Çinakop çok, Lüfer yok

Genellikle öğlen yemeklerini, bizim halen kullandığımız geçici ofisin altındaki Bolulu Yasin Usta’nın küçük ev yemekleri lokantasında yiyoruz.
Dün havayı da güzel bulduk, Güngör’le öğlen vakti arabaya inip, başka bir yere gittik.
Yemek sonrası, “Hadi gidip bir Balık Pazarı’na (Balık Han) bakalım” dedik.
İzmit’in yeni balık pazarı, bence konum olarak da fiziki olarak da çok güzel.
Bu mevsim, balık sezonunun en yoğun, en güzel olması gereken zamanlar…
Balık Han’da tezgahları dolaşıyoruz.
Ben, yurt içinde veya yurt dışında seyahat ettiğim bütün kentlerde mutlaka Balık Pazarlarını ziyaret ederim.
Balık Pazarları, kentin kültürünü, insan yapısını, yaşam biçimini anlatır.
Balık Pazarı dün oldukça keyifliydi.
Av yasağı döneminde tezgahların ön tarafında duran çiftlik üretimi levrek, çupra, somon gibi balıklar, meraklıları için en arkalara atılmıştı.
Bol bol hamsi vardı. Kilosu 20 TL…
Bol bol istavrit(20-25 TL), tekir(25 TL) vardı.
En çok yer kaplayan balık türlerinden biri de çinakoptu.
Kilosu 35-50 TL arasında değişen fiyatlarla satılıyordu.
Aslında gözüm kaldı pırıl pırıl çinakoplarda.
Ne güzel olur ızgarası…
Ne güzel olur fırında buğulaması.
Ama yıllar var, çinakop yemiyorum.
Hatta sarıkanat yemiyorum.
Lüfer olsunlar diye bekliyorum…
…………………………
Meraklısı bilir.
Çok, ama çok özel bir balıktır Lüfer.
Sadece bizim buralarda, Boğaz’da, Marmara’da, Körfez’de, belki biraz Çanakkale boğazının altında tutulur.
Bu lüfer familyasını, küçükten büyüğe şöyle sıralayabiliriz:
Yaprak, çinakop, sarıkanat, lüfer, kofana.
Nadide balıktır.
Yıllar önce Türkiye İstanbul’da çok büyük bir uluslararası zirve toplantısına ev sahipliği yapacak.
Dönemin ülke yöneticileri misafir olarak gelecek onlarca devlet başkanı, başbakan, bakanları en iyi şekilde ağırlamak, bu ülkenin lezzetlerini onlara tattırmak istiyor.
Dönemin en üst yöneticisi, ülkenin en önemli yiyecek-içecek uzmanı, gurmesini çağırıyor, diyorki:
“-50-60 kişilik çok önemli, çok değerli misafiri ağırlayacağız. Devlet protokolünde akşam yemeğinde onlara ne sunalım. Kebap mı yapalım, döner mi, mantı mı, ne tavsiye edersin?”
Gurme, “Siz görevlilere talimat verin, yarın saban İstanbul Boğazı’nda yakalanan bütün lüfer balıklarını satın alın” diyor.
Akşam, devletin protokol yemeğinde, bütün konukların önüne, kömür ızgarasında çok kıvamında pişirilmiş lüfer balıkları, kayık tabak içinde, yanında bir tutam tere, bir yuvarlak dilim kırmızı soğan, bir küçük dilim limonla sunuluyor.
Arzu edenlere beyaz şarap ve veya rakı…
Bütün yabancı konuklar, belki de ilk kez tanıştıkları bu lezzeti afiyetle yiyorlar. Bütün tabaklarda sadece lüfer’in kılçıklı gövdesi kalıyor.
Zirve toplantısı bitiyor, herkes ülkesine dönüyor.
İstanbul’da ağırlanan konukların tamamından bir hafta içinde ülkemizin yöneticisine teşekkür mektubu geliyor. Hepsi, “O bize verdiğiniz akşam yemeğinde yediğimiz balığı unutamıyoruz” diyor…
Artık hayatları boyunca İstanbul denildiğinde akıllarına Lüfer balığının lezzetinin geleceğini söylüyorlar.
