4 sonuçtan 1 ile 4 arası

Konu: Türkiye’nin Güdümlü Balıkçılık Araştırmaları Açısından Göz Ardı Ettiği Deniz: Marmara Denizi

Hybrid View

önceki Mesaj önceki Mesaj   sonraki Mesaj sonraki Mesaj
  1. #1
    dökülük

    Standart Türkiye’nin Güdümlü Balıkçılık Araştırmaları Açısından Göz Ardı Ettiği Deniz: Marmara Denizi

    Türkiye’nin Güdümlü Balıkçılık Araştırmaları Açısından Göz Ardı Ettiği Deniz: Marmara Denizi

    Nezih Bilecik
    Balıkçılık Biyoloğu
    Yalıkavak Çevre ve Fok Araştırmaları Derneği-Bodrum
    nezihbilecik@gmail.com ; nezih1941@yahoo.com

    Özet
    Ulusal denizimiz olan Marmara Denizi gerek ticari balıkçılık ve gerekse balıkçılık araştırmaları yönünden olumsuz bir süreçten geçmektedir. Marmara Denizi’nde yapılan balıkçılık, filo fazlalığından verimliliğini kaybetmiş; ayrıca deniz kirliliğinin ciddi boyutlara ulaşması ve bu konudaki önlemlerin yetersizliği ticari balıkçılıkta da sıkıntılar yaratmıştır. Buna karşın balıkçılıktan sorumlu resmi kuruluşun, Marmara Denizi’nde balıkçılık sektörünü kalkındırma ve sorunları giderme amacına yönelik herhangi bir güdümlü projesi ve uygulamasının bulunmaması diğer bir olumsuzluktur. Bunun yanı sıra, Türkiye balıkçılığının çok yönlü özelliklerine sahip en aktif ortamında bir balıkçılık araştırma enstitüsünün bulunmaması büyük bir noksanlık olarak dikkati çekmektedir.
    Anahtar kelimeler: Marmara Denizi, güdümlü proje, balıkçılık araştırma enstitüsü.


    The Sea ignored by Turkey considering guided fishing research: Sea of Marmara


    Summary
    Sea of Marmara, is a Turkish national sea, is going through a negative process viewed from the perspective of commercial fishing as well as of fishing research. The excessive size of the fishing fleet has resulted in loss of efficiency in commercial fishing. Furthermore, the increase in pollution and the insufficient measures for preventing pollution have created problems. Moreover, the non-existence of any guided project or application by the official organization responsable for fishing, targeting the development and problem solution for the fishing sector, is another negative factor. Finally, the lack of a fishing research institute in this highly active fishing environment with multi-disciplinary properties is viewed as a point drawing attention.
    Key words: Sea of Marmara, guided project, fishing research institute.


    1. Giriş: Marmara Denizi’nin en önemli ve ayrıcalıklı özelliği bir ulusal deniz olmasıdır. Dolayısıyla bu denizle ilgili tüm tasarruflar tamamen ülkemize aittir. Hal böyle olmakla beraber sözde sahip çıkılan fakat özde olumlu gelişimlerden nasibini almayan deniz de Marmara Denizi’dir. Marmara Denizi’ni seviyor muyuz? Marmara Denizi’nin sürdürülebilirliği için sorumluluklarımızı biliyor muyuz? Eğer biliyorsak bu konuda ülke olarak ne yapıyoruz? Marmara Denizi’nin bir fosseptik çukur muamelesi gördüğü; sanayi kuruluşlarının ağırlıklı olarak deniz kenarına çöreklendiği ve kontrolsüz atıklarıyla denizin su kalitesini bozduğu; balıkçılık sektörünün de kaçak ve aşırı avcılık nedeniyle kaynakları verimli kullanma etiğini göz ardı ettiği; bunların yanı sıra gerek ulusal ve gerekse uluslar arası deniz ulaşımında özellikle balast sularından fazlasıyla nasibini aldığı; Tuna Nehri’nin Karadeniz aracılığı ile Marmara’ya intikal eden kirlilik yükünün de, bu denizin genel olumsuzluğunu yoğunlaştırdığıdır.

    Marmara Denizi’nin yürekler acısı halini toplumumuzda insan hareketleri yönünden değişen şu tablo ile de gözler önüne sermek olasıdır. Yarım yüzyıl öncesine kadar İstanbul ve Marmara sahilleri tam anlamıyla denizden yararlanılan ve en güzel tatillerin yaşandığı ortamlardı. Türkiye’nin büyük bir kısmı yaz tatilini İstanbul ve Marmara Denizi kıyılarında geçirirdi ve neredeyse tüm Ankara Marmara’ya taşınırdı. Oysa günümüzde İstanbul’da yaşayanların çoğu denize girmek için Ege ve Akdeniz sahiline gidiyor. Bu değişen toplumsal görüntü Marmara Denizi’ndeki tüm olumsuzlukların da dramatik görüntüsü olmuyor mu? İnsanlar Marmara’dan tatil amacıyla bu denli kendilerini soyutlarlarken o ortamda yaşayan veya o ortamda gezer-göçer olan Atlantik orijinli balıkların da vay haline…

    Dünya denizleri içerisinde ilginç oseanografik özellikleri ve balıkçılık yönünden çok ayrıcalıklı bir yeri olan Marmara Denizi ve Türk boğazlarının hem bilimsel hem de ticari balıkçılık araştırmaları açısından sürekli izlenmesi kaçınılmaz bir gerekliliktir.

    2. Marmara Denizi Araştırmaları Özeti: Marmara Denizi’ni ilginç kılan en önemli özellik İstanbul ve Çanakkale boğazlarının varlığıdır. Özellikle boğazlardaki akıntıların konumu, hidrografik yapısındaki değişken özellikleri hep dikkat çekici olmuştur. Bu nedenle Marmara Denizi sistemi içerisinde boğazlar araştırma yönünden farklı bir zenginliğe sahiptir.

    İstanbul ve Çanakkale boğazlarındaki su akıntılarının varlığı M.Ö. 4. yüzyılda ilk kez Aristo tarafından dile getirilmiştir(1). Tüm dünya denizlerinin bilimsel yönden incelenmesi ve araştırmaların yaşam bulması ise yüzyıllar süren bir boşluktan sonra gerçekleşebilmiştir.

    Marmara Denizi’ni Ege ve Karadeniz’e bağlayan boğazlar ile ilgili ilk yayının ilginç bir konumu vardır. 1681 yılında İtalyan asilzadelerinden Marsilli tarafından İsveç Kraliçesi Christine’e yazılan mektuplarda Boğazlar hakkındaki ilk etüde şahit oluyoruz. Bu araştırmacı teorik varsayımlarla gerçeğe yaklaşarak Boğaziçinde Karadeniz’den Marmara yönüne akan üst akıntıya karşılık Marmara’dan Karadeniz yönüne doğru akan bir ters akıntının bulunması gerektiğine dikkati çekmiştir(2, 3). Gerek İstanbul Boğazı ve gerekse Çanakkale Boğazı’ndaki akıntılar ve su bütçesi üzerine ilk araştırmalar ise 19. yüzyılın ikinci yarısında Spratt(4), Makarov (5) ve Wharton(6) tarafından gerçekleştirilmiştir. 19. yüzyılın sonuna doğru aynı paralelde Magnaghi, Gueydon ve Ostroumov’un çalışmaları bulunmaktadır (4).

