12 Haziran 2011 tarihinde Türkiye 24 siyasi partinin katılımıyla Genel Seçimi yaşayacak ve yeni iktidarını belirleyecek. Dolayısıyla 10 Haziran 2011’e kadar toplumumuz siyasi partilerle yatıp kalkacak ve gündem salt siyaset üzerine oluşturulacak. Siyasi arenada muhtemelen balıkçılık ve sucul ortamların yönetimi hariç her konu gündemi işgal edecek. Geçmişte bu böyle olmuştur ve önümüzdeki günlerde yine aynı tablo yaşanacaktır. Bu nedenle konu irdelenmeye değer.

Tüm siyasi partilerimizin parti programlarına göz atıldığında çok ilginç bir boşluğun varlığı dikkat çekicidir. Okyanus Gezegeni olarak da tanımlanan yeryüzünde bir yarımada olan ve üç yanı denizlerle çevrili Türkiye, balık yetiştiriciliği hariç 2007 yılında 90 063 851 ton olan toplam dünya balık üretiminde 632 450 tonluk avcılık üretimiyle 31. sırada bulunmasına karşın (Kaynak; Su Ürünleri İstatistikleri 2009 TÜİK); ülkemizdeki siyasi partilerimizin balıkçılığı parti programlarından göz ardı etmelerinin izahını yapabilmek oldukça zordur. Bunun temel nedenini partilerin bünyesinde deniz bilimi ile balıkçılık bilimi konusuna egemen bireylerin bulunmaması veya parti yönetimlerinin bu konulardaki bilgi donanımsızlığı ile izah edebilmek olasıdır.

Oysa Türkiye’nin 2007-2009 yıllarında yetiştiricilik dahil olmak üzere ortalama 680 608 tonluk balık üretiminin tüketici fiyatları ışığında GSMH’ya o/o 0,5-1.0’lik katkı sağlayan balıkçılık sektörünü siyasi partilerin yok sayması veya gözden kaçırmaları normal değildir. Balıkçılık sektörünün muhatap olduğu sucul ortamlardaki canlılar, doğa kurallarına uyulduğunda gıda yönünden getirisi sonsuz olan kaynaklardır. Yeryüzündeki toplumların ve aynı şekilde Türkiye’nin de besin güvenliği açısından sucul ortam kaynaklarının işletilmesi ve sürdürülebilirliği siyasi partilerimizin sağlıklı balıkçılık politikası üretmeleri ile olasıdır. Fakat ne yazık ki ufukta bununla ilgili bir görüntü bulunmamaktadır.

Diğer taraftan ülkemizin siyasi platformunda balıkçılıkla ilgili politikanın yokluğu dikkat çekicidir. 21. yüzyıl Türkiye’sine hiç de yakışmayan bir görüntüdür aslında bu. Özellikle balıkçılık konusunda resmi kuruluşlar arasındaki eşgüdümsüzlük, birbirlerine tam tezat teşkil eden uygulamalar ve sonuç itibariyle yaratılan kaos Türkiye’nin balıkçılık politikasından yoksun olduğunun somut bir göstergesidir. Ayrıca ülkemizde 17 adet Su Ürünleri Fakültesi (doğrusu Balıkçılık Fakültesi); 2 adet Ziraat Fakültesinde Su Ürünleri Bölümü; 34 adet Meslek Yüksek Okulu’nda Su Ürünleri Bölümü bulunmaktadır. Söz konusu fakültelerin nitelik tartışmasını bir kenara koyarsak; fakülte ve yüksek okullardaki su ürünleri bölümleri sayısındaki anormallik bile ülkenin balıkçılık politikasından ne denli yoksun olduğunun diğer somut ve farklı bir göstergesidir.

Ülkemiz siyasi partilerinin balıkçılığa bakış açıları ya yoktur veya sınırlıdır. Parti yönetimlerinde ve parlamentoda balıkçılık konusunda bilgi donanımına sahip, fikir üretebilecek, sucul ortamların en verimli şekilde kullanılmasına olanak sağlayabilecek, ayni zamanda balıkçılık sektörünün sürdürülebilir düzeyde kalkınmasına katkı yaratabilecek bireyler bulunmamaktadır. Genel uygulama toplama ansiklopedik bilgilerle boşluğun giderilmeye çalışılmasıdır. En önemlisi balıkçılık konusunun multidisipliner özelliğinin farkına bile varılamamasıdır. Balıkçılık konusunda hükümetlerin ve bunun yanı sıra siyasi partilerimizin icraatları ya yoktur veya sınırlıdır. Olanlarda inandırıcılıktan uzak, günü kurtarmak ve balıkçılık sektörüne şirin görünme amacı ağırlık taşıyan durumlardır. Yalnız son dönemlerde Avrupa Birliğinin Ortak Balıkçılık Politikaları açısından öngördüğü ve bu konularda Türkiye’yi yaptırımlara zorlaması nedeniyle yaşanan zoraki bir nikah görüntüsü bulunmaktadır. AB’nin balıkçılık konusundaki dayatmalarını bir kenara koyup siyasi partilerimizin parti programlarında balıkçılığa nasıl yer verdiklerini mercek altına aldığımızda ortaya çıkan tablo hiçte iç açıcı değildir.

