde özel sektör büyük hamleler yaparak ama toplumdan ve turizm yatırımcılarından basın aracılığı ile dayak yiyerek büyümesini gerçekleştirdi. Doğal yaban kaynakların işletilmesinde ise ülke aynı başarıyı yakalayamadı. Bu neden böyle oldu. Gelin bir öz eleştiri ile konuyu analiz edelim. Denizlerimizin karasuları, iç denizimiz olan Marmara Denizi, doğal göl, baraj gölü, gölet ve nehirlerimiz gibi tüm iç sularımız devletin hüküm ve tasarrufu altındadır, yani kaynağın sahibi devlettir. Devlet kendisine ait olan bu kaynağı, koyduğu kurallar çerçevesinde işletilmesini balıkçılık sektörüne vermiştir. Kaynak yönetme, sektörü şevk ve idare etme, hükümetleri en seri ve en sağlıklı bilgilerle donatma, gerek kendi bünyesindeki araştırmalar ve gerekse akademik kuruluşların yaptığı araştırmalar, ayrıca tüm uluslar arası örgütlerin bu konuda yaptığı tüm çalışmaları değerlendirebilecek ve en sağlıklı kararları alma konumu, merkezi otoritenin yanlış adres ve yanlış yapılanmasının bir sonucu olarak olması gereken verimlilik noktasından çok uzaklardadır. Resmi otoritenin gücünü, sucul ortam sahalarında ülkesel boyutta görememekteyiz. Sahip olduğu nitelikli kadrosu kısıtlıdır. Ülke balıkçılığını somut oluşumlarla merkezi otoritenin şevk ve idare ettiği kuşkuludur. Her ne kadar soyut ortamda ve masa başında merkezi otorite var gözüküyor ise de, uygulama sahasındaki görüntü ise tam bunun aksidir. Diğer bir görüntü de balıkçılık sektörünün ana gücünü oluşturan endüstriyel balıkçı filosu kesiminin merkezi otorite temsilcilerine istediklerini yaptırdığıdır. Dolayısıyla merkezi yönetimin etkinlik ve yaptırım gücü soru işaretini çağrıştırmaktadır.

    Akademik kuruluşlar ve bilim

    Özellikle lüfer balığı ile ilgili konuda akademik kuruluşların bazı temsilcilerinin ortaya koydukları tutum ve yansımaları şaşırtıcıdır, bilim adına düşündürücüdür. Konuyu analiz etmek ve ona göre saptamaları belirlemek daha doğru olacaktır. Yakın zamana kadar ilgili olduğu bilim alanında çalışanlara bilim adamı, bilim kadını, bilim insanı tanımlamaları kullanılagelmiştir. Son dönemlerde ise cinsiyet ayırımı yapmadan sadece bilimci sözcüğü benimsenmeye başlamıştır. Peki bilim nedir? Bilim, yöntemlerle elde edilen ve deneylerle doğrulanan bilgiler topluluğudur. Bilimin en önemli özelliği; evreni, gerçekleri insan eylemleri ile doğrulanmış kurallar ve yasalarla yansıtmasıdır. Bilim dünyayı anlamanın en geçerli ve en gerçeksi yoludur. Bilimsel ilerleme ise doğal olgular için daha iyi açıklamaların getirilmesidir.

    Yalnız burada bir noktaya özellikle açıklık getirmek gerekli.
    Bir insanın akademik unvan sahibi olması onun bilimci olduğunun göstergesi değildir. Çünkü bilimde yalan olmaz. Bilimde egemen olan ana olgu doğrular yani gerçeklerdir. Özellikle bilimciler doğanın sürdürülebilirliği açısından hiçbir birey, hiçbir toplum ve hiçbir sektör ile pazarlığa oturmaz. Gerçeklerle ve bunu kanıtlayan rakamlarla oynamaz. Özümsenmiş haliyle bilim mantıksalken, olgusalken, realistken, rasyonalistken, nicelciyken bütün bunların göz ardı edilip, balıkçılık kaynaklarının ülkesel yönetiminin sağlıklı kararlar alınmasının önünü kesme durumu, şayet söz konusu olabiliyorsa bu ancak akademik unvanın getirdiği artıların suiistimali olarak izah edilebilir. Sonucu da bireyleri bilimci olmaktan arınmayı da beraberinde getirir ve üniversitelere olan olası saygınlığın da yitirilmesine neden olur.