    Bu çalışmaların ardından 1890-1893 yıllarında M. Polo gemisiyle Avusturyalı Wolf ve Luksch tarafından Çanakkale Boğazı’nda önemli çalışmalar gerçekleştirilmiştir(7).

    1894’de Spindler ve Wrangel isimli Rus araştırmacılar Osmanlı donanmasına ait “Selanik” gemisiyle Marmara Denizi’nin hem dip haritasının tamamlanması hem de derinlikler itibariyle sıcaklık, tuzluluk ve bu denizdeki tabakalaşmayı ortaya koyan çalışmaları yapmışlardır(8-9).

    1894-1895 yıllarında Diratzuyan tarafından İstanbul sahillerinin yosunlarına ait itinalı bir koleksiyon hazırlanmış ise de yayınlanmamıştır. Marmara Denizi kıyılarında yapılan ilk alg araştırması ise 1899 yılında Fritsch tarafından yapılan çalışmadır. “İstanbul Florası” adlı bu çalışmada İstanbul Boğazı ve çevresinin alg örnekleri toplanmış ve 63 taksonun Marmara Denizi’ndeki dağılımına yer verilmiştir(10).

    1910’da Danimarka araştırma gemisi “Thor” ile Prof. Schmidt tarafından Marmara Denizi de dahil olmak üzere Akdeniz, Ege ve Karadeniz’de hidrografik araştırmalar gerçekleştirilmiştir. Bu araştırmanın hidrografik sonuçları Nielsen(11), biyolojik çalışmaları ise Ehrenbaum(12) tarafından yayınlanmıştır. Böylelikle Marmara Denizi’nin oseanografik özellikleri 1910 yılında “Thor Ekpedisyonu” araştırma sonuçlarının yayınlanmasıyla gün ışığına çıkmıştır.

    1917 yılında Alman hidrograf Merz tarafından Boğaziçi detaylı şekilde araştırılmıştır. Merz, Türk deniz subaylarından Ahmet Rasim’ın refakatinde araştırmalarına başlamış, bunu 1918’de yapılan çalışmalar takip etmiştir. Merz 1925 yılında vefat edince, arkadaşı Möller, bu incelemelerden elde edilen neticeleri kullanarak çalışmaları yeniden incelemiş ve Merz-Möller hipotezi adıyla anılan bir hipotez oluşturmuştur. Buna göre, İstanbul Boğazı’ndaki yüzey akıntılarının Karadeniz seviyesinin Akdeniz’e oranla daha yüksek olmasından ileri geldiği bildirilmiştir(13). 1919’da Boğaziçi’nin jeolojik yapısı ile ilgili araştırma ise Penck tarafından gerçekleştirilmiştir(14).

    Türkiye Cumhuriyet’inin kurulmasından 5 yıl sonra balıkçılık konusunda meslek adamı yetiştirmek amacıyla 1928 yılında Balıkesir iline bağlı Marmara Adası’nda Milli Eğitim Bakanlığı’nın bünyesinde ilk kez bir “balıkçılık mektebi” kurulmuştur. İki yıllık eğitim ve öğretimden sonra bu okul 1930 yılında balıkçılıktan sorumlu olan İktisat Vekaleti’ne devredilmiştir. Bunu takiben 1931 yılı başlarında da bu okul Baltalimanı’nda kurulan Balıkçılık Enstitüsü ile birleştirilmiştir(15).

    Türkiye’nin ilk araştırma gemisi Balıkçılık Enstitüsü bünyesindeki “Balık” isimli teknedir. Onunla Marmara Denizi dahil tüm denizlerimizde araştırmalar gerçekleştirilmiş ve bu konuda Dr. J. Simpson tarafından raporlar verilmiştir(16). 1941-1942 yıllarında İngiliz Ullyott ile Türk O. Ilgaz tarafından Boğaziçi’nin hidrografyası ve hidrolojisi ortaya konulmuştur (17-23).

    Bunu takiben yine oseanografi konusunda H. Pektaş’ın 1951-1953 yıllarında boğazların hidrografisi ile ilgili olarak ortaya konulan Merz-Möller’mi, yoksa Ullyott-Ilgaz teorisinin mi gerçeğe çok daha yakın olduğu üzerinde araştırmaları dikkat çekicidir. Pektaş yaptığı çalışmalara dayanarak önceki hipotezleri eleştirerek yeni bir hipotez ortaya koymuş ve bunu kanıtlayan çalışmalarını da 1954 yılında yayınlamıştır(24-27).

    İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ABD’nin Woods Hole Oseanografi Enstitüsü’ne ait “Atlantis” araştırma gemisi ile 1948 yılında, aynı enstitüye ait “Chain” araştırma gemisi ile de 1956 ve 1961 yılları arasında tüm Akdeniz ve dolayısıyla denizlerimizde oseanografik araştırmalar yapılmış olup, bu araştırmalardan elde edilen veriler daha sonra aynı bölgede aynı yönde 1955, 1956, 1960 yıllarında araştırmalar yapan Fransız araştırma gemisi “Calypso”nun verileriyle birleştirilerek “Mediterranean Sea Atlas” (Akdeniz Atlası) adı altında Miller ve arkadaşları (1970) tarafından yayınlanmıştır(28).

    1950’li yıllar ülkemizde balıkçılık ile ilgili hem bilimsel hem de uygulamalı araştırmaların yoğunlaştığı yıllardır. Bu konuda ilk atılım İstanbul Üniversitesi tarafından yapılmış ve İÜFF bünyesinde 1951 İlkbaharında Ord. Prof. Dr. C. Kosswig’in girişimi ile Baltalimanı’nda Türkiye’nin ilk Hidrobiyoloji Araştırma Enstitüsü kurulmuştur. Söz konusu enstitü yaptığı bilimsel araştırmalarla Türkiye balıkçılığının gelişmesine, ayrıca dış dünyaya da açılarak bilimsel yönden bu arenada da ağırlığını ortaya koymuştur. Söz konusu enstitünün doğal olarak ağırlıklı çalışma konusu Marmara Denizi ve biyolojik kaynakları üzerine olmuştur. Bazı araştırmacı isimlerini belirtmek gerekirse, bunlardan Altan Acara(29-32), W. Nümann(33-38), İlham Artüz(39-43), Muzaffer Demir(44-46), Necla (Arım) Demir’in(47-53) çalışmaları dikkat çekmektedir. Ne yazık ki bu enstitü 30 mart 1983 yılında İstanbul Üniversitesinin en büyük ayıbı olarak sosyal tesis yapılmak üzere kapatılmıştır. Hidrobiyoloji Araştırma Enstitüsünün kuruluşundan kapatılışına kadar geçen 32 yıllık süreçte iç sular ve deniz araştırmaları konusunda 700 adet yayın yapılmış, bunların 200 kadarı ulusal ve uluslararası düzeyde etkin süreli dergilerde yayınlanmıştır (54).