Son 8 yıldır iktidarda bulunan Adalet ve Kalkınma Partisi’nin parti programının Tarım, Hayvancılık ve Ormancılığın ele alındığı bölümde balıkçılığa cılız bir yaklaşım yapılmış ve tek cümle ile adeta konu geçiştirilmiştir. Söz konusu ifade ise aynen şu şekildedir: “Ülkemizin coğrafi yapısı dikkate alınarak su ürünlerinin üretimi özendirilecektir” (Kaynak: AKPARTİ ).

Ana muhalefet partisi konumundaki Cumhuriyet Halk Partisine gelince; partiler içerisinde balıkçılığa en fazla ilgi gösteren bir parti konumundadır. Nitekim partinin balıkçılıkla ilgili dikkat çeken en önemli aktivitesi 22. Dönemde yaşanmış ve TBMM çatısı altında bünyesinde bir “Balıkçılık Sorunlarını Araştırma Komisyonu” oluşturmuş ve bu konuda 2007 yılında bir rapor yayınlanmıştır. Bu uygulamaya rağmen CHP’nin programlanmış köklü bir balıkçılık politikasının olduğu söylenemez. Çünkü balıkçılıkla güncel olarak ilgilenmek ayrı bir konu, balıkçılık politikası oluşturmak ayrı bir konudur. Cumhuriyet Halk Partisinin sadece diğer partilerden balıkçılık konusunda bir adım önde olduğunu ifade etmek mümkündür. Nitekim parti programı incelendiğinde balıkçılık ile ilgili bölümde şu ifadelere yer verilmiştir. “Su Ürünleri Potansiyeli Önemle Değerlendirilecektir. Ülkemizin doğal koşullarının sağladığı tüm olanaklardan yararlanılarak, sürdürülebilir bir su ürünleri politikası oluşturulacak, Deniz, tatlı su ve kültür balıkçılığının geliştirilmesi hedef alınacak, açık deniz balıkçılığı özendirilecek, balık rezervlerini koruyucu ve geliştirici önlemler etkinleştirilecek, Balıkçılığımızın, doğal yaşamı da dikkate alacak şekilde yetiştiricilik ve avcılık olarak birlikte desteklenerek geliştirilmesi sağlanacak, Kültür balıkçılığı turizmi ve çevreyi engellemeyecek biçimde desteklenecek, çağdaş ülkelerin bu alandaki mevzuat ve uygulamaları dikkate alınacaktır. Sektörde demokratik kooperatifçiliğin gelişmesi desteklenecek, 239 Ziraat Bankası’nın su ürünleri kredi sistemi etkinleştirilecek ve düzeyi yükseltilecek, Su Ürünleri Genel Müdürlüğü kurularak, sektörün tüm uygulamalarının tek merkezden yönlendirilmesi sağlanacaktır” (Kaynak: Cumhuriyet Halk Partisi).

Diğer muhalefet partisi konumundaki Milliyetçi Hareket Partisinin 135 sayfalık Parti Programı incelendiğinde balıkçılık ile ilgili olarak herhangi bir bildirimin bulunmaması dikkat çekicidir (Kaynak: Milliyetçi Hareket Partisi Resmi İnternet Sitesi ). Meclis dışındaki partilerden Saadet Partisi ise Tarım ve Hayvancılık Bölümünde balıkçılığa bir cümle ile şu şekilde yer vermiştir; “Su ürünlerinin üretimi desteklenecektir.” (Kaynak: Saadet Partisi | Prof. Dr. Mustafa KAMALAK). Siyasi partiler yelpazesi içerisinde yer alan diğer partilerin balıkçılığı dikkate almadıkları pek belirgindir. Örneğin: Türkiye Partisi programında (Kaynak: Türkiye Partisi) ve yine benzer şekilde Liberal Demokrat Parti’de programında balıkçılığa yer vermemiştir (Kaynak: belgenet.com).

Görünen odur ki Türkiye’de siyasi partilerin hudutları fiilen çerçevelenmiş; günümüze, geleceğimize ve sektöre sahip çıkan programları yoktur. Sadece ara sıra saman alevi gibi parlayan günlük göz boyamalar ve abartılı balon yaklaşımlar söz konusudur.

