3 sonuçtan 1 ile 3 arası

Konu: Sinağrit Baba

  1. #1
    dökülük

    Standart Sinağrit Baba

    Cehennem nişanında beş sandaldık. Güzel bir ocak akşamı. Hava lodos. Denize
    kırmızı rengin türlüsü yayılmış. Çok kaynamış ıhlamur rengindeki yayvan, geniş,
    ölü dalgalar. Sandallar ağır ağır sallanıyor, oltalar bekliyor, insanlar
    susuyor...

    Otuz sekiz kulaç suyun altındaki derin sessizliğe, dibindeki dallı budaklı
    kayaların arasına yedi rengin en koyusu girer mi şimdi. Sinağrit Baba döner mi
    avdan. Pırıl pırıl, eleğim sağma rengi pullarıyla ağır ağır, muhteşem, bir
    ilkçağ kralı gibi zengin, cömert, asil ve zalim mantosu ile dolaşır mı kim
    bilir. Altını, zümrüdü, incisi, mercanı, sedefi lacivertliğin içinde yanıp sönen
    sarayını özlemiş, acele mi ediyordu?

    Sinağrit Baba ömründe konuşmamış, ömrü boyunca evlenmemiş, ömrü boyunca yalnız
    yaşamıştır. Onun kovuğundaki zümrüt pencereden ne facialar seyretmiştir Sinağrit
    Baba, ne oltalar koparmıştır. Bu akşam kimin oltasını seçmeli de artık bitirmeli
    bu yorucu ömrü. Daha her yeri pırıl pırılken, mantosu sırtında iken, daha eti
    mayoneze gelirken bitirmeli bu ömrü. Sonra hesapta bir gün pis bir Vatos'un, bir
    sırtı renksiz, yapışkan ve parazitli bir canavarın dişine bir tarafını kaptırmak
    var. İyisi mi, muhteşem bir sofraya kurulmalı, bir zaferle dolu ömrün sonunu
    beyaz şarapla, suların üstündeki başka dünyada yaşayan bir akıllı mahluka
    kendini teslim etmeli.

    Sinağrit Baba oltalardan birini kokladı. Bu balıkçı Hristo'dur: kusurlu adam.
    Gözü açtır onun. İçinden pazarlıklıdır. Evet, fukaradır ama, kibirli değildir.
    Sinağrit baba fukaralıkta gururu sever. Öteki oltaya geçti. Kokladı. Bu balıkçı
    Hasan'dır. Geç! Cart curt etmesine bakma! Korkaktır. Sinağrit Baba cesur
    insandan hoşlanır. Bir başka oltaya başvurdu. Balıkçı Yakup iyidir, hoştur,
    sevimlidir, edepsizdir, külhanidir. Ama kıskançtır. Kıskançları sevmez Sinağrit
    Baba, geç. Şu olta, hasisin tuttuğu olta. Sinağrit Baba cömertten hoşlanır. Ama
    bu oltaya bir baş vurmaya değer.

    Bir baş vurdu. Hasisin oltasının iğnesini dümdüz etti. Sinağrit Baba iğneden
    kopardığı yarım kolyozu çiğnemeden yuttu. Hasis, oltasını hızla topladı:

    -Vay anasını be, Nikoli! -dedi-, iğneyi dümdüz etti.

    Nikoli'nin oltasının yemini kuyruğuyla sarsmakta olan Sinağrit Baba, Nikoli'nin
    bir kusurunu arıyordu. Onda kusur mu yoktu. Evvela sarhoştu. Sonra ahlaksızdı,
    kendini düşünürdü ama, cesurdu, cömertti, hiç kıskanç değildi. Fukaraydı.
    Kibirliydi de. Sinağrit Baba, kibirli fukarayı severdi ama, Nikoli'nin kibrini
    beğenmiyordu. İnsanoğlunda o başka bir şey, gurura pek benzeyen şey, yerinde,
    vaktinde bir gurur, o da değil, insanoğlunun insanlığından, ta saçının dibinden,
    oltasını tutuşundan beliren, isteyerek olmayan, ama pek istemeyerek de gelmeyen
    bir gurur isterdi. Öyle bir elin oltasını düzleyemez, misinasını kesemez, bedeni
    fırdöndüsünden alıp gidemezdi. Beş sandalın beşini de kokladı, beğenmedi.