    Hidrobiyoloji Araştırma Enstitüsü’nün balıkçılıkla ilgili olarak önemli uygulamalarından biri 1952 senesinde yayın hayatına soktuğu ve aylık olarak yayınladığı ‘Balık ve Balıkçılık’ adlı dergi olmuştur. Böylelikle ulusal düzeyde balıkçılık konusunun bilinmesine olanak sağlanmıştır. Daha sonra Et ve Balık Kurumu bünyesinde Balıkçılık Araştırma Merkezi’nin kurulması üzerine bu derginin yayınlanması söz konusu kurum tarafından sürdürülmüştür.

    Hidrobiyoloji Araştırma Enstitüsü, yapmış olduğu araştırmalardan elde ettiği sonuçları Hidrobiyoloji Dergisinde A ve B serisi olarak ilgililerin dikkatine sunmuştur. A serisi Türkçe, B serisi ise yabancı dillerde yayınlanmıştır.

    1950’li yıllarda devletin balıkçılıkla ilgili en büyük atılımı Ekonomi ve Ticaret Bakanlığı bünyesinde E.B.K.’nun kurulmasıyla gerçekleştirilmiştir. Bu kurumun kuruluş amacı “Et ve balık işlerini tertip ve tanzim etmek, ticaret, istihsal ve sanayi ile meşgul olmak ve bunlarla ilgili her türlü etüt ve araştırmalar yapmak”tı. Bu arada FAO uzmanlarının zamanın Türk Hükümetine verdikleri balıkçılıkta üniversitelerin yaptığı bilimsel araştırmaların dışında, devlet kuruluşu bünyesinde uygulamalı balıkçılık araştırmalarına da gereksinim bulunmaktadır içerikli rapor doğrultusunda bu kez 11 Mayıs 1955’te Beşiktaş’ta Balıkçılık Araştırma Merkezi kurulmuştur. Alt yapısı çok iyi olan bu teşkilatta yıllar yılı Türkiye balıkçılığına çok olumlu katkılar sağlayan araştırmalar yapılmıştır. Bunlar satır başlarıyla: Marmara Denizi’nin hidrografik koşullarının ortaya konulması; Marmara’da plankton, balık yumurta ve larvalarının yayılışının ve miktarlarının belirlenmesi; Atlantik orijinli balıkların hangi ortam koşullarında göç ettiklerinin ortaya konulması; Marmara Denizi’nin trol balıkçılığına açılıp açılamayacağının belirlenmesi amacıyla araştırmaların yapılması ve bununla ilgili önerilerin verilmesi; balık sürülerinin yerlerinin zamana bağlı saptanması; ağ ile orkinos avcılığı denemelerinin gerçekleştirilmesi; zıpkınlı tüfek ile kılıç ve orkinos av denemelerinin yapılması; denizel türlerin tanımı ve ayırt edilmesi, saha itibariyle yayılışlarının saptanması; ekonomik öneme haiz balıkların büyüme, ölüm oranları, populasyon değişkenleri gibi dinamik sorunlara ışık tutulması; balıklarda yaş tayini, boy-yaş, ağırlık-yaş ilişkilerinin ortaya konulması; balıkların göç yolları ve kısmi göçlerinin belirlenmesi; ortam koşullarının incelenmesi; beslenme ile ilgili etütlerin gerçekleştirilmesi, gibi konular üzerine olmuştur.

    Ne yazık ki 1960 yılından sonra kısır görüşlü yorumlamalar sonucu bu merkez kapatılmıştır. Oysa 1953-1960 yılları gerek Hidrobiyoloji Araştırma Enstitüsü ve gerekse Balıkçılık Araştırma Merkezi’nin çalışmalarıyla Türkiye balıkçılığı bilgi, araştırma ve sonuçlarının uygulamaya yönelik ağırlıklarıyla ülkeye altın bir dönem yaşatmışlardır. Daha sonra 1969 yılında Balıkçılık Müessesesi Müdürlüğü zamanında araştırmalar yeniden devreye girmiş ve yapılan uygulamalı balıkçılık araştırmaları 1975 yılına kadar sürdürülmüş ve bilahare kurum bünyesindeki tüm araştırmalara son verilmiştir(55).

    Uygulamalı balıkçılık araştırma etkinliklerini başlatan E.B.K. Balıkçılık Araştırma Merkezi (B.A.M.); 1955 yılından çalışmalarının durdurulduğu 1961 yılı başına kadar, araştırmalarının bir kısmını yayınlayabilmiştir. Bu merkez, kısa sürede balıkçılık konularında hem yayın yapmış, hem de balıkçılık sektörüne, özellikle av tekniği uygulamalarında önderlik ederek modern balıkçılığa geçiş sürecini hızlandırmıştır. Ne yazık ki 1961 yılında tasarruf amacıyla; araştırmaların gelir getirmediği zihniyeti ve bilimi dışlayan kararlar sonucu araştırmalar durdurulmuştur. Böylelikle üniversite bünyesi dışında, doğrudan doğruya avcılıkla ilgili araştırma faaliyetleri de yarım kalmıştır. Balıkçılık Araştırma Merkezi’nin faaliyette bulunduğu dönem içerinde yapılan çalışmaların bir bölümü B.A.M. Raporları-Series Marine Research (Seri A)’de İngilizce olarak; bir bölümü ise Deniz Araştırmaları Seri B’de Türkçe olarak yayınlanmıştır. Araştırmaların bir diğer kısmı ise Hidrobiyoloji Mecmuası Seri B ile kurumun çıkardığı aylık Balık ve Balıkçılık mecmualarında yayınlanmıştır. Bunların yanı sıra yapılan araştırmalar uluslararası kongrelerde (GFCM, ICNAF/FAO) tebliğler olarak sunulmuş ve yayınlanmışlardır. Et ve Balık Kurumu’nun yayın konusunda yapmış olduğu en önemli girişim Prof. Dr. E. Slastanenko’nun Karadeniz Havzası Balıkları isimli eserinin Hanif Altan tarafından dilimize kazandırılmasıdır(1).

    Balık ve Balıkçılık adlı aylık dergi önce İstanbul Üniversitesi Hidrobiyoloji Araştırma Enstitüsü tarafından çıkartılmış ve EBK tarafından da finanse edilmiştir. Daha sonraları EBK bünyesinde Balıkçılık Araştırma Merkezi’nin kurulması ile bu dergi E.B.K. tarafından çıkarılmaya başlanmıştır. Yayın hayatına 1953 senesinde başlayan Balık ve Balıkçılık dergisi 23 yıl kesintisiz olarak yayınlanmış ve Balıkçılık Müessesesi Müdürlüğü’nün kaldırılması aşamasında, son derece önemli işlevleri olan ve balıkçılıkla ilgili boşluğu büyük ölçüde dolduran ve eşdeğeri de bugüne kadar çıkarılamayan bu dergi, 1975 senesinin ilk yarısında yayın hayatına veda etmiştir.