    Balıkçılık sektörünün genel konumu.

    Balıkçılık sektörü yapısı ve menfaat çatışmaları nedeniyle iki zıt kamplaşma halindedir. Bu nedenle kabaca doğal canlı kaynakları avcılık yoluyla kullanan balıkçılık sektörünü iki ana grup halinde incelemek doğru olacaktır. Denizlerde avcılığı yapılan üretimin yüzde 90’ını gerçekleştiren endüstriyel balıkçı kesimi ile üretimin yüzde 10’unu gerçekleştiren mesleki balıkçılık yani kıyı balıkçılığı kesimidir. Her iki balıkçı grubunun arasındaki fikir ayrılıkları siyah ve beyaz kadar zıttır. Geçmişte, DPT ile Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın balıkçı filosu artışını hiçbir bilimsel araştırmalara dayanmadan gereğinden fazla düzeyde teşvik etmesi sonucu, anormal düzeyde yoğunluk gösteren endüstriyel balıkçı filosu nedeniyle balıkçılık kaynakları aşırı derecede sömürülmüş ve günümüzde de sömürülmektedir. Bu sömürüde endüstriyel balıkçı kesimi kör uçuş yaparcasına avlama temposunu her zaman daima yüksek düzeyde tutmaktadır. Haliyle balık avı sezonunda av gün sayısı çok azalmış, avlanan balık boyları küçülerek piyasa ederleri taban yapmış ve balıkçılık kaynakları bırakalım biyolojik gerekçeleri, ekonomik gerekçelere de uygun kullanılmadığından Türkiye balıkçılığı çökmüştür. Hal böyle olmakla beraber avcılıkta acil ve uzun vadeli önlemler alınması gündeme oturması gerekirken tam tersine endüstriyel balıkçı kesimi bindiği dalı kesmeğe devam etmekte ve üstelik bunu sürdürebilmek için siyasi otorite ve temsilcileri ile dirsek temasını eksik etmemektedir. Resmi otorite temsilcileri çeşitli şekillerde baskı altına alınmaktadır. Özet olarak kıyı balıkçısının dışında kalan ve büyük balıkçı diye tanımlanan kesim sucul canlı kaynaklarını toplum ve doğa ile alay edercesine sorumsuzca kullanmaya devam etmektedir.


    Makale Vira dergisinde yayınlanmıştır.
    Konu dökülük tarafından (03.01.12 Saat 18:42 ) değiştirilmiştir.

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. Avrupa Birliği Balıkçılık Politikası Ve Türkiye'nin Uyumu
    By TİRYAKİ52 in forum Güncel Deniz Haberleri
    Cevap: 0
    Son Mesaj: 02.08.11, 15:44
  2. Cevap: 8
    Son Mesaj: 31.05.11, 11:58
  3. Türkiye’de Balıkçılık İstatistiklerinin İyileştirilmesi ve Avrupa Birliği Uyum Süreci
    By Burhan Reis in forum Balıkçılık Hakkında Genel Bilgiler
    Cevap: 0
    Son Mesaj: 21.02.11, 02:48
  4. Eksik tellefon ve emailleri tamamlar mısınız?
    By kenane in forum Balıkçı Barınaklarımız & Balıkçı Koop'lar
    Cevap: 0
    Son Mesaj: 19.09.10, 01:29
  5. Denizcilik bakanlığı için kampanya başlatalım...
    By sondakika1 in forum Balıkçı Kahvesi
    Cevap: 47
    Son Mesaj: 14.04.10, 06:01

Bookmarks

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
BALIKCI FORUM