Mersin Üniversitesi (MEÜ) Su Ürünleri Fakültesi Avlama ve İşleme Teknolojisi Bölüm Başkanı Doç. Dr. Bedii Cicik, 3 tarafı denizlerle çevrili olan Türkiye'de bugün gelinen noktada toplam su ürünleri üretiminin, AB ülkelerinin gerisinde olduğunu söyledi.
Cicik, bu durumun temel sebeplerinin belirli bir su ürünleri politikasının olmaması ve deniz kirliliği olduğunu ifade etti.

Sağlıklı büyüme ve gelişme sağlanabilmesi için protein, karbonhidrat, yağ gibi temel besin maddelerinin günlük olarak belirli düzeylerde alınması gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Bedii Cicik, söz konusu besin maddelerinden proteinlerin özellikle kara ve deniz besin kaynaklarından sağlanması gerektiğini anlattı. Cicik, bugün gelinen noktada sağlıklı beslenmenin önündeki en önemli engelin insan nüfusundaki artış ve mevcut besin kaynaklarının bu artışı karşılayamaması olduğunun altını çizdi. Artan nüfusun

barınma probleminin çözülebilmesi adına otlak, mera ve tarım alanlarının yerleşime açıldığını, bu durumun aynı zamanda da hayvancılığın gerilemesine sebep olduğunu savunan Cicik, hayvancılıkta yaşanan olumsuz tablonun da önüne üretim çiftlikleriyle geçilmeye çalışıldığına, ancak insan sağlığını tehdit eden kimyasal kullanımının önemli bir sorun olduğuna dikkat çekti.

"KARASAL ALANLARIN TAHRİBATI DENİZLERİ DE ETKİLEDİ"

Sağlıklı beslenme konusundaki yeni kaynak arayışlarının, tüm dikkatlerin önemli bir hayvansal protein kaynağı olan denizlere çekilmesini sağladığını ifade eden Doç. Dr. Cicik, "Protein gereksinimi karasal kaynaklardan sağlanırken, bu süreç içerisinde denizlerin bozulmadan kalıp kalmadığı sorusu ön plana çıkıyor. Karasal alanların tahribatı, birçok ülkede dolaylı bir şekilde denizleri de etkilemiştir. Şöyle ki, kimyasal tarım uygulamaları, endüstriyel kuruluşlarla toplu konutların sayısındaki artış evsel,

endüstriyel ve tarımsal atıkların başlıca alıcı ortam olan sucul ekosistemlere katılımını arttırmış ve kirliliğe neden olmuştur. Dolayısıyla karasal protein kaynaklarından yararlanılırken denizler de temiz bir şekilde kalmamıştır" dedi.

Türkiye'deki mevcut su ürünleri üretimiyle ilgili olarak değerlendirmelerde de bulunan Bedii Cicik, söz konusu üretimin bugün dünya ölçeğinde yapılan üretimden oldukça düşük olduğuna işaret ederek, 2000 yılı verilerine göre dünya su ürünleri toplamının 120 milyon ton olduğunu, bunun 30 milyon tonunun yetiştiricilik, 90 milyon tonununsa avcılık yoluyla sağlandığı bilgisini verdi. Avcılık yoluyla üretimin yüzde 44'lük bir bölümün Çin, Peru, Japonya, ABD ve Rusya tarafından gerçekleştirildiğini, geriye

kalan kısmını da Danimarka, İspanya, İngiltere, Fransa, İtalya ve Hollanda gibi Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkelerce gerçekleştirildiğini anlattı.

"TÜRKİYE'DEKİ SU ÜRÜNLERİ ÜRETİMİ AB ÜLKELERİNİN GERİSİNDE"

Türkiye'deki toplam su ürünleri üretiminin 640 bin ton olduğunu, bunun 525 bin tonununsa avcılık yoluyla sağlandığını vurgulayan Cicik, söz konusu verilere göre 8 bin 333 kilometrelik bir kıyı şeridine sahip, 3 tarafı denizlerle çevrili olan Türkiye'de mevcut su ürünleri üretiminin AB ülkelerinin gerisinde olduğunu kaydetti. Cicik, "Ülke bazında su ürünleri üretiminin düşük olmasının çeşitli nedenleri var. Bunlar arasında; dünya su ürünleri üretiminde önemli paya sahip ülkelerin açık denizlerde avcılık

yapan ve avlanan ürünleri işleyerek değerlendiren av filolarının bulunması, ülkemizdeyse kimyasal tarım uygulamaları, çarpık kentleşme ve endüstriyel atıkların arıtılmaksızın sucul ortamlara deşarjı sonucu yaşam ortamlarının bozulması, belirli bir su ürünleri politikasının oluşturulmaması, teşvik ve desteklemelerde yanlış yönlendirmeler sonucunda av gücünde kontrolsüz büyüme, buna bağlı olarak aşırı avcılık, konumu itibariyle dünyanın önemli deniz ticaret yolları üzerinde bulunması, avcılığı düzenleyen

sirkülerin hazırlanmasında denizlerimizin özellikleri dikkate alınmaksızın genel değerlendirmelerin yapılması sayılabilir" diye konuştu.

"BÖLGESEL ÜRETİMDE AKDENİZ SON SIRADA YER ALIYOR"

Bölgesel üretime bakıldığında avcılık yoluyla üretimin yüzde 72'sinin Karadeniz, yüzde 16'sının Marmara, yüzde 8'inin Ege ve yüzde 4'ünün de Akdeniz bölgesinde gerçekleştirildiği bilgisini de veren Cicik, tüm bu rakamlarla birlikte Akdeniz bölgesinin avcılık yoluyla su ürünleri üretiminde son sırada yer almasının dikkat çekici olduğunu, ancak bugünkü mevcut durum incelendiğinde bunun beklenen bir sonuç olduğunun görülebileceğini söyledi. Cicik, Türk denizlerindeki tür sayısına bakıldığında da;

Karadeniz'de 250, Marmara'da 200, Ege'de 300, Akdeniz'deyse 500 balık türünün bulunduğunu ifade ederek, Karadeniz ile Akdeniz arasında bir karşılaştırma yapıldığında da Akdeniz'deki tür sayısının fazla olduğunu, tür sayısındaki besin zincirinin uzunluk ve yoğunluğunun doğal olarak kontrol edildiğini söyledi. Bedii Cicik, açıklamasını şöyle sürdürdü: "Oysaki Karadeniz'de ekonomik önemdeki ve üretimin önemli bir kısmını oluşturan türler, kısa bir besin zincirine sahip olup, kısa sürede av boyutuna ulaşmakta

ve böyle bir baskıyla karşı karşıya kalmaktadır. Karadeniz'e dökülen akarsuların Akdeniz'e oranla fazla olması, yine üretimi etkileyen önemli faktörlerden birini oluşturur. Akarsularla taşınan mineraller, birincil üretimi dolayısıyla da av verimliliğini arttırır."