    E.B.K.nun anılmaya değer bir diğer hizmeti Marshall yardımı çerçevesinde 1950’li yıllarda Türkiye’ye hibe edilen araştırma ve av gemileri ile başarılı çalışmalar yapılırken gemilerin, aynı zamanda Hidrobiyoloji araştırma Enstitüsüne de tahsisi sağlanarak her iki kuruluşun Türkiye balıkçılığına katkısının artırılmasıdır. Kapatılan her iki kurumda İstanbul’da bulunmaktaydı. Dolayısıyla kuruluş ortamları son derece isabetliydi. Çünkü bu ortam Türkiye balıkçılığına gerek bilimsel ve gerekse uygulamalı katkıların gerçekleştirilebileceği en olumlu bölgeydi. Oysa günümüzde bırakın İstanbul’da eşdeğer yapılanmaların olmasını koskoca Marmara bölgesinde bir balıkçılık araştırma enstitüsü bile bulunmamaktadır. Bu durum 35 yıldır süregelmektedir. Nerede balıkçılıktan sorumlu devlet kuruluşu?

    Beşiktaş’taki Balıkçılık Müessesesi Müdürlüğü’nün ve ardından da Baltalimanı’ndaki Hidrobiyoloji Araştırma Enstitüsü’nün kapatılmasından önceki yıllardan itibaren Marmara balıkçılığını ilgilendiren canlı kaynaklar konusunun genel şekliyle rafa kaldırıldığını gözlemliyoruz. Uzun vadeli olarak düşünüldüğünde Marmara bölgesi ve buna bağlı olarak denizel ortam için makro düzeyde Türkiye açısından talihsiz bir süreç başlamıştır. O da sanayileşme adına hesapsız, kitapsız, sorumsuz ve geleceği göz ardı ederek doğal kaynakların sürdürülebilirliğini hiç dikkate almayan hamlelerin yapılmasıdır. Marmara bölgesi sanayi kuruluşları ile dolup taşmış, çağdaş kentleşme kavramı dikkate alınmadan ilkel yerleşimlerle nüfus yoğunlaşmasının önü alınamamıştır. Ayrıca denizel ortam ile iç su ortamlarında suyun niteliğini gölgeleyen her türlü aktivite yaygınlaşmıştır. Deniz ulaşım sektöründeki ticari filo hacminin artmasından kaynaklanan balast suları denizlerimizin ekolojik yapısını bozan düzeye gelmiştir.

    Nitekim 1975’li yıllardan itibaren Marmara Denizi artık canlı kaynaklar yönünden incelenme ve izlenme dönemini çoktan geride bırakmış, kirlilik ile ilgili araştırmaların yapıldığı bir deniz konumuna gelmiştir. Dolayısıyla Marmara Denizi’nin bugünkü haline gelmesinde son 50 yılın hükümetlerinin bilgi yetersizliği ve evrensel açıdan makro plan yapamamasının da yüksek oranda payı olmuştur. Çünkü Marmara Denizi tamamen ülkemizin hüküm ve tasarrufunda olan bir denizimizdir. Kendi denizimizde olan tanker facialarında bile Türkiye uluslararası platformlarda hukuki yönden cılız kalmış ve art arda gelen tanker facialarında olan, Marmara’nın su kalitesine; onun bağrında barındırdığı canlılara; kıyılarının kirlenmesinden dolayı yöre insanlarımıza; av araç gereçlerine yansıyan bulaşmalardan dolayı da kısmen balıkçılarımıza olmuştur.

    3. Sorunun Kaynağı: Tarım ve Köyişleri Bakanlığının balıkçılıkla ilgili konularda bilinçli, yeterli ve çağdaş uygulamalara açık olamadığı çok belirgindir. Özellikle balıkçılık araştırmaları konusundaki uygulamalarında bu net bir şekilde görülmektedir. Bakanlık adeta rasgele program üretmekte; oysa çağımızda hiçbir konu rasgele değildir ve olamaz. Gelişigüzellikten arınmanın yolu bilimden, bilgiden geçer. Bilimsellik önemsenmelidir.

    Burada Marmara balıkçılığının sorunlarına çare aranıyor. Ama koskoca bölgede ve özellikle devlet kuruluşu olarak İstanbul’da bir balıkçılık araştırma enstitüsü veya bir balıkçılık araştırma merkezinin olmaması acıdır.

    4. Güdümlü Araştırmalardan Yoksun Bir Deniz: Bilimsel anlamda araştırma, ’karşılaşılan bir güçlüğün giderilmesi için bilimsel yöntemin uygulanması’ ya da ‘planlı ve sistemli olarak verilerin toplanması, çözümlenişi, yorumlanarak sonucun raporlaştırılması ile problemlere güvenilir çözümler arama süreci’ olarak tanımlanır. Araştırma bir süreç olup, temel hedef, soruna/sorunlara somut çözümler üretmektir. Onun için araştırmaların, planlı ve sistemli olmasının yanı sıra, yorumlamaların güvenirliliğini pekiştirmek açısından, araştırmaların sürekliliği önemlidir. Araştırma bir gereksinimle başlar ve bu gereksinimler fazlasıyla Marmara balıkçılığında vardır. En genel anlamda, balıkçıları ve sektörü, dolaylı ya da dolaysız olarak rahatsız eden tüm olumsuzlukların ortadan kaldırılması için Marmara denizinde güdümlü araştırma projelerinin yaşam bulması kaçınılmazdır. Balıkçılığı yönetenler diğer bir yaklaşımla balıkçılığı sevk ve idare edenler, balıkçıyı en çok rahatsız eden konulara öncelik tanımak zorundadırlar.

    Bu konuda resmi otoritenin Marmara Denizi’nde son 30-40 yıldır çok yönlü hem pelajik hem de demersal kaynaklar açısından balıkçıya yarar olarak dönen sistemli araştırmaları yapmadığı; yaptırmadığı görülür. Marmara Denizi güdümlü araştırmalardan yoksun kılınmıştır. Hal böyle olmakla beraber trol avcılığına yasak olan Marmara Denizi’nde trol ile ilgili araştırmaların hayat bulması da ilginç bir uygulamadır. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı 1990-1995 yılları arasında Marmara’da iki trol araştırma programının yapılmasına önayak olmuştur. Bunlardan birincisi İstanbul Üniversitesi Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği ile Bodrum Su Ürünleri Araştırma Enstitüsünce ortaklaşa Arar gemisi ile gerçekleştirilen “Marmara Denizinde Bazı Ekonomik Demersal Balıkların Stokları Üzerine Araştırmalar”(56-58) ile diğeri 1991-1993 yıllarında mevsimsel olarak Japonlarla yapılan iş birliği sonucu JICA Projesi çerçevesinde Dokuz Eylül Üniversitesi Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü”nün K. Piri Reis gemisi ile gerçekleştirilen “Marmara, Ege ve Akdeniz’de Demersal Balıkçılık Kaynakları Araştırmaları”dır. Bu araştırma ile ilgili sonuçlar da 1993 Kasım’ında yayınlanmıştır(59).