………………………….
İşte lüfer budur…
Böyle bir şeydir…
Bizim denizlerimizdeki elmas, pırlantadır.
Henüz çinakop halindeyken tutar da tezgahlarda kilosunu( bir kiloya 8-10 tane gelir) 35 TL’den satarsınız.
Ama bekleyin o çinakop büyüsün, lüfer olsun, tanesini 100 TL’den alacak pekçok meraklısını bulabilirsiniz.
Sadece çok kıymetli bir ekonomik değer değildir Lüfer…
Benzeri olmayan çok nadide bir lezzet, çok özel bir keyiftir…
Sözde yasalarımız var.
Sözde cezalarımız var.
Lüfer’i henüz Çinekop yaşındayken yakalamak yasak.
Ama hala tezgahlarda çinakop var.
Tamam uskumru, turna mezgit, zargana falan da var.
Balık pazarında tezgahlar bu dönem çok renkli ve hareketli.
Ama hala çinakop satılıyor.
Bu nasıl bir şeydir biliyor musunuz; hani futbol takımları Afrika’dan iyi koşan siyahi gençleri toplar, onlara milyon dolar paraları verir de, alt yapıdan hiç oyuncu yetiştirmezler, sonra ülke futbolu batar ya, öyle bir şeydir.
Bu nasıl bir şeydir biliyor musunuz; hani ülkenizde tarım ve hayvancılığı öldürürsünüz, sonra yurt dışından saman ithal etmek zorunda kalırsınız ya, işte öyle bir şeydir.
Büyüyüp, Lüfer olacak, Kofana olacak balığı, siz radarlı gemilerinizle, göre göre, bile bile çinakopken tutar da tezgahlarda satarsanız, bir daha lüferi, kofanayı hiç bulamazsınız.
Kendi kendimize fedakarlık yapalım.
Diyelim ki, 2-3 yıl hiç lüfer cinsi balık yemeyeceğiz.
Çinakopken, yaprakken bu balıkların tutulmasını, satılmasını, yenilmesini tamamen yasaklayalım. Emin olun, insanların rakı içmesini yasaklamaktan çok daha önemli ve faydalı bir karar olur.
Bütün yapraklar, bütün çinakoplar büyüsünler.
Lüfer, kofana olsunlar.
Üç yıl sonra tezgahlara bunlar gelsinler.
Kötü mü olur?...
……………………..
Dün, İzmit’in balık pazarını çok beğendim.
Tezgahlar dolu, pırıl pırıl.
En az 9-10 çeşit farklı balık çeşidi bulunuyor.
Fiyatlar da uygun.
Balık Pazarı’nın konumu yaya müşteriler için pek uygun değil.
Aslında belediyeler şehir merkezinden Balıkhan’aring seferleri de düzenlenebilirler…
Balık Pazarı, giderek doğal değişime de ayak uyduruyor.
Balık satan dükkanların içinde, istediğiniz balığı size ızgarada veya tavada pişirip servis eden lokantalar da kurulmuş.
Bir güzel balık kokusu var ki, sormayın. Dayanamadım, eve bir tane palamut alıp götürdüm.
Tavsiye ederim..
Şu sıralar İzmit balık Pazarı’na bir uğrayıp…
Tezgahları seyredin.
Çinakop değil ama canınızın çektiği diğer deniz balıklarından birini tercih edip alın…
Eve biraz yeşillik, belki bir 20’lik Rakı ile birlikte götürün.
Şimdi tam zamanı.
Denizler de soğudu, balıklar daha lezzetli hale geldi.
Şimdilerde bu balık sezonunun tadını çıkartın.
Birkaç yıl sonra, armut, üzüm, saman gibi, deniz balığını da tamamen Yunanistan’dan gelen ithal balıklarla yetinmek zorunda kalabiliriz.


http://www.seskocaeli.com/cinakop-cok-lufer-yok-1897/