Türkiye’nin 2011 yılında geldiği nokta; kirlenen denizler, azalan ve ticari gücünü kaybeden sucul canlı kaynaklar, ülkesel düzeyde çöken balıkçılık ve balıkçılık sektörüdür. Uzun sözün kısası balıkçılık politikası olan ülkede söz konusu edilen olumsuzluklar yaşanır mı?

Siyasi partilerin programlarında özellikle kendilerini 2 yanlışlıktan arındırmaları gereklidir. Birincisi; AB bünyesinde Tarım Sektörü ile Balıkçılık Sektörü birbirlerinden bağımsız sektörler olarak tanımlanır. Doğru olanda budur. Oysa ülkemizde balıkçılık Tarım Sektörü içerisinde gösterilmektedir. Bu yanlışlık aynı zamanda balıkçılığın Tarım Sektöründen çok daha güçlü olan GSMH’ya olan katkısını da kamufle etmektedir.
Diğer yanlışlık ise partilerin sektörün adını uluslararası terminolojik kurallara paralel şekilde kullanmamalarıdır. Su ürünleri diye bir tanımlama yeryüzünde yoktur. Doğru olan tanımlama balıkçılıktır. Balıklar ve diğer sucul canlılar suyun bir ürünü değildirler; onlar suyun içerisinde yaşamlarını sürdüren canlılardır. Suyun ürünü olmak ayrı şey, suyun içerisinde yaşamak farklı şeylerdir. Sucul ortamda yaşayan canlı organizmaların tümü dünyada balıkçılık ürünü olarak isimlendirilmiştir. Balıkçılık tanımlaması içerik olarak sadece balık türleri ile sınırlı olmayıp, balık dahil sucul ortamda yaşayan tüm canlıları içerisine alır. Balıkçılığın ilgi alanına giren sektöre de Balıkçılık Sektörü denir (Kaynak: 1- Bilecik, N. 2010. Çocuğun adını doğru koymak! - 30 Ocak 2010 / 09:40. 2- Bilecik, N. 2011. Güldürtmeyin Dünyayı. Vira Dergisi. Yıl 7. Sayı 53. Sayfa 76-78.). Dolayısıyla siyasi partilerimizin ülkesel düzeyde kronikleşmiş bu tür terminolojik hatalardan kendilerini arındırmaları çok geç kalınmış bir görüntüsüdür.

Siyasi partilerimiz “Denizlerin Çağdaş Yönetim Modeli” veya diğer bir tanımlama ile “Sucul Ortamların Çağdaş Yönetim Modeli” kavramından hem bilgi olarak hem de uygulamalar açından yoksundurlar, habersizdirler. Türkiye’de balıkçılık konusunda, temelde yatan sıkıntı sucul ortam yönetiminin çağdaş bir şekilde yapılmamasından kaynaklanmaktadır. Özümsenmiş haliyle; “Sucul Ortamların Çağdaş Yönetimi”; sucul ortamların araştırılması, sucul ortamdaki olayların anlaşılması ve bunların izlenmesi, insanların sucul ortamlara ve sucul ortamda yaşayan canlılara, gerek içinde bulunduğumuz zaman içerisinde ve gerekse geleceğe yönelik müdahalelerinin kontrolünü kapsayan entegre bir sistemdir. Bu bakımdan sucul ortamın canlı kaynakları yönünden en iyi şekilde kullanılması için; uzun vadeli, ekolojik ağırlıklı, ortamın tüm fiziksel, kimyasal ve biyolojik özelliklerini ortaya koyan çalışmaların yapılması, sistemli bir şekilde milletlerarası ortak çalışmaların yanı sıra bilgi akışı ve yardımlaşmanın gerçekleştirilmesi ile yapılan tüm çalışmalardan elde edilen bilgilerin de en sağlıklı şekilde yorumlanmasını gerekli kılan modeldir.

Bu belirtilen husus atla deve değildir; bu kadar anlaşılır ve sadedir. Ama acı olan gerçek siyasi partilerimizin köklü ve radikal balıkçılık politikası üretememelerini bir akıl tutulması olarak yorumlamak olasıdır. Bu akıl tutulması sucul canlı kaynakların ve balıkçılık sektörünün sürdürülebilir geleceği ile ilgili beklentileri de ister istemez kaosa iteliyor. Gönülden geçen, çağdaş balıkçılık politikası üretmekte akıl tutulması yaşayan siyasi partilerimizin bunu en kısa süreçte gidermeleri ve Türkiye’nin uygulamalarıyla balıkçılıkta örnek bir ülke haline gelmesini sağlamalarıdır.

Nezih BİLECİK
Deniz ve Balıkçılık Bilimcisi


Not: Bu makale “Vira Dergisi”nin Nisan 2011, sayı 54, sayfa 56-59’da yayınlanmıştır.