    Bunların yanında üniversiteler ve diğer kuruluşlar bünyesinde son yıllarda yapılan deniz kirliliği ile ilgili araştırmaların yoğunluğu dikkat çekicidir(*).

    Marmara Denizi için devletçe öngörülmüş bir kaynak yönetim planı bulunmamaktadır. “Kaynak yönetimi kaynak değerlendirilmesine dayandırılarak yürütülür. Bu yolla balıkların korunması, balıkçılık gücünün dondurulması gibi uygun bazı balıkçılık düzenlemelerinden yararlanılır. Bu gibi uygulamalara başvurulurken deniz kaynaklarının biyolojik durumu hesaba katılır(59)”.

    __________________________________________________ _________________________
    (*): Bu döneme ait yayınları bulabilmek için başvurulacak kaynak. Timur, M.; Çolak, S.; Doğan, K. 2003. Cumhuriyet Dönemi Su Ürünleri Biyografisi. İstanbul Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Yayın No 4 ISBN 975-404-685-9, 405 s.
    5. Araştırmalara Ayrılan Fonlar ve Türkiye: Denizlerdeki doğal kaynakların miktarı ancak bilimsel çalışmaların ışığı altında bilinebilir. Haliyle kaynağın işletilmesi ve balıkçı filosunun sevk ve idaresi de ancak bu araştırmaların verdiği sonuçlara göre düzenlenir. Zaten araştırma; amaçlı, planlı ve sistemli olarak verilerin toplanması, gruplanması, analizi, sentezi, açıklanması, yorumlanması ve değerlendirilmesi işlemleriyle problemlere güvenilir çözüm yolları bulma süreci olduğundan gelişmiş ülkeler balıkçılığın da dahil olduğu deniz bilimleri araştırmalarına gereken önemi vermişler ve vermektedirler (Bkz. AB uygulamaları ve OBP).
    Nitekim gelişmiş ülkeler milli gelirden küçümsenmeyecek bir payı araştırma, geliştirme harcamalarına ayrılmakta ve bu sayede sürekli yeni teknolojiler geliştirmekte ve bunun sonucu olarak da hızla kalkınmaktadırlar. Bu konuda milli gelirden en fazla payı ayıran bazı ülkeler sıralanacak olursa(60) ;

    Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  MİLLİ G.jpg
Görüntüleme: 14
Büyüklüğü:  62.4 KB (Kilobyte)
ID:	10868





    Türkiye’nin milli gelirden araştırma geliştirmeye ayrılan pay yılda binde 2’dir. Bu oran Türkiye’nin bu konuda çok geride kaldığını ve teknoloji konusunda atılımlar yapamadığının da açık göstergesidir.

    Türkiye’nin balıkçılık araştırmaları konusundaki ilgisizliği çok belirgindir(61). Bunun en somut örneğini OECD kaynaklarında görebilmek olasıdır. Avrupa Birliği ülkelerinin çoğunun da içinde bulunduğu OECD ülkeleri, 2000 tarihli balıkçılık yönetimi ile ilgili harcamalar raporuna göz attığımızda, 1997 yılına ait balıkçılık kaynaklarının yönetiminde; “araştırma giderleri, yönetim giderleri ile koruma kontrol giderleri” için ayrılan parasal ödeneklerin incelenmesinde bu ülkelerin, izleyen tablolarda görülebileceği gibi ülkemizden çok daha farklı olarak konuya baktıklarını görebilmek olasıdır(61).

    ÜLKE Balıkçılık Araş.
    Gideri $
    Yönetim Gideri
    $
    Koruma-Kontrol
    Gideri $
    Balıkçılık Yönetim
    Gideri $
    İsveç 20 170 000 8 960 000 12 870 000 42 000 000
    Norveç 23 530 000 16 950 000 57 640 000 98 120 000
    İngiltere 25 110 000 11 410 000 46 560 000 83 080 000
    Yunanistan 6 470 000 4 790 000 24 850 000 36 110 000
    A.B.D. 95 440 000 165 730 000 400 000 000 611 170 000

    Gelişmiş ülkeler Ar-Ge’ye ayrılan fonları bir israf olarak değil, kalkınmanın temel nedeni olarak görmektedirler. Bu görüş doğrultusunda Ar-Ge fonlarını artırma çabasındadırlar. Nitekim 25 Mart 2010 tarihli güncellenen İsveç Araştırma Konseyi “Swedish Research Council” web sitesine göre 2008 yılı için GSMH’nın % 3,6’sı araştırmalara ayrılmıştır.
    Türkiye ise 2004 yılında GSMH’nın %0,66’sını araştırmalara ayırarak dünyada 35 ülke içinde 31. sırada yer alabilmiştir (62). Ülkemizdeki balıkçılık araştırmalarının tamamı devlet tarafından finanse edilmektedir. Bununla ilgili olarak ayrılan mali kaynak ise son derece yetersizdir(61) (Bkz. İzleyen tablo).

    Yıllar Ayrılan Fon TL.
    2000 200 000
    2001 500 000
    2002 900 000
    2003 1 300 000
    2004 1 150 000
    2005 1 200 000
    2006 1 500 000

    Bu tablo ülkemizin araştırmalara olan umursamazlığının bir göstergesidir.

    6. Sonuç: Araştırmalar için Türkiye Hükümetlerince ayrılan parasal kaynaklara özel açıdan bakıldığında ayrılan fonun, konumuz bağlamında hiçbir özelliğinin olmadığıdır. Önemli olan doğru bakış açısını görmek ve onu uygulamaya koymaktır. Marmara balıkçılığının ve dolayısıyla Türkiye balıkçılığının esenliği açısından bunu göremeyen ve özellikle Türkiye balıkçılığının kalbi konumundaki İstanbul’da bir araştırma merkezi kurmayan; buna karşın balıkçılığın taban düzeyde olduğu “Mavi Çöl” ortamında araştırma enstitüsü kuran bir bakanlığın ve bu zihniyeti onaylayan mercilerin olduğu ortamda, yeterli araştırma fonları yaratılsa bile, bunların varlığının hiç bir anlam ifade etmeyeceği açıktır. Önemli olan ülke olarak, yönetimler olarak doğruyu saptamak ve doğru yerde yapılanmayı yapabilmektir. Bu nedenle Marmara balıkçıları ve örgütleri Marmara’yı ve balıkçılığını kurtarmaları için resmi otoriteden hiçbir şey beklememelidir. Bu sorunu kendi güçlü örgütsel yapıları içerisinde çözmeye yönelmeleri en akılcı uygulama olacaktır.