    Sinağrit Baba, kayasının kenarında durmuş, lacivert alem içinde hafifçe
    yakamozlanan oltalarla, civalı zokalardan aydınlanan saray meydanını
    seyrediyordu. Sinağrit ve mercanlar şehrinin göbeğinde şimdi tatlı tatlı
    sallanan on beş tane fener vardı. Öteki kovuklardan mercan balıkları çıkıyor,
    fenerlerden birine hücum ediyor, budalaca yakalanıyorlardı. Gözleri büyümüş bir
    halde yukarı çıkarken dönüp tekrar aşağıya kadar geliyor, yukarıdaki dünyayı
    görmeye bir türlü karar veremiyorlardı. Sinağrit Babaya büyüyen gözleriyle,
    "Bizi kurtar şu lanetlemeden" der gibi bakıyorlardı. Sinağrit Baba düşünüyordu.
    Gidip o yakamoz yapan ipe bir diş vurdu muydu, tamamdı. Ama hiçbirini
    kurtarmıyor, hareketsiz duruyordu. Sinağrit Baba onları kurtarmanın bu kadar
    kolay olduğunu biliyordu ama, bildiği bir şey daha vardı. O da ister su, ister
    kara, ister hava, ister boşluk, ister hayvan, ister nebat aleminde olsun, bir
    kişinin aklı ile hiçbir şeyin halledilemeyeceğini bilmesidir. Ancak bütün
    balıklar oltaya tutulan hemcinslerini kurtarmanın tek çaresini koşup o yakamoz
    yapan ipi koparmak olduğunu akıl ettikleri zaman, bir hareketin bir neticesi ve
    faydası olabilirdi. Yoksa, gidip Sinağrit Baba oltayı kesmiş, biraz sonra
    Sinağrit Baba tutulduğu zaman kim kesecek? Kim akıl edecek yakamozu
    dişlemeyi?...

    O sırada büyük büyük ışıklar saçan bir olta aşağıya inmişti. Sinağrit Baba
    ümitle koştu. Bu oltayı da kokladı. Hiç tanıdığı birisi değildi. Yemi ağzına
    aldığı zaman bu olta sahibinin, tam aradığı adam olduğunu bir an sandı. Bu anda
    da yakalandı. Kepçeden sandala düştüğü zaman, Sinağrit Baba, büyük gözleriyle
    kendisini yakalayana sevinçle baktı. Sinağrit Baba, etrafı kırmızı, içi aydınlık
    siyah gözleriyle bir daha baktı. Birdenbire ürperdi. Hiddetinden ayaklarını yere
    vuran bir genç kız gibi sandalın döşemesini dövdü. Belki bizim bile
    bilemediğimiz bir işaret görmüştü kendisini tutan oltanın sahibinde: Bu adam
    şimdiye kadar hiç imtihan geçirmemişti. Ömrü boyunca, cesur, cömert, Sinağrit
    Baba'nın istediği şekilde mağrur yaşamıştı. Ama Sinağrit Baba bu adamın ne
    korkunç bir iki yüzlü köpek olduğunu bizim göremediğimiz bir yerinden
    anlayıvermişti. Bütün devirler ve seneler boyunca kendisini tutan oltanın sahibi
    ne cesaretini, ne cömertliğini, ne gururunu bir tecrübeye, bir imtihana tabi
    tutturmamış, her devirde talihi yaver gitmiş birisiydi.

    Kimdi, neydi? Sinağrit Baba da bilemezdi. Ama belki de ölünceye kadar cömert,
    cesur, mağrur yaşayacak olan bu adamın şu ana kadar bir defa bile bir imtihana
    sokulmadığını anlamıştı. Belki de sonuna kadar bir imtihandan kurtulacaktı.
    Sinağrit Baba böylesine hiç rastlamamıştı.

    Ölmeden evvel adama bir daha baktı. Namuslu, cesur, cömert ölecek bu adamın
    hakikatte korkakların en korkağı, namussuzların en namussuzu olduğunu alnından
    okuyordu. Bu adam o kadar talihliydi ki, daha ikiyüzlülüğünü kendi kendisine
    bile duyacak fırsat düşmemişti. Yoksa Sinağrit Baba yakalanır mıydı?

    Sinağrit Baba hırsından tekrar tepindi. Bağırmak ister gibi ağzını açtı. Kapadı.
    Sinağrit Baba son nefesini böylece hiçbir insanlık imtihanı geçirmemişin
    sandalında pişman ve mağlup verdi.

    Sait Faik Abasıyanık

  2. #2
    Reİs egörgün - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Mesajlar
    1.214
    Tecrübe Puanı
    0

    Standart

    insan kendini balık gibi hissediyor okurken

  3. #3
    __BALIKCI FORUM__ özgürdeniz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2009
    Yaş
    57
    Mesajlar
    5.203
    Tecrübe Puanı
    0

    Standart

    Yada alık,güzeldir Sait Faik burada paylaşmak lazım hikayelerini.Sağolasın Kenan.
    Müfit Çıkrıkçıoğlu
    İstanbul

    KIYI BALIKCISI


Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. Baba Yalçın'dan mektup var
    By basli balikcilik in forum SORUNLARIMIZ
    Cevap: 2
    Son Mesaj: 20.03.11, 05:37
  2. Baba ve tercüman
    By Kulek Reis in forum Fıkralar
    Cevap: 0
    Son Mesaj: 12.03.11, 09:55
  3. Baba Yalçın Notları
    By kenane in forum STK Çalışmaları
    Cevap: 10
    Son Mesaj: 23.07.10, 02:11
  4. Baba Yüreği
    By Hıcaz in forum Fıkralar
    Cevap: 1
    Son Mesaj: 06.05.10, 09:03
  5. KARADA BALIK: KALBUR ve Erzincanlı Ali Baba
    By kenane in forum Yeme İçme Mekanları
    Cevap: 0
    Son Mesaj: 21.02.10, 12:38

Bookmarks

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
BALIKCI FORUM