    7. Öneri: Toplumumuzda her konuda devletin müdahil ve yardımcı olması istenir. Bu genel alışkanlık toplumumuzda çok yaygındır. Aynı şekilde balıkçıda her şeyi devletten beklemektedir. Bu alışkanlık bireyleri bir yerde tembelliğe ve kolaycılığa da itmektedir. Oysa devlet balıkçıyı, hükümranlığı altındaki tüm sucul ortamlardaki canlı kaynakları avlamaya memur kılarak en büyük desteği zaten vermiştir. Bu nedenle Türkiye’de balıkçılar ve örgütleri balıkçılık kaynaklarının idari bakımdan yönetimi için alttan yukarıya doğru olan bir uygulama modelini yaşama geçirmelidirler. Diğer bir ifade ile ülkemiz balıkçıları Japonya’da uygulanmakta olan modelin Türkiye’de de uygulanabilmesine zemin yaratmalıdırlar. Bu aslında balıkçılarımız açısından zor bir uygulamadır. Çünkü balıkçının bu uygulama modelinde balıkçılık ile ilgili olarak çok iyi bir bilgi donanımına da sahip olmasını gerektirmektedir.

    “Japonya balıkçılığı, bir çok sahil balıkçılığı ve kapitalize edilmiş büyük ölçekli balıkçılık ve balıkçılık kaynaklarından ibaret olup, balıkçılık ruhsatı olan sadece bölgesel balıkçı kooperatif üyeleri birlikleri ve balıkçılardır. Dolayısıyla Japon balıkçılığı sınırlı giriş ve alttan yukarı doğru yönetim şeklinde idare edilir. Bu sistemde balıkçılık yatakları yapılan ruhsat müracaatlarına göre kullanılır. Sistemin özelliği gönüllü olarak balıkçıların balıkçı tekne sayısını, büyüklüğünü, araç gereçlerini ve mevsimlerini kendilerinin kontrol ederek deniz kaynaklarını korumalarıdır. Dolayısıyla hükümetin kaynak yönetimi için ayrıca bütçede yüksek miktarda fon ayırmasına gerek yoktur(59)”.

    Japon balıkçılık modelinde olduğu gibi her şeyin devletten beklenmesi yerine, balıkçılık araştırmaları konusunda balıkçılık örgütleri, devlet ve kuruluşları ile de işbirliğine girerek bir kolektif uygulama platformu oluşturmalıdırlar. Bunun ilk adımı olarak kendi bünyelerinde özellikle İstanbul’da vakıf statüsünde işlevselliğini devreye sokacak bir “Balıkçılık Araştırma Enstitüsü”nü kurmalıdırlar. Balıkçılar güçlü örgütsel yapıları içerisinde bir balıkçılık araştırma fonunu çok rahat bir şekilde oluşturabilirler. Böylelikle balıkçılık konusunda 40 yıldır sorunlarını çözemeyen Tarım ve Köyişleri Bakanlığından hiçbir şey beklemelerine gereksinim kalmadan sorunlarını kendilerinin çözme olanağı yaratılmış olacaktır. Bunun ilk adımı da kurulacak veya kurulması öngörülen bir vakıf enstitüsüdür. Bunu sanayiciler, sponsor kuruluşlar ve balıkçılar destek vererek gerçekleştirmelidirler. Bu desteği sağlamanın yolu da sistematik olarak fon akışını sürekli kılmak, bağımsız ve özerk bir yapılanmanın yasal temellerini atmaktır. Kurulacak olan vakıfa ait balıkçılık araştırma enstitüsünün Uluslar arası Akreditasyon (Denklik) Kurulu’nun denetimine girmesini sağlayarak son derece nitelikli personel ve alt yapısının oluşturulması olanaklar içerisindedir..

    YAZINSAL KAYNAKLAR
    1. Slastanenko, E. 1995. Karadeniz Havzası Balıkları (The Fishes of the Black Sea Basın). Çeviren; Altan, H. Et ve Balık Kurumu Umum Müdürlüğü Yayınlarından).
    2. Marsillii, A. F. 1681. Osservasioni interno al Bosforo troio overa Canale di Constantinopoli, Roma.
    3. Artüz, M. İ. & Baykut, F. 1986. Marmara Denizinin Hidrografisi ve Su Kirlenmesi Açısından Bilimsel Etüdü. İstanbul Üniversitesi Çevre Sorunları Uygulama ve Araştırma Merkezi Yayınları No 3. İstanbul.
    4. Kutaygil, N. 1970. Denizlerimizde Yapılan İlk Araştırmalar ve Gelişmeler. Balık ve Balıkçılık. Kısım 1. Cilt 18. Sayı 3. s.16-21. İstanbul.
    5. Makarov, S. 1885. On the water Exchange between the Black Sea and Mediterranean Sea. Proc. Imp. Acad. Sci. Vol. 51 Suppl. No 6. Petersburg, LI. Leningrad.
    6. Wharton, W. J. L. 1886. Report on the Currents in the Dardanelles and Bosphorus. Admiralty Publication. London.
    7. Luksch, j. & WOLF, j. 1892. Physikalische Untersuchungen im östlichen Mittelmeer, III. Berichte der Kommission Z. Erforschung des östlichen Mittelmeeres, VIII.
    8. Spindler, D. 1895. Russisch Untersuchungen im Marmarameer auf der Turkischen Dampfer “Selanik” im Jahre 1892).
    9. Spindler, D. 1898. Materialien zur hydrologie des Marmarameeres. Sapiski d. Kais. Russ. Geogr. Ges. Geogr. Abh. Vol 33.
    10. Fritsch, K. 1899. Beitrag Zur Flora Von Constantinopel. I.Kryptogamen. Denkschr. Mat.-Natur w.k. Akad. Wiss. Wien 68:219-248.
    11. Nielsen, P. 1912. Report on the Danish oceanographycal Expedition 1908-1910 to the mediterranean and adjacen Seas. Copenhagen.
    12. Ehrenbaum, E. 1924. Scombriformes. Rep. On the Danish Ocea. Exp. 1908-10 to the Med. And Adj. Seas, Vol. II. Biology A.11.
    13. Merz, A. & Möller, L. 1928. Hydrographische Untersuchungen in Bosporus und Dardanellen. Veröfflentl. Ins. Für Meereskunde, N. F.A, Geogr.- naturwiss. Reiche, No 18, Berlin.
    14. Penck, W. 1919. Grundzuge der Geologie des Bosphorus. Veröff. Des Ins. Für Meereskunde Un. Berlin N. F. hf. 4.
    15. T.C. Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü. Cumhuriyet Arşivi. 490.01/1452.17.02.
    16. Bilecik, N. 2010. Medeniyet Tarlasından Marş Marşla Geçenler. Denizler Çölleşmeden balıklar Yok Olmadan. (Baskıda).
    17. Ullyott, P. & Ilgaz, O. 1943. İstanbul Boğazı’nda Araştırmalar, I. Karadeniz Boğazı’nın Coğrafi ve Hidrolojik Durumunun İncelenmesi. Türk Coğrafya Dergisi II. Ankara.
    18. Ullyott, P. & Ilgaz, O. 1943. Observations on the Bosphorus, I. A Definition of Standard Conditions throught the year. Rev. Fac. Sci. Univ. İstanbul. Seri B.T. VIII, Fasc. 4. pp. 229-255.
    19. Ullyott, P. & Ilgaz, O. 1944. İstanbul Boğazında Araştırmalar, II. Boğazdaki su hareketleri üzerinde yeni bir hipotez. Türk Coğrafya Derisi VI-VII. Ankara.
    20. Ullyott, P. & Ilgaz, O. 1946. Observations on the Bosphorus, II. The yearly cycle in the waters. Rev. Fac. Sci. Univ. İstanbul. Seri B. T. IX, pp. 254-272.
    21. Ullyott, P. & Ilgaz, O. 1946. Observations on the Bosphorus, III. The Degree of Turbulence. Rev. Fac. Sci. Univ. İstanbul. Seri B. T. XI, pp. 107-123.
    22. Ullyott, P. & Ilgaz, O. 1946. The Hydrography of the Bosphorus: An Introduction. The Geographical Review, Vol. XXXVI, No 1, pp. 44-66.
    23. Ullyott, P. 1952. İstanbul Boğazı’nda Akıntı Şartları. Hidrobiologi Mecm. Seri A, Cilt 1, s. 1-18.
    24. Pektaş, H. 1952. Boğaziçinde Su Hareketleri. Balık ve Balıkçılık. Vol II EBK. İstanbul.
    25. Pektaş, H. 1953. Boğaziçi ve Marmara’da Satıh Akıntıları. Hidrobiyoloji Mecmuası. Seri A. Vol. II, No 4.
    26. Pektaş, H. 1954. Boğaziçinde Satıh Akıntıları ve Su Karışımları. Hidrobiyoloji Mecmuası. Seri A. Vol. III, No 1.
    27. Pektaş, H. 1956. The influence of the Mediterranean water on the Hydrographym of the Black Sea. G.F.C.M. Techn. Papers Vol. 4, Roma.
    28. Miller, A.-Tohornia, P. & Charnook, 1970. Mediterranean Sea Atlas of Temperature, Salinity, Oxygen Profiles and data from Cruises of Wood Hole Oceanographie Institution, 190 p.
    29. Acara, A. 1955. İstanbul Boğazında ilk Alkalinite Tayinleri ve Bunun Neticeleri. Hidrobiyoloji Mecm. Seri A, Cilt 2, Sayı 3, s. 136-143.
    30. Acara, A. 1956. The cycle inorganic phosphorus in the Bosphorus and its biological investigation. Int. Comm. for the Sci. Exp. of the Med. Monaco.
    31. Acara, A. 1958. Correlation between the air and sea surface temperatures of the Bosphorus. Int. Comm. of the Sci. Expl. of the Medit.
    32. Acara, A. 1958. Fluctuation of the surface water temperature and salinity of the Bosphorus. Int. Comm. Sci. Expl. of the Medit. Monaco.
    33. Nümann, W. 1953. Torik ve Palamutların Biyoloji ve Göçlerine Dair Tetkikler. Balık ve Balıkçılık. Cilt 1, Sayı 7 s. 3-16.
    34. Nümann, W. 1953. Palamut ve Torik Üzerine 1952-1953 Senesinde Yapılan Araştırmalar Hakkında. Balık ve Balıkçılık. Cilt II, Sayı 15. s. 13-15.
    35. Nümann, W. 1955. Croissance et migrations des pelamides (Sarda sarda) dans les eaux de la Turquie. Conseil Général des Peches pour la Méditerranée, Documents de travail. 3. Réunion. Doc. 42.
    36. Nümann, W. 1955. Vorlafige Ergebnisse der Markierungs experimente an palamiden (Sarda sarda) in Türkischen gewassern. Hidrobiologi Mec. Seri B, Cilt II, Sayı 4, s. 157-166.
    37. Nümann, W. 1955. Die Pelamiden (Sarda sarda) des Schwarzen Meeres, des Bosporus, der Marmara und der Dardanellen. Hidrobiologi. Seri B, Cilt III, Sayı 2-3, s 75-127.
    38. Nümann, W. 1955. Die Makrelen (Scomber scombrus) des Schwarzen Meeres, des Bosporus und der Marmara. İÜFF Hidrobiyolji. Seri B, Cilt 3, Sayı 4, s. 129-183.
    39. Artüz, İ. 1959. Fluctuations in the catches of some pelagic fishes in the Marmara and Black Sea. GFCM Technical Paper, No: 41, pp. 361-383.
    40. Artüz, İ. 1962. Some observation on the yearly temperature variation in the different layers of the Marmara Sea. Hidrobiyoloji, Seri B Tome VI, Fasc. 1-2, pp. 29-34.
    41. Artüz, İ. 1969. 1962-1966 yılları Baltalimanı denizsuyu temperatür, salinite ve yoğunluk rasatları. İ. Üniv. Fen Fak. Mec. Ser B. Vol. 34, Sayı 3-4, İstanbul.
    42. Artüz, İ. 1974. İstanbul boğazı ve civarı deniz sularının hidrografik verileri. Blm. I., II ve ek I. Hidrobiyoloji Araştırma Enstitüsü Raporları.
    43. Artüz, İ. And Oğuz, C. 1975. Daily observations on the Hydrographic Conditions of the Bosphorus during the period of 1967-1970. Hidrobiologi. İ. Üniv. Fen Fak. Araşt. Ens. Yayınları. Sayı 16 İstanbul.
    44. Demir, M.& Arım, N. 1957. Marmara ve Karadeniz Uskumru Balığı (Scomber scomber) Grubunun Üremesi ile Alakalı Hususlar Üzerinde Araştırmalar. Hidrobiyoloji Mecm. Seri A, Cilt 4 Sayı 1-2. İstanbul.
    45. Demir, M. 1959. Pontellidae and Parapontellidae (Pelagic Copepoda) from the Southern Black, Marmara and North-East Aegean Seas. Hidrobioloji Seri B. IV (4): 176-179.
    46. Demir, M. 1952-54. Boğaz ve Adalar Sahillerinin Omurgasız Dip Hayvanları. İ.Ü.F.F. Hidrobiyoloji Araştırma Enstitüsü Yayınlarından Yayın No: 3
    47. Arım, N. 1957. Marmara ve Karadeniz’de Bazı Kemikli Balıkların Yumurta ve Larvalarının Morfolojileri ile Ekolojileri. Hidrobiyoloji Mecm. Seri A, Cilt 4, Sayı 1-2, s. 7-57.
    48. Demir, N. 1958. Marmara Derin Deniz Balıklarının Yumurta ve Larvaları Hakkında. Hidrobiyoloji Mecm. Seri A, Cilt 4, Sayı 3-4, s.152-160.
    49. Demir, N. 1959. Notes on the Variations of the Eggs of Anchovy (Engraulis engrasicholus) from Black, Marmara, Aegean and Mediterranean Seas. Hidrobiyoloji Mecm. Seri B, Cilt 4, Sayı 4, s. 180-187.
    50. Demir, N. 1959. Marmara’da Yaşayan Berlam Balığının (Merluccius vulgaris Flem)’in Yumurta ve Larvalarının Morfolojileri ile Ekolojileri Hakkında. Hidrobiyoloji Mecm. Seri A, Cilt 5, Sayı 1-4, s. 5-13.
    51. Demir, N. 1959. Notes on the Littoral Penaeidae (Crustacea Decapoda) of the Turkish waters. CGPM. No 5. Techn. No 19: 177-181.
    52. Demir, N.1961. Kolyoz (Scomber colias Gmelin)’un Marmara’dan ele Geçmiş olan Yumurta ve Larvalarının Morfolojisi ile Bu Denizdeki Yumurtlama Periyod ve Larvalarının Türk Sularında Görünüşü. Hidrobiyoloji Mecm. Seri A, Cilt 6, Sayı 1-2, s. 68-72.
    53. Demir, M. 1959. Pontellidae and Parapontellidae (Pelagic Copepoda) from the Southern Black, Marmara and North-East Aegean Seas. Hidrobioloji Seri B. IV (4): 176-179.
    54. Ölmez, M. 1994. Geçmişten Günümüze Su ürünleri Eğitim, Öğretim, Araştırma. Ziraat Mühendisliği. Türk Ziraat Mühendisleri Birliği ve Vakfı Yayın organı. Sayı 278, Bölüm I. S. 30-32. Ankara.
    55. Bilecik, N. 2003. HERKES YERİNE. Denizler Çölleşmeden, Balıklar Yok Olmadan. Belgesel. Final Ofset Matbaacılık. İzmir.
    56. Yüksek, A. & Okuş, E. 1995. Marmara Denizi’nde Bazı Ekonomik Demersal Balıkların Stokları Üzerine Araştırmalar (1990-1995). II. Ulusal Ekoloji ve Çevre Kongresi. 11-13 Eylül 1995, Ankara.
    57. Yüksek, A., & Okuş, E. & Uysal, A. 1997. Marmara Denizi Berlam Balıklarının (Merluccius merluccius Linneaus, 1758) 1991-1995 Yılları Arasındaki Stok Durumu. XIII. Ulusal Biyoloji Kongresi (17-20 Eylül 1996) Cilt V. 225-236. Hidrobiyoloji Seksiyonu İstanbul, 1997.
    58. Yüksek, A., & Okuş, E. & Uysal, A. (1999) The Distribution and Relationships Between Hake (Merluccius merluccius Linnaeus, 1758) and Whiting (Merlangius merlangus Linnaeus, 1758) in the Sea of Marmara (1990-1996). Oceanography of the Eastern Mediterranean and Black Sea, Similarities and Differences of two İnterconnected Basins, 126, 23-26 February 1999, Athens, Greece.
    59. JICA 1993. Marmara, Ege ve Akdenizde Demersal Balıkçılık Kaynakları Sörvey Raporu. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı. Tarımsal Üretim ve Geliştirme Genel Müdürlüğü. s.539. Çeviren: hakkı Çakır. Ankara).
    60. www.ekodialog.com : Özgün Ekonomi ve Makale Arşivi.Az Gelişmiş Ülkelerde Araştırma ve Geliştirme Harcamalarının Milli Gelir İçindeki payı.
    61. C.H.P. 2006. Balıkçılık Raporu. Balıkçılık Sorunlarını Araştırma Komisyonu Raporu. T.B.M.M. Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanlığı. 104 s. Ankara.
    62. Kaya, M. 2007. Türkiye’de Araştır(ma)-Geliştir(me) Durum Değerlendirmesi. İşveren. Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu Dergisi. Mart 2007.

  2. #2
    Balıkçı snapper - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2008
    Yaş
    45
    Mesajlar
    1.116
    Tecrübe Puanı
    179

    Standart

    Sitede okudugum en guzel ve en anlamli tumuyle butun sorunlara cevaplayici bir alinti, research konusuda temel anahtar oldugunu belirten bir yazi, helal olsun bunlari Kim yazdiysa, harika bir konu, bu yazi research olmadan cozume ulasabilmesinin zor oldugunun kaniti ,abd ve australia research le dunyanin en son teknolegisini kullanan ve ortaklasa calisan ulkelerdir ve bu calismalara harcanan miktar inanilmaz derecede, grafik konusunda kizmamizin sebebide buydu, grafiklerden yanlis anlamlar ve dogrultulara yoneltilmisti
    Saygilar

  3. #3
    __BALIKCI FORUM__ özgürdeniz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2009
    Yaş
    57
    Mesajlar
    5.203
    Tecrübe Puanı
    0

    Standart

    Ayrılan bütçe yetersiz doğal olarak arge yok,demekki Biliminsanları haklıymış.Acil Gn Müdürlüğe ayrılan bütçe arttırılmalı,bilimsel çalışmalara para ve zaman ayırılmalı değilse 50-100 yıl önceki yabancı orijinli çalışmalar referans gösterilmeye devam edilecek.ABD yada Avustralyanın konuya eğiliminden geçtim ufacık Yunanistanın ayırdığı bütçenin yarısı bizde yok.
    Müfit Çıkrıkçıoğlu
    İstanbul

    KIYI BALIKCISI


  4. #4
    Balıkçı snapper - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2008
    Yaş
    45
    Mesajlar
    1.116
    Tecrübe Puanı
    179

    Standart

    10 ocak da yapilcak tv programinda konusuna bunun icin yorum yazmistim zaten , hic bir research yok , rastgele avlaniliyor, onun icin arastirmalari sormustum 10 aralik konusunda neye dayanarak cozume ulasilcak, avusturalya da sirf 200 uzeri bilim insani balikcilik uzerine arastirmalarini yapiyorlar son Teknolegi ile, uc bes akademisyen hangi arastirmalara dayanarak cozum bulabilcekler , inanilmaz bir basari olur ekonomiye katki bakimindan.

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. Marmara Denizi Kirleticiler ve Çevre Açısından Alınabilecek Tedbirler
    By Burhan Reis in forum Deniz Kirliliği Haberleri
    Cevap: 0
    Son Mesaj: 31.10.10, 03:27
  2. Cevap: 8
    Son Mesaj: 14.04.10, 06:25
  3. Marmara'daki balıkçılık ve deniz suyunun durumu
    By Hıcaz in forum Güncel Deniz Haberleri
    Cevap: 31
    Son Mesaj: 14.03.10, 00:15
  4. Balıkçılık ve balık araştırmaları
    By dökülük in forum Balıkçılık Hakkında Genel Bilgiler
    Cevap: 0
    Son Mesaj: 07.03.10, 21:10
  5. “KKTC balıkçılık açısından altın madeni”
    By kenane in forum Güncel Deniz Haberleri
    Cevap: 3
    Son Mesaj: 23.08.09, 14:08

Bookmarks

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
BALIKCI FORUM